Image default
Ders Notları

Ceza Kanunu’nda Evrensellik İlkesi Ders Notu – 1

TCK’nın 13. maddesinde Türk vatandaşları veya yabancılar tarafından yurt dışında işlenen bazı suçların Türkiye ile herhangi bir bağlantısı olmasa bile Türk kanunlarına göre Türkiye’de kovuşturulması kabul edilmiştir.

Ceza Kanununun Yer Bakımından Uygulanmasında Evrensellik İlkesi ve Yeni TCK (md. 13)

(Bu Makale, Hukuki Perspektifler Dergisi, sayı: 4, Ağustos 2005, sayfa:197-211’de yayınlanmıştır.)

Prof. Dr. Faruk Turhan
Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi,
Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

I. Giriş

Yeni TCK’nın 13. maddesinde Türk vatandaşları veya yabancılar tarafından yurt dışında işlenen bazı suçların Türkiye ile herhangi bir bağlantısı olmasa bile Türk kanunlarına göre Türkiye’de kovuşturulması kabul edilmiştir. TCK Tasarısının kamu oyunda tartışıldığı süreç içinde ve Tasarının kanunlaşmasından sonra, 13. maddenin bu şekilde kabul edilmesinin, uygulamada Türkiye’nin dış ilişkilerinde sorunlara neden olabileceği ve (en azından bazı suçlar açısından) herhangi bir sınırlama öngörülmeden Türk mahkemelerince cezalandırma yetkisinin kullanılmasının uluslararası hukuka aykırılık teşkil edebileceğini çeşitli bilimsel toplantı ve seminerlerde dile getirmiştik.[1]

TBMM, yeni TCK yürürlüğe girmeden TCK’da değişiklik yapılmasına dair 27.5.2005 tarih ve 5357 sayılı Kanunun 3. maddesi ile TCK’nın 13. maddesini değiştirerek[2] yurt dışında işlenip evrensellik ilkesi kapsamına giren suçların Türkiye’de kovuşturulmasını Adalet Bakanının talebine bağlamıştır. Kabul edilen değişiklik, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasaya aykırı bulunarak 5357 sayılı Kanun tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmiştir. TBMM ise, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilen kanunu tekrar görüşerek, herhangi bir değişiklik yapmadan 29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunla aynen kabul etmiştir.[1]

Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde, 13. madde kapsamına giren suçların yurt dışında Türk vatandaşları tarafından işlenmesi halinde, bazı suçlar açısından re’sen kovuşturma yapılması, bazı suçlar açısından ise Adalet Bakanı’nın talebi üzerine kovuşturma yapılmasının Anayasanın hukuk devleti ve eşitlik ilkelerini ihlal ettiği ileri sürülmüştür. Bu gerekçenin kısa bir değerlendirmesine sonuç bölümünde yer vereceğiz.

Kanun koyucuyu TCK’nın 13. maddesinde değişiklik yapmaya iten neden olarak, ilgili maddenin gerekçesinde “bu suçlardan bir kısmıyla ilgili olarak kamu davasının açılmasında mecburilik kuralının benimsenmesi, bazı durumlarda politik bir sorun ortaya çıkarabilecek bir mahiyet” taşıdığı ve bu nedenle de bu suçlar hakkında Türkiye’de yargılama yapılmasının Adalet Bakanının talebine bağlı tutulduğu belirtilmiş, baştan itibaren 13. madde hakkında ileriye sürdüğümüz gerekçelere dolaylı da olsa yer verilmiştir.

Burada cevaplandırılması gereken soru, Yeni TCK’nın 13. Maddesinin 1. Fıkrasının a) ve c)-i) bentlerinde yer alan suçların yurt dışında işlenmesi halinde herhangi bir sınırlama söz konusu olmadan Türkiye’de ceza kovuşturması yapılmasının uluslararası hukuk açısından bir sorun teşkil edip etmeyeceğidir. Bu soru, TCK md. 13’ün düzenlemesinin uluslararası hukuka uygunluğunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır.

Evrensellik ilkesinin kapsamı ve yeni TCK’daki düzenleniş şeklini anlayabilmek için öncelikle, devletlerin, ceza kanunlarının yer bakımından uygulanma alanını belirlerken hangi kıstasları göz önünde bulundurmaları gerektiği ve bu konuda uluslararası hukukta ne gibi bağlantı noktaları kabul edildiği konusunun incelenmesi gerekir. Konunun anlaşılması için önce bu bağlantı noktalarının kısa bir açıklamasına yer vereceğiz.

______________________________________

[1] Bkz. Faruk Turhan “Yeni Türk Ceza Kanununa göre Uluslararası Suçların Cezalandırılması”, Hukuki Perspektifler Dergisi = HPD, Sayı 3, Nisan 2005, s. 8-19 (11-12, 19).II. Ceza Kanunlarının Yer Bakımından Uyulama Alanının Tespitinde Kabul Edilen (Uluslararası Ceza Hukuku ile ilgili) İlkeler




II. Ceza Kanunlarının Yer Bakımından Uyulama Alanının Tespitinde Kabul Edilen (Uluslararası Ceza Hukuku ile ilgili) İlkeler

Yeni Ceza Kanunumuzun 8. vd. maddeleri ceza kanununun yer bakımından uygulama alanına ilişkin ilkeleri düzenlemektedir. Kanun koyucu bu düzenlemeleri yaparken uluslararası ceza hukukunda kabul edilen bazı ilkeleri göz önünde bulundurmuştur. Ceza kanunlarının yer bakımından uygulanmasına ilişkin bu kurallara uluslararası ceza hukukunun genel ilkeleri adı verilmektedir.[1]

Bağımsız bir devlet kendi yargı yetkisinin sınırlarını belirleme konusunda karar verme yetkisine sahiptir. Ancak, bağımsız devletin ceza kanunlarının yer bakımından uygulama alanını belirlerken tam bir yetkiye sahip olduğu görüşü günümüzde artık kabul edilmemektedir. Modern uluslararası hukuk açısından devletin kendi yargı yetkisini belirlemede bir takım sınırlamalar söz konusudur. Başka “devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi” (Nichteinmischungsgrundsatz) [2] devletlerin ceza kanunlarının uygulama alanını belirlemede söz konusu olabilecek ilk sınır olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, modern uluslararası hukuk, egemen devletlerin eşitliği ilkesine dayanmaktadır (Birleşmiş Milletler Sözleşmesi md. 2/1). Bunun soncu olarak “makul” (sinnvoll) ya da “meşru” bir bağlantı noktası (Anknüfungspunk) olmadan bir devletin cezalandırma yetkisini kullanması başka devletlerin iç işlerine karışmama ilkesini ihlal eder.[3] Bu açıdan her devlet kendi ceza yargısının yürürlük alanını serbest şekilde belirlerken, başka devletlerin çıkarlarını gereksiz yere ihlal etmekten kaçınmalıdır. Aksi takdirde diğer devletlerin iç işlerine haksız bir müdahale ve hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur.[4]

Ceza kanunlarının yer bakımından uygulanmasında makul bağlantı noktası olarak da literatürde kabul edilen başlıca ilkelerşunlardır: Mülkilik (ülkesellik), bayrak, koruma, faile göre şahsilik, mağdura göre şahsilik, evrensellik ve ikame ceza yargısı ve yetki paylaşımı ilkeleridir. Evrensellik ilkesinin anlaşılması için önce evrensellik ilkesi dışındaki ilkelerin anlamı ve TCK’da nasıl düzenlendiği üzerinde kısaca duracağız.

Mülkilik (ülkesellik) ilkesi (Territorialitaetsprinzip), suçun işlendiği yeri bağlantı noktası olarak kabul eder. Buna göre devlet, egemenlik alanı içinde işlenmiş olan bütün suçları, fail veya mağdurun vatandaşlığını dikkate almadan cezalandırma yetkisine sahiptir.[5] Mülkilik ilkesinin Anglo-Amerikan ve Kara Avrupa hukuk sistemlerinde ceza kanunlarının yer bakımından uygulama alanının tespitinde temel ilke olarak kabul edildiği görülmektedir.[6] Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsünde de ilkenin kabul edildiğini görmekteyiz. Statünün 12. maddesinin 2. fıkrasına göre, Mahkemenin yargı yetkisi, diğer bazı şartlar yanında, suçun işlendiği devletin Statüye taraf olmasına bağlıdır. Türk Ceza Kanununda da mülkilik ilkesi, ceza kanununun yer bakımından uygulanmasında temel ilke olarak kabul edilmiş, 8. ve 9. maddelerde düzenlenmiştir.

Mülkilik ilkesi ile yakın bağı olan bayrak ilkesine (Flaggeprinzip) göre bir devlet, kendi bayrağını taşıyan deniz ve hava taşıma araçlarında işlenen suçları kovuşturma yetkisine sahiptir; kural olarak aracın bulunduğu yer, fail veya mağdurun vatandaşlığı önemli değildir. Bayrak ilkesi, Uluslararası Adalet Divanı’nın Bozkurt/Lotus kararında açıkça kabul edilmiştir.[7] TCK md. 8/2’de “açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla” işlenen suçların Türkiye’de işlenmiş sayılacağı belirtilerek bayrak ilkesine yer verilmiştir.

