Cumartesi, Ağu 24, 2019
Image default

MNP’nin savunması

DOSYAMIZIN İÇERİĞİ

II- MİLLİ NİZAM PARTİSİ TEMSİLCİSİ VE VEKİLLERİNİN SAVUNMALARI VE İSTEMLERİ ÖZETİ:

Milli Nizam Partisi temsilcisinin ve vekillerinin gerek duruşmalarda açıkladıkları gerekse yazılı olarak verdikleri savunma ve istemler aşağıda özetlenmiştir.

A) Savunmalar:

a) Milli Nizam Partisi 26/1/1970 gününde resmen kurulmuş, 24/1/1971 gününde Birinci Büyük Kongresini yapmış ve seçimlere girmeğe hak kazanarak ülkenin en büyük partilerinden biri olmuştur. Milli Nizamın gelişmesi ve milletçe benimsenmesi karşısında bir takım partizan yayın organları Partiyi olduğundan başka türlü gösterme gayretleri içine girmişlerdir. Anayasa Mahkemesine verilen dosya bu etkiler altındadır. Esas bakımdan kanuni dayanağı olmadığı gibi davanın, dinlenme kabiliyeti de yoktur. Şöyle ki:

aa) Davayı Başsavcı sıfatiyle açan Sayın Gündüz’ün durumu Anayasa dışıdır. Anayasa’nın 139. maddesinin ikinci fıkrasına göre Cumhuriyet Başsavcısı Yargıtay Genel Kurulunca, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir. Sayın Gündüz bu makamda hala atanma ile oturmaktadır. Anayasa hükmü yürürlüğe girdiğinden beri durumu hukuki değil fiilidir. Parti aleyhine açtığı dava, herhangi bir yurttaşça açılan kapatma davası ile birdir.

Anayasa’nın geçici 8. maddesi gereğince Anayasa’ya göre kurulacak organ, kurum ve kuralların kuruluş kanunları yürürlüğe konulduktan sonra artık bu konulardaki eski hükümler uygulanamaz. Cumhuriyet Başsavcılığının Teşkilat Kanunu 22/12/1962 günü yürürlüğe giren 45 sayılı Kanunun içindedir. Bu kanunun 79. maddesi Başsavcının seçimle getirilmesine ilişkindir. Böylece 139. madde hükmü yürürlük kazanmıştır.

139. maddedeki seçim koşulu karşısında kazanılmış haktan söz edilemez. Çünkü anayasalar eski Devlet düzenini kaldıran devrimler yaparak yeni düzen getirici, kaçınılması ve ihmali olanaksız mevzuattandır. Kazanılmış hakların sürüp süremiyeceğini, ne kadar süreceğini Anayasa’nın kendisi düzenler. Geçici 8. madde bu sorunu çözmüştür. Kaldı ki seçime bağlanmış bir konuda buna zıt düşen atanmadan doğmuş hakların sürüp gideceğini düşünmek seçim müessesesinin tabiatına aykırı düşer.

Anayasa’nın 139. maddesi bir teminat hükmüdür. Siyasi iktidarlarca her an seçime tabi tutulma tehdidi altında bulunan bir Cumhuriyet Başsavcılığı müessesesini yeni Anayasa düzeni içinde güven vermiyeceğini açıklamaya yer yoktur. Sayın Gündüz, idare hukuku deyimiyle, «fiili ajan» durumundadır.

bb) 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunun 108. maddesinin siyasi partiler hakkındaki soruşturmaların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre yapılmasını kabul etmesine karşılık Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma sırasında bu kanunun buyurucu hükümlerini adeta ret ve inkar eden bir tutum içine girmiştir. Dava açılmadan önce, savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınmamış ve ilgililer davanın açıldığını ancak radyodan duymuşlardır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 132., 136., 171., 174., 183., 185. ve 194. maddeleri asla gözönünde bulundurulmamıştır. Bu tutum Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın 136. maddesine göre yargılama usulleri ancak kanunla düzenlenebilir. Demek ki Anayasa hiçbir yargı merciine indi ve keyfi bir yargılama düzenini uygulama hakkını vermiş değildir. Durum savunma hakkını güvenceye bağlayan 31. maddeye de aykırıdır.

cc) Dava kanuna aykırı ve sunidir. 648 sayılı Kanunun 111. maddesi partilerin tüzel kişiliği aleyhine doğrudan doğruya dava açılmasını gerektiren durumları sınırlamıştır Davanın dayandırılmak istenildiği 2 sayılı bende göre parti genel kongresi, merkez karar organı, merkez yönetim organı veya T.B.M.M. ndeki grupların genel kurullarınca bu kanunun dördüncü kısmı hükümlerine aykırı karar alınması yahut genelge veya bildiri yayınlanması halinde ancak dava açılabilir. Dosyada bu nitelikte karar, tamim, bildiri’ yoktur.

Yedi partili kişinin muharref ve mürettep bazı konuşma metinleri tüzel kişiliği bağlayıcı delil diye ileri sürülmektedir. 648 sayılı Kanun yüzbinlerce mensubu bulunan bir parti tüzel kişiliğinin bir kaç kişinin eylemlerinden sorumlu tutulamıyacağı temel ilkesini kabul etmiştir. Aksi halde altı yedi kişinin konuşmaları siyasi rakiplerce tahrif edilerek bütün partilerin kapatılmasına yol açılmış olur.

İddianamede eski genel idare kurulunun kongrece ibra edilmiş olması, konuşmaları suç sayılmak istenen yedi kişinin eylemlerine katıldığına delil olarak gösterilmek gayretine girişilmiştir. Büyük Kongre İdare Kurulu üyelerini cezai bakımdan yargılamaya yetkili bir organ olmadığı gibi kongrede ibra edilenler kişiler değil genel idare kurulunun faaliyet ve tasarruflarıdır. Bir karar organının tüm üyeleri teker teker bir konuda fikirlerini açıklasalar, bunlar kural olarak resmen toplanıp. usulünce karar almadıkça, kararı yazıp oylarını belli ederek imzalamadıkça tasarrufları hukukça karar sayılamaz. Kaldı ki yedi kişinin taşra konuşmaları Büyük Kongrede ne delegelerin bilgisine sunulmuş ne de görüşme ve tartışma konusu edilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığı bu davada kanuni ve meşru delil olarak yalnızca Birinci Büyük Kongreye sunulan faaliyet raporunu göstermiştir. Raporda yasak dışı nitelik bulunmadığı ortadadır.

Başsavcılık partili yedi üyeye izafe edilen kimi konuşmaları da delil olarak ileri sürmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığının bu istemi aslında yedi kişinin yargılanmasını tazammun eder. Demek ki Anayasa Mahkemesi, parti tüzel kişiliği aleyhine açılmış bir davada taraf olmayan, sanık sıfatını taşımayan bir takım kimselerin eylemlerini, onların gıyaplarında ve aleyhlerinde usulünce açılmış bir kamu davası bulunmaksızın yargılamaya zorlanmaktadır. Böylece söz konusu 7 kişi olağan bir mahkemede savunma haklarını kullanamayacak, yahut olağan mahkeme Anayasa Mahkemesi kararının etkisi ve telkini altında kalacaktır.

Böyle bir tutum Anayasa’nın hak arama hürriyetine ilişkin 31., mahkemelerin bağımsızlığına ilişkin 132., Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine ilişkin 147., tabii yargı yoluna ilişkin 32. maddelerine; Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 150. maddesine, 648 sayılı Kanunun 111., 112. maddelerine aykırıdır.

Şu duruma göre 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin sınırladığı deliller dışında soruşturmaya ve hükme konu yapılmak istenen kanun ve usul dışı delillerin dinlenmesi isteminin reddi ve soruşturma ve hükmün kanuni delillere hasredilmesi gereklidir.

çç) Cumhuriyet Başsavcılığının iddianemesinde Milli Nizam Partisi amblemi için Genel Başkanın 13/11/1970 gününde Sapanca’da yaptığı konuşmada «Milli Nizamın işareti Tekbirdir» dediği ileri sürülmektedir.

Genel Başkan herhangi bir yerde bu sözü ne düşünmüş, ne de söylemiştir. Bilindiği gibi müşterek oy pusulasında seçmenin oy vereceği partiyi kolaylıkla saptayabilmesi için her siyasi partinin, kendine özgü bir işaretinin bulunması kanun gereğidir. Milli Nizam Partisi de bu nedenle bir amblem seçmiştir. Amblemin sağ el oluşu partinin esas hüviyetini, elin ve şehadet parmağının içinin gösterilmesi samimiliği, parmağın kalkık oluşu partinin bu konuda tek parti olduğunu gösterir.

