arama

AIHM Uzun vs Almanya Karar İncelemesi

  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • ankahukuk ankahukuk

İletişimin denetlenmesi ve benzeri teknik takiplerde karşılaşılan sorunların en başında özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmesi tartışması gelmektedir. Özel hayatın tam ve kesin bir tanımı olmamakla beraber en genel şekliyle, kişinin kendisine özel olan ve dışarıya kapalı yaşam alanıdır.

UZUN vs ALMANYA KARARI İNCELEMESİ
 
A. HUKUKİ OLAY:
            1967 doğumlu başvuranın 1993 yılının ilk baharında Sözde Anti-Emparyalist Hücre tarafından işlenen suçlara katıldığından şüphelenilmesi üzerine Anayasa Koruma Kurumu Kuzey Rhine-Westphalia Departmanı başvurucuyu uzun bir süre gözlem altına almıştır. Bahsi geçen örgüt ise 1992’den beri silahlı mücadele veren bir örgüt olan aşırı solcu Kızıl Ordu olarak bilinmektedir.
            Başvurucu bazen görsel olarak yani dairesine giriş ve çıkışları sırasından Anayasa Koruma Kurumu tarafından takip ediliyordu. Bununla birlikte kurum 3 yıl boyunca başvuranın bütün telefon konuşmalarını da dinlemiş ve kendisine gelen postaları gizlice okumuştu. Başvuranın suç ortağı S için de aynı tedbirler uygulanmıştır.
            1995 yılının Ekim ayında AntiimperialistischeZelle tarafından üstlenilen bir bombalı saldırı meydana gelmiş ve bunun üzerine başvuran için soruşturma başlatılmıştır. Soruşturmanın açılmasıyla birlikte başvuran ve suç ortağı S için Federal Suç Soruşturma Ofisi’nin memurları tarafından takibe alınmıştı. Başvuran ve suç ortağı S’nin telefonları kayıt altına alınmış, aynı zamanda araçları da takibe alınmış, S’nin ev girişine ek kameralar yerleştirilmiş ve ayrıca S’nin kullandığı radyo iletişimi engellenmiştir.
            Kendilerinin takip edildiğinden şüphelenen başvuran ve S bir çok kez takip eden sivil memurları atlatmayı başarmışlardır. Aynı zamanda telefonda birbirleri ile görüşmeyi de kesmişlerdir. Bunun üzerine Aralık 1995’te Federal Savcı’nın emri ile S’nin aracına bir GPS yerleştirilmiş ve böylelikle gittikleri yerler tespit edilmek istenmiştir. GPS takibinin yapıldığını anlamamaları için ise alınan sinyal bilgileri 1 gün sonra değerlendiriliyordu.
            B. YARGILAMA SÜRECİ:
                        ba. Federal Adalet Mahkemesi:
            Başvuranın müdafileri GPS verileri ile toplanan delillerin kullanılamayacağını öne sürmüş, 24 Ocak 2001 tarihinde Federal Adalet Mahkemesi vermiş olduğu kararında bu hususu reddetmiştir. Reddetme gerekçesi olarak ise GPS verilerinin delil olarak kullanılmasının yasal bir temeli olmasına bağlamıştır. (Ceza İşleyiş Kodu m.100/c-1/b) Bununla birlikte meydana gelen suçun bir terör suçu olması sebebiyle mahkeme GPS kullanımını orantılı bulmuş ve aynı zamandan özel hayatın gizliliğini ihlal etmediğini söylemiştir.
                        bb. Federal Almanya Mahkemesi:
            Başvuranın Federal Almanya Mahkemesi’ne başvurması üzerine Federal Almanya Mahkemesi GPS ile izlemenin Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 100/1-b maddesine dayandırılabileceğini vurgulamış ve bu hükmün anayasal olduğunun altını çizmiştir. Alınan önlemin başvuranın özel hayatına orantısız bir müdahalesinin olmadığı belirtilmiştir. Mahkemeye göre bir suçtan dolayı başlangıç şüphesi varsa ve soruşturmanın diğer yöntemlerle yapılması durumunda başarı olasılığı az ise hükmedilen tedbir orantısız değildir. Mahkeme olayda bu orantılılık olduğu sonucuna varmış, ve tedbirin anayasal dayanağına vurgu yaparak başvuranın özel hayatın gizliliği istemini reddetmiştir.
                        bc. AIHM:
            Başvuran kendisi hakkında GPS yoluyla elde edilen verilerin sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğunu öne sürmüştür. AIHM çeşitli kriterlere göre davayı şu şekilde incelemiştir.
                                   bca. Kabul Edilebilirlik Açısından:
            Hükümet, başvuranın sözleşmenin 35. Maddesine göre tüm iç hukuk yollarını tüketmediğini öne sürmüş, gerekçe olarak da iletişimin önlenmesi konusuna başvuranın herhangi bir itirazda bulunmadığını söylemiştir. Hükümet aynı zamandan GPS sinyalinin S’nin arabasına ait olduğunu savunup başvuranın özel hayatına bir ihlalin olmadığını da öne sürmüştür.
            Başvuran ise hükümetin aksine iletişimin önlenmesine itiraz ettiğini öne sürmüş ve bu husus muhakemeyi yapan mahkemece de doğrulanmıştır.
            Mahkeme sözleşmenin 35/3. maddesi çerçevesinde başvuranın iddialarının temelden yoksun olmadığını kabul etmiş ve davayı kabul edilebilir saymıştır.
                                   bcb. Özel Hayatın Gizliliği Açısından:
            Hükümet, başvuranın doğrudan özel hayatına bir müdahale olmadığını öne sürmüş, bunu GPS verilerinin S’nin aracına ait olmasına bağlamıştır. Hükümete göre GPS verileri yalnızca aracın yerini tespite yaramıştır ve aracın içinde kimin olduğu ise bilinmemektedir.