Faile göre şahsilik (kişisellik) ilkesinde(aktives Personalitaetsprinzip) ulusal yargı yetkisi, failin vatandaşlığını bağlantı noktası olarak esas alır. Bu ilke, devletin vatandaş üzerindeki egemenlik yetkisine dayanır ve uluslararası hukuka da uygundur. İlke, farklı gerekçelere dayandırılmaktadır. Buna göre, vatandaş ülke içinde olduğu kadar ülke dışında da ülkesinin kanunlarına uygun davranmak zorundadır. Vatandaş, yurt dışında vatandaşı olduğu ülkesinin korumasından yararlandığına göre, bu devletin kanunlarına da sadakat ile yükümlüdür. Devlet, vatandaşını korumak amacıyla onun iadesini kabul etmediğine göre, cezasız kalmasını önlemek için de kendi yargı yetkisini kullanmalıdır.[8] Faile göre şahsilik ilkesini mutlak anlamda kabul eden ve yurt dışında işlenen suçlarda işlendiği yer kanununa göre de fiilin suç teşkil etmesini aramayan kanunların, başka devletlerin iç işlerine karışma yasağını ihlal edebileceği ileri sürülmektedir. Çünkü, bir kimse serbest iradesiyle bulunduğu bir ülkede, o ülkenin kanunlarına göre davranmak zorundadır. Bulunduğu ülkenin kanunlarına uygun hareket eden ve o ülkenin kanunlarına göre suç teşkil etmeyen bir davranışın cezalandırılmak istenmesi, o ülkenin hukuk düzenine karşı bir saygısızlığı ifade eder. Bu nedenle, faile göre şahsilik ilkesinin failin vatandaşlığı yanında fiilin işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil etmesi, ya da uluslararası ceza hukukunun kabul edilen diğer ilkelerle (örneğin mağdura göre şahsilik ilkesi ile) birlikte uygulanması önerilmektedir. Bu durumda artık, mülkilik ilkesini tamamlayıcı, sınırlandırılmış/nisbi faile göre şahsilik ilkesi söz konusu olmaktadır.[9]

TCK md. 11’de Türk vatandaşlarının yurt dışında işledikleri suçların Türkiye’de faile göre şahsilik ilkesi uyarınca kovuşturulması bir çok sınırlamalarla kabul edilmiştir. 11. maddeye göre Türk vatandaşlarının yurt dışında işledikleri suçların Türkiye’de kovuşturulabilmesi için, failin Türkiye’de bulunması, yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması, Türkiye’de fiilin kovuşturulabilir olması ve mağdurun yabancı olması halinde işlendiği ülke kanununa göre de fiilin suç teşkil etmesi gerekmektedir. TCK’nın bu düzenlemesinin uluslararası hukuka herhangi bir aykırılığı söz konusu değildir.

Koruma ilkesi(Schutzprinzip), kimin tarafından işlendiğine bakılmaksızın, devletin kendi iç hukuk menfaatlerini ceza hukuku ile korumak hakkı olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Koruma ilkesi, devlete ait menfaatlerin ve kişiye ait menfaatlerin korunması açısından ikiye ayrılmaktadır: Devletin yurt dışında bizzat kendi menfaatlerine karşı işlenen suçları cezalandırmasında gerçeklik (Realprinzip) ya da devleti koruma ilkesi (Staatsschutzprinzip), vatandaşına yönelik suçları cezalandırmasında isefaile göre şahsilik ilkesi söz konusu olmaktadır. Gerçeklik ilkesine karşı uluslararası hukukta esaslı bir itiraz ileri sürülmemektedir.[10] Çünkü, hiçbir devlet, siyasi ve askeri bütünlüğüne yönelik saldırılara karşı sesiz kalmaz. Diğer taraftan bu fiiller, işlendiği ülkede suç teşkil etmediği için o devletin bu fiilleri kovuşturmaması ya da siyasi nedenlerle kovuşturmak istememesi de söz konusu olmaktadır.[11]

Gerçeklik ilkesine göre yurt dışında işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulması esas itibariyle TCK md. 13/1-b)’de kabul edilmiştir.[12] Ancak, 12. maddenin 1. fıkrasındaki suçların kovuşturulmasında da gerçeklik ilkesinin söz konusu olduğunu kabul etmek gerekir; çükü bu hükümde Türkiye’nin zararına işlenen suçlar söz konusu olduğu için devlete ait menfaatler krounmaktadır. Yine 10. maddedeki Türkiye adına görev yapan kişilerin yurt dışında işledikleri suçların Türkiye’de kovuşturulmasında da koruma ilkesi geçerlidir.

Buna karşın devletin yurt dışındaki vatandaşlarının hak ve menfaatlerine yönelik suçları kovuşturması ise mağdura göre şahsilik ilkesi[13] (passives Personalitaetsprinzip) olarak adlandırılmakta ve bu ilkenin haklılığına bazı eleştiriler yöneltilmektedir.[14] Özellikle bu ilkenin uygulanmasında, fiilin, işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil koşulu aranmaktadır. Aksi takdirde bu uygulama, hem yabancı ülkenin ceza yargısına karşı bir güvensizlik ve başka devletlerin iç işlerine müdahale söz konusu olur, hem de ülkeler arasında yargı yetkisi çatışmalarına neden olabilir.[15]

Mağdura göre şahsilik ilkesi, TCK md. 12/2’de bazı sınırlamalarla kabul edilmiştir. Mağdura gör şahsilik ilkesi uyarınca ceza Türkiye’de ceza kovuşturması yapılabilmesi için, failin Türkiye’de bulunması, yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve suçtan zarar görenin şikayeti şartlarının aranmasıdır. Fiilin, işlendiği ülke kanununa göre de suç teşkil etmesi Türkiye’de ceza kovuşturması için gerekli değildir. İşlendiği ülke kanununa göre de suç teşkil etmeyen fiillerin mağdura göre şahsilik ilkesi (TCK md. 12/2) uyarınca Türkiye’de kovuşturulması uluslararası hukuka aykırılık teşkil edebilir.

İkame ceza yargısı ilkesine(Grundsatz der stellvertretenden Strafrechtspflege) göre, faili elinde bulunduran devlet, suçun işlendiği ülkeyi temsilen yargı yetkisini kullanmaktadır. Bu ilkenin uygulanabilmesi için, failin ülkede ele geçirilmesi, mülkilik ve diğer ilkelere göre yargı yetkisine sahip olan devletin fiili veya hukuki nedenlerle kovuşturma yetkisini kullanamaması veya kullanmak istememesi gerekir. İlkeye göre, ceza kovuşturması yapılırken, ulusal hakim yabancı hakimin yerine geçmekte ve onun adına yargı yetkisini kullanmaktadır. Bu yetkinin kullanılabilmesi için fiilin, işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil etmesi ve suçluların iadesinin gerçekleşmemiş olması gereklidir. Yabancının iadesinin gerçekleştirilememiş olması koşuluna bağlı olduğu için, ikame ceza yargısı ilkesi, suçluların iadesine göre ikincil niteliktedir.[16]

İlke Hugo Grotius’un “aut dedere aut punire” ilkesine dayanmakta ve çok sayıda uluslararası sözleşmede yer almaktadır. Alman ceza hukukunda açıkça kabul edilen bu ilke, bazı hukuk sistemleri ile Commen law hukuk sisteminde evrensellik ilkesi içinde anlaşılmaktadır.[17] Türk hukukunda da ikame ceza yargısı ilkesi, evrensellik ilkesi içinde incelenmektedir.[18] Bu ilkeyle ilgili olarak Türk hukukunda Yenisey,[19] “yabancı devlet adına yapılan ceza kovuşturması” terimini, Centel ise “ikame yargı ilkesi” terimini kullanmaktadır. Centel, ikame yargısı ilkesine evrensellik ilkesinden farklı bir anlam veren ilk yazardır.[20]

Uluslararası ceza hukukunda belirlenen koşullara uygun olarak ikame ceza yargısı ilkesine TCK md. 12/3’te açıkça yer verilmiştir. İkame ceza yargısı ilkesine göre yurt dışında işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulabilmesi için, fiilin işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil etmesi[21], Türk kanunlarına göre fiilin en az üç yıl ve üstü hapis cezasını gerektirmesi ve suçlunun iadesinin gerçekleştirilememiş olması gerekir. Kovuşturma için Adalet Bakanı’nın talepte bulunması da zorunludur.

Oldukça yeni bir ilke olanyetki paylaşımı ilkesi (Kompetenzverteilungsprinzip) benzer hukuk sistemlerine sahip olan devletler arasında yapılan uluslararası sözleşmelere dayanmaktadır.[22] Bu ilkede, diğer ilkelerde olduğu gibi devletin tek taraflı iradesiyle ceza kanunlarının yer bakımından uygulama alanını belirlemesinde göz önünde bulunduracağı bağlama noktaları değil, devletler arasındaki yargı yetkisi itilaflarına engel olmak, faillerin iki defa cezalandırılmasını önlemek veya yabancı mahkeme kararlarının infazını sağlamak amacıyla sözleşmelerde kabul edilmiş uluslararası yetki kuralları söz konusudur.[23] Avrupa Konseyinin hazırladığı ve Türkiye’nin de onaylamış olduğu sözleşmelerde, örneğin Ceza Kovuşturmalarının Aktarılması Hakkında Sözleşme’de, yetki paylaşımı kurallarına yer verilmiştir.[24]

______________________________________ 

[1] Ceza kanunlarının yer bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar esasında uluslararası hukukun değil, ulusal hukukun konusunu oluşturduğu, egemen devlet kural olarak tek taraflı iradesiyle kendi ceza kanunlarının uygulama alanını belirlediği için “uluslararası ceza hukuku” kavramının bu konuda doğru bir terim olmadığı genellikle kabul edilmektedir: Bkz. Albin Eser, in: Schönke/Schröder, Strafgesetzbuch Kommentar, 24. Bası, Verlag C.H. Beck, München 1991,Vorbem §§ 3-7, no. 2, Kai Ambos, in: Münchener Kommentar zum Strafgesetzbuch, Cilt 1, §§ 1-51,2003, Vor §§ 3-7 no. 1, Günter Gribbohm, in: Leibziger Kommentar zum Strafgesetzbuch, 1997, Vor § 3 no. 1; Ayhan Önder, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s. 87). Ancak, yerleşmiş bir terim olduğu için bu çalışmada uluslararası ceza hukuk terimine yer verilmiştir.

[2] İlke hakkında bakınız: Melda Sur, Uluslararası Hukukun Esasları, İzmir, 2000, s. 111 vd.: İlke uyarınca devletler, başka devletlerin ülkesinde onun rızası olmadan herhangi bir eylemde bulunamaz. Bu ilke BM’nin kararlarında açıkça belirtilmiştir; bkz. Sur, s. 112: BM Genel Kurulunun 21.12.1965 tarih ve 2131 (XX) sayılı Devletlerin İç İşlerine Karışılmasının Reddi ve Bağımsızlıklarının ve Egemenliklerinin Korunması Kararı; BM Genel Kurulunun 24.10.1970 tarih ve 2625 (XXV) sayılı Devletlerarasında İşbirliği ve Dostça İlişkiler Bildirisi; BM Genel Kurulunun 9.12.1981 tarih ve 36/103 sayılı Devletlerin İç İşlerine Müdahale ve Her Türlü Karışmanın Kabul Edilmezliği Bildirisi.

[3] Ambos, in: Münchener Kommentar, Vor §§ 3-7, no. 21.

[4]Ambos, in: Münchener Kommentar, Vor §§ 3-7, no. 22-23.

