in

GüzelGüzel

Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Soruları

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine ait Kur-Pratik Çalışması
OLAY 1
Bir sivil toplum kuruluşunun başkanı olan İsmet Tunga 1.6.2005 tarihinde bir parti kongresinde şu konuşmayı yapar:
“Bugün ülkede demokrasi isteyenler susturulmaya çalışılmaktadır. Kolluk kuvvetleri insanlık dışı rezil uygulamalarla insanları sindirmeye çalışmakta, savcılar ve mahkemeler adeta bir kıyım makinesi gibi çalışarak demokrasi talep edenleri boğmaktadır.
Bunlar savcı değil, savcı;, hakim değil, taraflı hakem gibi hareket etmektedirler. Ülkede terör vardır ama bu, hükümetin yarattığı devlet terörüdür. Demokrasi, insan hakları talepleri bu terör uygulamalarıyla bastırılamaz. Bu faşizan ve ceberut uygulamaların failleri elbette bir gün halka hesap vereceklerdir. 1923’te kurulan bu köhnemiş Cumhuriyet artık Türkiye’yi taşıyamamaktadır. Demokrasi ve insan hakları mücadelemiz sonuna kadar sürecektir.”
Bu konuşma polisçe video kamera ile kaydedilmiştir.
Konuşmanın deşifre edilmesinden sonra 21.6.2005 tarihinde polis, gecikmesinde sakınca bulunduğu gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının yazılı emri üzerine saat 20:15’te o sırada yurtdışında bulunan Tunga’nın evinde arama yapar. Aramada o esnada yoldan geçmekte olan ve kollukça davet edilen iki kişi de hazır bulunur. Arama sonucunda yasadışı silahlı bir örgüt ile ilgili dökümanlar ele geçirilir ve bunlara şüpheliye ait bazı mektuplarla birlikte elkonulur. Mektupların kolluk görevlilerince incelenmesi sonucunda, bunların İsmet Tunga’nın devletin bağımsızlığını zayıflatma ve birliğini bozma amacını taşıyan bir terör örgütünün yurtdışındaki bazı yetkilileriyle yapmış olduğu ve Türkiye’de yapılacak bazı silahlı eylemler ve yasal siyasi zeminde izlenecek stratejiler ile ilgili şifreli yazışmalarından ibaret oldukları anlaşılır. Durum nöbetçi savcıya telsizle iletilir. Ve savcının faksla gönderdiği yazılı emir üzerine Tunga’nın bilgisayarına da elkonur. Ertesi gün öncelikle elkoyma işlemleri, yurtdışından henüz dönmemiş olan İsmet Tunga’ya bildirilir ve 09:00’da tüm bu işlemler sulh ceza hakimliğinin onayına sunulur. Elkoyma hakim tarafından onaylanır. Şüpheli bu elkoyma işlemine karşı itiraz ederse de itiraz reddolunur.
Elkonulan nesnelerden elde edilen deliller üzerine C. Savcısının kararıyla şüphelinin cep telefonu dinlemeye ve kayda alınır.
Savcılıkça İsmet Tunga hakkında başlatılan soruşturma çerçevesinde, 25.6.2005 günü saat 10:00’da havaalanında yakalanır ve ifadesi alındıktan 36 saat sonra da tutuklama istemi ile sulh ceza hakimliğine sevkedilir. Müdafii istememesi akabinde yapılan sorgusu sonucunda da tutuklanır. Bu karadan sonra Tunga’nın müdafiliğini üstlenen Hüseyin Gülmez, dosyanın bir suretini almak isterse de C. Savcısının talebi üzerine sulh hakimliğince, bu belgelerde devlet sırrı bulunması ve bunların bu aşamada alınmasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle dinlemeye ait tutanaklar ile evde bulunan dökümanların müdafii tarafından alınmasına kısıtlama getirilir. Müdafii buna itiraz eder fakat itirazı kabul görmez.
