Cumartesi, Ağu 24, 2019
Image default

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın cevapları ve dava süreci

DOSYAMIZIN İÇERİĞİ

III –  CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ CEVAPLARI VE İSTEMLERİ ÖZETİ:

Cumhuriyet Başsavcılığının gerek duruşmalarda açıkladığı gerekse yazılı olarak verdiği cevap ve istemler aşağıda özetlenmiştir

A) Cevaplar:

a) aa) Usuli itirazlar üç bölümdür. Birincisi şahsıma ve hukuki durumuma ilişkindir. Bu daha önce Başsavcılık yardımcılarından birisinin de idari dava dolayısiyle ileri sürdüğü bir konudur. Danıştay Dava Daireleri Kurulu sorunu incelemiş; sonunda «Anayasa’nın 139/2. ve 45 sayılı Kanunun 79. maddeleri ancak Anayasa’nın ve 45 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak atamalar için uygulanabileceğine, aksi düşüncenin kabulü daha önce kazanılmış hakların ihlali sonucunu doğuracağına göre davacının bu yoldaki iddiası kabule değer görülmemiştir» denilmiştir. İlamı ibraz ediyorum.

Bu iddianın hukukça da kabul edilemiyeceği kanısındayız. İdare hukukunun temel ilkelerinden birisi kamu hizmetinin ve kamu haklarının sürekliliği, istimrarı ilkesidir. İddianın kabulü ilkenin hiçe sayılması demek olur. İddianın fiilen de kabulü kabil değildir. Anayasa ile kuruluş ve işleyişi bir takım hükümlere bağlı olarak gelen yeni ve mevcut müesseselerin bu türlü iddialarla meşruluğu tartışmasına girilirse bu temel müesseselerin bugün yokluğunu kabule müntehi olacak bir sonuca varırız. O kadar ki yüksek heyetinizin dahi bu durumda olduğunu, hatta bir bakımdan yokluğunu kabule müntehi olacak iddialara muhatap olmanız mukadderdir.

bb) İkinci konu iddianamenin hazırlanmasında kanun hükümlerinin yerine getirilmediği iddiasıdır.  Dayanak olarak 648 sayılı Kanunun 108 nci maddesi gösterilmektedir. Bu, tahkikat sırasında Başsavcılıkça sorgu hakimlerinin hakimlere münhasır olmayan yetkilerinin kullanılmasına olanak veren bir hükümdür. Davamızda bir suç ve suçluluk söz konusu olmadığına göre Usul Kanununun savunmaya ilişkin hükümlerinin uygulanması zorunluğu 108 nci maddeden istihraç edilemez

cc) Davanın dinlenemiyeceğine ilişkin itiraza gelince, bu konu daha önce verilmiş itiraz dilekçesinin 3 üncü bendinde yer almakta idi. Bunun, Yüksek Başkanlık, davanın esasiyle ilgili bulunduğu düşüncesiyle olacağını tahmin ettiğimiz bir gerekçe ile okunmasını gerekli görmedi. Gerçekten davamızın sonunda 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 2 nci yoksa 3 üncü bendi hükümlerinin mi uygulanması gerekeceği sorunu davanın esasının çözülmesine ilişkin bir sorundur. Bu konuda ayrıca cevap arzına gerek görmüyorum.

b) Parti Genel Başkanının, toplantılara iştirakleri ferdi faaliyet  olarak nitelendirmesi partinin tüzüğü, programı ve faaliyet raporunun yazılış biçimi dolayısiyle yerinde değildir. 28 inci maddede teşkilat kurmak genel idare kurulunun görevleri arasına alınmıştır. Aynı maddenin B bendinde «partinin umumi faaliyet ve siyaseti hakkında teşkilatı tenvir etmek» de gene bu kurulun görevleri arasındadır. Nitekim faaliyet raporunda da şu madde hükmüne mütenazır olarak teşkilata iştirake ilişkin faaliyet bölümü «İdare heyetinin faaliyeti» başlığı altında yer almıştır. Bir husus daha var : O da bu faaliyetin bir tasvibe, başka deyimle bir ibraya müncer olması durumudur ki ferdi faaliyetler olsaydı bir kurul onayına iktiran ettirilmesi söz konusu olmayacaktı.

