Sınav Soruları & Kur-Pratik

Ceza Hukuku Genel Hükümler Final Sınavı – Sınav Soru ve Cevapları – Genel Değerlendirme – 2013/2014- AÜHF

Kaydet(0)

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2013-2014 öğretim yılı, Ceza Hukuku Genel Hükümler Final soru ve cevapları ile değerlendirme

1.“Türk Devleti işlerinde Türk’ten başkasına inanmayalım. Türk Devleti işlerinin başına özTürk’ten başkası geçmemelidir. Türk’ün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir… Eğer azlıklar bugüne kadar Türklerin faydalandığı hakları istiyorlarsa yalnız kanun bakımından değil, iç bakımından da ‘Türküz!’ demeliler ve “Türk” olmalıdırlar.”  (Mahmut Esat BOZKURT) Bu sözlerde ifadesini bulan anlayış, kanun koyucu ve yargı tarafından da benimsenirse, nasıl bir ceza hukuku ortaya çıkar? Sadece ismini yazıp, bu anlayışıreddeden ceza hukukunun özelliklerini belirtiniz. (5  puan)

CEVAP: Bu anlayış “baskıcı” bir ceza hukuku yaratır, çünkü aidiyete-kimliğe göre (snıf değil) bir ayrım yapılmaktadır.. Bu anlayışı reddeden ceza hukuku ise “özgürlükçü” ceza hukukudur. Bu ceza hukuku, özgürlüklerle yasaklar arasında dengekurar; düzenin korunması yanında bireyin ve toplumun geliştirilmesi işlevini üstlenir. Devletin kutsallığı söz konusu değildir;resmi ideoloji olmadığı için düşünce özgürlüğü vardır dolayısıyla düşünce suçu yoktur.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Ayrıcalıkçı ceza hukuku cevabı yanlıştır  ve özgürlükçü ceza hukukunun özellikleri eksik ya da yanlış yazılmıştır.

2. “… sanığın, 80 yaşında ve rahatsızlığı nedeniyle ancak bastonla yürüyebilen maktul babasının … bakımında güçlük çekmesi ve eşinin daha fazla bakmayı istememesi nedeniyle, … ikamet ettikleri eve 22 km. uzaklıkta bulunan ormanlık ve ıssız bir alana götürüp bırakıp sonrasında evine döndüğü, maktulün, olaydan iki gün sonra bırakıldığı yere kısa bir mesafede bulunan dere yatağında kendisinde önceden var olan kronik kalp-damar ve akciğer hastalığı nedeniyle ölü olarak bulunduğu, …” (1. CD.  20.02.2013  5467/1230) Karara konu olan olayı değerlendiriniz. (10 puan)

 CEVAP: Burada zorunluluk hali ya da haksız tahrikten söz edilemez. Sanık “doğrudan” öldürme kastı taşımasa da, babasının sağlık durumunu bilmekte ve sonuca rıza göstermektedir. Burada “olası-muhtemel kast” söz konusudur ve ölüm sonucuyla sanığın hareketi arasında “nedensellik” bağı vardır.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Sadece taksir ya da bilinçli taksir cevabı doğru kabul edilmedi ve hiç puan verilmedi.Büyük çoğunluk m. 97/2’ye göre sorumluluğu belirlemiş. Bu suç neticesiyle sebebiyle ağırlaşan bir suç ve failin asıl amacı “terk”. Terk edildiği için mağdurun ölümü cezalandırılıyor. Oysa soruya konu olan olayda, fail mağdurun ölümünü istiyor ya da rıza gösteriyor. Yani “terk sonucu ölümün doğması”yla, “ölmesi için terk edilmesi” farklı. Buna rağmen m. 97/2’ye göre cevap verenlere en az 5 puan verildi. 

Mutlaka nedensellik ve olası kasttan söz edilmesi arandı.

