Dünyada Başkanlık Sistemi Uygulamaları

Image default
Kamu Hukuku Politika

Bu raporda, başkanlık sisteminin parlamenter sistemden ayrılan yönleri, devlet yönetiminde farklılaşan ve ortaklaşan noktaları, seçilmiş bazı ülke örnekleri üzerinden ele alınmıştır. 

DÜNYADA BAŞKANLIK SİSTEMİ UYGULAMALARI

ABD, BREZİLYA, ARJANTİN, MEKSİKA, GÜNEY KORE VE ŞİLİ

Nebi Miş, Ali Aslan, M. Erkut Ayvaz ve Hazal Duran’ın birlikte hazırladığı bu rapor SETA (Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmları Vakfı) tarafından yayımlanmış ve www.seta.org adresinde erişime sunulmuştur.

ÖZET

Bu raporda, başkanlık sisteminin parlamenter sistemden ayrılan yönleri, devlet yönetiminde farklılaşan ve ortaklaşan noktaları, seçilmiş bazı ülke örnekleri üzerinden ele alınmıştır. Başkanlık sisteminin farklı ülkelerdeki uygulamalarında, sistemin temel nitelikleri korunmakla birlikte, söz konusu ülkenin siyasal, toplumsal ve kültürel özelliklerine göre farklılaştığı bir gerçektir. Dünyada uygulanan her siyasal sistemin tarihsel uygulama tecrübesinden, evrensel yönetim değerleri ortaya çıkmıştır. Her tarihsel tecrübe bir anlamda sistem içi reformu da bu anlamda zorunlu kılmış ve ideal olana ulaşılmak nihai bir hedef olarak amaçlanmıştır.

Bu çalışma ile, incelenen başkanlık uygulamalarından  ve tecrübelerinden yola çıkarak, Türkiye’de başkanlık sistemi uygulamasına yönelik başlangıç niteliğinde bazı sonuçlara ulaşmak amaçlanmıştır. Elde edilen veriler üzerinden başkanlık uygulamalarında yönetimde istikrar ve etkinliğin sağlanması ile toplumsal farklılık ve özgürlüklerin korunması arasındaki dengenin Türkiye açısından nasıl inşa edilebileceği sorusu göz önünde bulundurularak bu rapor hazırlanmıştır. En nihayetinde, Türkiye’nin mevcut siyasi-toplumsal gerçeklik ve bunun neden olduğu sorunlardan  hareketle ideal bir devlet-toplum tasavvuru üzerinden etkin ve demokratik bir siyasal sistem talebine yardımcı olma düşüncesi bu çalışmanın öncelikli amacıdır.

Siyasal istikrarın uzun dönemli yaşatılamadığı rejimlerde, demokratik standartlar tam anlamıyla yerleşemez. Sistem bu anlamda daha çok müesses nizama yakın “elitler”in çıkarına hizmet eder hale gelir. Bir siyasal rejimde, tarihsel olarak 

güçsüz, kırılgan ve istikrasız hükümet yapılarından faydalanan ve çıkar alanlarını bu yapıda devam ettiren, bürokratik, siyasal, ekonomik elitler; çıkar grupları ve örgütlü otonom yapılar varsa, bu tip yapılar daha çok eski sistemin devamından yanadırlar. Eğer çıkar alanlarını koalisyon hükümetleriyle daha kolay sürdürecek- lerine inanırlarsa, bu anlamda siyasal yapıların güçlü olmasına direnç gösterirler. Ayrıca, siyasal sistemde istikrarı önceleyecek ve güçlü hükümetlerin devam et- mesini mümkün kılacak düzenlemeye de en başından karşı çıkarlar. Fakat sistem değişim sürecinde kendi oluşturacakları yeni koalisyonlarla, sistemi kendi lehleri- ne göre dizayn edebileceklerine inanırlarsa, böyle bir durumda siyasal sistemdeki değişimi destekleyebilirler.