Sapanca konuşmasında söylendiği ileri sürülen sözlerin dayanağı Komiser Kayacan’ın valiliğe verdiği, valilik aracılığı ile de Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına, Cumhuriyet Başsavcılığına ve Sakarya Cumhuriyet Savcılığına gönderilen rapordur. Sakarya Asliye Hukuk Mahkemesinin tespitine esas olan ses bandı bizim bilgimiz dışında kalmış bulunması nedeniyle üzerine herhangi bir düşünce ileri sürmeye imkan yoktur.

Milli Nizam marşının Bursa Gençlik Kolunca bastırılıp dağıtılan fotokopisi mevcuttur ve bu marşın Büyük Kongre heyetince ayakta okunduğu kongre divanınca düzenlenen tutanağın 8 nci maddesinde belirtilmektedir.

Yenimahalle İlçe Kongresinde asılan levhanın varlığı güvenlik yetkililerince düzenlenen tutanakla saptanmış olup belge olarak gösterilen fotoğrafların ne zaman ne yolla sağlandığı belli değildir.

Yukarıda ileri sürülen hususları teyit maksadiyle dinletilmek istenilen tanıkların bilgilerinin taalluk ettiği bu konular dava konusu dışında kaldığından veya belgelendirilmiş bulunduğundan ayrıca tanık dinlenmesine yer yoktur. Yüksek Mahkemenin 6/5/1971 günlü, 1971/2750 sayılı kararı karşısında duruşma açılması istemi de yerinde değildir.

c) Yasa yapıcı, Anayasa’nın 57 nci maddesinin son fıkrasını (Siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara Anayasa Mahkemesinde bakılır ve kapatma kararı ancak bu mahkemede verilir) hükmünü koymuş olmakla bir siyasi partinin kapatılması için (dava açılmış olması)  gereğini madde metni ile belirtmiştir. Bu madde gerekçesinde (Siyasi partiler gibi Dev1et hayatında büyük rolü ve önemi olan teşekküllerin herhangi bir dernekle aynı hükme tabi olması ne ihtiyaçlara, ne de hukuk esaslarına uygun düşer) denilmiştir.

Anayasa’nın sağladığı bu güvence karşısında siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davaların Anayasa Mahkemesinde açılması yetkisinin kişilere verilmesi düşünülemiyeceğine göre açılması gereken davanın kamu davası niteliğinde bulunması olanağıdır. Anayasa Mahkemesinin Siyasi Partiler Kanununun yürürlüğe girmesinden önce verdiği 11/3/1963 günlü, 1963/37-54 sayılı ve 7/6/1965 günlü, 1965/17 – 35 sayılı kararlarda da davanın kamu davası niteliği açıkça belirmektedir.

Anayasa’nın 57 nci maddesinde davanın nasıl açılacağının açıklanmamış olması parti kapatma davalarının Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmayacağı anlamına gelmez. Anayasa’nın 57 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen «kanunla düzenleme gereği» 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ile yerine getirilmiş ve Cumhuriyet Başsavcılığının bu kanunun uygulanması yönünden görev ve yetkileri çeşitli maddelerle belirtilmiştir. Bu nedenle 648 sayılı Kanunun 108., 110., 113., ve 114. maddelerinin görev ve yetkiyi belirten hükümlerini, Anayasa’nın 57. maddesinin üçüncü fıkrası açısından yorumlamak ve 108. maddenin iptal dışı kalan hükümleriyle 110., 113. ve 114. maddeler hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunun kabulü gerekir. Bu durumda ise Cumhuriyet Başsavcılığının 648 sayılı Kanunun uygulanmasındaki yetkisi Anayasa’nın 4 üncü maddesine uygunluğun da ifadesi olur.

Açıklanan nedenlerle Milli Nizam Partisi Genel Başkanlığının 4/5/1971 günlü dilekçesinde ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiaları yerinde görülmektedir.