3. “Sanığın katılanı (mağdur) bıçakla önce bacağından ve elinden yaralayıp, ardından kafa atıp burun kemiği kırığı oluşacak  şekilde yaraladığı olayda, … TCK’nın  44.  maddesi uyarınca sanığın en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı sorumlu tutulması gerekirken,…”(3. CD.  15.04.2013  17131/15825) Kararı değerlendiriniz. (10 puan)

CEVAP: Fikri içtima suçların içtimaının bir türüdür ve “tek bir fiille” birden fazla suçun işlenmesi söz konusudur. Suçların içtimaı ancak “birden çok suç” varsa ortaya çıkabilir. Olayda tek bir yaralama suçu vardır. Zaman aralığı kısa ve hedef aynıdır.  Yargıtay fikri içtima konusunu yanlış değerlendirmiştir.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Birden çok suçtan söz edilmesi temel hatadır. Bu cevabı verenler, 0layda zincirleme suç ya da fikri içtima hatta bileşik suç olduğunu söylemekteler ki tamamen yanlış kabul edildi.          

4. Akif,  kuyumcu dükkanı olan  Murat’ı  takip ederek evini öğrenir ve bir gece aşırı alkol alıp sızan Murat’ın evine girer. Akif, tek başına yaşayan Murat’ın  ceketinin cebinden dükkanın ve arabanın anahtarlarını alır. Hiçbir şeyin farkında olmayan Murat, anahtarları kaybettiğini düşünür ve yedek anahtarları kullanır. Akif ertesi gece Murat’ın arabasını çalar. İki gün bekledikten sonra yine bir gece, cesaret kazanmak için alkol alarak, kuyumcu dükkanına girer. Bir kutuda duran  bilezikleri cebine koyarken alarmın çalması üzerine sadece iki bileziği alıp diğerlerini yere atarak kaçar. Güvenlik kamerasındaki görüntülerden Akif kolayca yakalanır ve çaldığı bileziklerin sahte olduğu anlaşılır. Akif, alkolün etkisiyle bilezikleri gerçek zannetmiştir. Olayı değerlendiriniz. (15 puan

CEVAP: Akif aynı kişiye (Murat) karşı farklı zamanlarda birden fazla hırsızlık suçu işlemiştir. Burada “zincirleme suç” olup olmadığı tartışılmalıdır. Fail aynı suç işleme kararıyla (sübjektif şart) hareket etmişse, diğer koşullar oluştuğundan, zincirleme suçtan söz edilir. Murat’ın evine girilerek hırsızlık yapılması aynı zamanda “konut dokunulmazlığı”nı ihlaldir (m. 116/1) Burada 116/4. maddeden hareketle “bileşik suç” olarak kabul edilmesi ya da “birbirine bağlı suç” olarak düşünülüp konut dokunulmazlığını ihlal ve hırsızlıktan ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiğinin kabul edilmesi doğru cevap olarak değerlendirilecektir.

            Akif’in cesaret kazanmak için alkol alması “sebebinde serbest hareketli suç”tur ve iradi olarak alınan alkol cezai sorumluluğu etkilemez (m. 34/2).

            Bileziklerin sahte olması durumunda “suça etki eden nedenlerde hata” yapılmıştır. Olayda var olan bir cezayı hafifleten (m. 145) nedeni fail bilmiyorsa, bundan yararlanır (m. 30/2).

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Zincirleme suçtan söz edilmemesi; tek bir hırsızlık suçu olduğunun kabul edilmesi, hırsızlık suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının söylenmesi (FAHİŞ HATA); sebebinde serbest hareketli suçtan söz edilmemesi; suça etki eden nedenlerde hata yerine “fiili hata” denmesi (FAHİŞ HATA).

5. “20 Nisan 2011” tarihinde işlediği basit dolandırıcılık suçundan (m. 157) dolayı Ali hakkında, savcı önünde ifadesi alınmadan “20 Nisan 2012” tarihinde iddianame düzenlenmiştir.    Hakim önünde sorgusu “20 Nisan 2013” tarihinde yapılan  Ali, “20 Nisan 2014”tarihinde milletvekili seçilmiştir. Muhakeme sürecinde daha sonra kayda değer bir gelişme olmamıştır.  a) Olayda ne tür zamanaşımı söz konusu olabilir ve bu süre ne kadardır? b) Olayda, bu süreyi durduran veya kesen neden/nedenler var mıdır? c) Olayda bu tür neden/nedenler varsa, söz konusu zamanaşımı süresi bakımından bir üst sınır var mıdır? Gerekçeli olarak belirtiniz. (10 puan)BU SORU DR. FAHRİ GÖKÇEN TANER TARAFINDAN HAZIRLANDI VE DEĞERLENDİRİLDİ.