Bir ülkenin siyasal sisteminin değiştirilmesine yönelik tartışmalar, genellik- le uzun dönemli siyasal istikrarsızlık tecrübesinin deneyimlenmesiyle doğrudan ilgilidir. Parlamenter sistemlerde siyasal istikrarsızlık, uzun dönemli koalisyonlar ve kısa ömürlü hükümetlerin sonucudur. Hükümetlerin sık değiştiği rejimlerde sağlam, tutarlı ve uzun dönemli politikalar geliştirmek için yeterli süre olmadığından demokrasinin kırılganlığı da artar. Hükümetteki istikrarsızlık siyasal sistemin de istikrarsızlığına yol açacağından, böyle bir yönetimde siyasal sisteme halkın desteği ve güveni de azalır. İstikrarsız siyasetin bıraktığı boşluğu, siyasal merkeze egemen olan “istikrarlı bürokratik vesayet yapıları” doldurur. Böylece siyasal partiler gittikçe güçsüzleşir, hükümet kurmak için siyasal pazarlıklar rasyonellikten uzak bir şekilde cereyan ederek, çıkar gruplarının koalisyon hesapları devreye girer. Böyle bir durumda da, sistemin iflas etme noktasına kadar, siyasal sistemi değiştirecek bir yapının da ortaya çıkması zaman alır.

Türkiye’nin siyasal sistemini değiştirmeye yönelik tartışmalar, son dönemi hariç tutarsak, genellikle hükümetlerin zayıflamaya başladığı ya da koalisyon hükümetlerinin iktidarda olduğu dönemlerde başladı. “Etkin yönetim”, “siyasal istikrar” ve “temsilde adalet” arayışları üzerinden yürütülen tartışmalar, uygulanması ve düzenlenmesi daha kolay olduğu için öncelikle seçim sisteminin değiştirilme- sine odaklandı. Bu bağlamda, Türkiye demokrasi tarihinde, 2000’li yıllara kadar birçok kez seçim sistemi yenilendi. Ancak seçim sisteminde yapılan değişiklikler hiçbir zaman Türkiye siyasetinde uzun dönemli ve kalıcı bir şekilde siyasal istikrarı sağlayacak sonuçları üretemedi.

Böyle olunca daha köklü bir değişiklik ihtiyacını gören siyasal aktörler, başkanlık sistemini gündeme getirdiler. Başkanlık sistemi ihtiyacını, siyasal tartışmaların merkezine yerleştiren ilk aktör Turgut Özal’dı. Özal’ın vefatının ardından yerine Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel de 1990’larda birçok kez, siyasal sistemin değiştirilmesine yönelik öneriler getirdi. Özal ve Demirel, siyasal sistem değişikliği ihtiyacını genellikle siyasal iktidarların zayıf olduğu dönemlerde gündeme getirdikleri için sonuç alınan bir siyaset üretemediler. Daha önceki başkanlık tartışmalarının aksine, 2002 seçimlerinin ardından güçlü AK Parti iktidarları döneminde, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin başkanlık sistemi ihtiyacını dönem dönem gündeme getirdi.

2007’deki referandum sonrasında Cumhurbaşkanını halkın seçmesine yönelik Anayasa değişikliği ve 2014’te Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin ardından başkanlık sistemine geçiş tartışmaları daha da yoğunluk kazandı. Başkanlık sistemi arayışı her gündeme geldiği dönemde, başkanlık sistemine karşı çıkan bazı çevreler konuyu mecrasının dışında, kişiselleştirerek, ideolojik bir duruşla kategorik argümanlar üzerinden tartışma yolunu tercih ettiler. İtirazların bir tarafında, başkanlık sisteminin geniş toplum kesimleri tarafından bilinmemesinin de bir sonucu olarak, Türkiye siyasetindeki belirli işlevler için kullanılan, bölünme, otoriterlik ya da sistemin kriz üretmesi gibi söylemler bulunmaktadır. Diğer tarafında ise, daha çok akademik çevrelerde tartışılan başkanlık sisteminin bizatihi kendisinin sorunsallaştırılarak, dünyadaki  sorunlu  başkanlık uygulamalarının gündeme getirilmesi yer almaktadır.

Son dönemde, Türkiye için başkanlık sistemi ihtiyacının çeşitli yönleri farklı mecralarda yoğun olarak tartışılmakta. Türkiye için başkanlık modelinin nasıl olacağına yönelik konular, başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin bazı problemli tarafları ya da ilgili ülkenin kendi siyasal sosyolojisinde öne çıkan birtakım unsuru gündeme getirilerek sistemin kendisi sorunsallaştırıldı. Ancak, demokratik siyasal sistemler olan başkanlık, yarı başkanlık ya da parlamenter sistemlerin uygulandığı ülkelerin siyasal sosyolojisine göre farklılaştığı dikkate alındığında, bir siyasal sistemin inşasında iyi örneklerin modelleştirilmesi mümkündür.