Savcılıkça yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda farklı bir siyasi partinin sempatizanı olan ve daha önce siyasi görüşlerini kamuoyuna açıklamış olan bilirkişi Bünyamin Işık, şüphelinin yaptığı konuşmanın suç oluşturduğu kanaatini içeren bir rapor verir. Avukat Gülmez, konuşmanın AİHS’nin 10. Maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, müvekkilinin daha önce çeşitli yerlerde yapmış olduğu ve emniyetçe kayda alınmış buna benzer bazı konuşmaları hakkında takipsizlik kararı verildiği, bunların getirtilmesini talep ederse de bu talep soruşturmaya etki etmeyeceği gerekçesiyle C. Savcısı tarafından reddedilir.
C. Savcısı İsmet Tunga hakkında birden fazla suç isnadı ile iddianame hazırlar ve iddialarını da telefon görüşmesi kayıtları, bilgisayarından elde ettiği deliller, ele geçirilen yazışmalar ve bilirkişi raporu ile ilişkilendirir. Bunun üzerine Ağır Ceza Mahkemesi, sunulan iddianameyi kabul ederek davayı görmeye başlar. İlk duruşmada sanık müdafii Gülmez, görevsizlik itirazında bulunur fakat itirazı reddedilir.
Ayrıca telefon görüşmelerine dayanarak Tunga’ya bazı yasadışı talimatlar veren Murat Karaca ile elkonulan mektuplarda adı geçen Talat Şeker’e de dava açılır ve savcının talebiyle davalar birleştirilir. Avukat Gülmez, dava devam ederken müdafileri olmayan bu kişilerin de savunmasını üstlenmişse de son celsede sanıkların birbirini suçlayıcı beyanları üzerine Şeker ve Karaca’nın müdafiliğini bırakır. Mahkeme, sanıklardan Tunga hakkında birden fazla suçtan ötürü ceza tayin edip mahkûmiyet hükmü verirken, Karaca’ya tek suçtan hüküm kurulmuş, Şeker ise, delil yetersizliğinden beraat ettirilmiştir.
SORU I- Temyize başvuran müdafi Gülmez, dilekçesinde sizce hangi noktalara değinmelidir? Neden?
SORU II- Olayda temyize konu olamayacak hukuka aykırılıklar var mıdır? Belirtiniz.
OLAY 2
A, Beşiktaş’tan vapurla Kadıköy’e geçerken, babasını Adana’da öldürdüğünden şüphe ettiği B’yi görür. Vapur iskeleye yanaşır yanaşmaz gördüğü ilk kolluk memuruna başvurarak hemen B’yi yakalamasını ister. Fakat kolluk memuru, elinde bir emir olmadan bu işi yapamayacağını bildirir. A’nın ısrarı üzerine bir başka memur B’yi yakalar. Savcılıkta alınan ifadesinden sonra hakim karşısına çıkarılan B, serbest bırakılır. Bu gelişme üzeren A, savcılığa başvurur. Savcılıkta yaptığı izahat üzerine savcı, B’nin suçu işlediğine kanaat getirerek B’yi yakalatır ve tekrar hakim karşısına çıkarır. Bu kez ikna olan hakim, şüpheliyi tutuklar ve Bayrampaşa Tutukevi’ne gönderir. B, bu karara itiraz eder fakat kabul edilmez. Bu arada savcının şüphe etmesi ve ifadeler esnasında isminin sıkçı geçmesi sebebiyle B’nin yakın akrabalarından C’nin D’ye yazmış olduğu mektuba savcılık talebi ve hakim kararı ile PTT’de elkonur. Buradan elde edilen delillerle Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılır. İkinci duruşmada sanık tutuklamaya tekrar itiraz edince mahkeme, mahkûmiyet için zaten ortada yeterince delil bulunmadığını da belirterek B’yi serbest bırakır. Tutuksuz olarak yargılanmasına devam ederken sanık, sağlık sebepleriyle duruşmadan vareste tutulmasını ister. İsteği reddedilince sonra duruşmalara gelmez. Savcı, bunun mümkün olamayacağını, sanığın duruşmalara katılmasının zorunlu olduğunu beyan etse de, yargılama yokluğunda görülmeye devam eder.