a)Olayda ancak dava zamanaşımı söz konusu olabilir zira kesin bir hüküm yoktur.  Nitelikli dolandırıcılık suçu için kanunda öngörülen soyut cezanın üst sınırı 5 yıldır. Dolayısıyla TCK’nın 66/1-e bendi uyarınca, dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. b)Olayda herhangi bir durma nedeni yoktur zira Anayasa uyarınca milletvekili seçilmek yalnızca ceza zamanaşımı durduran bir nedendir. TCK’nın 67. maddesi uyarınca kişinin sorguya çekilmesi ve iddianame düzenlenmesi kesme nedenidir. c) TCK’nın 67/4. maddesi uyarınca dava zamanaşımının kesilmesi halinde, süre en fazla yarısına kadar uzayabilir. Dolayısıyla 8 yıl olan süre bakımından üst sınır en fazla 12 yıl olabilir. Fakat her kesilmede süre, kesildiği kadar uzamaktadır.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Verilen cevaplara bakıldığında, çoğunlukla dava zamanaşımı süresinin doğru tespit edildiği fakat kağıtların önemli kısmında yanlış bir biçimde milletvekili seçilmenin dava zamanaşımını durduran bir neden olarak değerlendirildiği görülmektedir. Ayrıca mevcut kesme nedenleri de bazı öğrenciler tarafından gözden kaçırılmıştır. Yapılan bir diğer hata, sorgunun hakim önünde yapılmasının dava zamanaşımımı kesmeyeceği, ancak savcı önünde yapılsaydı keseceği yönündedir. Oysa savcı sorgu yapamaz, ancak ifade alabilir. Sorgu ise ancak hakim tarafından yapılabilir. Belirtmek gerekir ki bu husus derste anlatılmasına karşın, kısmen ceza muhakemesi hukukuna ilişkin bir bilgi eksikliğinden kaynaklanan bu hata, başka bir hataya yol açmadığı sürece göz ardı edilmiştir.

6. “… yorgun olarak eve gelip, aydınlık olan dış ortamdan karanlık olan ev ortamına giren sanığın, sincaplarla ilgili olarak daha önceden meydana gelmiş olan olayların da etkisiyle, pencerenin önünde hareket eden canlıyı sincap zannedip, … av tüfeği ile ateş etmek suretiyle pencerenin önünde bulunan kardeşini vurmaktan ibaret eylemi,…”(CGK. 15.07.2008 1-150/192)Karara konu olan olayı değerlendiriniz.  (10 puan)

CEVAP: Fail sincaba ateş ettiğini zannederek kardeşine ateş etmiş ve öldürmüş; “fiili hata”ya düşmüştür. Fiili hata suçun asli unsurlarına ilişkin hatadır. Fail fiil üzerinde hata yapmakta, yaptığı fiilin tipik olmadığına inanmaktadır. Fiili hata bir “algılama” hatasıdır.  Bu hatanın ceza hukuku bakımından önem taşıması için şöyle bir mantık yürütülür: Fail fiili işlerken yanılmamış olsaydı, tasavvur ettiği gerçekleşseydi fiil suç teşkil etmeyecekti diyebildiğimiz durumda hata esaslıdır ve failin kusurundan söz edilemeyecektir. Failin taksirinden kaynaklanan bir hata varsa, kusurlu hatadır. Fiilin taksirli şekli cezalandırılıyorsa fail ona göre sorumlu olur (m. 30/1). Failin kınanması mümkün değilse, kusursuz hatadır. Bu her bakımdan sorumsuzluk doğurur. 

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Hukuki hata, şahısta hata, tek neticeli sapma, mücbir sebep, kaza…. cevapları FAHİŞ HATADIR. “Fiili hata” cevabını verenler mutlaka m. 30/1’den ve taksirli sorumluluktan söz etmeliydiler. Bu şekilde eksik bırakanlara 7-8 puan verildi.