Bir siyasal sistemin  başarılı  örneklerinin  modelleştirilmesinde,  ülkelerin geçmişte yaşadığı siyasal problemler ve sistemin kriz halleri öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye özelinde ise, siyasal istikrar, temsilde adalet ve etkin yönetim konusunda  yaşanan kronikleşmiş sorunlar göz önünde  bulundurularak,  demokratik sistemi inşa edecek ve kuvvetler ayrılığını sağlayacak bir modellemeye gidilmelidir. Kuşkusuz bu modellemeyi ortaya çıkarırken dünyada başkanlık sistemini demokratik kurumsal yapıda uygulayan ve yöne- timde istikrarı sağlamış gelişmiş ülkelerin deneyimlerine bakılmalıdır. Ancak modelleme yapılırken, Türkiye siyaset sosyolojisinin dinamiklerini göz önünde bulundurmak hayati derecede önemlidir.

Bu rapor, Türkiye’de uzun dönemdir tartışılan başkanlık sistemi model tartışmalarına katkı sağlayacak bir çerçevede hazırlanmıştır. Daha önceden SETA’nın “Türkiye için Başkanlık Sistemi: Demokratikleşme, İstikrar ve Kurumsallaşma” [ Ali Aslan, “Türkiye İçin Başkanlık Sistemi: Demokratikleşme, İstikrar, Kurumsallaşma”, SETA Analiz, Sayı: 122, (Nisan 2015). ] başlığıyla yayınladığı analizde Türkiye’de siyasal sistem değişimi ihtiyacı çeşitli açılardan ele alınmıştı. Dolayısıyla rapor, bir anlamda, söz konusu analizin bir devamı niteliğinde olduğu için tekrar Türkiye’de başkanlık sistemi tartışmalarında gündeme gelen konulara yer vermemiştir. Bunun yerine, doğrudan başkanlık sistemini uygulayan seçilmiş bazı ülke uygulamalarına odaklanılmıştır.

Çalışmada, başkanlık sistemini uygulayan, siyasi istikrar, demokratik gelişmişlik düzeyi bakımından ABD ve buna ek olarak yükselen güçler trendindeki ülkelerde başkanlık sisteminin uygulanma çerçevesi, çeşitli konu başlıkları merkeze konularak ele alınmıştır. Bu bağlamda; ABD, Brezilya, Arjantin, Meksika, Güney Kore ve Şili başkanlık sistemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu ülkelerde, başkan ve parlamentonun  seçiminin nasıl yapıldığı, başkanın ve diğer yürütme erkinin genel görevleri, başkanın yasamaya karşı sorumluluğu ve yasamanın yürütmeyi hangi mekanizmalarla denetlediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yasamanın yapısı, işleyişi ve ülkeden ülkeye farklılıkları karşılaştırmalı şekilde ele alınmıştır. Özellikle başkanlık sisteminde denge ve denetleme mekanizmasının önemli unsurları olan seçimlerin zamanlaması, fesih meselesi ve kararname ve veto yetkisi gibi hususların bu ülkelerde nasıl uygulandığı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca her ülkede siyasal parti yapısının başkanlık sisteminde işleyişi çok partili ya da iki partili sistemlerin özellikleri de dikkate alınarak incelenmiştir.

GİRİŞ

Siyasal sistemlerin, iktidarın etkinliğine ve demokrasinin  işlevselliğine yaptığı olumlu ya da olumsuz katkı, sistemin ne şekilde uygulandığı ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, her ne kadar siyasal sistem çalışmalarında kalıplaşmış olarak sürekli tekrarlanan “avantajlar ve dezavantajlar” listesi sıralansa da, başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistemi, demokratik, çoğulcu, denetim ve denge sistemine göre işleten ve dolayısıyla güçler ayrılığı prensibini etkili bir şekilde uygulayan ülkeler bulunmaktadır. Diğer taraftan, bu her üç sistemi uygulayan ancak, siyasal sistemin başlangıçta inşasından ve uygulamasından, yürütmenin gerektiği şekilde etkinlik sağlayamadığı, siyasal ve ekonomik istikrarın oluşturulamadığı ve demokratik konsolidasyonun sağlanamadığı ülke modelleri de mevcuttur. Dola- yısıyla da, bir ülkede demokrasinin yerleşmesi, söz konusu ülkenin içinde bulun- duğu siyasal sosyoloji ve demokratik kurumların bu siyasal sosyolojiye göre nasıl kurgulandığı ve yürütüldüğü ile ilgilidir.