Türkçe Sözlük’ün 1955 yılı baskısına göre elin ikinci parmağı şehadet parmağı adını taşır. Şehadet ile tekbir arasında bir bağlantı kurulmasına olanak yoktur. Yüksek Seçim Kurulunca da kabul edilen bu amblemin dayanaksız tariz ve iftiralara hedef tutulması iltifat görecek bir tutum olamaz.

dd) İddianamede «Milli Nizam Partisi Büyük Kongresinin Aziz Milletimize Beyannamesi» ve «Milli Nizam Ahdi» başlığını taşıyan metinlere de dayanmaktadır.

Bunlar bir delegenin gündem dışı okuduğu iki metinden ibarettir. Bunların Büyük Kongrenin beyannamesi ve ahdi olması, yayınlanması ne ileri sürülmüş; ne de görüşme ve karar konusu olmuştur. Hükümet Komiserince düzenlenen raporlar da açıklamamızı teyit eylemektedir.

Aslında beyanname başlığını taşıyan metin milletimiz ve tarihi üzerinde hamasi fikirlerin ifadesinden ibaretir. Ahit başlığını taşıyan metin üç bölümdür. Birinci bölümde manevi İstiklal Savaşını kazanıncaya dek mücadeleye devama çalışılacağı açıklanmıştır. Ereğin ne olduğu parti program ve tüzüğünün 7. sayfasının 8. madesinde «yabancı kültür istilası» başlığı altında açıklanmıştır. İkinci bölümde hakkın hakimiyetini kurmaya çalışılacağı,ifade edilmektedir. Bunun izahı da Genel İdare Kurulu faaliyet raporunda vardır. Üçüncü bölümde dünyaya örnek bir medeniyet kurma gayesiyle Milli Nizamı hakim kılmaya çalışılacağı açıklanmaktadır ki milletçe bu yolda çalışmaktan daha vatani bir gaye olamaz.

ee) İddianamede «Hak geldi, batıl zail oldu» biçimindeki ifade üzerinde de durulmaktadır.

Milli Nizam Partisi seçime girmediğinden slogan tespiti lüzumu ile karşılaşmamış, yetkili organlar bu konuda bir karar almamışlardır. Kongre salonunu hazırlayan gençler bu ifadede bir yazıyı duvara asmış olsalar dahi parti tüzel kişiliğini hukukça ilzam edici bir durum doğmaz.

Aslında bu halkın bulup kullandığı ve tuttuğu, «adalet mülkün temelidir, hak yerini buldu, sabrın sonu selamettir» sözleri gibi bir vecizedir. Hak sözcüğü Anayasa’da, kanunlarda yer alan, hukuk dilinde her gün kullanılan ilmi bir ıstılahtır; Anlamı, Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre (dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk), Hukuk Sözlüğüne göre (tüze, hukuk) Hukuki ve Sosyal Terimler Lügatına göre (doğru) dur. Program ve tüzüğümüzün bir çok maddelerinde hak konusu ele alınmıştır. Bunlar incelenirse partinin milletimizin hak duygusuna, hukuk saygısına gerekli önemi verdiği görülür.

«Batıl» sözcüğü az önce belirtilen sözlüklerde (doğru ve haklı olmayan, böğdül, hükümsüz, yanlış, boş şey) biçiminde tanımlanmaktadır «Batıl dava» Hukuki ve Sosyal Terimler Lügatında (temelsiz dava, çürük dava, boş dava) diye açıklanmıştır.

ff) «İslam ve ilim», «Mecliste Ortak Pazar», «Basında Prof. Dr. Necmeddin Erbakan», «Doğuda, Batıda, İslamda kadın» adlı kitapların hukuki durumu şudur:

«İslam ve İlim» parti kurulmadan çok önce verilmiş ilmi bir konferansın adıdır. Milletlerarası bilim tarihinin bir bölümünün özetidir. Bugünkü matematik, cebir, kimya, astronomi, füze ve feza bilimlerinin yüzde altmışının islam bilginlerince atalarımızca kurulduğu ve geliştirildiği açıklanmaktadır. Böyle bilimsel bir eserde suç kuruntusu üzerinde daha fazla durulmasını zait buluruz.

«Mecliste Ortak Pazar» Meclisteki gensorunun kitap haline getirilmesinden, «Basında Prof. Dr. Necmeddin Erbakan,» Erbakan’ın lehinde ve aleyhine basında çıkan yazıların gençlik kollarınca derlenmesinden ibarettir. Dava dosyasında yer almalarını gerektirecek .bir nitelikleri yoktur. Birisi, ilmi, siyasi iktisadi bir olayın bilimsel biçimde izah etrnektedir. Ötekisi ise basit bir derlemedir.

«Doğuda, Batıda, İslamda Kadın» adlı eserin ise faaliyet raporunda adı geçmemektedir.

Bu eserlerin merkez karar organlariyle hiçbir hukuki bağlantısı yoktur. Hepsi de Gençlik Kolu tarafından yayımlanmıştır.

gg) Milli Nizam Partisinin, iddianamede ileri sürüldüğü gibi, «Milli Nizam Marşı» diye bir marşı yoktur. Böyle bir marşın yetkili organlarca kabulüne dair en ufak bir kayıt ve karar bulunamaz. Teşkilatada bildirilmiş değildir. Parti dışındaki bir bölüm gençlik tarafından kendi istekleriyle okunan ve söylenen bir şiirdir. Yazarı parti ile ilişkisi bulunmayan Abdürrahim Karakoç’tur. Partinin kurulmasından yıllarca önce yayınlanmıştır. Hatta yine partinin kurulmasından önce bir beyanname dağıtılması olayı yüzünden kovuşturma konusu olmuş ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin örneği ilişik 31/12/1969 günlü 69 183 350 sayılı kararı ile bu şiirden dolayı sanıkların beraatine hüküm çıkmıştır. Gene bu şiir hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca 1969/375 sayılı hazırlık soruşturması sırasında örneği ilişik bilirkişi raporunda şiirde suç görülmemiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İddianamede Bursa’da basıldığından ve dağıtıldığından sözü edilen bu şiirle partinin, hatta gençlik kollarının ilintisi olmamıştır.

Alemdar Sinemasında yapılan Yenimahalle İlçe Kongresinde Başkanlık Divanı üzerine asılan pankartta «Milli Nizam yazacağız» mısranın «Tek yol islam yazacağız» biçiminde değiştirildiği iddiasının da gerçekle ilişkisi yoktur.

hh) İddianamede yedi üyeden «lider kadrosu» deyimi ile söz edilmekte ve böyle yasa dışı bir deyimle tüzel kişilik aleyhine ahkam çıkartmaya çalışılmaktadır. Öte yandan 648 sayılı Kanunun 111 nci maddesinin 3 sayılı bendi ile şekil ve şartlara bağlanmış olan «parti tüzel kişiliğince benimsenmek» durumu nazara alınmadan iş 111. maddenin 2 sayılı bendi kapsamı içine sokulmuştur.

Hukukça partinin tüzel kişiliğinin hüviyetini programı merkez karar organlarının kararları, bildirileri, tamimleri nitelendirir. Bunlara Cumhuriyet Başsavcılığının dahi bir diyeceği olmamıştır. Parti tüzel kişiliği yasa dışı eylemi benimsemek şöyle dursun, genel idare kurulu karariyle uyulacak kanun esasları ve parti yasakları konusunda tamim yapılmış ve bölge toplantılarında açıklama ve uyarmalarda bulunulmuştur.

ıı) İddianameye dayanaklık eden evrak muharref ve gerçeğe aykırıdır. Dava delilsizdir. Partinin ambleminin «Biz sağcı partiyiz, birinci partiyiz, samimi partiyiz» anlamını taşıdığı ilişik 20 kadar gazete haberi ile kamu oyuna duyurulmuştur. Sakarya’da «Milli Nizamın işareti tekbirdir» denildiğinin ileri sürülmesine karşılık Sakarya Asliye 2. Hukuk Hakimliğinde 1971/292 – 126 sayılı dosya ile yapılan tespitte polisten getirtilen teypler dinlenerek «Milli Nizamın bu işaretinin manası pek büyüktür.» denildiği kesinlikle saptanmıştır.

