Makale Usul Hukuku

Adli Araverme

Adli araverme (adli tatil) ülke ve yargı gündemini bir çok yönden meşgul etmektedir. Yargıdaki artan iş yüküne kalıcı çözüm bulunamaması nedeniyle, adli araverme süresi ülkemizde hep göze battı. Bu sürenin kısaltılması, çözüm yolunda bir adım olarak değerlendirildi.

Çağdaş demokratik yönetim modelini esas alan ülkelerde yasama, yürütme ve yargı üç güç, üç kuvvet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu güçler arasında ise dengeli bir ilişki esastır.

Ülkemizde yasama organı yani TBMM, Anayasa gereği her yılın 01.Ekim günü açılmakta, içtüzüğüne göre ise 01.Temmuz günü tatile girmektedir. 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı yasa ile Anayasa’da yapılan değişiklikle TBMM’nin 01.Eylül yerine 01.Ekim tarihinde açılması benimsenmiştir. Her yıl 01.Ekim’de yeni yasama yılına başlayan TBMM’de komisyonlar, kısa bir süre sonra bütçe konularıyla meşgul olmakta, geride yasama konularında yeterli değerlendirmelerin yapılabileceği bir zaman dilimi kalmamaktadır. Gerçi TBMM’nin 01.Temmuz’da tatile girmemesi, çalışmaya devam etmesi olası ise de, bu da genel kurul kararına bağlı olup, TBMM’nin tatile girmeyerek ne kadar süre çalıştığı ortadadır. Yasama dönemi içerisinde ise, yasama organının hangi zaman dilimleri içerisinde yasama faaliyetleriyle meşgul olduğu bilinmektedir.

Yasama organında hangi tarihlerden kalan yasa tasarısı ve önerilerinin, soru önergelerinin beklemekte olduğu, yine yılardır yasalaşmayı bekleyen yasa gücünde kararnamelerin (KHK’lerin) bulunduğu bilinen bir gerçektir. O halde TBMM neden yılın bitmek üzere olduğu 01.Ekim’de açılmaktadır? TBMM’de bekleyen işler yok mudur?

Yürütme organına bağlı olarak görev yapan kurum ve kuruluşlarda yıllık izin süresi en çok otuz gün olduğuna göre, bu birimlerin başı olan bakanlar neden otuz günden fazla tatil yapmakta ya da neden yıl içerisinde işlerinin başında kesintili sürelerle bulunmaktadırlar? Bir diğer bakış açısı ile yaklaşıldığında, eğitimde kaliteyi artırmak için, yaz dönemini kısaltarak yaz tatilini yirmi güne ya da bir aya mı indirmek gerekmektedir? Bu gerekçeler ile çözüm arasında bir nedensellik bağı var mıdır?

Yargı, bir güç olması nedeniyle farklı çalışma koşullarına sahiptir. Gerektiğinde devleti de yargılayıp mahküm eden yargıçlar, devlet memuru değildir. Devlet memuru olmayan yargıçların, devlet memurlarından farklı haklara sahip olmaları yadırganacak bir durum değil, işin özü ve gereğidir. Her zaman yakınılan konu, yargıçların memurlaşmaları ya da memurlaştırılmalarıdır. Çünkü, yargıçlık ile memurluk bağdaşmayan iki kavramdır

Hukuk devrimi sonrasında örgütlenen yargı modelimizde, her yılın 20.Temmuz günü başlayıp 05.Eylül günü sona eren adli araverme kurumuna yer verilmiştir. Aravermenin yaz döneminde yapılması ve kırkbeş gün olarak belirlenmesi yerinde midir sorusu bu noktada karşımıza çıkmaktadır.

Araverme, mevsim ve iklim koşulları, çalışanların dinlenebilecekleri dönem gözetilerek yaz mevsiminde yapılmaktadır. Cumhuriyet’in başında ülkemizde baskın bir tarım toplumunun bulunduğu, kişilerin yaz döneminde adliyede meşgul olmayıp işlerini yürütebilmesi için aravermenin benimsendiği ileri sürülse de, bu gerekçe kurumun varlık değil yan gerekçesidir. Kurumun varlık nedeni, yargıda toplu izin sisteminin benimsenmesidir. Böylece her davaya, izin sonrası yine kendi yargıcı tarafından bakılacaktır. Bu durum doğal ve yasal yargıç ilkesinin de bir gereğidir. Anlık izinlerle dava dosyaları, dosyayla ilgisiz yargıçların önüne konulmayacaktır. Eğer konulursa, bu durum kuşkusuz yine ya o davanın ertelenmesi ve uzaması sonucunu yaratacak, ya da o davalara bakacak yargıcın diğer dava dosyalarını geciktirecektir.