Ancak ülkelerin siyasal sosyolojisi ve tarihsel tecrübesi eğer bir hükümet sisteminde yerleşik bir düzen haline gelip, siyasal istikrarı sağlayamıyor ve demokrasinin gelişmesini mümkün kılamıyorsa bu tip ülkeler yeni bir sistem arayışına girerler. Bir ülkede dönemsel olarak tekrar eden istikrarsızlık, siyasi partiler arasındaki mücadeleden dolayı parti yapısının giderek parçalanması ve dolayısıyla da güçlü iktidarların ortaya çıkarılamaması ile doğrudan ilişkilidir. Böyle bir durumda, sık sık tekrarlanan erken seçimler ve hükümet kurmada yaşanan siyasi pazarlıklar siyasal kırılganlıkları artırmaktadır. Bunun sonucunda da, halkın siyaset kurumuna  olan inancı ve güveni zedelenmekte, özellikle bundan yararlanan vesayet yapıları sistemin merkezine zamanla yerleşmektedir. Siyasal sistem değişimini gerektiren önemli bir unsur, özellikle parlamenter sistemde, koalisyon dönemlerinde yaşanan krizler ve etkin olmayan yönetim biçimidir. Farklı siyasal görüşten gelen partiler arasındaki tutarsız koalisyonlar sistemin işleyişini durma noktasına getirmektedir.

Örneğin Türkiye’nin siyasal sistem arayışında parlamenter sistem içerisinde siyasal parti yapısının parçalanmışlık halinin ortaya çıkardığı siyasal istikrarsızlık ve vesayetçi yapıların bu istikrarsızlıktan yararlanarak siyasal alana müdahalesiyle demokrasinin bir türlü yerleşememesi, yeni bir sistem arayışının en önemli sebebidir. Parlamentarizmin krizi ve tutarsız koalisyonların ortaya çıkardığı siyasal istikrarsızlık üzerine odaklanarak sürdürülen bu tartışmalar uzun yıllardan bugüne sürekli gündemdeki yerini korumaktadır.[ Türkiye’de başkanlık sistemi tartışmaları için geniş bir literatür bulunmaktadır. Son dönem başkanlık tartış- maları için bkz. Ali Aslan, “Türkiye İçin Başkanlık Sistemi: Demokratikleşme, İstikrar, Kurumsallaşma, SETA Analiz, Sayı: 122, (Nisan 2015); Haluk Alkan, Yusuf Tekin ve Y. Şevki Hakyemez, “Türkiye’de Hükümet Sistem- leri ve Başkanlık Modeli,” ASEM Rapor, (30 Nisan 2015); Burhan Kuzu, Her Yönüyle Başkanlık Sistemi, (Ba- bıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul: 2011); Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri: Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013); Kasım Erdem, Hüdai Şencan ve Kadir Candan, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri: Başkanlık Sistemi, haz. Havvana Yapıcı Kaya (TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, Ankara: 2015); haz. Teoman Ergül, Başkanlık Sistemi, (Türkiye Barolar Birliği, Ankara: 2005); Yeni Türkiye Dergisi, Başkanlık Sistemi Özel Sayısı, Sayı: 51, Yıl: 9, (Mart-Nisan 2013). ]

“Etkin yönetim”, “siyasal istikrar” ve “temsilde adalet” bağlamındaki siyasal sistem arayışı iki ana eksende yürütüldü. İlki, uygulanması ve düzenlenmesi daha kolay olduğu için seçim sisteminin değiştirilmesine yönelik çabalardı. Bu minvalde 1950 sonrası demokrasi tarihinde, 2000’li yıllara kadar birçok kez seçim sistemi yenilendi. Ancak seçim sisteminde yapılan değişiklikler hiçbir zaman Türkiye siyasetinde uzun dönemli ve kalıcı bir şekilde siyasal istikrarı sağlayacak, istenilen sonucu elde etmeyi sağlayamadı. Böyle olunca daha köklü bir değişim ihtiyacı, ikinci bir arayış olarak gündeme geldi.