B) İstemler :

Anayasa’nın 57 nci maddesinin birinci fıkrasında «Siyasi partilerin tüzükleri programları ve faaliyetleri» ile demokratik ve laik devlet ilkelerine uymak zorunluğunda oldukları ve «bunlara uymayan partilerin temelli kapatılacağı» hükümleri yer aldığı gibi üçüncü fıkrasında da «iç çalışmaları, faaliyetleri ………….. nin demokrasi esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği» ilkesi kabul edilmiştir

Böyle bir kanunla Anayasa hükümleri arasındaki ilişki ele alınırsa şu durum görülür: Bir özel kanun Anayasa’nın gerek o kanunu oluşturan hükümlerini gerekse temel ilkelerin uygulama alanında kaldıramaz. Özel kanun Anayasa hükümlerine uygunluğu oranında uygulanabilecek bir kanundur Genel olarak bir özel kanunla Anayasa’yı sınırlandırmak, işlemez duruma sokmak mümkün olabileceği gibi bir kanunun usulünce iptali yoluna gidilmezse Anayasa’nın bertaraf edilmesine dahi yol açılmış olur. Bu sonuç, özel kanunun varlığına rağmen, Anayasa hükümlerinin uygulanması gereğini savunmaya bizi sevkeder.

648 sayılı Kanunun bu davada uygulanması söz konusu olan 111 inci maddesi bir siyasi parti hakkında kapatma kararının parti tüzüğünün, programının, parti faaliyetlerini düzenleyen ve yetkili parti organları veya mercilerince yürürlüğe konulmuş olan diğer parti mevzuatının bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeleri hükümlerine aykırı olması veya parti genel kongresince yahut merkez karar organı veya merkez yönetim organı yahut Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grupların genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddelerin hükümlerine aykırı karar alınması yahut genelge veya bildiriler yayınlanması takdirinde verilebileceğini kabul etmiştir.

Görülüyor ki özel kanun Anayasa’nın 57 nci maddesindeki yasaklamayı sadece belli organların kararları ile ihlal etmek haline hasrederek adeta işlemez duruma getirmektedir. Anayasa’nın 57 nci maddesinde ise yalnız tüzük ve programların değil faaliyetlerin de belirli ilkelere uyması hükme bağlanmış ve faaliyetlerin o ilkelere uymaması hali de kapatma nedeni olarak öngörülmüştür.

648 sayılı Kanunun 112 nci maddesinde de Anayasa’ya aykırılık vardır. Anayasa’nın 57 nci maddesinde siyasi partilerin uymak zorunda oldukları esasların faaliyet bakımından ihlali hakkında açık ve sınırlamasız bir hüküm varken bu faaliyet 112 nci maddede «mihrak olma» durumu ile kayıtlanmış ve «mihrak haline gelme» nin sübuta ermiş sayılması iki bentte yazılı koşulların gerçekleşmesine bağlanmıştır.

648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 1. ve 2 sayılı bentleri ile 112 nci maddesi Anayasa’nın 57 nci maddesine aykırı olduğundan iptalleri gerekir. Bunların iptali halinde Anayasa’daki konuya ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Çünkü bugünkü Anayasa yalnız bir ilkeler manzumesi değil aynı zamanda bir uygulama yasasıdır ve hakimlerin önce Anayasa’ya göre hüküm vermeleri 132 nci maddenin gereğidir.

IV- DAVANIN GEÇİRDİĞİ EVRELER:

1- Dava Cumhuriyet Başsavcılığının 4/3/1971 gönlü iddianamesi ile açılmış ve iddianeme 5/3/1971 gününde 442 sayılı ile Anayasa Mahkemesi kaydına geçerek 1971/1 (Parti kapatılması) esas sayısını almıştır.

2- Anayasa Mahkemesi Başkanı 8/4/1971 Perşembe günü saat 10.00 da duruşma yapılmak üzere 23/3/1971 günlü tensip tutanağını düzenlemiştir.