Faaliyet raporu da iddia makamınca yanlış değerlendirilmektedir. Faaliyet raporlarının her cümlesi karar niteliğinde değildir. Bunların duyurucu niteliği vardır. Böyle bir yazının ele aldığı her konunun raporu hazırlayanlarca tekabbül olunduğu, tasvip edildiği ve sorumun kabullenildiği gibi bir anlamı yoktur. Kongrenin ibrası da raporda anlatılan olayların tahkik ve sorumunun tekabbül edilmiş olduğu gibi bir nitelik taşımaz. İbra genel idare kurulunun kendi faaliyetleri ve mali tasarrufları ile sınırlı bir tasdikten ibarettir. Bunun dışındakiler haber verme niteliğindedir.

ii) Söz konusu marşın 17/7/1970 Bursa açılışında şöyle veya böyle oluşu partiyi ilzam etmez. İddianamede Bursa Gençlik Kolunun marş bastırıp dağıttığı ileri sürülüyor. Oysa o tarihte gençlik kolu kurulmamıştır. Açılışlardaki bir bölüm dinleyici veya meraklının söyledikleri şiir veya marşların da Partiyi ilzam etmiyeceği açıktır. Bunlar marşları eski ye şahsi alışkanlıkla şu veya bu biçimde okuyabilirler. Büyük Kongrede dahi gündem dışı toplum psikolojisinin etkisi altında dinleyicilerin veya bir bölüm delegelerin bunlara katılarak bir şiiri birlikte okumaları dahi partiyi ilzam etmez. Çünkü Büyük Kongrede böyle bir marşımız olsun diye ne öneri verilmiş, ne karar alınmıştır. Marş söylenmesinin kongrede geçmiş bir olay olarak Büyük Kongre tutanağına geçirilmesi böyle bir marşın parti marşı olsun diye karar altına alındığı anlamını taşımaz. Büyük Kongrede İstiklal marşı da okunmuştur. Bu tutum o marşı yalnızca partinin marşı olsun gibi bir anlama alınamaz. Zaten okunan marşta kanımca sakıncalı bir söz de bulunmamaktadır.

jj) Bir ilçe kongeresinde asılı herhangi bir levha parti tüzel kişiliğini ilzam etmez. Kaldı ki Ankara – Yenimahallede Alemdar Sinamasında yapılan ilçe kongresinde Başkanlık Divanı üzerine iddianamede ileri sürüldüğü gibi bir levha değil «Milli Nizam yazacağız» diye bir levha asılmıştır. Asılı levhanın fotokopileri ve kongrede bulunan kimselerin noterlikte tespit olunan tanıklıklarına ilişkin belgeler sunulmuştur.

kk) İddianamede yedi kişinin eylemleri ile parti ilzam edilmek istenmiştir. Bu kişiler Genel Başkan Necmettin Erbakan, yardımcıları Hüseyin Abbas, Hasan Aksay, Ahmet Tevfik Paksu, Hüsamettin Akmumcu, Umumi Katip Süleyman Arif Emre, Genel İdare Kurulu Üyesi Fehmi Cumalıoğlu’dur. Bu yetkili kişilerin eylemlerinin 648 sayılı Kanunun 111/3. maddesine göre bir usuli işleme bağlı tutulması gereklidir. Cumhuriyet Başsavcılığının bu gereği yerine getirmiyerek 111. maddenin 3 değil 2 sayılı bendine göre eylemleri yorumlanması dayanaksız kalır. Çünkü Milli Nizam Partisince 648 sayılı Kanunun dördüncü kısmında yer alan yasalara aykırı kararların alındığı hakkında iddianamede delil gücünde hiçbir belge yoktur. 24/1/1971 günlü ilk büyük kongrede faaliyet raporunun ibra edilmesi yedi kişinin henüz sübuta ermeyen eylemlerinin onanması biçiminde yorumlanmıştır. Oysa faaliyet raporu parti yasaklarına uymaz nitelikte herhangi bir kararın alındığını ispatlar durumda değildir.

ll) Faaliyet raporu 7 bölümdür. 

1. bölümde dünyanın genel görünüşü ele alınmaktadır. 648 sayılı Kanunun kapsamına girmez, ilmi niteliktedir. 

2 nci bölümde Türkiye’nin durumu eleştirilmekte, Milli Nizam Partisinin kurulması nedenleri içtimai, siyasi, iktisadi, kültürel yönlerden açıklanmaktadır. Bu bölüm de faaliyetle ilgili değildir.

3. Bölümde İdare Heyeti faaliyetleri yer almaktadır. Burada şahadet parmağı işareti altında toplanılmasından da söz edilmiştir. Olağandır; çünkü partinin amblemi yukarıda doğru kalkık şahadet parmağıdır. Başka partilerin hayvanları seçmeleri karşısında Milli Nizam Partisinin insanın en önemli uzvunu amblem kabul etmesi kadar makbul bir davranış olamaz.

5. Bölümde seçim çalışmalarından söz edilmiş ve 10 Ekim 1971 seçimlerinin Parti için manevi mücadelede ilk meydan muharebesi olacağı belirlenmiştir. Burada savaş mecazi manada kullanılmıştır.

6. Bölümde gençlik kolları faaliyetleri anlatılmaktadır.

7. Bölüm yan kuruluşlarla ilgilidir. Burada esnaf teşekküllerinden, Ticaret ve Sanayi Odalarından, işçi teşekküllerinden, ilmi araştırmalardan ve tanıtma çalışmalarından söz edilmektedir. Tanıtma çalışmaları arasında kuruluş beyannamesi, program ve tüzük, Gençlik Kolları Yönetmeliği, Mali Yönetmelik; «İslam ve İlim», «Basında Erbakan», «Ortak Pazar» adlı kitaplar ve Tek Nizam, Tek yol ve Nizama Doğru gazeteleri yer almıştır. Bunlarda suç niteliğinde sözler yoktur. Esasen «Ortak Pazar» Erbakan’ın gensoru münasebetiyle meclisteki konuşmalarını yansıtır. Bu sözler Anayasa’nın 79 uncu maddesine göre soruşturma konusu olamaz.

Faaliyet raporunun, suç sayılacak yönü olmadığı bir yana, kabul edilmesi yedi üye hakkında ileri sürülen eylemlerin de tasvibe uğradığı yolunda yorumlanamaz. Genel Kongrede Milli Nizam Ahdi’nin okunması da delegelerin ahde göre davranacakları anlamına gelmez. Esasen bu ahit bir çeşit yemindir. Yemin etmek ceza hukuku yönünden de yasak değildir. Milli Nizam marşı ise gençlik kollarının bir adaptesidir. Suç niteliği taşıdığı varit olsa bile ancak 111 inci maddenin 3 sayılı bendine göre soruşturma yapılması halinde parti gereğini yerine getirir.

Cumhuriyet Başsavcısı, faaliyet raporunun 71 inci ve 72 nci sayfalarında partinin bir yılda 63 ilde birçok ilçelerde teşkilat kurduğundan ve açılış konuşmalarına katılınmış olduğundan söz edildiğine dayanarak yedi kişinin konuşmalarının raporun ibra edilmesi yoliyle tasvip edildiğini ileri sürmektedir. Siyasi Partiler Kanunu bir partinin kapatılması için gerekli koşulları açıkça ve sayarak belirtmiştir. Bir raporda birtakım faaliyetlerden genel olarak söz edilmesinden bu faaliyetler içinde suç niteliğinde eylemi bulunanların da tasvip gördükleri sonucuna varılması ve bunların tüzel kişiliğe mal edilmesine çalışılması Türk Ceza Hukukunun genel ilkeleri ile bağdaşamaz.

Anayasa’nın 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmü karşısında aslolan partilerin kapatılması değil bir çeşit hizaya getirilmesidir.

mm) İddianamede, genel kongrede Milli Nizam marşının hep birlikte okunduğu, marşta özellikle «Solcuların kafasına, Masonların locasına, Türkün Anayasasına, tek yol islam yazacağız» sözlerinin bulunduğu ve böylece kapatılmayı gerektirir bir suç işlendiği ileri sürülmektedir. Genel kongrenin resmen toplu olduğu bir zamanda böyle bir marş okunmuş değildir. Gençlik kolları saat 19.30 dan sonra, herkes dağılmış durumda iken ve ortalığı toplarken bazı marşlar okumuş olabilirler.

Genel kongre divanı dağıldıktan sonra salonda suç işlenmiş olsa bu suç topluluğun tüzel kişiliğini ilzam etmez. Onun için bu konuda bir savunma da gereksizdir.

nn) İddianamede; yetkili kişilerin dini siyasete alet ettikleri, din ilkelerine dayanan bir iktidar oluşturulacağı, din ayırımı yapıldığı ve islamlık davası güdüldüğü, şeriat ve hilafet getirilmek istendiği, Atatürk ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranıldığı, böylece Anayasa’nın 2., 19., 21., ve 57 nci maddelerine ve 648 sayılı Kanunun dördüncü kısmında yer alan 92., 94., 97. ve 111 inci maddelere göre partiyi bağlar nitelikte suçlar işlenmiş sayılacağı belirtilerek partinin kapatılması istenilmiştir. İddianamede ileri sürülen belge ve iddialar partinin tüzel kişiliğini bağlar nitelikte değildir. Şöyle ki:

Partinin noterlikçe onanlı bir karar defteri bulunması zorunludur ve vardır. Söz konusu yedi kişinin Genel İdare Kurulu üyeleri olmaları dolayısiyle sanki eylemleri Genel İdare Kurulunca tasvip edilmiş sayılmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı partinin resmi defterlerini hiç bir zaman istememiştir.

Genel İdare Kurulu 22 kişiden oluşur. Söz konusu yedi kişi bunun üçte biridir. Değil yedi kişi, yarıdan çok üyeler bile iddianamede ileri sürülen eylemleri işlemiş olsalar gene bu durum partinin kapatılmasını gerektirmez. Çünkü bu üyelerin eylemleri değil ancak organların eylemleri parti tüzel kişiliğini bağlar. Öte yandan birkaç kişi yasaklara uymadı diye milyonlarca insanın bağlı bulunduğu bir tüzel kişiliğin mahküm edilmesine elverişli bir kural ne yasalarımızda ne de hukukun genel ilkelerinde yer almış değildir.