7.“Damat adayının kahvesine tuz atma olayını abartan gelin adayı kahvenin içerisine peynir, reçel, domates, tuz, yağ, şeker, yumurtanın sarısı ve bal koydu. Damat adayı kahveyi içmek istemedi fakat bu bir adet olduğundan gencin ailesi tarafından ısrar edilerek  içirildi. Gece damat büyük bir ağrı ile hastaneye kaldırıldı ve gıda zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybettiği bildirildi.” Yalan bir haber olarak çeşitli internet sitelerinde yayılan bu olay gerçek olsaydı ve damat adayının ailesi de kahveye katılanları bilseydi; kim/kimler nasıl sorumlu olurdu?  (10 puan)

CEVAP: Olayda gelin adayının, ölüm sonucunu istemesi ya da rıza göstermesi düşünülemez. Burada bilinçli taksir ya da basit taksirden söz etmek mümkündür. Böyle bir sonucun olabileceğini öngörmüş ancak birşey olmayacağını düşünmüşse “bilinçli”, öngörememişse “basit” taksir vardır. Olayda, hiçbir şekilde öngörülemeyecek bir sonuç (kaza-tesadüf) yoktur.  Damat adayının ailesinin durumu bilmesi ve gelin adayıyla birlikte hareket etmesi halinde “taksirli suça iştirak”ten söz edilir. Burada aile bakımından TCK. m. 22/6’nın da değerlendirilmesi gerekir.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: Bütün sorumluluk biçimleri hiçbir yorum yapmadan sıralanmış ise hiç puan verilmedi. Olası kast ve kast cevapları olayın biçimi itibariyle doğru değil. Bilinçli taksir ya da taksirden söz etmek gerekiyor. Bu cevabı verenler, “iştirak” konusuna ve m. 22/6’ya değinmemişlerse 3-4 puan verildi.

8. Yahya, kasabada yatılı olarak lisede okuyan 17 yaşındaki oğlu Cemil’in “eşcinsel” olduğu dedikodularının köyde yayılmasından büyük üzüntü duymaktadır. 16 yaşındaki oğlu Kemal’e, Cemil’in “aile şerefini kirlettiğini” söyleyerek bir tüfek verir ve köy yolunda pusu kurarak hafta sonu tatilinde ailesinin yanına gelecek olan ağabeyini beklemesini ve görür görmez, ateş edip öldürmesini söyler.Kemal, arkadaşı 17 yaşındaki Musa’yı yanına alarak köyün girişine gider. Kemal çalılıkların arkasına saklanır ve Musa’ya da Cemil’i görünce ıslık çalarak kendisine haber vermesini söyler. Birkaç saat beklerler ve bir süre sonra sıcaktan bunalan Musa, Kemal’e söylemeden “aile meselesine karışmanın doğru olmadığını” düşünerek sessizce kaçar. Kısa bir süre uykuya dalan Kemal sesler duyarak uyanır ve otobüsten inen iki kişinin köye yaklaşmakta olduğunu görür. Gelenlerden birini Cemil zanneden Kemal bir el ateş eder ve Cemil olduğunu düşündüğü kişiyi vurur, aynı kurşun diğer kişiyi de yaralar. Bir kez daha ateş etmeye hazırlanırken, olay yerinden geçen jandarma komutanı Hasan, Kemal’i bacağından vurarak engeller. Yaralanan diğer iki kişi, intihar eden Cemil’in ölüm haberini  vermek için gelen yakın arkadaşlarıdır.  Olayda Yahya (7 p.), Kemal (15 p.), Musa (4 p.) ve Hasan’ın(4 p.) cezai sorumluluklarını değerlendiriniz.(30 puan)

YAHYA: Eşcinsel olmak “haksız” bir hareket olmadığından haksız tahrikten faydalanamaz. Aile şerefinden söz edildiği için “töre saiki” ile hareket ediliyor. Kafasında suç işleme düşüncesi olmayan oğlunu azmettiriyor ve aynı zamanda tüfek verip yol göstererek “yardım”da bulunuyor. Bunlardan en ağır olan azmettirmeye göre cezalandırılır. Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme olduğu için cezası artırılır (m. 30/2)