Hak arayan kişiler davaların yürütülmesinde, izin gibi araverme sonucunu doğuran tesadüflerle karşılaşmayacak, davaya bakacak yargıcın izin döneminden de kural olarak önceden haberdar olacaklardır. Bu nedenle belirgin ve bilinen bir araverme dönemi zorunludur. Araverme süresinin memurların izinlerinden fazla, yasama organının tatil döneminden az ve kırkbeş gün olarak belirlenmesi ise, yargının iş yükü ve çalışmasıyla orantılıdır. Artan iş yükü dinlenme süresinin de uzunluğunu gerektirmektedir. Kaldı ki, 20.Temmuz’da başlayan bir araverme döneminde, 20. Temmuz öncesi sonuçlandırılan işlere yönelik kararların yazılması ve işlemlerinin yapılması bir zaman almakta, yine 6.Eylül’de başlayan adli yılın ilk günlerindeki dava ve işlemler için ise, adli yıl açılmadan önce bu konuların incelenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak kırkbeş günlük araverme süresi öngörülmekte ise de, çalışanların dinlenmelerine ayıracakları süre hiçbir zaman kırkbeş gün olamamaktadır. Bu bir ölçüde öğretmenlerin öğrenciler kadar tatil yapamamalarına benzeyen bir durumdur. O halde bu koşullar gözetildiğinde, araverme süresinin memurların izin süresinden fazla ve kırkbeş gün olarak belirlenmesinde aykırı bir yön bulunmamaktadır.

14.Temmuz.2004 tarih ve 5219 sayılı yasayla araverme süresi her yılın 01.Ağustos’u ila 05.Eylül tarihleri arası olarak belirlenmiş, böylece 2005 yılından geçerli olarak araverme dönemi on gün kısaltılmıştır. Bu durum sonuç olarak yargıçların fiilen kullanabilecekleri izinlerinin devlet memurlarının da altına inmesine neden olmuştur. Yargıdan fedakarlık beklenmekte ise, kuşkusuz yargı fedakarlık yapar, yapacaktır ve  de yapmalıdır. Ancak gerçek gerekçe, davaların uzamasını yaratan etkenlerin azaltılması mıdır? Bakıldığında araverme döneminin kısaltılması için Yargıtay Yasası, Danıştay Yasası, Uyuşmazlık Mahkemesi Yasası, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Yasası, İdari Yargılama Usul Yasası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası ve Ceza Muhakemeleri Usul Yasası’nda ve ayrıca yargıya paralel düzenleme öngörülen Sayıştay Yasası’nda değişiklik yapıldığı görülmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin görevlerine ilişkin 2797 sayılı yasada bir değişiklik yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesinde adli araverme geçerli değildir. Ancak yargı ve yüksek yargı organları arasında farklılık yaratılmaması için bu mahkeme başkan ve üyeleri için de kırkbeş günlük izin süresi öngörülmüştür. Bu sürenin benimsenmesi, adli aravermenin 5219 sayılı yasayla yapılan değişiklik öncesi kırkbeş gün olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak yapılan değişikliklere paralel olarak bu izin süresi kısaltılmamıştır. Anayasa Mahkemesi’nde yazılmamış karar, ön incelemesi yapılmamış dosya ve iş yükü sorunu bulunmamakta mıdır? Yoksa bu mahkeme, diğerlerinden farklı olarak ayrı bir “yüksek mahkeme” statüsüne mi sokulmuştur? Böyle yapılmış ise bunun hukuksal gerekçesi nedir? Ya da yasama organı bu yasada değişiklik yapmayı mı unutmuştur? Bilinen  bir söz olarak “yasama organı abesle iştigal etmeyeceğine” göre, herhalde bu durumun da bir gerekçesi vardır.

Bu bağlamda ortaya çıkmaktadır ki, adli aravermenin kısaltılmasında yatan gerekçe, davaların uzamasının önüne geçmek değildir. Asıl gerekçe, yargısal alanda yapılacak değişiklikler öncesinde, kamuoyunca da garipsenmeyen bir konuyu esas alarak “yargısal refleksin” ölçülmesidir. Bu refleks yargıdan alınamamış daha doğrusu alınmıştır(!) ve yargı konusundaki düzenlemeler ve işlemler kolaylıkla gerçekleştirilmektedir. O halde yargı, yasama ve yürütme organının yanında artık kendisi tarafından da memurlaştırılmaktadır.


BU MAKALE, SİTEMİZİN ÜYELERİNDEN ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU TARAFINDAN KALEME ALINMIŞ VE  SİTEMİZDE YAYINLANMAK ÜZERE GÖNDERİLMİŞTİR.

Related posts

Yargıcın Tarafsızlığı

ankahukuk

Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak suçu

ankahukuk

Haber Verme Hakkı ve Banka Tüzel Kişiliğine Karşı İtibarın Zedelenmesi Suçu

ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?