648 sayılı Kanunun «kanunsuz siyasi faaliyetlere mihrak olma sebebiyle kapatma» başlığını taşıyan 112 nci maddesinde mihrak olmanın nasıl sübuta ereceği belirli koşullara açıkça bağlanmıştır. İddianemenin dayandığı belgeler ise 112 nci maddenin ışığı altında delil olma bakımından partinin kapatılmasına yol açamıyacak niteliktedir.

oo) Parti kapatılması davasında ileri sürülen deliller kanunun kastettiği anlamda güçlü ve sübuta ermiş nitelikte deliller değildir. Şöyle ki:

Emniyet makamlarının yazılarına dayanak olan teyp şeritlerindeki seslerin söz konusu kişilere ait bulunduğu konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır. Dinlenen kimseler Emniyetin ve Savcıların emrinde olan polislerdir.

Parti kapatılması cezalandırma demektir. Ceza hukuku ilkelerine göre şüphe üzerine ceza verilemez. Güçlü belge ve deliller bulunmazsa şüphe sanıktan yana yorumlanır. Bir partinin sübuta ermeyen kanılara ve şüphelere dayanılarak kapatılması kanunların anlamına ve ruhuna uygun düşmez.

Siyasi partiler en başta millete hitap ederler. Bunun için de kanunların sınırları ve demokrasinin anlam ve ruhu çerçevesi içinde hür ve serbest olmaları gerekir. Siyasi Partiler Kanunun hükümleri bu yönden yorumlanmalıdır. Aksi halde muhalefetteki partilerin kısa zamanda ve kolayca tasfiyeleri mümkün olur.

Milli Nizam Partisinin, iddianamede ileri sürüldüğü gibi, laik Cumhuriyet ve Atatürk devrimi ilkelerine uymadığı yolunda ne belge ne de icraat yönünden fiili bir delil yoktur. Milli Nizam Partisi doğru, ciddi namuslu, manevi yönden güçlü bir yönetim düzeni getireceğini açıklamıştır. Partinin bu tutumu ve programı Atatürk ve Cumhuriyet. ilkelerinin yaşaması ve tutunması bakımından en sağlam yoldur: Doğruluk, namusluluk, imanlı yaşamak suç değil, meziyettir. Ne Anayasa ne de yürürlükteki kanunlar böyle bir yolun izlenmesini yasaklamamıştır.

Orta Çağ ile karanlık devir başlamış iken dönemin başında İslam dini doğmuş ve bu dinin adalet, ilim, hak, beşeriyet kaidelerini esasa bağlaması sonucu Avrupa İslam ilimlerine ve kurumlarına yaklaşmağa başlamıştır. Esasen ilk çağ filozoflarının eserlerini ilk kez inceleyerek bunları islami düşünce yönünden değerlendiren ve gerçek hikmet yoluna ileten İslam düşünür ve bilginleridir. Ortaçağ Avrupası, İslam ve Osmanlı Türk fütuhatı sonunda gerçek bilim ve fenni biz Türkler ve Müslümanlardan öğrenmiş sonra kendi dini ve içtimai felsefesine uydurmuştur. Köken ve kaynak bizdedir. Milli Nizam Partisi bu tarihi ve bilimsel gerçekler karşısında Avrupalılaşmayı onun köküne dayandırmaktadır. Biz Avrupa’dan bir şey alırken bir çeşit taklitçilik durumuna düşmüşüzdür. Tedvin alanında bu tutumun delilleri vardır. İsviçre’den alma Medeni Kanun 44 yıllık bir uygulamadan sonra yavaş yavaş bünyemize uydurulmağa başlanmıştır. Çok kadınla evlenme kanunla yasak edilmiş de olsa islami inanış ve adetler arasında çok kadınla evlenenlerin sayısı hayli kabarıktır ve bu birleşmelerden doğan çocuklar için af kanunları çıkarılmaktadır. Meclis bile bu konuya eğilirken bir siyasi partinin onu programına alması ve millete anlatması devrim yasalarına aykırılık olamaz.

öö) İddianamede ceza hukuku yönünden Partinin kısası uygulamak istediği dolaylı olarak ileri sürülmüştür. Biz bir üyemizin bu yolda sözler söylemediğine kaniiz. Sözü edilen üyenin anlatış ve bilgi yeteneği ifade tenakuzları yaratabilir. Önemli olan kasıttır. Milli Nizam Partisi bugünkü ortam içinde cezaların yeterli olmadığı görüşündedir ve çaresini aramaktadır. Trafik sorunu vardır. Birden fazla adam öldüren sürücü dört yıl ceza yer. Buna karşılık trafik kazaları yüzünden yılda üçbinin üstünde ölüm, on altı binin üstünde yaralanma olayı meydana gelmektedir. Suçlar yalnız işleyenler yönünden değil, ibreti müessire olma bakımından da değerlendirilmelidir Milli Nizam Partisinin ceza hukuku alanındaki görüşü milletin çıkarları esasına dayanmaktadır.

İddianamede üyelerin konuşmaları sırasında kıyafet sorununa da dokunulduğu ve bu düşüncenin Partinin düşüncesi Olduğu ve böylece devrim yasalarına karşı suç işlendiği ileri sürülmüştür. Bu iddiaları gerek Partiyi bağlamamak gerekse belgelerin sakatlığı yönünden reddederiz. Partinin kıyafet konusunda tutumu şudur: Kanunlarda milletin ahlak görüşüne uymaz biçimde açık saçık giyinileceği gibi bir koşul yoktur Aksine böyle giyinişleri yasaklayıcı hükümler vardır. Turizm için birtakım ahlak dışı davranışlara gözyumuluyorsa da hükümler kanunlarda durmaktadır. Ahlak önce şekil yönünden uyulma kuralı ister. Sonra iç ve niyet yönünden kurallar gelir. Şekli ahlak kurallarına uyulmaması suç olaylarını artırmaktadır. Milli Nizam Partisinin giymiş üzerindeki görüşü bu gerekçeye dayanır. Onun için de genci, devrim düşmanı değil, ilericidir.

Din konusunda Milli Nizam Partisi dinin gerçek hükümlerinin kaim olması, çeşitli hurafe ve .taklitçiliklerle ereğinden saptırılmaması görüşündedir; dine vasıta kabul etmemektedir. Ona vasıta kabul etmek inancı parçalamak, dinden ayrılmak demektir. Oysa Partinin din görüşü birleştirici niteliktedir. Bu da 648 sayılı Kanunun 97. maddesinin ereğine ve ruhuna aykırı bir tutum değildir.

pp) a) Milli Nizam Partisi Tüzüğünde ve programlarındaki hükümleri değiştirmeden, sömürmeden uygulamaktadır. Bir partinin tüzüğünde ve programında Anayasa’ya veya 648 sayılı Kanuna aykırılık varsa ne işlem yapılacağı bellidir Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığının başvurması üzerine gerekli görürse parti karar organına aykırılığın altı ay içinde giderilmesini, yoksa partiyi kapatacağını bildirir. Bugüne dek Partiye böyle bir duyuru gelmemiştir. Demek ki, Parti olağan düzen içinde çalışmaktadır.

b) Bu dava ana çizgileriyle bir ceza davasıdır. Dava kamu adına savcılıkça iddianame ile açılmıştır. Yüksek Mahkeme bir ceza mahkemesi, bir Yüce Divan niteliğindedir. Ortada hukuk mahkemesinde bir dernek feshi değil bir cezalandırma istemi vardır. Hukuk mahkemelerinde davalar kişilerin hür iradeleri ve dilekçe ile açılır. Savcılarca yaş düzeltme davaları açılması bunun istisnasıdır. Görülen dava Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu uygulama zorunluğu dolayısiyle de ceza davası niteliğindedir.

Kapatma isteminin nedeni olarak bizim 648 sayılı Kanunun 4. kısmındaki yasaklara uymamamız gösterilmektedir. Parti yasaklarının her birinin Türk Ceza Kanununda karşılığı vardır. Bunlar suçlusunu ağır ceza mahkemesine götürecek yasaklardır. Demek ki biz suç isnadı altındayız. Cumhuriyet Başsavcılığı hem savcı hem sorgu hakimi durumundadır. Bizim hakkımızda yapılan bir ilk tahkikat olmalıdır. Tüzel kişiler de suçlandırılabilir, suç işleyebilir. Onun için Başsavcının ortada suç ve suçlu yoktur görüşüne katılmıyoruz.