SORU III- Olaydaki kişi, makam ve mercilerin işlemlerini Ceza Yargılaması Hukuku kuralları içerisinde değerlendiriniz.
OLAY 3
(P), tabancasını temizlerken dikkatsizlik sonucu karısını öldürmekten mahkûm olmuş ve hüküm kesinleşmiştir. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra, (P)’nin arkadaşı (A), savcılığa müracaat ederek, kendisinin olaya tanık olduğunu, (P)’nin karısını kasten öldürdüğünü, kendisi dava sırasında ülke dışında bulunduğundan, kesin hükümle sonuçlanan davada dinlenmemiş olduğunu beyan eder. SORU IV- Bu ifadenin doğruluğuna inanan C. Savcısı neler yapabilir? Niçin?
SORU V- (A), kesin hükümle sonuçlanan davada tanık olarak dinlenmiş olup da (P)’nin savunmasını doğrulayıcı beyanda bulunsa idi ve bu kez savcılığa müracaatında, o zaman (P)’nin ricasını kıramadığı için yalan ifade vermiş olduğunu, ancak vicdan azabı duyduğu için şimdi doğruyu söylediğini beyan etseydi, savcı nele yapmalıydı? Niçin?
SORU VI- Olayda sonradan bir tanık ortaya çıkmayıp da, (P) infaz sırasında müracaat ederek hakim huzurunda ifade verip, vicdan azabı çektiğini, karısını dikkatsizlik sonucu değil, kasten öldürdüğünü beyan etseydi ne yapılabilirdi? Niçin?
CEVAPLAR
OLAY 1
Polisin parti kongresindeki konuşmaları kayda alması uygulamada sıkça görülen bir durumdur. Bu, yasaldır. İsmet Tunga’nın konuşması TCK m. 125/5’te yer alan, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakaret ile, m. 301’de yer alan cumhuriyeti aşağılamak suçlarını oluşturmaktadır. Konuşma, 1.6.2005’te yapılmış, arama ise, 21,6,2005 günü yerine getirilmiştir. Deşifre işlemi için geçmiş olan 20 günlük süre, makul bir süredir. Burada hukuka aykırı bir durum yoktur. Arama kararı için, m. 116 hükmü gereği “makul şüphe” yeterlidir. Olayda savcı, yetkisine istinaden daha fazla delil elde edebileceği düşüncesiyle arama kararı vermiştir. Olayımızda suç zaten oluşmuştur. Ancak, soruşturma evresinde savcının, şüphelinin lehinde ve aleyhinde delil toplama yetkisi vardır. Dolayısıyla, arama kararı, çok da orantısız değildir. Kanun, gece vakti arama yapılamayacağını düzenlemişse de, olayımızda arama yapılan gün olan 21 Haziran, en uzun gündür. Bu nedenle de 20:15 itirabiryle, CMK anlamında gece vakti başlamamıştır. Bu açıdan da arama kararı, hukuka uygundur.
CMK m. 119/4 gereği, arama esnasında komşu veya ihtiyar heyetinden iki kişi hazır bulundurulur. Olayda, yoldan geçen iki kişinin hazır edilmesi de kanuna aykırıdır. Ayrıca, m. 120/1 gereği aramada, yerin sahibi ya da eşyanın zilyedinin hazır bulunma hakkı vardır. Bunlar yoksa, temsilci veya hısımlarından biri veyahut kendisiyle birlikte ikamet eden biri ya da bir komşusu da hazır bulundurulur. Bu açıdan da hukuka aykırılık söz konusudur.
Arama sonucunda bulunan deliller ile birlikte, bir başka suç daha ortaya çıkıyor: Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak (TCK m. 302). Yine, TCK m. 220’de düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu da ortaya çıkmıştır. Tunga da m. 220/7 gereği, bu örgütle birlikte cezalandırılacaktır. Yargılaması ise, ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle özel ağır ceza mahkemesinde yapılacaktır.
Kolluk, elkoyma tedbirini uyguladığı mektupları, elkoymadan sonra incelemiştir. Bu da hukuka aykırıdır.