Seçim sisteminde yapılan değişikliklerin geçici bir çözüm arayışı olduğunu gören aktörler, daha köklü bir siyasal sistem değişiminin gerekli olduğundan hareketle başkanlık modelini gündeme getirdiler. Türkiye’de yerleşik düzenin devamından  yana olanlar, başkanlık sistemi tartışmalarının  gündeme  getirildiği dönemlerde, konuyu daha çok kişiselleştirerek tartıştılar. Böyle olunca da, Türkiye’nin siyasal ve ekonomik istikrarını sağlayacak, demokrasisini konsolide edecek ve en nihayetinde siyasal sistemin kurumsallaşmasını ortaya çıkaracak uygun model için müzakere ortamı sağlanamadı. Başkanlık sistemine yönelik itirazlar bu bağlamda, iki farklı odak üzerinden yürütüldü.

İlk itiraz alanı, daha çok meselenin özüne inmeyen, kategorik söylemler üzerinden çerçevelendirilen ve belirli siyasal duruşlar üzerinden temellendirilen argümanlara yaslanmaktaydı. Burada başkanlık sisteminin, doğal olarak geniş toplum kesimleri tarafından, ayrıntılarının bilinmemesinin getirdiği durumun  manipüle edilmesiyle, Türkiye siyasetinde işlevsel olarak kullanılabilecek söylemler öne çıkarılmıştır.[
Ali Aslan, “Türkiye İçin Başkanlık Sistemi: Demokratikleşme, İstikrar, Kurumsallaşma, SETA Analiz, Sayı:122, (Nisan 2015). ] Bu söylemlerden biri ve en işlevsel olanı, başkanlık sisteminin ülkenin bölünmesine yol açacağı iddiasıdır. Burada basitçe Amerikan başkanlık sistemine atıf yapılarak ve yegane örnekmiş gibi sunularak, başkanlık sistemi ile federalizmin birbirlerini zorunlu olarak dayattığı gibi bir sonuç üretilmektedir. Aslında başkanlık sistemi ile federalizm arasında doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır. Almanya, Kanada, Hindistan ve Avustralya başta olmak üzere birçok parlamenter demokratik ülke, federal sisteme dayanmaktadır. Aynı şekilde başkanlık sistemi ile yönetilen ancak federalizmi uygulamayan Güney Kore, Peru ve Kosta Rika gibi ülkeler de bulunmaktadır.

İkinci bir söylem, başkanlık sisteminin tek adam yönetimine ve otoriterleşmeye yol açacağı iddiasıdır. Bu tartışma biçimi de Türkiye’de sağ seçmen oylarının sürekli daha fazla olmasından kaynaklanan endişelerin bir sonucudur. Bu başlıkta, konu çoğu zaman başkanlık sistemini gündeme getiren aktörler üzerinden kişiselleştirildiği için belirli bir seçmen bloğuna yönelik olarak bu argüman işlevselleştirilmektedir. Hâlbuki, dünyada parlamenter sistemle yönetilen birçok ülkede tek adam yönetiminin en tipik örneklerini bulmak mümkündür. Kaldı ki, Türkiye’nin parlamenter geçmişine bakıldığında vesayet dönemleri başta olmak üzere iktidarın parlamenter sistemde kişiselleştiğini görmek gerekir.

Üçüncüsü, başkanlık sisteminin tipik bir özelliği olan yasama ve yürütme arasındaki sert ayrılığın, sistemin tıkanması ile doğrudan  ilişkilendirilmesidir. Başkan ve parlamentonun  farklı iki siyasi eğilimden oluşması durumunda,  ideolojik olarak sert kutuplaşmanın  olduğu bir siyasal sistemde ülkede yönetimin kilitleneceği ileri sürülmektedir. Ancak bu toptancı yaklaşım, yine sadece başkanlık sisteminin bir örneğine bakılarak gerekçelendirilmektedir. Hâlbuki dünyada farklı başkanlık sistemlerinde kilitlenmeyi önleyici mekanizmalar geliştirilmiştir. Ayrıca siyasal sistemlerde kilitlenme sadece başkanlık sistemine has bir durum değildir. Örneğin Türkiye’de 1970’lerde hükümetlerin uzun süre kurulamaması ya da cumhurbaşkanının uzun oylamalar sonucunda seçilememesi de bir siyasal tıkanma ve kilitlenme oluşturmuştur.