[5] Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 25; Eser, in: Schönke/Schröder, Vorbem §§ 3-7, no. 4; Wolfgang Zieher, Das sog. Internationale Strafrecht nach der Reform, Berlin 1977, s. 76.

[6]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 25; Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2. Bası, İstanbul 2002, s. 95.

[7]Eser, in: Schönke/Schröder, Vorbem §§ 3-7, no. 5; Dietrich Oehler, Internationales Strafrecht, Köln, Berlin, Bonn, München, 1983, no. 132; Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 34.

[8]Önder, s. 113; Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s. 153; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3, no. 131, 132.

[9]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 36-37; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 131.

[10]Eser, in: Schönke/Schröder, Vorbem §§ 3-7, no. 8; Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 40; Oehler, no. 577.

[11]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 39, 40.

[12]Burada sayılan suçlar, TCK’nın ikinci kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü Bölümde (devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar), Dördüncü Bölümde (devletin güvenliğine karşı suçlar), Beşinci Bölümde (anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar) Altıncı Bölümde (milli savunmaya karşı suçlar), Yedinci Bölümde (devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk) ve Sekizinci Bölümde (yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlar) yer alan suçlardır.

[13]Türk hukukunda bazı yazarlar mağdura göre şahsilik (kişisellik) ilkesini ayrı bir ilke olarak kabul ederken (örneğin, Demirbaş, s. 156), bazı yazarlar ise vatandaşı koruma ilkesi olarak adlandırılmakta ve koruma ilkesi içinde incelemektedir (Centel, s. 102).

[14]Ambos, in: Münchener Kommentar, Vor §§ 3-7no. 42 vd.; Zieher, s.77.

[15]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 44; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 130; Oehler, no. 127 vd., no. 632 vd.; Zieher, s 77-78.

[16]Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 136; Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 58. Oehler, no. 143; Zieher, s. 85.

[17]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no.59.

[18]  Önder, 124 vd. Bahri Öztürk/Veli Özer Özbek/Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, 5. Bası no.75, Demirbaş, s.157 vd.

[19]Feridun Yenisey, Milletlerarası Ceza Hukuku ve Ceza Yargılarının Milletlerarası Değer ve Mevzuat, İstanbul 1988, s. 42-43.

[20]Centel, s. 104.

[21]Md. 12/3’te bu koşula açıkça yer verilmemekle birlikte 19. madde uyarınca yabancı kanunun göz önünde bulundurulmasından, suçun işlendiği yer kanununda da fiilin suç teşkil etmesi sonucu çıkmaktadır.

[22]Centel, s. 105; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 137.

[23]Ambos, in: Münchener Kommentar, Vor §§ 3-7, no. 61.

[24]Centel, s. 105.



III. Evrensellik İlkesi

1. Evrensellik ilkesinin tanımı ve diğer ilkelerden farkı

Evrensellik ilkesi(Weltrechtsprinzip, Universalitaetsprinzip) ülke dışında işlenen suçların, suçun işlendiği yere, failin ve mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın  kovuşturulmasına izin vermektedir.[1] İlke, hukuk düzeninin ortak düşmanına karşı mücadelede devletlerin dayanışmasının bir sonucudur.[2] Evrensellik ilkesine dayanarak ulusal ceza kovuşturması, “bütün kültür devletlerinde tanınmış ortak hukuki menfaatleri (die gemeinsamen, in allen Kulturstaaten anerkannten Rechtsgüter) ihlal eden” fiiller hakkında geçerli olması gerektiği ileri sürülmektedir.[3]

Evrensellik ilkesini yukarıda belirtilen ilkelerden ayıran temel fark, bu ilke uyarınca devlet – en azından sadece – kendi menfaatlerini korumak için değil, uluslararası toplumun menfaatlerini korumak için harekete geçmesidir. Evrensellik ilkesi uyarınca yapılan ceza kovuşturmasında, kovuşturma yapan devletin birincil çıkarları değil, bütün insanlığı ilgilendiren ve evrensel olarak kabul edilmiş hukuki menfaatlerin (universal anerkannte Rechtsgüter) korunması söz konusu olmaktadır.[4]

Bazı hukuk sistemlerinde, özellikle Amerikan ceza hukukunda, evrensellik ilkesi ile ikame ceza yargısı ilkesi birbirinden ayrılmamaktadır. Ancak, evrensellik ilkesi ile ikame ceza yargısı ilkesi arasında bazı benzerlikler olsa bile, her ikisi farklı temellere dayanmaktadır. İkame ceza yargısı, sanığın iadesi karşısında ikincil niteliktedir; yani sanığı elinde bulunduran devlet, sanığı diğer ilkelere (mülkilik ve faile göre şahsilik, mağdura göre şahsilik ve koruma ilkesine) göre yargı yetkisine sahip olan devlete iadesinin gerçekleşmemesi şartıyla ancak kendi yargı yetkisini kullanabilirken, evrensellik ilkesinde sanığın iadesinin mümkün olup olmadığı dikkate alınmaz. İade mümkün olsa bile, evrensellik ilkesine göre devletin yargı yetkisi kabul edilmektedir.[5] Ayrıca ikame ceza yargısı ilkesinden farklı olarak evrensellik ilkesinin kapsamına giren suçlarda fiilin, işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil etmesi gerekmez.[6] İkame ceza yargısı ilkesinde yabancı hakkında ceza kovuşturması söz konusu iken, evrensellik ilkesinde ise hem vatandaş hem de yabancı hakkında yargı yetkisi söz konusu olmaktadır.[7]

Ancak bir çok ceza hukukçusunun ve bazı uluslararası sözleşmelerin evrensellik ilkesi ile ikame ceza yargısı ilkesi arasında belirttiğimiz şekilde bir ayrımın yapmadığını görmekteyiz.[8]

2. Evrensellik ilkesinin kapsamı ve sınırları

Evrensellik ilkesinin en önemli sorunu, bu ilke ile korunan evrensel hukuki menfaatlerin ve ilke kapsamına giren suçların neler olduğunun belirlenmesidir. Esasen bu ilkenin uluslararası hukuka uygunluğu da hangi suçların ilke kapsamında kabul edilmesi gerektiğine bağlı olduğunu söylemek mümkündür. Hangi suçların ve hangi gerekçeyle evrensellik ilkesi kapsamına girdiği ya da girmesi gerektiği konusunda literatürde farklı görüşlere yer verilmektedir.[9]

Bu çalışmanın kapsamını aştığı için evrensellik ilkesinin kapsamına ilişkin tartışmalara girilmeyecektir.[10] Ancak, evrensellik ilkesi kapsamında kabul edilen suçların iki özelliğini kısaca belirteceğiz: Birincisi, bu suçların içerdikleri haksızlık nedeniyle insanlığın barış ve güvenliği açısından zarar ya da tehdidin söz konusu olmasıdır.[11] İkinci olarak, bu suçların cezalandırılmasıyla evresel alanda korunması kabul edilmiş hukuki menfaatlerin korunması söz konusu olduğu için, söz konusu suçların uluslararası birsözleşmede veya uluslararası teamül hukukuna göre kovuşturulması kabul edilmiş olmalıdır.[12] Ancak söz konusu sözleşmede o suçun kovuşturulmasında evrensellik ilkesinin açıkça kabul edilmiş olması zorunlu değildir.[13] Bir uluslararası sözleşmede belli bir suç için evrensellik ilkesinin uygulanacağı yönünde açık bir hüküm bulunmasa bile, bu fiilin cezasız kalmaması gerektiği sözleşmenin içeriğinden çıkarılabilir. Evrensellik ilkesinin de zaten temel düşüncesi, fiilin kovuşturulmasının, işlendiği yerde mümkün olmaması ya da istenmemesi nedeniyle ortaya çıkabilecek cezasızlığı önlemektir.[14]

Uluslararası ceza hukuku literatüründe devletlerin evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yapabileceği suçlar olarak; uluslararası hukuk suçları (soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları)[15], işkence[16], deniz korsanlığı, kölelik ve köle ticareti, hava korsanlığı, uluslararası terörizm, uyuşturucu madde kaçakçılığı, kara paranın aklanması, para ve değerli kağıtların taklidi, pornografi (özellikle çocuk pornografisi), insan ticareti gibi suçlardır.[17]

Bir suçun devletlerin ortak menfaatlerini ihlal ettiğinin ve bu suçlarla mücadelede ortak hareket edilmesi gerektiğinin bir uluslararası sözleşme ile kabul edilmiş olması, suçun mutlaka evrensellik ilkesi uyarınca kovuşturulması gerektiği anlamına gelmez. Uluslararası suçlarla mücadelenin yer aldığı sözleşmelerin çok azında taraf devletlere bu suçların evrensellik ilkesi uyarınca kovuşturulması yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Sözleşmelerde genellikle kabul edilen ilke, taraf devletlere kendi ülkelerinde veya kendi vatandaşları tarafından işlenen suçları kovuşturma yükümlülüğüdür. Ancak bu, devletin bu suçu evrensellik ilkesine dayanarak kovuşturamayacağı anlamına gelmez.[18]

 ______________________________________ 

[1]Ambos, in: Münchener Kommentar,Vor §§ 3-7, no.- 47; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar; Vor § no. 135; Eser, in: Schönke/Schröder, Vorbem §§ 3-7; Thomas Buergenthal/Karl Doering/Juliane Kokott/Harold G. Maier, Grundzüge des Völkerrechts, Heidelberg 2000, no. 332.

[2]Oehler, no. 148, 879.

[3]Eser, in: Schönke/Schröder, Vorbem §§ 3-7, no. 8.

[4]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 47.

[5]Oehler, no. 147, 818; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar Vor § 3 no. 144.

[6]Oehler, no. 844.

[7]Oehler, no. 905.

[8]Oehler, no. 147.

[9]Örneğin, Oehler’e göre, bir devletin evrensellik ilkesini ceza kanununda yer verebilmesi, ya bir uluslararası sözleşmede ya da uluslararası teamül hukukundan o suç için evrensellik ilkesinin kabul edilmiş olmasına bağlıdır. Böyle bir yetkilendirme olmadan bir devletin ceza yargısını evrensellik ilkesine dayandırması başka devletlerin iç işlerine karışmama ilkesine aykırılık teşkil eder.

[10]Bu konudaki görüşler ve uluslararası suçların yer aldığı sözleşmeler için bkz. Oehler. no. 147 vd.; no. 846 vd.; Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 49 vd.; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar Vor § 3 no. 6 vd., 135.