Bilgisayarlara elkoyma ise, yalnızca hakim kararıyla uygulanabilen bir koruma tedbiridir. Ayrıca bu tedbirin uygulanabilmesi için, başka suretle delil elde etme imkânının olmaması da gerekir. Somut olayda, savcının yetkisiz olarak yaptığı bu işlemi hakimin onayına sunması, işlemi hukuka uygun hale getirmeyecektir. Savcının faks ile emir vermesi ise, hukuka uygundur. Zira savcı, kanun gereği her türlü iletişim vasıtasından faydalanabilir.
Olayımızda özel ağır cezalık bir yargılama olacağından, tutukluluk ve gözaltı süreleri de farklı olacaktır. CMK m. 251/5 hükmü gereği, olayımızda gözaltı süresi 48 saattir. Bu nedenle Tunga’nın 36 saat gözaltında kalmasında bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Olayımızda, Tunga hakkında tutuklama istemiyle bir yargılama yapılacaktır. Tunga ise müdafi istememektedir. CMK m. 101/3 hükmü gereği tutuklama istemlerinde zorunlu müdafilik söz konusudur. Tunga, müdafi istemese de kendisine bir müdafi tayin edilecektir.
Soruşturma aşamasının gizliliği nedeniyle, müdafiin delilleri inceleme yetkisi zaten bulunmamaktadır. Müdafiin dosyayı incelemesi, eğer soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek nitelikteyse, savcının istemi ve sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetki kısıtlanabilir. Ancak, devlet sırrı gerekçesi yerinde değildir. Kısıtlama ise hukuka uygundur.
Savcılığın yaptırdığı bilirkişi incelemesi hukuka uygun değildir. Zira, burada bilirkişiliğe mahal yoktur. Bir hususun suç oluşturup-oluşturmadığı noktasında bilirkişiye danışılamaz. Bu rapor aslında yok hükmündedir.
Somut olayda müdafi, lehte olan kararların toplanmasını istemiştir. Savcının bu istemi kabul yükümlülüğü yoktur. Burada m. 147/f bendi akla gelebilirse de bu hüküm de uygulanamayacaktır. Zira, m. 147, ifade ve sorgu ile alâkalıdır.
CEVAP I-
Bilgisayara elkoyma işlemi hukuka aykırı olduğundan, hükme esas alınmamalıdır. Temyize ilişkin olarak CMUK hükümleri yürürlükte olduğundan, bu delilin bir temyiz sebebi olabilmesi için, hükme tesir edip-etmediğine bakılacaktır. Eğer bu delil, hükme tesir etmişse müdafi Gülmez, buna temyiz dilekçesinde değinebilecektir.
Cep telefonu kayıtları da hukuka aykırıdır. Zira, bu tedbirin uygulanabilmesi için ‘kuvvetli suç şüphesi’ aranır. Ayrıca, başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması da gerekir. Olayımızda ise, yeterince delil elde edilmiştir. Bu kayıtların da hukuka aykırı olması nedeniyle, hükme tesir etmeleri koşuluyla, temyiz dilekçesinde yer verilebilecektir.
Şüphelinin tutuklama yargılamasında müdafii bulunmadığından, savunma hakkının kısıtlanması söz konusudur. Bu da bir temyiz sebebidir.
Somut olayda ağır ceza değil, özel ağır ceza mahkemesi görevlidir. Görevsel yetki, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında gözetilir. Bu nedenle, bu da bir temyiz sebebi oluşturmaktadır.
Savcı, iddianamede bilirkişi raporuna dayanmıştır. Eğer hakim, bu raporu hükme esas almışsa, yine bir başka temyiz nedeni ortaya çıkacaktır.
Son olarak, hukuka uygun bir aramanın mevcut olmaması da bir başka temyiz nedeni doğurmaktadır. Elbette ki hükme tesir etmek kaydıyla.