 Başkanlık sistemine ikinci itiraz alanı, daha çok akademik çevreler ve konunun uzmanları tarafından dile getirilen, bizatihi başkanlık sisteminin bir yönetim şekli olarak kendisinedir. Türkiye’de başkanlık modellemesi tartışmalarında, özellikle Latin Amerika başta olmak üzere bu sistemi uygulayan ülkelerin, ABD hariç, yönetimindeki istikrasızlıklara ve demokrasinin işleyişindeki sorunlara yapılan vurgudur. 1990’ların ilk yarısında başkanlık sisteminin söz konusu dönemde uygulanmasından kaynaklanan sorunlar üzerine yazılan metinlere atıf yapılarak bizatihi başkanlık sisteminin kendisinin olumsuzlanması, Türkiye’de akademide bir alışkanlık haline gelmiştir. Aslında söz konusu dönemde “başkanlık sisteminin tehlikeleri” [ Juan J. Linz, “The Perils of Presidentialism”, Journal of Democracy, Vol.1, No. 1. (1990), s. 51-69 ] ve “parlamenter sistemin erdemleri” [ Juan J. Linz, “The Virtues of Parlamentarism, Journal of Democracy, Vol.1, No. 4. (1990), s. 84-91 ]  üzerinden oluşan literatürün odaklandığı nokta, Latin Amerika ülkelerinin başkanlık sistemini kendi ülkelerine adapte ederken geçiş süreciyle alakalı karşılaştıkları sorunlardır.[ Ed. Juan J. Linz ve Arturo Valenzuela The Failure of Presidential Democracy. Comparative Perspectives, (Balti- more&London, The John Hopkins University Press: 1994). ]

Demokratikleşme ve siyasal rejim arasındaki ilişki düzeyini ele alan bazı yaklaşımlar, demokratikleşme yönünden  parlamenter  sistemi başkanlık sistemine önceleseler de gelinen noktada başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin kat ettiği mesafe bu yaklaşımı doğrulamamaktadır. Demokrasiyi çöküntüye uğratan sistem krizlerinin ilki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra genellikle parlamenter demokrasilerde yaşanmış ve söz konusu sistemler 1980’lere kadar yeniden demokrasilerini konsolide etmişlerdir. Ancak, 1980’lerde başlayıp 1990’lara kadar devam eden demokratik krizler ise daha çok başkanlık sistemini uygulayan Latin Amerika ülkelerinde yaşanmıştır. Dolayısıyla da başkanlık sisteminin 1990’lardan itibaren olumsuzlanması tarihi süreçle ilgilidir.

Ancak gelinen noktada, Latin Amerika ülkeleri Soğuk Savaş’ın ardından siyasal sistemlerini istikrar ve demokratikleşme yönünde hızla konsolide etmek için büyük adımlar atmışlardır. Bugün Brezilya, Arjantin, Meksika ve Güney Kore başta olmak üzere “yükselen güçler” trendindeki birçok ülke, başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. Dolayısıyla “başkanlık demokrasilerinin başarısızlığı” üzerine oluşturulan literatür birçok farklı siyaset bilimci tarafından eleştirilmiştir.[ Scott Mainwaring ve Matthew S. Shugart “Juan Linz, Presidentialism, and Democracy: A Critical Appraisal”, Comparative  Politics, Sayı: 29 No: 4, (Temmuz 1997), s. 449–471; Ed. M.S. Shugart ve S. Mainwaring, Presidenti- alism and Democracy in Latin America, (Cambridge University Press, 1997). ]

Bu açıdan bakıldığında modelleme tartışırken yapmamız gereken, başkanlık sisteminde, etkin yönetim ve gelişmiş bir demokratik sistem için Türkiye özelinde “denetim ve denge” mekanizmasının nasıl daha iyi dizayn edilmesi gerektiğidir. [ Bu konudaki güncel tartışmalar için bkz. Burhanettin Duran, “Türkiye modeli başkanlık sistemi”, Sabah, 20 Şubat 2015; Nebi Miş, “Başkanlık Modeli Tartışmalarına Nereden Başlamalıyız?”, Sabah, 25 Nisan 2015. Fahret- tin Altun, “Başkanlık sistemi neden gerekli”, Sabah, 5, Şubat 2015. ]