[11]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 49

[12]Oehler, no. 879-880.

[13]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 50; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar § 6 no. 14. Aksi görüş için bkz. Oehler no. 890 vd..

[14]Ambos, n: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 50

[15]  Gerhard Werle, Völkerstrafrecht,Tübingen 2003 no. 171 vd.; Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 54; Helmut Kreicker, in: Albin Eser/Helmut Kreicker (Hrsg.), Nationale Verfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, Cilt 1, Deutschland, Freiburg im Breisgau 2003, s. 252-253.

[16]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 54; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar Vor § 3 no. 92 vd.

[17]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 54 vd.

[18]Ambos, in: Münchener Kommentar Vor §§ 3-7, no. 51.



IV. Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Evrensellik İlkesi

1926 tarihli TCK’da evrensellik ilkesi 6. maddenin 4. fıkrası uyarınca fuhşa tarik ve kadın ticareti suçları için kabul edilmişti. 4. madde düzenlenen paralarda sahtekarlık suçunda (en azından suçun konusunun yabancı para olması durumunda) da evrensellik ilkesinin geçerli olduğunu kabul etmek gerekiyordu.[1] Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, diğer bir çok ülkede olduğu gibi Türk ceza hukukunda da ikame ceza yargısı ilkesi tanınmadığı için, esasen bizim ikame ceza yargısı ilkesi kapsamında değerlendirdiğimiz 6. maddenin 3. fıkrasındaki iadenin gerçekleşmemesi halinde Türkiye’de ceza kovuşturmasını kabul eden düzenleme, evrensellik ilkesi olarak anlaşılmaktadır.[2] Türk doktrininde evrensellik ilkesi yerine adalet ilkesi terimi de kullanılmaktadır.[3]

Yeni TCK md. 13’de, bizim anladığımız şekilde evrensellik ilksine açıkça yer verilmiş ve evrensellik ilkesi kapsamına giren suçların sayısı da oldukça arttırılmıştır. Yeni düzenleme ile Türk ceza yargısının uygulama alanı da genişletilmiş olmaktadır. Ancak hemen belirtelim ki, 13. maddenin 1. Fıkrasının b) bendinde yer alan suçlarda ve f) bendinde yer alan mühürde sahtecilik suçunda, devlete ait menfaatlerin korunması söz konusu olduğu için, bu suçların Türkiye’de kovuşturulmasında gerçeklik ya da devleti koruma ilkesinin kabul edildiğini belirtmemiz gerekir.

1. Yeni TCK’da evrensellik ilkesinin kapsamına giren suçlar

TCK’nın 13. madde uyarınca evrensellik ilkesinin geçerli olduğu suçlar şunlardır:

– Soykırım (md. 76) ve insanlığa karşı suçlar (md. 77)

– Göçmen kaçakçılığı (md. 79) ve insan ticareti (md. 80)

– İşkence (md. 94, 95)

– Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181).

– Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190).

– Parada sahtecilik (md. 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (md. 200),

– Fuhuş (md. 227).

– Rüşvet (md. 252).

– Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (md. 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (md. 152) suçları.

TCK md. 13’de sayılan ve evrensellik ilkesinin geçerli olduğu bu suçlar, nerede ve kime karşı işlenmiş olursa olsun, failin Türk vatandaşı veya yabancı olduğuna bakılmaksızın haklarında Türkiye’de Türk kanunlarına göre ceza kovuşturması yapılacaktır.

Bu suçların evrensellik ilkesi açısından değerlendirmesine geçmeden önce, suçların yurt dışında işlendiği ülkede de suç teşkil etmesi gerekip gerekmediği sorusu üzerinde durmak gerekiyor.

2. Fiilin, işlendiği ülke kanununa göre de suç teşkil etmesi sorunu

TCK md. 13’de belirtilen suçlar, yurt dışında ister Türk vatandaşı ister yabancı tarafından işlensin, Türk kanunları uygulanacaktır. Bu düzenlemeden ilk bakışta, fiilin, işlendiği yer kanununa göre de suç teşkil edip etmediğinin Türkiye’deki ceza kovuşturması açısından önemli olmadığı anlamı çıkmaktadır.

Madde gerekçesi de bu görüşü destekler yöndedir. Gerekçede, “fail hakkında Türk kanunlarına göre cezaya hükmolunacağı” ve “yabancı ülkede işlenen bu suçlar dolayısıyla failler hakkında Türkiye’de re’sen takibat” yapılacağı belirtilmektedir. Yukarıda açıklandığı gibi evrensellik ilkesinin temel özelliği de, suçun nerede ve kim tarafından işlendiğine bakılmaksızın ülke içinde ceza kovuşturulması yapılmasıdır.

Ancak burada karşımıza çözümü gereken bir sorun çıkmaktadır: Yabancı kanunun göz önünde bulundurulmasını düzenleyen ve eski TCK’nın 10a maddesinin yeni şekli olan 19. maddede, yurt dışında işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulması sırasında Türk kanunlarına göre verilecek olan cezanın suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst sınırını aşmaması ilkesi kabul edilmiştir. Ancak bu ilke, yurt dışında Türkiye veya bir Türk’e karşı işlenmemiş suçlarda geçerli olacaktır. Diğer bir ifade ile, yurt dışında işlenen suçlar, yabancı veya uluslararası bir hukuki menfaate zarar veriyorsa, Türkiye’de kovuşturma yapılırken suçun işlendiği yer kanununda öngörülen soyut cezanın üstüne çıkılamayacaktır. Burada hemen şu sorunun cevaplanması gerekiyor: Acaba bir fiil işlendiği yer kanununda suç olarak kabul edilmemişse, o fiil hakkında Türkiye’de ceza kovuşturması yapılabilecek midir? Eğer suç Türkiye veya bir Türk’e karşı işlenmişse, 19. madde uyarınca yabancı kanun göz önünde bulundurulmayacağı için, fiilin işlendiği yerde de suç teşkil edip etmediği 13. madde açısından önemli değildir. Buna karşın suç, bir yabancıya veya bir uluslararası hukuki menfaate yönelikse sorunun nasıl cevaplandırılacağına kanun maddesinden ve gerekçesinden hareketle bir cevap bulmak mümkün değildir. 19. maddenin karşılığı olan eski TCK md.10a, yabacı kanunun ile Türk kanunlarından hangisinin uygulamada sanık lehine sonuç vereceğinin araştırılmasını ve yabancı kanunun somut olayda bir bütün olarak dikkate alınmasını kabul ettiği için suçun işlendiği yer kanununda fiilin suç teşkil etmemesi halinde Türkiye’de ceza kovuşturması yapılamayacağı sonucuna varıyorduk.[4] 13. maddenin düzenlemesinde Türk kanunlarının uygulanacağı ve 19. maddede Türk hakimi tarafından Türk kanununa göre cezanın belirlenmesinde yabancı kanunun sadece soyut ceza açısından göz önünde bulundurulacağı belirtildiği için, yabancı kanunda göz önünde bulundurulacak herhangi bir düzenleme yoksa, ceza tespitinin sadece Türk kanununa göre yapılacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak düzenleme aksine bir yoruma da elverişlidir. Yani, yurt dışında yabancı veya uluslararası bir hukuki menfaate karşı işlenen suçta, işlendiği yer hukukunda fiilin suç teşkil etmemesi halinde Türkiye’de kovuşturma yapılamayacağını savunmak da mümkündür. Ancak bizim görüşümüz, maddede sayılan suçların uluslararası suç olması, bu suçlarda devletlerin dayanışması ve evrensel hukuki menfaatlerin korunması söz konusu olduğu ve bu suçların kovuşturulmasında evrensellik ilkesinin kabul edilmesinin amacının bu suçların cezasız kalmamasının sağlanması olduğu için, işlendiği yerde – istisnaen – fiilin suç teşkil etmemesi halinde, Türk hakimi tarafından yabancı kanun değil, Türk kanunu dikkate alınmalıdır. Bu fiiller genelde dünyanın hemen her ülkesinde suç teşkil etmekle birlikte, 13. maddenin geniş kapsamlı düzenlemesi karşısında, örneğin uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma, çevrenin kasten kirletilmesi ve fuhuş gibi suçlarda bazı devletler Türkiye’de olduğu gibi bir cezai sorumluluğu kabul etmemiş olabilirler.

3. Türkiye’de evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması ve uluslararası hukuk

Yeni TCK’nın 13. maddesinde sayılan suçların – 1. fık. b) bent  hariç – Türkiye’de kovuşturulması, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi esasına dayanmaktadır. Ancak, hemen belirtelim ki 13. maddeye dayanarak Türkiye’de ceza kovuşturması yapılabilmesi için uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan bir yükümlülüğün bulunması zorunlu değildir.[5] Çünkü Türk mahkemelerinin ceza kovuşturma yetkisi uluslararası sözleşmelerden değil doğrudan 13. maddeden kaynaklanmaktadır.

Burada, 13. maddede sayılan ve evrensellik ilkesi kapsamında kabul ettiğimiz suçlarda uluslararası kovuşturma yetkisinin hangi uluslararası sözleşmeye dayandığı üzerinde durulacaktır.

– Soykırım ve insanlığa karşı suçlar:Daha önce başka bir çalışmamızda açıkladığımız üzere (HPD Sayı 3, Nisan 2005, s. 8-19) uluslararası hukuk literatüründe soykırım ve insanlığa karşı suçlar “uluslararası hukuk suçu” olarak kabul edilmekte ve bu suçlarla ilgili cezai sorumluluk doğrudan uluslararası hukuktan kaynaklanmaktadır.[6] Bu suçlar, bütün insanlığın ortak hukuki menfaatlerine yönelik en ağır ihlalleri oluşturduğu için, kovuşturulmasında da evrensellik ilkesinin geçerli olacağı hususunda şüphe yoktur.