3- a) 8/4/1971 gününde duruşmaya başlanmış ve o gün iki oturum yapılmıştır. Duruşmaya parti temsilcisinden başka Genel Başkanlık vekili on dört avukat katılmıştır.

b) 15/4/1971 gününde de iki oturum yapılmış ve oturumlara parti temsilcisinden başka Genel Başkanlık vekili on altı avukat katılmıştır.

c) 28/4/1971 günlü duruşmada bir oturum yapılmış ve parti temsilcisinden başka Genel Başkanlık vekili on yedi avukat oturuma katılmıştır. Bu oturumda «Anayasa Mahkemesi bakılmakta olan davada uygulama durumunda bulunduğu 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 32 nci ve 13/7/1965 günlü 648 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 108. maddelerinde yer alan ve siyasi partilerin kapatılması davalarının Anayasa Mahkemesinde duruşmalı olarak görülmesine ilişkin bulunan hükümleri Anayasa’nın 148 nci maddesinin ikinci fıkrasına aykırı görüldüğünden herşeyden önce bekletici sorun olarak bu konuda Anayasa’nın151 nci maddesi ve 44 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 2 sayılı bendi uyarınca bir karar verilmek üzere davanın geri bırakılmasına dair verilen 28/4/1971 günlü karar tefhim edilmiştir.

4- Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Şabap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Muhittin Gürün, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’dan oluşan Anayasa Mahkemesi, 44 sayılı Kanunun 32. ve 648 sayılı Kanunun 108 nci maddelerinde yer alan ve siyasi partilerin kapatılması davalarının duruşmalı olarak görülmesine ilişkin bulunan hükümlerin Anayasa’nın 148 nci maddesinin son fıkrasına aykırı olduğuna ve iptaline Fazıl Uluocak, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, Halit Zarbun, Lütfi Ömerbaş, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun karşı oylariyle ve oyçokluğu ile ve iptal kararına göre artık uygulanamayacak duruma gelen 44 sayılı Kanunun 32. maddesinin ikinci fıkrasındaki «davalara Cumhuriyet Başsavcısının huzuru ile bakılacağı» na ilişkin hükmün de aynı kanunun 28 nci maddesinin son fıkrası uyarınca iptaline oybirliğiyle 6/5/1971 gününde 1971/27 –  50 sayı ile karar verilmiştir.

5-  Bundan sonra 6/5/1971, 18/5/1971, 20/5/1971 günlü toplantılarda Anayasa’nın 148 nci maddesinin son fıkrası ve 44 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi uyarınca dava, dosya üzerinde inceleme yolu ile görüşülmüştür.

6-  648 sayılı Kanunun 111 inci maddesinin 1 ve 2 sayılı bentleri ile 112 nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu Cumhuriyet Başsavcısınca ileri sürülmüş ve iddianın ciddi olup olmadığı konusunun mahkemenin bugün için uygulama durumunda olduğu 111 nci maddenin 2 sayılı bendi ile sınırlı olarak incelenmesi kararlaştırıldıktan sonra iddianın ciddi olmadığına 18/5/1971 gününde karar verilmiştir.

7- 648 sayılı Kanunun 108, 110, 113, 114 ve 44 sayılı Kanunun 32 maddelerinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığına ilişkin hükümlerin Anayasa’ya aykırı olduğu Milli Nizam Partisince ileri sürülmüş ve iddianın ciddi olmadığına 20/5/1971 gününde karar verilmiştir.

8- Dava 20/5/1971 gününde, karara bağlanarak, sonuçlandırılmıştır.

Kategoriden Diğer İçerikler

Ankara konuşması (29.10.1982)

ankahukuk

Erzurum konuşması (26.10.1982)

ankahukuk

XI- Değerlendirme ve Hukuki Durum

ankahukuk

VII- Fethullah GÜLEN’in konuşmalarını İçeren Video Kasetleri

ankahukuk

Evren’in siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin radyo-tv konuşması (16.10.1981)

ankahukuk

Radyo televizyon konuşması (12.11.1982)

ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?