Denetim ve denge sistemi, başkanlık rejimlerinde yasama ve yürütmenin  çifte meşruiyet temelinde, her iki yapının da güçlü olmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla bu iki yapı çeşitli mekanizma ve yetki dağılımı ile birbirini dengeleyebilmektedir. Türkiye için başkanlık modellemesinde de diğer ülkelerde bu denetim ve denge sisteminin nasıl uygulandığına ve uygulama sırasında çıkan krizleri aşmak için hangi iyileştirmelerin yapıldığına odaklanmak gerekmektedir.[ Nebi Miş, “Başkanlık Modellemesinde Denetim ve Denge”, Sabah, 2 Mayıs 2015. ]

Hükümet sistemi değişikliğini gündeme getiren ülkeler, siyasal sistemlerinde birçok revizyon yapmalarına rağmen sistem hala yerine oturmadığı ve yeni revizyonlarla istenilen başarının elde edilemeyeceği düşüncesiyle hareket etmektedirler. Tartışmalar daha çok, uygulanmakta olan sistemin krizli hallerine odaklanmakta ve siyasal geçmişinde karşılaştığı problemlerin çözülebileceğine inanılarak başlatılmaktadır. Dolayısıyla yeni geçilen siyasal sistemde, bir önceki siyasal sistemin uygulanmasında yaşanan zorluklardan kaynaklanan problemler, siyasi tıkanıklık ve krizlerin aşılması ya da gelecekte aynı sorunlarla karşılaşılmaması öncelik hedef haline getirilmektedir. Siyasal sistem karşılaştırmalarında birçok hukukçunun  dünyada en iyi sistemlerinden biri olarak adlandırdığı Amerikan Anayasası’nın, 25’in üzerinde önemli değişiklik geçirmesine rağmen, yetersizliklerine ve revizyon isteklerine yönelik tartışmalar canlılığını sürekli koruduğunun altını çizmek gerekir.

Uygulamada başarılı örneklerin modelleştirilmesinde, ülkenin geçmişte yaşadığı siyasal problemler, sistemin kriz halleri, yerli siyasi yapının temel parametreleri ve dinamikleri göz önünde bulundurularak ortaya çıkarılacak yeni siyasal sistemin uygulanmasında sistem içi farklı uygulamalara bakılmalıdır. Her ne kadar, çok farklı değerlendirmeler bulunsa da, genel olarak üzerinde en çok uzlaşılan konulardan biri, siyasal sisteminde geçiş yapan, hükümet sistemini esnek şekilde uygulayan ve gerektiğinde revizyona giderek aksayan yönlerini uygulanabilir hale getiren ülkelerin daha başarılı olduğu bilinmektedir.

Bu raporda, başkanlık sisteminde farklı uygulamalar, Türkiye’de başkanlık modeli tartışmalarına  katkı sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Raporda, demokratik başkanlık sistemlerinin uygulanmasında denge ve denetleme mekanizmalarında ortaya çıkan sorunları aşmaya yönelik mevcut tartışmalar ve çözüm 

önerilerine yer verilmiştir. Rapor, ABD, Brezilya, Arjantin, Meksika, Güney Kore ve Şili’de uygulanan başkanlık sistemlerinde yürütme, yasama ve yargı organlarının göreve gelmesini, seçimlerini, yapısını, işleyişini görev alanlarını sistemli bir şekilde ele almıştır. Özellikle başkanlık sistemlerinde denetim ve dengeyi sağlayan mekanizmaların söz konusu bu ülkelerde nasıl uygulandığı, bu başlıklar çerçevesinde konu ele alınırken  detaylandırılmıştır.