Diğer taraftan, bir devletin, ülkesinde işlenen uluslararası hukuk suçları hakkında mülkilik ilkesi ya da kendi vatandaşları tarafından işlenen suçlar hakkında faile göre şahsilik ilkesi uyarınca öncelikli yargı yetkisine sahip olduğu ve bu durumda evrensellik ilkesine dayanan bir yargı yetkisinin uluslararası hukukun başka devletlerin iç işlerine karışma yasağını ihlal edeceği ileri sürülebilir. Ancak, uluslararası hukuk suçlarının en önemli özelliği, suçun işlendiği yerdeki devlet organlarının bu suçların işlenmesine aktif olarak, en azından pasif şekilde katılmalarıdır. Bu nedenle bu suçlar hakkında ceza kovuşturmasının bu devlete bırakılması uygun bir çözüm olamaz.[7] Bu gibi durumlarda ceza kovuşturmasında esasında en son söz sahibi olması gereken devlet, suçun işlendiği yer devletidir. Diğer taraftan failin vatandaşı olduğu devlet de bir uluslararası hukuk suçu ithamı ile karşılaşan vatandaşını korumak ihtiyacı ile davranabileceği için, ceza kovuşturmasının bu devlete bırakılması da evresel hukuki değerlerin korunması açısından da emin bir yol değildir. Bu gerekçelerle, ulusal ceza kovuşturma organlarına evrensel yargı yetkisi tanıyarak harekete geçirmek isteyen bir ülkeye karşı başka devletlerin iç işlerine karışma yasağı ilkesi ileri sürülememesi gerekir.[8]

– Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti: Ceza Kanunumuzdaki göçmen kaçakçılığı (md. 79) ve insan ticareti (md. 80) suçlarının uluslararası hukuk temelini, Türkiye tarafından onaylanmış olan “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” ve bu sözleşmeye ek “Göçmenlerin Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Kaçırılmalarına Karşı Protokol” ile “İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol” oluşturmaktadır.[9] Sözleşme, taraf devletlere mülkilik ve şahsilik ilkelerine göre ceza kovuşturması yapma yükümlülüğü yanında ülkesinde bulunan sanığı iade etmediği takdirde kovuşturma yetkisi de vermektedir (md. 15/3, 4). Yine taraf devletler, uluslararası hukuka uygun olmak kaydıyla iç hukukta belirleyeceği diğer kurallara göre de ceza kovuşturması yapma yetkisine sahiptir (md. 15/6). Bu açıdan yurt dışında işlenen göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçları hakkında evrensellik ilkesine göre ülkede ceza kovuşturması yapılmasının uluslararası hukuka temelde bir aykırılık teşkil etmediğini söyleyebiliriz.[10]

– İşkence suçu: İşkence suçu, yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak sivil halka karşı işlenmesi halinde, insanlığa karşı suç özelliğini taşır ve insanlığa karşı suçlar için yukarıda belirtilen hususlar geçerlidir. Ancak, bireysel suç olarak işlenen işkence suçu da uluslararası suç niteliği taşımaktadır. Bir çok uluslararası sözleşmede işkencenin önlenmesi ve faillerinin cezalandırılması için taraf devletlere yükümlülükler getirilmiştir. Bu açıdan İşkenceye Karşı 1984 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi[11], işkence fiillerinin cezalandırılması için bazı yükümlülükler getirmektedir. Türkiye, 1988 yılında bu sözleşmeyi onayladığı için bu sözleşmeden kaynaklanan ceza kovuşturması yapma yükümlülüğü Türkiye için de söz konusudur. Sözleşmeye göre, her taraf devlet, tüm işkence fiillerinin suç olmasını sağlayacak ve işkence fiillerini ağırlıklarına uygun müeyyidelerle cezalandıracaklardır (md. 4). Yine taraf devletler işkence fiilleri hakkında kendi yargı yetkisinin tesisi için gerekli düzenlemeyi yapmakla da yükümlüdürler (md. 5). Taraf devletler, işkence suçunun kendi ülkesinde işlenmesi veya failin kendi vatandaşı olması ya da kendi vatandaşına karşı işlenmesi halinde faillerin cezalandırılmasını sağlamak yükümlüğü altındadır. Ancak yurt dışında işlenmiş işkence suçunda faili elinde bulunduran devlet, faili ceza kovuşturması yapmaya istekli olan başka bir devlete teslim ederek de bu yükümlülüğünü yerine getirebilecektir. Görüldüğü gibi Sözleşme, yurt dışında işlenen işkence suçları açısından faile göre şahsilik ilkesi yanında evrensellik ilkesine göre de ceza kovuşturması yapabilmek için gerekli düzenlemenin yapılması yükümlülüğünü getirmektedir. Ancak Sözleşme, sanık hakkında ceza kovuşturması yapılmak üzere başka bir taraf devlete iadeye de izin vermektedir. Taraf devletler bu açıdan bir seçim hakkına sahiptir.[12]Ancak böyle bir iade her zaman mümkün veya uygun olmayabilir. Bu yüzden Sözleşmeye taraf olan devletlerin, ülkelerinde bulunan işkence suçu faillerini evrensellik ilkesine göre kovuşturabilmek için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan taraf devletlerin, kendi ülke topraklarında bulunması şartıyla, fail hakkında ulusal ceza kovuşturması yapma yetkisinin gerçekleştirilmesini sağlamak yükümlülüğü söz konusu olmaktadır.[13]

TCK, işkence fiillerini ağırlıklarına uygun şekilde cezai yaptırım altına alarak (md. 94, 95) ve 13. madde ile de yurt dışında işlenmesi halinde Türkiye’de kovuşturma mecburiyeti getirerek bu Sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmiştir. 

– Çevrenin kasten kirletilmesi: TCK’nın 181. maddesinde yer alan çevrenin kasten kirletilmesi suçunun Türkiye’de kovuşturulması açısından da evresel yargı yetkisi kabul edilmiştir. Çevrenin, özellikle denizlerin korunmasına ilişkin bir çok uluslararası sözleşme, çevreye karşı işlenen ağır suçların uluslararası suç olarak kabul edilmesini haklı kılmakla birlikte,[14] 181. madde kapsamda yer alan çevrenin kirletilmesi fiillerinin tamamının evrensellik ilkesine göre kovuşturulmasının uluslararası hukuka uygunluğu tartışmaldır. 

– Uyuşturucu madde suçları: Kanunumuz uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçları ile bu maddelerin kullanılmasını kolaylaştırmayı evrensellik ilkesi kapsamında kovuşturulacak bir suç olarak kabul etmiştir. Uluslararası alanda kabul edilen çok sayıda sözleşme, devletlerin uluslararası uyuşturucu maddelere karşı birlikte ve sınıraşan bir şekilde mücadele etme iradesini ortaya koymaktadır. Bu sözleşmelerin başında Türkiye’nin de onaylamış olduğu 23.3.1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Tek Sözleşmesi (md. 36/2,a) iv), 21.2.1971 tarihli Psikotrop Maddeler Sözleşmesi ve 20.12.1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelere İlişkin BM Sözleşmesi gelmektedir. Ancak bu sözleşmelerde taraf devletler için mülkilik, faile göre şahsilik ilkeleri ile iade veya cezalandırma uyarınca ceza kovuşturması yapma yükümlülüğü getirilmektedir.

1988 tarihli Sözleşme, diğerlerinden farklı olarak, ceza kovuşturması konusunda taraf devletlere daha fazla yükümlülük getirmektedir. Sözleşmeye göre bir taraf devlet, uyuşturucu madde suçu sanığının “kendi ülkesinde bulunması ve bu kişiyi başka bir Tarafa iade etmemesi halinde” sözleşmede sayılan suçlar hakkında kendi yargı yetkisini tesis etmekle yükümlüdür (md. 4/2, b). Diğer taraftan, bir taraf devletin kendi iç hukukunda kabul edeceği bir hükümle yargı yetkisini kullanmasına Sözleşme engel değildir (md. 4/3). Bunun sonucu olarak bir devletin, yurt dışında işlenmiş olan uyuşturucu madde suçlarını evrensellik ilkesine göre kovuşturması Sözleşmeye aykırı olarak kabul edilemeyecektir. Bu nedenle bu sözleşme uyarınca uyuşturucu madde suçlarında everensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yapılmasının uluslararası hukuka aykırı olmadığı sonucuna varabiliriz.[15] Ayrıca, uyuşturucu suçlarıyla etkin bir şekilde mücadelede uluslararası toplumun büyük bir çıkarı bulunduğu için, sözleşmenin tarafı olan devletlerin kendilerinden istenen asgari yükümlülüklerinden daha fazlasını yapmak gayretlerine de itiraz edilmemelidir.[16]

TCK md. 188’de uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile 190. Maddede yer alan uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma suçu açısından TCK’da evrensellik ilkesini kabul edilmiştir.[17] TCK açısından sorun yaratabilecek nokta, 190. maddedeki uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma suçunun da evrensellik ilkesi kapsamına alınmış olmasıdır. Uyuşturucu madde suçlarıyla uluslararası alanda mücadele edilmesi amacıyla çok sayıda sözleşme kabul edilmiş olsa bile, devletlerin uyuşturucu politikalarındaki farklılık ve bunun sonucu olarak ceza kanunlarındaki farklı düzenlemeler söz konusu olmaktadır. Yukarıda belirtilen sözleşmelerde TCK md. 190. kapsamında yer alan fiillerden bazıları hakkında kovuşturma yetkisine yer verilmemiştir. Bu nedenle 190. maddedeki fiiller hakkında evrensellik ilkesine dayanarak Türkiye’de ceza kovuşturması yapılmasının uluslararası hukuka uyguluğuna – en azından – tereddütle bakılmalıdır.

– Para ve mühürlerde sahtecilik suçları:TCK’nın 13. maddesinin 1. fıkrasının f) bendinde, Türk ve yabancı para ayrımı yapılmadan, para sahteciliği suçları açısından Türk mahkemelerinin evrensel yargı yetkisi kabul edilmiştir. Esasen fiilin Türk parasına karşı işlenmesi halinde gerçeklik ilkesi ön plandadır. Türk ve yabancı paralarda sahtecilik suçlarının evrensellik ilkesine dayanarak cezalandırılması 20.4.1929 tarihli Kalpazanlığın Cezalandırılmasına Dair Sözleşmeye dayanmaktadır. Söz konusu Sözleşme, bir yabancının yabancı memlekette işlediği para sahtekarlıkları suçlarının da ülkede işlenmiş gibi cezalandırılmasına izin vererek (md. 9/1) açıkça evrensellik ilkesiyle bağlantı kurmuştur. Hatta yurt dışında işlenen suçun failinin ülkede bulunması ve iadesinin gerçekleştirilememesi halinde bu devlet açısından yargılama yükümlülüğü de söz konusu olmaktadır (md. 9/2).