CEVAP II- Kolluk görevlilerinin mektupları incelemesi hali de bir başka hukuka aykırılık oluşturmakla birlikte, temyize konu olamayacaktır. (Soru: Savcı, Karaca hakkında da temyize başvurabilir miydi?Karaca, cep telefonu kayıtlarından dolayı mahkûm edilmiştir. Bunlara dayanılarak hüküm verilmesi bir mutlak bozma nedenidir.)
OLAY 2
CEVAP III- A’nın kolluktan böyle bir yakalama talebinde bulunması yerinde değildir. CMK m. 90’daki şartlar bulunmadığından, kolluğun yakalama işlemini yapması hukuka aykırıdır.
Savcı, izahat üzerine yakalama emri verebilir. Burada herhangi bir hukuka aykırılık yoktur. Önceki yakalama işlemi hukuka aykırı olduğundan, bu yakalama işlemi ilk defa yapılmaktadır.
Olayda, bir özel elkoyma türü olarak postada elkoyma söz konusudur. M. 126 hükmüne göre, tanıklıktan çekinebilecek olanların “nezdinde” bulunan mektup ve belgelere elkonamaz. Olayımızda C, tanıklıktan çekinebilme hakkına sahip olan bir hısımdır. Ancak somut olayımızda postada elkoyma söz konusudur ve kanun koyucu, postada elkoyma konusunda böyle bir istisna öngörmemiştir. Bu nedenle de postada elkoyma işlemi geçerlidir.
Somut olayda suç, Adana’da işlenmiştir ve ağır ceza mahkemesi görevlidir. Yetki, kamu düzenine ilişkin olmadığından, yetki itirazının olmaması halinde, dava Kadıköy’de de görülebilecektir.
Sanığın tutuklamaya itirazı yerinde değildir. Zira, daha önce tutuklamaya itiraz etmiştir. Tutuklu, şüpheli veya sanık yargılamanın her aşamasında tutukluluk kararının geri alınmasını talep edebilir. Ancak bu, tutuklamaya itirazdan farklıdır. Ayrıca tutuklamanın geri alınması, m. 108’deki “tutukluluğun değerlendirilmesi” konusundan da farklıdır. Dolayısıyla, itiraz, hukuka aykırıdır. Ancak itirazın reddine itiraz mümkündür.
CMK m.193/2 hükmü gereği, mahkûmiyet dışında bir karar verileceği zaman, dava sanığın yokluğunda da bitirilebilir. M. 194/2’nin burada uygulama alanı yoktur. Olaydaki verilerde “mahkûmiyete yer olmadığı” hususu zaten belirtilmiştir. Ayrıca bu olayda m. 196 uygulanamayacaktır. Zira, vareste tutulma talebi reddedilmiştir.
OLAY 3
CEVAP IV- Ortada kesinleşmiş bir hüküm vardır. Olağan kanun yolları tükenmiş olduğundan, yargılamanın yenilenmesi akla gelmektedir. Ancak (A), savcılığa başvurarak beyanda bulunmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi talepleri, hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Ayrıca, aleyhe yenileme sebepleri (m. 314) arasında “yeni delil ortaya çıkması” yoktur. Burada yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemeyecektir.
CEVAP V- CMUK döneminde yalancı tanıklık bir yargılamanın yenilenmesi sebebiydi. CMK ise, bunu hüküm altına almamıştır. Bu nedenle de, böyle bir durum karşısında, savcının yapabileceği bir şey bulunmamaktadır.
CEVAP VI- M. 314/1-c gereği, bu bir aleyhe yargılamanın yenilenmesi sebebi değildir. Her ne kadar hakim önünde yapılmış güvenilir bir ikrar olsa da, maddede “sanığın beraat etmesi” sonrasından bahsedilmektedir. Olayımızdaki sanık ise beraat etmemiş, taksirle öldürmeden dolayı mahkûmiyet almıştır.
===================================
Bu Kur-Pratik,Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine ait olup, Hukuksokagi.com sitesinden alınmıştır.

İçeriğimize Oyunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Hava Yolu ile Yapılacak Yolculuklarda Yolcu Haklarında Yeni Düzenleme!

Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Soruları – 2