            Başvuran ise GPS cihazının S’nin arabasına monte edilmesine rağmen asıl amacın kendisi izlemek olduğunu öne sürmüş ve bu bilgilerle kendisi hakkında bir yargılama başlatıldığını söylemiştir.
            AIHM, yasaya uygun olarak deyiminden m.8/2 bağlamında öncelikle uygulamanın ülke yasalarında olması gerektiğini ve daha sonra kanunun hukukun üstünlüğü ile uyum içerisinde olmasını aramıştır. Mahkemeye göre kanunlar öngörülebilir yani, vatandaşların anlayabilecekleri şekilde kaleme alınmış olması koşulunu aramıştır ve bunu yaparken de kendi vermiş olduğu Malone ve Birleşik Krallık, Valenzuela Contreras ve İspanya kararlarına atıfta bulunmuştur.
            Mahkeme başvuranın özel hayatının ihlal edildiğini iddia etmesi üzerine bunun yasal dayanağı olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100c-1/1(b) maddesinin bunun dayanağı olduğunu vurgulamıştır. Mahkemeye göre , “bir dinleme emrini gerektirecek suçların niteliği, iletişimin takip edilmesi gereken kişilerin kategorilerinin bir tanımı, böyle bir takibin süresine kısıtlama getiren bir sınır, elde edilen verilerin incelenmesi, kullanılması ve depolanmasında izlenecek usul, verinin diğer bir birime iletilirken alınması gerekli önlemler ve elde edilen verinin silinebileceği veya silinmesinin mevzuatta tanımlanmış olması” gerektiğini vurgulamıştır. Başvuranın belirttiği gibi süre sınırı olmadığı doğru olmakla birlikte CMUK’a eklenen 163/f-4 maddesine göre sonradan “savcı tarafından bir şüphelinin sistemli olarak teknik takibin yapılması hususunda verilen emrin bir aylık süreyi geçemeyeceği ve bu sürenin daha fazla uzatılması kararının ancak hakim kararı ile verilebileceği” bu aksaklık giderilmiştir. Dolayısıyla mahkeme bu konuda yeterli garantinin olduğu sonucuna varmıştır.
            Mahkeme başvuranın GPS ile takibinin ilgili olayda demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının tayininde, gereklilik kavramının müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca karşılık gelişini ve özellikle güdülen amaca meşru maksatla orantılı oluşunu kastetmiştir. Bunu takiben başvuranın diğer takip yollarından kaçarak kurtulmayı başarması sonucu GPS takibinin orantılı ve gerekli olduğu sonucuna varmıştır.
            Tüm bu gerekçelerle mahkeme AIHS m.8 ihlali olmadığı sonucuna varmıştır.
            C. DEĞERLENDİRME:
            İletişimin denetlenmesi ve benzeri teknik takiplerde karşılaşılan sorunların en başında özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmesi tartışması gelmektedir. Özel hayatın tam ve kesin bir tanımı olmamakla beraber en genel şekliyle, kişinin kendisine özel olan ve dışarıya kapalı yaşam alanıdır. Buna göre sokakta yürüyen bir kişiyi videoya çekmek özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyecektir çünkü kamuya açık bir yer mevcuttur. Ancak video kaydının kişinin evinde yapılası şüphesiz ki özel hayatın gizliliği ihlal edecektir.
            Uzun kararında olduğu gibi GPS ile teknik takibin özel hayatın gizliliğini ihlal edip etmediği tartışmasından yola çıkılarak, teknik takip kavramı önemli bir tartışma konusu olmuştur. Teknik takip, amaca uygun derecede orantılı, sürekli olmayan ve kanunda açıkça tüm unsurları ile belirtilmişse bu durumda özel hayatın gizliliğini ihlal kabul edilemeyecektir.
            Olayımızda Almanya Ceza Muhakemesi Kanunu GPS ile takip konusunu en ince ayrıntısına kadar düzenlemiş ve şüpheli ya da sanık için bunun hukuksallığını garanti altına almıştır.  Kanun ayrıca süreyi 1 ay ile de sınırlı tutmuştur. Amaca uygunluktan maksat ise şayet bir kişi hakkında teknik takibe başvurmadan başka suretlerle delil elde edilebilecek ise bu yola başvurulmamasıdır. Başvuranın terörist bir gruba üye olduğu şüphesi vardır. Terör suçları toplum düzeninin en çabuk şekilde bozulabildiği ve bunun yanında toplumun devletine olan güveninin en çabuk sarsılabileceği suçlardır. Dolayısıyla bu tür suçlarda haklar arasındaki menfaatlere bakmalıyız. Yani bir kişinin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi durumunda toplumun büyük bir kısmının can güvenliği korunacaksa bu durumda özel hayat ihlal edilmelidir. Başvuran bombalı bir eylemden sorumlu tutulmakta ve çok kez kendisini takip edenleri fark ederek sivil memurları atlatmaktadır. Dolayısıyla kendisi için GPS ile veri toplanmasının dışında hiçbir işlem yapma olanağı kalmamıştır. Başvuran ayrıca terör eylemleri yapan bir gruba da üyedir ve yukarıda bahsettiğimiz gibi başvuranın özel hayatının ihlal edilmesi durumunda daha üstün bir hak olan yaşama hakkı korunacaktır. Tüm bu unsurlar birlikte düşünüldüğünde AIHM’in vermiş olduğu özel hayatın gizliliğinin ihlali olmadığı yönündeki karar da doğrudur.
Bu hukuki çalışma, Av. Murat YILMAZ tarafından kaleme alınmış olup, sitemizde 2 Eylül 2012 tarihinde yayınlanmıştır.