Mühürlerde sahtecilik suçlarının yer aldığı TCK md. 202’de, Türk Devleti ile Türk kamu kurum ve kuruluşlarının mührü korunduğu ve korunan hukuki değer de doğrudan Devlete ait olduğu için evrensellik ilkesi değil, gerçeklik ilkesinin geçerli olduğunu kabul etmek gerekir.

– Fuhuş: Yeni TCK’da olduğu gibi, 1926 tarihli TCK’da (md. 6/4) da fuhuş suçunun kovuşturulması açısından evrensellik ilkesi kabul edilmişti. Yeni TCK’nın 227. maddesinde düzenlenmiş olan fuhuş suçunun yurt dışında işlenmesi halinde evrensellik ilkesinin kabul edilmesi, fuhuşla mücadeleye ilişkin Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere dayanmaktadır. Fuhuş suçlarının cezalandırılması yükümlülüğünün temelini 4.5.1910 tarihli Beyaz Kadın Ticaretinin Yasaklanmasına Dair Uluslararası Sözleşme, 30.9.1921 tarihli Kadın ve Çocuk Ticaretinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme, 1933 tarihli Tüm Yaşlarda Kadın Ticaretinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme ve 21.3.1950 tarihli İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme gibi bir çok uluslararası sözleşme oluşturmaktadır. Ancak bu sözleşmelerde evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturmasına açıkça yer verilmemiştir. 1921 tarihli Sözleşme (md. 4) ve 1950 tarihli Sözleşme (md. 9) sanığın iade edilmemesi halinde ceza kovuşturması yükümlülüğü getirdiği ve bu suçların kovuşturmasının uluslararası toplum için taşıdığı önemden hareketle, evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturmasının caiz olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Çünkü, fuhuş ve kadın ticareti suçlarında, özellikle cinsel özgürlük ve vücut bütünlüğü gibi evrenselliği uluslararası hukuk tarafından kabul edilmiş temel insan haklarının korunması söz konusudur. Bu suçların örgütlü bir şekilde işlenmesi, uluslararası devletler topluluğu açısından önemli bir tehlike teşkil etmektedir. Bu nedenlerle fuhuş suçlarının evrensellik ilkesine göre kovuşturulması uluslararası hukuka uygundur.[18] 

Rüşvet: TCK’nın 252. maddesinde düzenlenen rüşvet suçu açısından da evrensellik ilkesine göre Türkiye’de ceza kovuşturması kabul edilmekle birlikte, bu maddenin 1- 4 fıkralarında Türk kamu görevlisinin görevi nedeniyle işlediği rüşvet suçu söz konusu olduğu için koruma ilkesi kapsamında bir ceza kovuşturması söz konusu olabilir. Evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması ise sadece 252. maddenin son fıkrasında yer alan yabancı kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçu açısından söz konusu olmaktadır. 1926 tarihli Ceza Kanunumuzda 2.1.2003 tarihinde yapılan değişiklikle yabancı kamu görevlisine rüşvet verilmesi açısından evrensellik ilkesi kabul edilmişti. Yurt dışında işlenen rüşvet suçunun evrensellik ilkesine göre cezalandırılmasının hukuki temelini Türkiye tarafından da onaylanan 17.12.1997 tarihli Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi[19] oluşturmaktadır. Sözleşmenin 4. maddesinde taraf devletler için mülkilik ilkesi (fık. 1) ve faile göre şahsilik ilkesi (fık.2) uyarınca ceza kovuşturması yükümlülüğü getirilmektedir. Evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yetkisine ise, Sözleşmede yer verilmemiştir.

– Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması, alıkonulması veya bu araçlara karşı işlenen zarar verme suçları (md. 223, 152): TCK’nın 223. maddesinin (1. fıkrası ile bağlantılı olarak) 2. fırkasında yer alan, cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, deniz veya demir yolu ulaşım aracının hareket etmesini engellemek, bu aracı hareket halinde iken durdurmak veya gitmekte olduğu yerden başka yere götürmek fiillerinin yurt dışında işlenmesi halinde Türkiye’de kovuşturulması açısından evrensellik ilkesi kabul edilmiştir. 3. fıkrada da hava ulaşım araçlarının cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, hareket etmesinin engellenmesi veya bu aracın gitmekte olduğu yerden başka yere götürülmesi fiillerinin kovuşturulmasında da evrensellik ilkesi kabul edilmiştir.

Deniz ve hava ulaşım araçlarının güvenliğinin sağlanması ve korunması çok sayıda uluslararası sözleşmenin konusunu oluşturmaktadır. Her şeyden önce deniz korsanlığı suçunun kovuşturulmasında açıkça evrensellik ilkesi kabul edilmiştir.[20] 14.9.1963 tarihli Tokyo Sözleşmesi, 16.12.1970 tarihli La Haye Sözleşmesi, 23.9.1971 tarihli Montreal Sözleşmesi, 24.2.1988 tarihli Montreal Sözleşmesine Ek Protokol,sivil hava ulaşımı ve bu ulaşım araçlarını korumaya yönelik hükümler içermektedir.[21] 29.4.1958 tarihli BM Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve 10.3.1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi [22] ise deniz ulaşımı ve araçlarını korumaktadır.[23] Bu sözleşmeler evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturmasına açıkça yer vermemekle birlikte, taraf devletlere, ülkelerinde bulunan failin iadesinin gerçekleşmemesi halinde kendi yargı yetkisini kullanarak ceza kovuşturması yapma yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca taraf devletlerin kendi ulusal hukuklarına dayanarak bu sözleşmelerde tanınan yetkiden fazla bir yargı yetkisini icra etmelerine de izin verilmektedir. Bu nedenle belirtilen suçlarda evrensellik ilkesine dayanarak ülkede ceza kovuşturması yapılmasının uluslararası hukuka aykırı olmadığı sonucuna varabiliriz. Ancak başka devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi de gözden uzak tutulmamalıdır.[24]

Buna karşın demir yolu ulaşım araçlarının kaçırılması, alıkonulması, deniz ve hava ulaşım araçları gibi uluslararası hukukta – doğrudan – sözleşmelerin konusunu oluşturmamaktadır. Bu açıdan demir yolu ulaşım araçlarının kaçırılması ve bunlara zarar verilmesi ancak uluslararası terörizmle mücadeleye ilişkin sözleşmelerin konusunu oluşturması halinde evrensellik ilkesi kapsamında bir ceza kovuşturması uluslararası hukuka uygun alabilir. Bu açıdan, Türkiye’nin de onaylamış olduğu BM Terörist Bombalamaların Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme[25], taraf devletlere evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yapma yetkisi vermektedir.[26] Ancak 13. maddedeki düzenleme herhangi bir sınırlama içermediğinden yurt dışında işlenen demir yolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya bu araçlara zarar verilmesine ilişkin fiillerin bütününün evrensellik ilkesi uyarınca Türkiye’de ceza kovuşturmasına tabi tutulmasının uluslararası hukuka uygunluğu tartışma götürür.

  ______________________________________ 

[1]Bkz. Centel s. 103.

[2]Öztürk/Özbek/Erdem, s. 75; Önder, s. 124 (Önder, fuhşiyata tahrik suçlarını evrensellik ilkesi içinde incelemektedir); Sulhi Dönmezer/Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt III, 12. Bası, İstanbul 1997, s. 386 vd.; Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1998, s.128; Demirbaş, s. 157-158.

[3]Dönmezer/Erman, s. 386.

[4]Ancak bu durum Türkiye’nin kamu düzenine ve uluslararası yükümlülüklerine aykırılık teşkil etmemesi gerekiyordu.

[5]29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun ile ilgili Adalet Komisyonu Raporunda “Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekir” denilerek aksi görüş savunulmaktadır.

[6]Turhan, HPD Sayı 3, Nisan 2005, s. 9.

[7]Otto Lagodny, “Legitimation und Bedeutung des Staendigen Internationalen Strafgerichtshofe”, ZStW 113 (2001) s. 800-826 (804); Albin Eser, “Harmonisierte Universalitaet nationaler Strafgewalt: ein Desiderat internationaler Komplementaritaet bei Verfolgung von Völkerrechtsverbrechen”, in: Festschrift für Stefan Trecksel zum 65. Geburtstag (= FS für Trecksel), s. 219-236 (229- 230).

[8]Eser, in: FS für Trechsel, s. 230.

[9]RG 4.2.2003/25014

[10]Ambos, in: Münchener Kommentar § 6, no. 28.

[11]İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, RG 10.08.1988- 19895.

[12]Burada sanığın ülkesinde bulunduğu devlet ceza kovuşturması açısından birincil derecede yetkili olduğu, yani ceza kovuşturması iadenin gerçekleşmemesi şartına bağlı olmadığı için ikame yargı ilkesi söz konusu değildir.

[13]Bkz. BGHSt 46, 292 (297-298); Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 442; Werle, no. 791.

[14]Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 94 vd.

[15]Ambos, in: Münchener Kommentar § 6, no. 14; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 45 vd.

[16]Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 50.

[17] 1987 yılında yapılan bir değişiklikle ( 15.4.1987 ve 3354 sayılı Kanun) yurt dışında işlenen uyuşturucu madde suçları (TCK md. 403 ve 404) da TCK md.4’e dahil edilerek evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması kabul edilmişti;6.6.1991 tarih ve 3756 sayılı kanunla bu suçlar tekrar 4. madde kapsamından çıkarılmıştır. Bu düzenlemenin eleştirisi için bkz. Bahri Öztürk/Erdem/ Özbek, s. 74.

[18]Ambos, in: Münchener Kommentar § 6, no. 12.

[19]RG 10.5.2000- 24045.

[20]Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 43. 29.4.1958 tarihli Sözleşme md. 14, 19.

[21]Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 51 vd.

[22]1958 tarihli Açık Deniz Sözleşmesi ve 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmeleri Türkiye tarafından henüz onaylanmamıştır.

[23]Ambos, in: Münchener Kommentar § 6, no. 11; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 3 no. 40 vd.

[24]Ambos, in: Münchener Kommentar § 6, no. 11; Gribbohm, in: Leibziger Kommentar, Vor § 6 no. 38 vd.

[25]  RG 19.01.2002, Sayı: 24645.