Davada Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekleri yerine getirilmemiştir. Gazete bilgileri, muharref, yanlış sözler aktarılarak dava huzurunuza getirilmiştir. Böyle muallel, hatalı bir davanın daha başlangıçta reddi gereklidir.

c) Milli Nizam Partisi 26/1/1970 gününde resmen kurulmuş; bir yıl içinde 63 ilde ve aşağı yukarı 400 ilçede kuruluşunu tamamlamıştır. Artık yüzbinlerce üyesi olan partilerden biridir. Çünkü ortaya koyduğu temel fikirler kurtuluş için ileri sürdüğü ilmi, gerçek yollar milletçe benimsenmiştir. Partinin birinci temel özelliği milletimize güvenmek, tarihimize inanmak, milletimizin büyük bir millet olduğunu kabul etmektir. Şu bulunduğumuz tarihten bin yıllık dönem öncesine varacak bir zaman bölümünü ele alarak bu bölüm içinde en yüksek, en şerefli milletin bizim milletimiz olduğunda dünya milletlerinde oybirliği vardır. Milli Nizam Partisi öteki partiler gibi ne reaksiyon partisidir ne de başka partilerin bölünmesinden oluşmuştur. Bu, milletin büyük tarihinin verdiği hızla milletin kendi içinden gelen ilim ve fikir aksiyonu olarak ortaya çıkmış bir partidir. Milletin içine düştüğü maddi, manevi buhranlar ilim ışığı altında incelenmiş, kurtuluş yollarının temel ilkeleri ele alınmış, ve böylece Partinin gerçek niteliğini oluşturan programı saptanmıştır.

Milli Nizam Partisi her şeyden önce bir ahlak nizamına inanarak yola çıkmaktadır. Hukuk nizamı ahlak nizamı ile tamamlanmadıkça millet, toplum ve fert sorunları çözülemez. Ahlak nizamının geliştirilmesi marif üzerinde durulmasına bağlıdır. Biz yola çıkarken maarifimizin mutlaka islah edilmesi gereğine inandık. Ahlaki melekelerin gençlerimize okullarda öğretilmesini zorunlu gördük. Okul kitaplarımız ahlaki, manevi sorum duygusuna öncelik veren bir öğretim esasına dayanmamaktadır.

Milli Nizamın ikinci temel niteliği batı taklitçiliğinden bu milletin kurtarılmasıdır. Maddi ve manevi geri kalmışlığımızda batı taklitçiliğinin etkisi büyüktür. Batının nesini almak gerektiğinde çok dikkatle davranmak zorundayız.

Yüksek Mahkeme huzuruna gelen dosya hukuki değil siyasidir. Yaklaşan Senato seçimleri dosyasiyle birtakım siyasi rakiplerimizin dosyanın buraya gelmesinde rol oynadığı kamu oyunda hakim bir kanaat halindedir.

Milli Nizam bir fikir ve gönül hareketidir. Hiçbir zaman anarşik hareketlere katılmamıştır. Şimdiye kadar 500 açılış olmuş, belki 5 milyon insana davasını dinletmiş ama tek zabıta olayı geçmemiştir. Anarşik hareketlere adı karışan partiler dururken buraya Milli Nizam Partisi getirilmektedir. İddianamede, yedi partili üyeye atfedilen mürettep, muharref konuşmalardan başka bir şey yoktur. Başka partilerin yüzlerce üyesinin konuşmalarından dolayı yüzlerce dokunulmazlığın kaldırılması dosyası varken bir işlem gerekmiyor da ille de Milli Nizamın buraya getirilmesi için uğraşılıyor. Üstelik bir yıl önce olmuş ve hiç bir ceza kovuşturmasına uğramamış konuşmalara dayanılmak isteniyor. Dosya içindekiler de Başsavcılığın, ilgililer adeta zorlanarak, derlemeğe çalıştığı toplantılara ilişkin bir takım iddialardan ibarettir.

Muharref sözlerden örnekler verelim: Milli Nizam işaretinin tektir, ilk partidir, birincidir anlamını taşıdığı açıklanıyor. Sonra tektir sözü tekbir oluyor, iddianameye geçiyor. Sonra, «bu milletin bin yıl insanlığa ışık tutup mağlup olmadığı» söylenmiş. «İnsanlığa» «İslamIığa» olmuş. İddianamenin 7. sayfasında, 14. maddede öyle; Ülkede böyle sözler işiti1iyor. Cumhuriyet Başsavcısı Partimize «nedir bunlar?» diye soru sormuyorlar. Sorsalardı Yüksek Mahkemenin huzurları fuzulen işgal edilmiyecekti.

ç) Faaliyet raporu üç bölümdür: Dünya durumu, Türkiye’nin durumu, İdare Heyetinin faaliyetleri. Rapor ciddi bir kuruluşun hazırladığı ilmi, fikri, seviyeli bir belgedir. Raporun B bölümünde Türkiye’nin siyasi, içtimai, iktisadi durumu ele alınmıştır. Raporda 1970 yılında mühim olaylar olmuştur deniliyor ve bunların başında tabiatiyle Milli Nizam Partisinin kuruluşu gösteriliyor. Deniliyor ki: Böylece iki mühim değişiklik ortaya çıkıyor. Türkiye’de alışılmış olan iki büyük partili sistem değişmiş; Milli Nizam bir fikir partisi olarak ortaya çıkınca ötekiler de yığın partisi olmaktan çıkma yoluna girmişler ve birtakım kopmalarla karşılaşmışlar. Bu arada raporda Milli Nizam Partisinin özellikleri belirtilmiş; bir dava partisi olduğu milletimizin bin yıllık hak davasına sarıldığı ve gerçek sağı temsil ettiği açıklanmıştır.

aa) «Hak» kelimesinin sözlükte dört ayrı anlamı vardır. Büyük harfle yazılırsa Cenabı Hakkın adı olur. Biz kelimeyi bu anlamda kullanmadık. Zaten kullanılamaz. Esasen raporda küçük harfle yazılmıştır. Kelimenin ikinci anlamı, masdar olarak kullanıldığında intibak, tahakkuktur; ideal ile tatbikatın ilim ile malumun intibakı demektir. Raporda kelime bu anlamda kullanılmış olabilir. Kasdedilen şudur: Milletimizin bin yıllık bir ideali vardır ve bu ideali kendi bin yıllık tatbikatında görülmüştür. Yani ideali ile icraatı birbirine intibak eden bir davası vardır. Milli Nizam bu davaya sahip çıkmıştır.

«Hak» kelimesi isim olarak da bir anlam taşır. Bu da hukukun esası olan haktan ibarettir. Bin yıllık tarihine bakılınca görülür ki milletimiz gerçekten bunu kendisine dava edinmiştir. Batılılar bizim kılıç kuvvetiyle dünyaya hakim olduğumuz görüşündedirler. Oysa atalarımız kılıçta olduğu kadar hakta hukukta da güçlü idiler ve başarıyı kalblerin fethi yoliyle sağladılar. Tarihimizi inceleyen bir kimse bu milletin «hakkı her şeyden üstün tutma» diye bir davasının bulunduğunu görmezlikten gelemez. Atalarımız yalnız kendi sınırları içinde değil bütün dünya siyasetinde dahi hakkı daima esas almışlardır. Dört asır önce Fransa Kralı oğlunu kurtarmak, uğradığı bir haksızlığı gidermek için bizim İmparatorumuza başvurmuştur. Bunun başka örnekleri de vardır. Atalarımız işgal ettikleri yerlerden çekilmek zorunda kalınca yıllık olarak aldıkları cizyenin bakiye aylara düşen bölümünü geri verecek kadar hakka riayetkar davranmışlardır.

«Hak» kelimesinin dördüncü anlamı, bir sıfat olarak, «haklı ve doğru» dur. Bu anlamda alınırsa «milletimizin bin yıllık bir davası bulunduğu ve bu davanın haklı ve doğru bir dava olduğu» söylenmiş demektir. Milletimizin bin yıllık tarihi incelenirse insanlığa ışık tutan, ilmi, fenni, edebi, hayayı, ahlaki, öğreten bir millet olduğu görülür. Müsbet ilimleri de, manevi ilimleri de bütün insanlığa atalarımız öğretmiştir. Milletimiz daima insanlığa ışık tutan bir medeniyet kurma davası peşinde koşmuştur. Bu, haklı bir davadır. «Hak» kelimesini her üç anlamiyle birlikte alıp sözleri toparlayınca Milli Nizam Partisi Tüzüğündeki gaye maddesinin birinci bölümünü değişik sözlerle ifade etmekten başka bir şey yapılmadığı ortaya çıkar.