MUSA: “Yardım eden” konumundadır ancak Kemal uyurken kendi isteğiyle olay yerinden gitmiştir. Burada henüz icra hareketleri başlamadığından “gönüllü vazgeçme” tartışmasını yapmak doğru değildir. Gönüllü vazgeçme icra hareketleri başladıktan sonra ve teşebbüs aşamasında söz konusu olur. Burada sadece hareketin nedensel değerinin devam edip etmediği tartışması yapılabilir ki olayda bu değeri taşıdığı çok tartışmalıdır. Eğer nedensel değer taşıdığı kabul edilmezse hiç sorumluluğu yoktur; nedensel değer taşıdığı kabul edilirse sorumluluğu söz konusu olur. Olayın biçimi itibariyle bu değeri taşımadığı düşüncesi daha doğru görünmektedir. Cezai sorumluluğunun olduğu sonucuna varılırsa m. 31/3 gereği yaş küçüklüğü nedeniyle ceza indirimi yapılır.

KEMAL: Asıl fail olan Kemal, ağabeyi zannederek bir başkasına ateş ediyor ve “şahısta hata” yapıyor. Kurşun bir başkasına daha isabet ettiği için aynı zamanda “çift neticeli isabette sapma” söz konusu. Şahısta hata esaslı hata değildir ve sorumluluk devam eder. Olayda “töre saiki” (m. 82/1-k), “tasarlama” (m. 82/1-a) ve “kardeş” (m. 82/1-d) olmak bakımından “ağırlatıcı sebepler” var. Fiile ilişkin ağırlatıcı sebep (tasarlama) uygulanır; şahsa ilişkin olanlar (töre saiki, kardeş) uygulanmaz. Diğer kişi için; olası kast, bilinçli taksir ve taksir değerlendirmesi yapılır. m. 31/3 gereği yaş küçüklüğü nedeniyle ceza indirimi uygulanır.

HASAN: Üçüncü kişi lehine meşru müdafaa durumundadır.

Cemil’in zaten ölmüş olması diğerlerinin sorumluluğunu etkilemez.

YAPILAN  TEMEL HATALAR: YAHYA’nın dolaylı fail olduğundan söz edilmesi ve haksız tahrik indiriminin kabul edilmesi. Töre saikinden hiç söz edilmemesi ve haksız tahrik konusunun tartışılmaması. m. 38/2’den ve “yardım”dan söz edilmemesi.

MUSA bakımından “gönüllü vazgeçme” tartışmasının yapılması yanlıştır ancak büyük çoğunluğun olaya bu şekilde bakması nedeniyle puan verilmiştir.

KEMAL’in sorumluluğu değerlendirilirken “şahısta hata”dan söz edilmemesi, fiili hata denmesi, çift neticeli sapmaya değinilmemesi ve sorumluluğun yanlış tespiti, ağırlatıcı nedenlerden ve özellikle tore saikinden (şahsi neden ve uygulanmaz) söz edilmemesi, yaş küçüklüğünün dikkate alınmaması.

HASAN: Meşru müdafaa değil de “görevin ifası”ndan ve “kanunun hükmünün yerine getirilmesi”nden söz edilmesi.

DEĞERLENDİRME

Sınav sonuçları ilan edildi ve başarı yüzdesi %50 oldu. Bu oranın ve puanların beni çok memnun ettiğini söyleyemem, sanırım sizler için de aynı şey geçerli. Üstelik bu oran gerçeği yansıtmamaktadır   çünkü önemli ölçüde not eklemesi yapıldı. 

Geçme notu  60 olarak belirlendi. Derslerde söylediğim gibi vizesi 40 olan bir öğrenci 60 aldığında geçti.   Vizesi yüksek olsa dahi finalde en az 55 alamayan bir öğrenci kaldı.

Puanlar 50-65 arasında yığıldı ve maalesef 80 üzeri puan alan öğrenci sayısı birkaç taneyi geçemedi. Bu durumun sebebi büyük ölçüde, son 5-6 haftada derslere devam edilmemesi, zamanında çalışılmaması, pratik çalışmalara hazırlıklı gelinmemesi, soruların dikkatli okunmamasıdır.


 

Araç çubuğuna atla