[26]Sözleşmenin 2. maddesinin 1 fıkrasında “… hukuka aykırı olarak ve kasten, bir kamu kesimine açık alan, bir Devlet ya da hükümet tesisi, bir kamu ulaşım sistemi ya da bir altyapı tesisine, içine ya da karşısına bir patlayıcı ya da diğer ölümcül bir araç-gereci yönlendiren, yerleştiren, ateşleyen ya da patlatan herhangi bir kişi bu Sözleşmenin anlamı dahilinde suç işlemiş sayılır.

(a) Ölüm ya da ciddî bedensel yaralamaya yolaçma ya da;

(b) Bu tür bir alanın, tesisin ya da sistemin, önemli ölçüde ekonomik zararla sonuçlanacak ya da sonuçlanması muhtemel olacak şekilde, geniş biçimde yıkılmasına yol açma”. Bu hükmün kapsamına, deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarına karşı işlenen zarar verme suçları da girmektedir. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ile taraf devletlere mülkilik (devlet bayrağını taşıyan gemi ve uçaklar dahil) ve faile göre şahsilik ilkesi uyarınca ceza kovuşturması yükümlülüğü, 2. fıkrada ise mağdura göre şahsilik ve koruma ilkesi uyarınca yargı yetkisi tanınmış, 4. fırkasında ise ülkesinde bulunan faili iade etmediği takdirde kendi yargı yetkisini kullanma yükümlülüğü getirmiştir. 5. fıkrada ise “taraf bir Devletin, iç hukukuna uygun olarak tesis ettiği herhangi bir cezaî yargı yetkisi kullanımına” engel olmayacağını belirterek, evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yapılmasına yetki vermiştir.



V. Ülkede Bulunmayan Sanık Hakkında Evrensellik İlkesine Göre Ceza Kovuşturması Yapılabilip Yapılamayacağı Sorunu

Bir yabancının yabancı ülkede işlemiş olduğu uluslararası suçların, kovuşturma yapacak ülke ile herhangi bir bağlantısı bulunmadan, yani sanığın ülke topraklarında bulunmamasına rağmen ceza kovuşturması yetkisine mutlak/sınırlandırılmamış evrensellik ilkesi denmektedir. Bu yetkinin uluslararası hukuka uygun olup olmadığı konusu tartışmalıdır.[1]

Uluslararası Adalet Divanı, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Belçika’ya karşı açtığı dava ile ilgili olarak 14 Şubat 2002 tarihinde verdiği kararında,[2] Divan hakimleri sınırlandırılmamış evrensellik ilkesinin uluslararası hukukla bağdaşıp bağdaşmadığı sorusu hakkında görüş açıklamasında bulunmuş ve farklı sonuçlara ulaşmışlardır.[3] Hakimlerin bir kısmı uluslararası hukuka aykırılığı reddederken,[4] bir kısmı da uluslararası hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır.[5] Ceza hukuku doktrininde, sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine dayanarak uluslararası suçlar hakkında ulusal cezalandırma yetkisinin kullanılabileceği çoğunluk tarafından kabul edilmekle birlikte,[6] aksi görüşü savunan yazarlar da bulunmaktadır.[7] Tamamen bu sorunun tartışma konusu olduğu ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti tarafından açılmış olan bir başka davanın halen Uluslararası Adalet Divanı’nda görülüyor olması bu açıdan büyük bir öneme sahiptir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti bu kez Fransa’ya karşı açtığı davada, Fransa’da oturmayan bir Kongo vatandaşına karşı insanlığa karşı suç nedeniyle açılmış olan bir Fransız ceza davasının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ileri sürmektedir.[8] Bu davanın nasıl sonuçlanacağı merakla bekleniyor.

Bir çok ülkenin kanunu incelendiğinde, sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine dayanarak uluslararası suçlar hakkında ceza kovuşturması yapılması Türkiye dışında sadece Almanya’da kabul edilmiş olduğu görülmektedir (Alman Ceza Kanunu § 6 ve Alman Devletlerarası Ceza Kanunu = VStGB § 1).[9] Alman kanun koyucu, Alman Devletlerarası Ceza Kanunu ile, failin bulunduğu yere bakmadan veya fiilin ülkeyle herhangi bir bağının olmasını aramadan, evrensellik ilkesine dayanarak bir ceza davasının açılabilmesini kabul etmiş ve bununla Alman Federal Yüksek Mahkemesi’nin daha önceki içtihadından açıkça ayrılmıştır. Federal Yüksek Mahkeme önceki içtihatlarında, evrensellik ilkesine dayanarak bir ceza davasının, suçun ülke içiyle özel bir bağlantı noktasının varlığı halinde ancak açılabileceğini kabul ediyordu.[10] Alman Devletlerarası Ceza Kanunu (VStGB) § 1’de, söz konusu suç ülke dışında işlenmiş ve ülke içiyle herhangi bir bağlantısı olmasa bile, Almanya’da ceza kovuşturması yapılmasını kabul etmiştir.[11] Ancak bu suçlarda savcılık ceza davası açmak zorunda değildir. Çünkü bu suçlarda Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (StPO) § 153f hükmü uyarınca maslahata uygunluk ilkesi geçerlidir.[12]

Soykırım ve insanlığa karşı suçlardasınırlandırılmamış evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması başka devletlerin iç işlerine karışmama ilkesini ihlal etmeyeceği, doktrinde çoğunluk tarafından kabul edilmektedir:[13] Çünkü bu suçların işlenmesi, bütün insanlık menfaati için varlığı söz konusu olan uluslararası hukukun en temel kurallarının ihlali anlamına gelmektedir. Bu nedenle de bu suçlar, uluslararası toplumun parçalarını oluşturan her devleti ilgilendirir. Bu yüzden cezalandırma yetkisinin sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine göre ülke dışında işlenen suçlara da teşmil edilmesi, suçun işlendiği ülkenin veya failin vatandaşı olduğu devletin iç işlerine müdahale olarak kabul edilemez.

Ancak diğer uluslararası suçlar açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Uluslararası suçların düzenlendiği sözleşmeler – yukarıda görüldüğü gibi – evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturması yapma yetkisi genelde sanığın ülkede bulunması ve iadenin gerçekleşmemesi koşuluna bağlanmıştır. Bu açıdan Federal Alman Yüksek Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi, yurt dışında işlenen ve evrensellik ilkesinin kabul edildiği suçların ülkede kovuşturulmasında, somut olayda ceza kovuşturmasını meşru kılacak bir bağlantı noktasının bulunması gerekir.[14]

Diğer taraftan sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine göre yapılacak bir ceza kovuşturması nadiren amaca uygun olacaktır. Yurt dışında işlenmiş ve ülkeyle hiçbir bağlantısı olmayan uluslararası hukuk suçları nedeniyle ülkede bulunmayan kimseye karşı başlatılan bir ceza kovuşturması, sanık ele geçirilemeyeceği için büyük çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

Yurt dışında işlenen soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının kovuşturulmasında sanığın ülkede bulunması şartını aramayan Belçika’nın uluslararası ilişkilerinde yaşadığı olumsuz tecrübeler de gözden uzak tutulmamalıdır. Uluslararası hukuk suçları (soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları) açısından kapsamlı bir evrensel yargı yetkisini kabul eden Belçika, yukarıda belirttiğimiz Uluslararası Adalet Divanı kararı, ABD ve diğer bazı devletlerin Belçika’ya karşı aldıkları olumsuz tavrın da etkisiyle, kanunlarında bazı değişiklikler yapmak zorunda kalarak evrensel yargı yetkisine bir takım sınırlamalar getirmiştir.[15]

TCK’nın 13. maddesi, Türkiye’de ceza kovuşturma yapılabilmesi için sanığın Türkiye’de bulunması koşulunu aramamaktadır. 29.6.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanun ile ilgili Adalet Komisyonu Raporu’nda, Türk Ceza Kanununun 13. maddesinde sayılan suçlardan dolayı Türkiye’de soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için failin Türkiye’de bulunması gerektiği görüşü savunulmaktadır. Ancak, bu görüşün kanunun hangi hükmüne dayandığı açıklanmamıştır. Kanaatimce 13. maddenin “Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi halinde, Türk kanunları uygulanır” şeklindeki açık hükmü karşısında böyle bir sonuca varmak mümkün değildir. CMK’ya göre, Türk savcısının bir suçla ilgili soruşturma başlatabilmesi için şüphelinin Türkiye’de olması zorunlu değildir. Ancak CMK gıyapta kovuşturmayı kabul etmediği için ceza davası açılabilmesi açısından sanığın Türkiye’de bulunması gerekir.[16] Yurt dışında işlenen suçlar hakkında Türkiye’de soruşturma yapılabilmesi için failin Türkiye’de bulunması koşulu getirilmek isteniyorsa, bunun TCK md. 11 ve 12’de olduğu gibi açıkça madde metninde yer verilmesi gerekirdi.[17]

Evrensellik kapsamında yukarıda incelediğimiz suçlarda, failin yabancı olması ve kendisinin de yurt dışında olması halinde Türkiye’de başlatılan bir soruşturma uluslararası hukuka aykırılık teşkil edebilir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere soykırım ve insanlığa karşı suçlar açısından böyle bir sakıncanın olmadığı görüşündeyiz.

   ______________________________________ 

[1]  Tartışmalar hakkında bkz. Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 252 vd.

[2]  İnternet kaynağı: <www.icj-cij.org> .

[3]Uluslararası Adalet Divanı, sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine göre ceza kovuşturmasının caiz olup olmadığı konusunda karar verememiştir. Çünkü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti sadece hala görevde olan Kongo Cumhuriyeti Dışişleri Bakanına karşı Belçika tarafından ceza kovuşturması yapılmasının, sınırlandırılmamış evrensellik ilkesine göre görevdeki dışişleri bakanının uluslararası hukuka dayanan dokunulmazlık hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştü.

[4]Karardaki görüşler ve bu görüşlerin eleştirisi için hakkında bkz. Klaus Kress, “Völkerrecht und Weltrechtpflegeprinzip im Blickfeld des Intenationalen Gerichtshofs” Zeitschrift für die gesamte Strafrechtswissenschaft (= ZStW) 114 (2002), s. 818 (821 vd.).

[5]Kararda hakimler tarafından ileri sürülen farklı görüşler ve bu görüşlerin eleştirisi için bkz. Kress, ZStW 114 (2002), s. 818 (821 vd.).