bb) Şimdi de iddianamede değinilen «hakiki sağı» sözü üzerinde durulacaktır. Raporda Türkiye’nin üçlü bir sisteme geldiği, artık üç büyük partisi bulunduğu açıklanırken partilerin özellikleri ve nitelikleri belirlenmiş ve Milli Nizamın onlara nazaran özelliği olarak hakiki sağı temsil ettiği fikri ortaya konulmuştur. Bizde iki türlü sağ ve sol ayırımı var. Bunlardan biri batılılardan taklit yoliyle alınmış sağ sol ayrımdır; ilmi ve ciddi bir etüde dayanmaz. Onlar böyle diyor diye . alınmıştır; yanlış ve sakattır. Batıya göre sağ kapitalist bir düzendir; sömürücü faizcilik sistemi içindedir; kendi bünyesi gereği sınıf farkı doğurur. Sol denildiğinde Batıda insan hak ve hürriyetlerini kısıtlayan, insanlara mülkiyet hakkı tanımayan, her şeyi toplumcu gözle gören, en son kertede yaşayışı hapishane hayatına çeviren bir rejim kastedilir. Bu iki sistemin birçok yönleri gene de müşterektir. Her iki sistem de materyalist ve sömürücüdür. İkisinde de adaletsizlik ve sınıflar vardır. O halde ilmi, hakiki bir sağın tanımlanması, uygulanması gereklidir. Bu da Anayasamızda ifadesini bulan insan hak ve hürriyetlerine tam riayetle gerçekleşebilir. Biz batının bir çok sakıncaları kendilerince ortaya konmuş sömürücü, materyalist sağcılığını almak zorunda değiliz. Bizim Anayasamızın çizdiği sınırlar içinde kendi maddi sağcılığımızı memleketimize uygulamamız gerekir. Biz Anayasamızın tanımladığı nizama hakiki sağcılık diyoruz. Milli Nizam materyalist değildir. Anayasanın 10. ve 14. maddeleri materyalist olmağa zaten izin vermez.  Milli Nizam bu maddelerin ilkelerine layığı olan ağırlığı verdiği için «Biz sağcıyız, hakiki sağcıyız.» diyor.

cc) İddianamede Milli Nizamın maarif hakkındaki görüşüne de takalınmış. Maarifimizin temel yapısının acıklı bir manzarası vardır. Tedrisatın ana fikriyatına milli fikriyat dışında ne varsa doldurulmuştur. Milli Nizam bundan yakınmakta, milli bir maarif istemektedir. Öğrencilere manevi bir eğitim ve öğretim değil; dünya görüşü olarak mecusilerin, putpereslerin, ateistlerin, siyonistlerin fikriyatı verilmektedir. Gençlerimiz kalbleri boş yetişmekte, üniversiteler eşkiya yuvası manzarasını almaktadır. Sebebi Anayasamızın emrettiği manevi gelişmeyi sağlayıcı bir maarifin uygulanmamasıdır. Biz gençlerimize Batıdan üstün ilim yapabilecek zihniyeti aşılamazsak gelişemeyiz. Sonunda sadece Batıya işçi olarak gideriz.

Milli Nizam 150 yıldan beri milletin içine yabancı kaynaklarca şırınga edilen kozmopolitlikten kurtulma davasıdır. Kendimizi terketmeye, Batıyı taklide başlamamız 150 yıl öncesine gider. O tarihten başlayarak Batı bir manevi kültür istilasına girişmiştir. Bu maddi istiladan önemlidir. O bakımdan Milli Nizam kendi programına «manevi istila hareketi» diye bir bölüm koymuştur.

çç) İddianamede yine tereddüt edilen noktalardan birisi «Bizim. milletimizin en büyük meziyetlerinden biri hak nedir batıl nedir bilmesidir Kalbinin hidayet ve ferasetle dolu oluşundadır.» sözüdür. Bir partinin herşeyden önce kendi milletine itimadı şarttır. Burada milletimizin hasletleri belirtiliyor. Okumak imkanını bulamamıştır. Fakat bir insan olarak kalbinde bir sezme kabiliyeti, bir feraset vardır. Bundan dolayı milletimiz bugünkü buhranlardan nasıl kurtulacağımızı çok iyi görüyor. Yine bizim köylümüzün içinde, kalbinde bütün dünyaya ışık tutacak üstün bir medeniyet kurmanın bin yıllık mirası vardır. Milli Nizam programında milletimizin bu hasletlerine yer verilmiş olması son derece doğru bir davranıştır.

dd) Bir de «Milli Nizam Partisi, milletimizin 60 yıldan beri parti adı altında kurulan çeşitli batıl fikirler teşekküllerini bir bir görüp denedikten, bunların hiçbirinin çıkar yol olmadığını anladıktan sonra batılı bırakıp hakka dönüşüdür.» sözüne takılınmış. Bizde ilk parti İttihat ve Terakki Partisidir. Bu parti geldi, 10 yıl içinde koskoca imparatorluğu savaşa soktu; perişan etti, koydu gitti. Bunlar yanlış yolda idiler. Fikir babası olarak, İttihat ve Terakkinin, İtalya’dan gelmiş bir Musevinin bir aksiyonu olduğunu tarih tespit ediyor. İmparatorluğu yıkmış bir partiye güzel bir partidir diyemeyiz. Bugünkü partilerimizin yollarının da milletimizi kurtaracak yol olduğuna kani değiliz. Her parti elbette kendi partisini kurtuluş yolu olarak görür; kendisinin hak, haklı ve doğru yolda olduğunu, ötekilerin batıl olduğunu kabul eder; etmesi gereklidir. Bunun aksi kendi kendini inkardır. İçinde bulunduğumuz fiili durum uzun yıllar iktidarı ellerinde tutan partilerin birtakım hataları bulunduğunu göstermez mi? Milli Nizamın öteki partiler hakkında bu sözü söylemesi doğrudur ve yerindedir.

ee) İddianemede «her hangi birisinin bir topluluğu değilsiniz.» sözüne de dokunulmuş. Şu bölümü okuyalım: «Milli Nizam Partisinin Birinci Büyük Kongresinin delegeleri, sizin bu muhteşem topluluğumuzun çok büyük bir manası var. Siz batıl partilerden herhangi birisinin bir topluluğu değilsiniz. Siz bu aziz milletin kendisinin, aslının, özünün temsilcilerisiniz. Sizin diğer batıl teşekküllerin topluluklarından bir farkınız var. Siz bu aziz milletin yalnız bu günün değil, aynı zamanda bütün bin yıllık şanlı tarihini birlikte temsil ediyorsunuz.» Milletine güvenen, seven bir partinin kendi delegelerine söyleyeceği bundan daha tabii söz ne olabilir?

Milli Nizam milletimizin tarihine büyük ağırlığı verdiği, kendi topluluğunda bu şekli gördüğü için haklı olarak böyle söyliyecektir.

Programdaki «Adaylarımızın davamızı temsil eder kimseler olarak seçilmesine azami itina gösterilecektir.» sözü de tereddüde yol açmış. Bir parti böyle düşünmek, böyle söylemek zorundadır. Davamıza, programımıza sadık olmayan kişilerden aday seçmemiz düşünülebilir mi?

ff) Raporun bir yerindeki Ortak Pazar konusuna işaret eden sözler de tereddüt uyandırmış. Ortak Pazar bir ticari anlaşma değil Avrupa entegrasiyonudur. Avrupadaki birtakım devletlerin bir devlet olması eylemidir. Bir ülke Ortak Pazara gelince o ülkede mülkiyet edinmek, iş edinmek, sermaye transferleri serbesttir. Milli Nizam bu kadar önemli bir anlaşma üzerinde durmağa mecburdur. Milli Nizam bunu uzun boylu Mecliste dile getirmiştir. Ortak Pazara  girilip de Türkiye’de yerleşme hakkı serbest bırakılınca çeşitli bölgelerden daha önce ayrılmış Rumlar, Ermeniler gelir, yeniden yerleşme hakkı elde ederlerse bu konu üzerinde titizlikle durmak gerekmez mi? Ortak Pazar geçiş dönemi protokolu Türkiye’nin sanayileşmesine engeldir. Protokol Milli Nizamın uzun açıklamaları ile Mecliste aydınlığa çıkmıştır. Protokol savaş sanayii kurmayı önlüyor. Böyle bir protokol üzerinde ilmi, iktisadi, teknik çalışmaları yapmak bir parti olarak en tabii görevimizdir. Bunu yapmazsak bizden hesap sorulmalıdır.

gg) İddianamede, raporun «altmışa yakın ilimizin ve pek çok ilçemizin açılış, toplantısına iştirak edildiğini» açıklayan cümlesine büyük bir önemle tutunulmak istenmiştir. Raporda memleketin her yerinden gelen delegelere Parti faaliyetleri arzediliyor. Bu arada da açılış toplantılarına iştirak edildiği söyleniyor. Teşkilatı memleketin çeşitli yerlerinde milletimiz kurmaktadır. Demokrasi de budur zaten. Kurduktan sonra «Gelin, programı millete tanıtalım. Tanıtmak için bir toplantı yapalım.» denilmektedir. Yer tutulmakta, halk çağrılmaktadır. Genel Merkezin bu faaliyetlerden haberi bile olmaz. Mahalli teşkilat, bir. konuşmacı gerekiyorsa, onu doğrudan doğruya çağırır. Bunlar kişiler ile mahalli topluluklar arasında geçen olaylardır.

Sözgelimi İstanbul İl Başkanı Bursa toplantısına, Ankara İl İkinci Başkanı filanca yer toplantısına katılmışlardır. Genel Merkez sonradan bu toplantıları duymuş; raporda göstermiştir. Fiili durum ve «iştirakleri olmuştur.» sözünün anlamı budur. Bir şahsın, özel olarak falanca yere davet edilmesi üzerine orada yaptığı konuşmanın Parti tüzel kişiliğini ilzam etmeyeceği ortadadır. Teşkilatın yüzde seksenini biz kurmadık. Ancak bunların kurulduğunu raporda açıklayıp Genel Kurula duyurmak görevimizdir Merkez bir de Parti teşkilatınca yapılanları ötekilerine duyurucu bir santral işini görür. Parti Genel Başkanı bile, vakti elverişli olduğu için, gidip bir toplantıda konuşmuşsa Yönetim Kurulunun haberi dahi olmaz.

Gerçekten Partimiz Tüzüğünün 28. maddesinde Genel İdare Kuruluna teşkilat kurmak ve yardımcı organları oluşturmak gibi bir görev verilmiştir. Bu görevin Siyasi Partiler Kanunu ve demokratik bir nizam içindeki niteliği şudur: Merkez, il ve ilçe kuruluşlarının müteşebbis heyetlerini arar, bulur, inceler, teşvik eder; bunlara yol gösterir. Müteşebbis heyet ortaya çıktıktan sonra merkez, heyetteki kimselerin davaya, Partiye, memlekete, vatana hizmet edecek insanlar olduğu kanısına varırsa (illerde) o heyete bir yetki belgesi verir. İlçelerin belgesini iller verirler. Bundan sonraki faaliyetler, artık o bölgedeki faaliyetleri yürüten idarecilere aittir. İddianameye konulmuş olan konuşmalar, bu müteşebbis heyetler kurulduktan sonra o bölgedeki idarenin kendi çevresine, Parti programını, Tüzüğünü, maddelerini tanıtmak için yaptığı toplantılara ilişkindir. Toplantıların zamanı, yeri, kaç kişinin konuşacağı mahalli idarenin insiyatifi altındaki hussulardır. kimi yerlerde müteşebbis heyetin kendisi konuyu anlatmış halka tanıtmıştır. Kimi yerlerde Ankara’dan veya başka illerden konuşmacılar çağrılmıştır. Böylece mahalli idarenin şahıslara yaptığı davetler meydana gelmiş, konuşmalar ortaya çıkmıştır. Bunlar konuşanların şahıslan adına yaptıkları konuşmalardır.

28. maddenin e bendinde «Partinin umumi faaliyeti ve siyaseti hakkında teşkilatı tenvir etmek….» der. Bu deyimle şu il veya ilçede özel bir kişinin yaptığı konuşmanın ilgisi, ilişkisi olamaz. Partinin genel politikası gerekleri veya önemli olaylar karşısındaki tutumu tamimlerle teşkilata bildirilir. Partinin umumi faaliyet ve siyaseti hakkında teşkilatı tenvir etmek aslında budur.

İdare heyetimizin kararları incelenirse üyelerimize yasalara saygılı olmaları, Parti yasaklarına uymaları için birçok tamimler yapılmış olduğu görülür. E bendinin gereği işte budur. Her hangi bir toplantıda genel idare kurulu üyelerinden birkaçının bulunması ve konuşması kişilerin kendi adlarına konuşmalarından farksızdır. Çünkü Genel İdare Kurulunun falanca yere filanca gitsin ve şöyle konuşsun gibilerde hiçbir kararı yoktur.

Raporun «İdare Heyeti faaliyetleri» bölümünde mahallen yapılmış birçok hareketlerin de yer almış olduğu görülür. Çünkü bu aslında fiili faaliyetlere ilişkin bir haber verme bölümüdür. Netekim bağımsız bir organ olan gençlik kolu faaliyetlerinde de bu bölümde söz edilmiştir. Sözgelimi bu gençlik kolu, bizim haberimiz olmadan çeşitli gazete kupürlerini toplamış, «Basında Erbakan» diye bir kitap yayınlamış. Faaliyet raporunda bundan söz edilmesi gençlik kolunun kitabı bastırmakta haklı görüldüğü veya falan yazarın şahsi fikirlerinin Genel İdare Kurulunca benimsendiği anlamını asla taşımaz. Bunlar haber verici sözlerdir; çünkü karar defterinde yerleri yoktur. Aynı bölümde Meclise Ortak Pazar hakkında gensoru verildiğinden söz ediliyor. Meclis İçtüzüğüne göre gensoru Parti adına verilmez; şahsımız adına verilmiştir. Demek ki kişisel bir faaliyettir. Gene de bu bölümde açıklanmıştır. Çünkü faaliyetler orada toplanmaktadır. Onun için burada herhangi bir şeyin zikredilmesi onun merkez karar organınca tavsip olunması, tekabbül edilmesi demek değildir. Haber vermek ve haber verileni tekabül etmek ayrı şeylerdir.

Gazeteler; Tek Nizam ve Tek Yol gençlik kollarınca, Nizama Doğru Sakarya İl İdare Heyetince çıkarılmaktadır. Bunların rapora geçmesi haber, verme niteliğindedir. Bu gazetelerle, bağlı bulundukları il teşkilatı meşgul olur. Genel İdare Kurulunun böyle ayrıntılara inmeğe vakti ve olanağı yoktur.

Yeni kurulmuş bir Partiyiz. Henüz bir yıl oldu. Teftiş Heyetimizi kurmağa yeni girişmiş bulunuyoruz. Onun için ilk yılda böyle geniş bir teşkilatı Genel Merkez kadrosu içinde gereği gibi takip etmek mümkün olmamıştır.

hh) Genel Kongre gündemi ortadadır. Gündemde marş okunması diye bir madde yoktur. Esasen Partinin marşı yoktur. Genel Kongrede böyle bir şey yapılıp yapılmadığını hatırlamak mümkün değildir. Genel İdare Kurulu veya kongre bu bizim marşımız olsun diye bir karar almamıştır. Birisinin teklifi veya başlaması üzerine böyle bir şey okunmuş olabilir.

(Genel Başkanlık Vekillerinden Avukat Akmumcu’nun şu sözleri duruşma tutanağının 124. sayfasında yer almıştır :

Kongre saat sekiz raddelerinde kapandı. Akşam dağılıyorduk. Bir takım gençlerin uzaktan Milli Nizam yazacağız diye marş söyledikleri benim de kulağıma gelmiştir. Fakat kongre dağılmıştı. Ne kadar, kaç kişinin bir araya gelerek söylediği tarafımızdan bilinmemektedir ve biz salonu terketmiş durumdaydık. Esasen delegelerin de aşağı yukarı yarısından fazlası salonu terketmiştir. Orada bir kısım gençler kalmış, orada kalan bayrakları, levhaları toplamakla ve sandalyelerin götürülmesine nezaret etmekle meşguldüler.)

ii) Salonun hazırlanmasiyle gençler, partiden olan ve olmayan gençler meşgul olmuşlardır. Genel İdare Kurulunun salonun tanzimine nezaret şeklinde bir hizmeti dahi geçmemiştir. Genel idare kurulu hazırlanmış bir salona gelmiştir. Gözümüze boş olmayan bir yazı ilişseydi bunu kim koydu diye belki yanımızdakilere sorardık veya bu levha kaldırılsa iyi olur derdik. Ancak böyle büyük bir kalabalıkta, biz desek de, uygulanır mı uygulanmaz mıydı ayrı konudur. Çünkü bir büyük kalabalıkta tören başlamıştır. Salon da sorumsuz kimselerce hazırlanmıştır.

d) Anayasa Mahkemesi bu davaya 8 ve 15 Nisan 1971 günlerinde duruşmalı olarak bakmış; 22/4/1971 de 44 ve 648 sayılı Kanunlardaki duruşma hükümlerinin Anayasa’nın 148/2. maddesine aykırı düştüğü düşüncesiyle ortaya bekletici sorun çıkarmış ve davayı geri bırakmıştır. Sorun duruşma mı yapılacak, dava dosya üzerinde mi incelenecek sorunudur.

Bu bir usul sorunudur. Yüksek Mahkeme tensip kararı için 23/3/1971 gününde toplandığında usuli işlemleri saptamış olmak gerekir. Usuli işlem esası etkilemezse de davalının savunma hazırlığı üzerinde olumlu veya olumsuz etkileri olabilir.

Kazanılmış hak bakımından Cumhuriyet Başsavcısının atanma ile bu makama gelişini uygun gören Yüksek Mahkeme kendi usuli hatasının sonucu, Milli Nizam Partisinin kazanılmış hakkı olan duruşma koşulunu kaldırırsa kararlarında çelişkiye düşer. Bu durum ve davanın böylece uzamasına yol açılması usul kanunlarına ve Anayasa’nın ruhuna ve ereğine uymaz.