[6]  Ambos, in: Münchener Kommentar, § 6 no. 4 vd.; Eser, in: Schönke/Schröder, vor § 3 no. 8, § 6 no. 1; Albin Eser, in: “Völkermord und deutsche Strafgewalt. Zum Spannungsverhaeltnis von Weltrechtsprinzip und legitimierendem Inlandsbezug”. In: Albin Eser u.a. (Hrsg.), Strafverfahrensrecht in Theorie und Praxis. Festschrift für Lutz Meyer- Grosner zum 65. Geburtstag (= FS für Meyer-Grossner). München 2001, s. 3-31(8 vd.); Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 254-255; Klaus Kress, “Völkerstrafrecht in Deutschland”, Neue Zeitschrift für Strafrecht (= NStZ) 2000, s. 617 (624-625); Werle, no. 173.

[7]  Uluslararası suçlarda sınırlandırılmamış evrensellik ilkesinin kabulüne karşı olanlar için bkz. Cassese, Jounoal of International Criminal Justice 1 (2003), s. 437 (452); Wolfgang Weiß, “Völkerstrafrecht zwischen Weltrechtsprinzip und Immunitaet”, Juristenzeitung (= JZ) 2002, s. 696 (698 vd.).

[8]  Krş. İnternet <www.icj-cij.org/icjwww/idocket/icof/icovdrame.htm>.

[9]  Almanya’daki hukuki durum hakkında bkz. Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 253 vd.

[10]  BGH, Neue Zeitschrift für Strafrecht 1994, 232 (233); BGH, Neue Zeitschrift für Strafrecht 1999, 236 (236); BGH, Strafverteidiger 1999, 240 (240); BGHSt 45, 64 (65 vd.).

[11]Bu düzenleme hakkında Alman Devletlerarası Ceza kanunundaki (= VStGB) resmi gerekçe için bkz: Drucksache des Deutschen Bundestages 14/8524, s. 14.

[12]  Bkz. Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 259 vd.

[13]Kreicker, Nationale Strafverfolgung völkerrechtlicher Verbrechen, s. 255; Werle, no. 171 vd.

[14]BGH, Neue Zeitschrift für Strafrecht 1994, 232 (233); BGH, Neue Zeitschrift für Strafrecht 1999, 236 (236); BGH, Strafverteidiger 1999, 240 (240); BGHSt 45, 64 (65 vd.).

[15]Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Durmuş Tezcan, “Ulusal Mahkemelerin Evrensel Yargı Yetkisi ve Belçika Örneği”, Hukuk ve Adalet, Yıl 1, Sayı 1, Ocak – Mart 2004, s. 77-82.

[16]  Ancak hakkında soruşturma yapılan ve yurt dışında bulunan şüphelinin iade hukuku kuralları çerçevesinde iadesinin talep edilmesine kural olarak hukuki bir engel yoktur.

[17] Bilindiği üzere TCK md. 13, 1926 tarihli TCK md. 4’e karşılık gelmektedir. 13. maddedeki suçların bir kısmı 4. maddede de yer almaktaydı. 4. madde ile ilgili olarak doktrin ve yargı kararlarında failin Türkiye’de bulunması koşulu aranmamaktaydı. 



VI. Sonuç ve Değerlendirme

1. Bütün insanlığı ilgilendiren, doğrudan uluslararası hukuka göre cezai sorumluluğu gerektiren ve çoğunlukla da cezasız kalan soykırım ve insanlığa karşı suçların kovuşturulmasında evrensellik ilkesinin herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadan kabul edilmesini uluslararası hukuka uygun kabul etmek gerekir. Ancak bu suçlarda savcıya re’sen soruşturma yapma yükümlülüğü getirilmesi, suçun işlendiği yer veya failin vatandaşı bulunduğu ülkeye iadesi imkanının yer verilmemesi yargı yetkisi çatışmalarına ve ülkenin uluslararası ilişkilerinde sorunlara neden olabilecektir.

2. Alman hukukunda da uluslararası suçların kovuşturulmasında sınırlandırılmamış evrensellik ilkesi uyarınca ceza kovuşturması kabul edilmiştir (Alman Ceza Kanun § 6). Ancak, uygulamada ortaya çıkabilecek sorunları önlemek için bu suçların kovuşturulmasında savcıya takdir yetkisi verilerek bu konuda açıkça maslahata uygunluk ilkesi kabul edilmiştir (Alman Ceza Muhakemesi Kanun §§ 153c vd.). TCK’da 5357 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile, bu suçların Türkiye’de kovuşturulması Adalet Bakanının talebine tabi tutularak, mutlak evrensellik ilkesinin sakıncaları ve uygulamada ortaya çıkabilecek uluslararası hukuka aykırılıklar önlenmek istenmiştir.

3. Sadece evrensellik ilkesi kapsamındaki suçlarda Adalet Bakanının talebinin aranması, diğer suçlar – özellikle 13. maddenin 1-b) bendinde ve 11. Maddedeki suçlar – açısından savcıya re’sen soruşturma yapma mecburiyetinin getirilmesi ilk bakışta eşitlik ilkesine aykırı olarak görülebilir. Ancak yukarıdan beri açıklandığı üzere, md. 13/1-b) ve md. 11’deki suçların (faile göre şahsilik ilkesi uyarınca) Türkiye’de kovuşturulmasında bağlantı noktaları yani korunan hukuki menfaatler farklı olduğu için farklı kovuşturma şartlarına tabi tutulması kendi içinde mantıklıdır. Örneğin, faile göre şahsilik ilkesi uyarınca vatandaşın yurt dışında işlediği suçların Türkiye’de kovuşturulması 11. maddede bir çok açıdan sınırlandırılmıştır. Yine 13. maddenin 1.fıkrasının b) bendinde işlenen suçların Türkiye’de kovuşturulmasında devletin varlık ve devamına ilişkin birincil menfaatlerinin korunması söz konusudur ve bu suçlar hakkında genellikle işlendikleri ülkelerde ceza kovuşturması yapılmaz. Devletlerin bu suçları gerçeklik ilkesi uyarınca herhangi bir şart aramadan ülkede kovuşturması uluslararası hukuk açısından herhangi bir itirazla karşılaşmamaktadır. Buna karşın uluslararası sözleşmelerle korunması kabul edilen evrensel hukuki menfaatlere yönelik olan ve uluslararası suçlar olarak nitelendirilen suçlarda, uluslararası devletler topluluğu veya uluslararası toplum adına yapılan bir ceza kovuşturması söz konusu olduğu için, gerçeklik ilkesinden farklı olarak ek başka kovuşturma koşulları kabul edilmesi eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyecektir.

Ancak kabul etmek gerekir ki, parada sahtecilik suçları ve deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması, alıkonulması veya bunlara zarar verilmesi suçlarında olduğu gibi, korunan hukuki menfaatin doğrudan devlete ait olması halinde bu suçlar açısından da Adalet Bakanının talebinin aranması ve gerçeklik ilkesi kapsamındaki diğer suçlarda aranmamış olması somut olayda eşitlik ilkesine aykırı olabilir.

4. TCK md. 13 ile ilgili olarak kabul edilmesini önerdiğimiz çözüm şu olabilirdi: Evrensellik ilkesine göre Türkiye’de kovuşturma yapılması kabul edilen suçlarda Türk vatandaşı ve yabancı ayrımı yapılarak, Türk vatandaşı hakkında re’sen kovuşturma ilkesi, yabancı açısından da yabancının Türkiye’de bulunması ve savcıya soruşturma başlatma konusunda takdir yetkisi verilmesi hukuk politikası açısından yerinde bir karar olurdu. Çünkü, yukarıda açıklandığı gibi evrensellik ilkesine yönelik en önemli eleştiri mutlak/sınırlandırılmamış evrensellik ilkesinin kabul edilmesidir. Bunun anlamı yabancının yabancı ülkede işlediği ve ülkede ele geçirilmeyen yabancıya karşı ceza kovuşturması yapılmasıdır. Yabancının hem ülkede bulunması şartının kabul edilmesi, hem de somut olay açısından savcıya takdir yetkisi tanımasıyla bu sakıncalar ortadan kaldırılabilecektir. Bu açıdan 5357 sayılı TCK’da değişiklik yapılmasına ilişkin kanunla Adalet Bakanının talebini arayan kanun koyucunun seçmiş olduğu yolun isabetli olmadığını söyleyebiliriz.

5. Evrensel yargı yetkisi, devletler arasında birden çok devletin aynı suç hakkında yargı yetkisine sahip olmasına ve bunun sonucu olarak devletler arasında uyuşmazlıkların doğmasına neden olabilmektedir. Ancak soykırım ve insanlığa karşı suçlar uluslararası toplumun müdahalesi söz konusu olmadığı hallerde büyük çoğunlukla cezasız kalmaktadır. Bu açıdan öncelikli konu, hukuk politikası açısından ortaya çıkabilecek yetki uyuşmazlıklarını çözmek değil, bu suçların faillerinin mahkeme önüne çıkararak cezasız kalmamasını sağlamak olmalıdır. Bu ise evrensellik ilkesinin kabul edilmesiyle sağlanabilir. Ancak evrensellik ilkesi, gerçekten yargılama yetkisine sahip olan ve hukuk devleti ilkelerine göre yargılama yapacak olan devletlere de engel olacak şekilde uygulanmamalıdır.

6. TCK md. 13’de evrensellik ilkesi kapsamında Türkiye’de kovuşturulması kabul edilen suçların genel bir değerlendirmesinden, bu suçlardan bazılarının evrensellik ilkesi kapsamında kovuşturulmasının uluslararası hukuk açısından en azından tereddütlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan, yaptığımız genel incelemeye göre, 190. Maddede yer alan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma suçu, 181. maddenin kapsamda yer alan çevreyi kasten kirletme suçundaki bazı fiiller, 252/5’te yer alan yabancı kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçu  ile 223 ve 152. Maddelerde yer alan demir yolu ulaşım araçlarının kaçırılması, alıkonulması veya bunlara zarar verilmesi suçları açısından evrensellik ilkesine göre Türkiye’de ceza kovuşturması yetkisi veren uluslararası sözleşme hükümlerinin varlığının şüpheli olduğu sonucuna ulaştık. Bu nedenle, 13. maddedeki suçların tekrar gözden geçirilerek, bazı suçların evrensellik ilkesi kapsamından çıkarılıp, faile göre şahsilik, mağdura göre şahsilik veya ikame yargı yetkisi ilkeleri uyarınca Türkiye’de kovuşturulması yoluna gidilmesi yerinde olacaktır.

İlginizi Çekebilir

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?