Yüksek Mahkeme söz konusu özel kanun hükümlerini Anayasa’ya uymadığı nedeniyle iptal edebilir. Ancak bu karar geriye yürümez. Sonraki olaylara uygulanır. Gerçi dava henüz sonuçlanmamıştır. Ancak dava duruşmalı olarak görülmeğe başlandığı için delillerimizi ve savunmalarımızı duruşma düzenine göre ortaya koyarken bu tabii haktan yoksun bırakılmamız hiçbir hukuk sistemiyle bağdaşamaz.

Yüksek Mahkemenin 23/3/1971 günlü tensip kararı usul yönünden bir kanun niteliği taşır. Böylece bir çeşit kazanılmış hak doğurmuştur. İkinci bir kararla bu hakkın kaldırılması hak ve adalet kuralları ile bağdaştırılamaz.

e) aa) 648 sayılı Kanunun 108., 110., 113. ve 114. maddelerinde yer alan ve siyasi partiler aleyhindeki davaların Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığınca açılabileceğini belirleyen hükümler ile 44 sayılı Kanunun 32. maddesindeki «Bu davalara Cumhuriyet Başsavcısının huzuru ile bakılır…» ve «30. madde hükümleri bu davalara da uygulanır.» hükümleri Anayasa’ya aykırıdır. Şöyle ki :

Anayasa’nın 147. maddesinin üçüncü fıkrasında yalnızca «Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatiyle yargılamasında savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı yapar.» hükmü vardır. Demek ki Anayasa, Anayasa Mahkemesinin parti kapatma davalarına bakma ve kanunları denetleme görevleri yönünden Cumhuriyet Başsavcısına herhangi bir görev vermiş ve dava açma yetkisi tanınmış değildir. Çünkü Anayasa’nın siyasi partilere ilişkin 57. maddesinde de böyle bir hüküm  yer almamıştır: Şu duruma göre Cumhuriyet Başsavcısına dava yetkisi veren 648 ye 44 sayılı Kanunların ilgili hükümleri kaynağını Anayasa’dan almayan hükümlerdir.

Öte yandan Anayasa’nın 149. maddesi Anayasa Mahkemesinde dava açacak makam ve mercileri sınırlı olarak belirtmiştir Anayasa’nın kesinlikle sınırladığı bir hak özel kanunlarla başka mercilere teşmil 
edilemez.

Anayasa’nın 4. maddesinde «Hiç bir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz» ilkesi yer almaktadır. Cumhuriyet Başsavcısına kanunla verilen yetki bu ilkeye de aykırıdır.

bb) Cumhuriyet Başsavcılığı 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin 1 ve 2 sayılı bentlerinin ve 112. maddesinin Anayasa’nın 57. maddesinin uygulama alanını, işleyişini, koşullarını sınırlayarak Anayasa’yı işlemez hale getirdiğini ileri sürmüş; bunların iptalini ve yerlerine Anayasa’nın uygulanmasını istemiştir.

Anayasa’nın 57 nci maddesindeki «siyasi parti faaliyetleri» deyiminden ne anlaşılması gerektiği, hangi faaliyetlerin tüzel kişiliği bağlayacağı, hangilerinin partili kişilere veya organlara izafe edileceği, hangi kişisel ve mevzii davranışların hangi hallerde tüzel kişilikçe kabul edilmiş sayılacağı sorunlarını açıklığa kavuşturmaktan başka bir şey yapmayan 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin Anayasa’nın 57. maddesinin uygulanma alanını daraltmadığı ortadadır. Bu hükümler iptal edilirse geriye gayri muayyen hukuk kaideleri kalacak; bunları ihlal etti diye tüzel veya gerçek herhangi bir kişinin sorumlu tutulması «Hukuk Devleti» kavramı ile bağdaşamıyacaktır

Davalı 111. maddenin 1 sayılı bendinin ve 112. maddenin uygulanması söz konusu değildir. Anayasa’nın 151. maddesine göre bu hükümlerin iptali istenemez.

112. madde Anayasa’nın uygulanma alanını daraltmış değil genişletmiştir. Çünkü parti tüzel kişiliği yasakları çiğneyen üyeleri ihraç ve organları feshetse dahi bu türlü eylemler tekerrür ederse parti yine kapatılacaktır. Bu madde ile uygulama alanını genişleten bir «mihrak olma» hali kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin takdir hakkı da sınırlandırılmış değildir.

Maddedeki. «kesif bir şekilde» ve «mihrak olma» deyimleri gereklidir. Çünkü partileri vazgeçilmez unsurlar sayan Anayasa münferit olaylar yüzünden bir partinin feda olunması fikrini reddeder.

Anayasa’nın 19. ve 57. maddelerinde yer alan «siyasi partiler» ve «siyasi partilerin faaliyetleri» deyimlerinin anlam ve ereği «parti tüzel kişiliği» ve «parti tüzel kişiliğine izafe edilecek faaliyetler» dir. 648 sayılı Kanunun ilgili maddeleri bu Anayasa terimlerine uygundur.

İddia makamının bu maddelerin iptalini istemesi nedeni savunmamızın dayanaklarını ortadan kaldırmak ve iptali geriye yürüterek sonuç almaktır. Oysa Anayasa’nın 33. ve 152. maddeleri buna engeldir. Kaldı ki bu maddelerin iptali ile laiklik, insan hak ve hürriyetleri, ülkenin bölünmezliği ilkelerinden başka bütün parti yasakları yaptırımsız kalacak ve 648 sayılı Kanunun tümü işlemez duruma gelecektir.

B) İstemler :

a) aa) Cumhuriyet Başsavcılığına seçim yolu ile gelmemiş olan sayın Gündüz’ün davayı açmaya ehil olmadığına, hakkı ve yetkisi bulunmadığına ve tasarrufunun hükümsüz sayılmasına karar verilmesi.

bb) Nasıl ki hukuk mahkemesinde usulsüz açılan bir davada dava dilekçesi iptal edilir, dava açılmamış sayılırsa ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 173. maddesine dayanarak sorgu hakimi talepnameyi reddedebilirse usul hukukunda kıyas cereyan ettiğinden öylece Anayasa’ya, usul kanunlarına aykırı olarak ehliyeti bulunmayan bir kişice düzenlenmiş iddianamenin reddine karar verilmesi.

b) Yedi partili üyeye izafe edilen konuşmalar dolayısiyle Siyasi Partiler Kanununun 111. maddesi hükümleri uyarınca işlem yapılmadığı ve Kanunun parti yasaklamalarını inceleme kuruluna verdiği görev ve yetkiler ihlal edildiği ve o merciin elinden doğrudan doğruya veya dolaylı olarak alındığı ve kanunların saydığı yargılama usulü şekil ve şartları dışında keyfi ve takdiri bir yargılama usulü ihdas edildiği için, usule aykırı açılmasından dolayı Anayasa’nın 136. maddesine aykırı düşen davanın reddine karar verilmesi.

c) 648 sayılı Kanunun 111. maddesinin 2 sayılı bendinin sınırlı olarak belirlediği deliller dışında soruşturmaya ve hükme konu yapılmak istenen kanun ve usul dışı delillerin dinlenmesi isteminin reddi; soruşturma ve hükmün kanuni delillere hasredilmesi,

ç) Davaya duruşmalı olarak başlanması dayalı parti için bir çeşit kazanılmış hak sayılacağından ve Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürüyemeyeceğinden davanın duruşma düzeni içinde görülmesinin sürdürülmesi ve duruşma gününün bildirilmesi

d) Genel İdare Kurulunun, bütün teşkilatın kanunlara uyulması konusunda eğitilmesi için yaptığı çalışmalarında, Genel İdare Kurulunun «mahalli açılış toplantılarına kurul olarak katılmadığında, partinin bir marşı olmadığında bilgi ve görgüsü bulunan ekli listede adları yazılı tanıkları duruşmada dinlenmeleri.

e) 648 sayılı Kanunun 108., 140., 113. ve 114. ve 44 sayılı Kanunun 32. maddesindeki Cumhuriyet Başsavcılığı ile ilgili hükümler Anayasa’nın 147., 149. ve 4. maddelerine aykırı olduğundan konunun bekletici sorun olarak ele alınması, bu hükümlerin iptaline ve davanın, açanın yetkisizliği dolayısiyle, reddine karar verilmesi.

f) 44 sayılı Kanunun 29. ve sonraki maddeleri uyarınca sözlü açıklamada bulunma olanağının verilmesi.

g) Davanın, dayanaksız olması dolayısiyle hem usul ve hem de esas yönünden reddine karar verilmesi.

Kategoriden Diğer İçerikler

MGK 9 numaralı bildiri (12.9.1980)

ankahukuk

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı İddianamesinin tam metni

ankahukuk

Antalya konuşması (31.10.1982)

ankahukuk

Kubilay Olayı

ankahukuk

VIII- Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki Okullar

ankahukuk

Evren’in Zafer Bayramı mesajı (30.8.1980)

ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?