BAŞKANLIK SİSTEMİNDE DENETİM VE DENGE

Dünyada demokratik sistemler içerisinde başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemiyle birlikte uygulanmakta olan üç temel hükümet sistemidir. Yasama organından  bağımsız bir şekilde yürütmenin  başında olan ve seçimle gelen bir başkanın olduğu başkanlık sistemi, yine seçimle gelen bir parlamento ve sert güçler ayrılığının olduğu bir yönetim şeklidir. Başkanın görevde kalması ve görevini sürdürmesi meclisin güven oyuna bağlı değildir. Hem meclisin hem de başkanın seçimle gelmesi çifte meşruiyet üzerinden güçlü iki yapının varlığına dayanmaktadır. Ancak, başkanın da seçimle gelmesi, seçildiği sabit süre içerisinde meşruiyetinin sorgulanamayacağı için siyasal sistemin istikrarı daha kolay sağlanabilmektedir.

Başkanlık sisteminde seçimler ve seçimlerin yapılma aralıkları daha önceden anayasa ile belirlenmiş olduğundan, yasamanın ve yürütmenin ülkeyi erken seçime götürme yetkisi sert bir şekilde kısıtlanmıştır. Meclisin başkanın görev süresi ile ilgili tasarrufta bulunması istisnai bir kuraldır ve başkanın, görevini sürdüremeyecek derecede hasta olması ya da anayasada belirtilen, başkanın görevden alınmasını gerektirecek bir suç işlemesiyle mümkündür.  Başkanlık sisteminde, devlet ve hükümet başkanı parlamenter sistemin aksine, aynı kişidir. Dolayısıyla da, başkan, parlamenter sistemdeki başbakanın ve cumhurbaşkanının tüm yetkilerini kendisinde toplar. Dolayısıyla, başkanlık sisteminde en temel hususlardan birisi yürütmede birliğin sağlanmasıdır.

Başkanlık sistemlerinde, başkanın seçtiği kabine üyeleri arasında hiyerarşik olarak tanımlanabilecek bir ilişki vardır. Dolayısıyla parlamenter sistemdeki, başbakanın diğer bakanlarla arasındaki eşitler arasında birinci olma konumu başkanlık sisteminde yoktur. Ayrıca başkanlık sisteminde, başkan kabine üyelerini yasama organının yani parlamentonun  dışından atar. Bu uygulama biçimi aynı zamanda yasama ve yürütme arasındaki keskin güçler ayrılığı prensibinin de bir tezahürüdür. Başkanlık sistemini uygulayan bazı ülkelerde başkanın atadığı kabine üyelerinin onayı parlamentoya sunulsa da, uygulamada bu durum genelde prosedürel bir süreç olarak işlemektedir.

Başkanlık sisteminin dengeleme, denetleme ve frenleme sisteminde, seçimlerin zamanlaması ve uygulanış şekli, fesih mekanizması, yasama ve yürütme organında aynı anda görev almama, yürütme organının yasamanın faaliyetlerine ilişkin görev alanının çok sınırlı olması gibi hususların nasıl düzenlendiği önem arz etmektedir. Başkanlık sisteminde yürütme açısından başkanın “reaktif güçleri” olarak tanımlanan veto yetkisi ve “proaktif güçleri” olarak ifade edilen, anayasada çerçevesi çizilen belli alanlarda kararname çıkarma yetkisi dengeleme sisteminde önemli bir unsurdur. [ Ed. M.S. Shugart ve S. Mainwaring, “Presidentialism and Democracy in Latin America: Rethinking the terms of teh Debate”, Presidentialism and Democracy in Latin America, (Cambridge University Press, 1997), s. 15-24 ]

Diğer taraftan başkanın yasama çoğunluğuna sahip olan partinin mensubu olmasının getirdiği yasamaya ilişkin, “dolaylı kanun önerisi” ve “mesaj gönderme yetkisi” ve de halkın doğrudan oylarıyla seçilmesi diğer denge mekanizmasıdır.

Yasamanın denetleyici mekanizmasının başında, yasa çıkarma yetkisi bulunmaktadır. Yürütme organının hazırladığı bütçeyi yasama organının kabul etme, kabul etmeme ya da kısmi olarak kabul etme yetkisi de etkin bir dengeleyici mekanizmadır. Başkanın yaptığı üst düzey kamu görevlerinin atanması ve uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için yasama organının onayına başvurulması da dengeleyici işlemlerdir. Ayrıca başkanın yargılama yolunu açan suçlandırma (impeachment) yetkisi de yasama organın uhdesindedir.

BAŞKANLIK UYGULAMALARINDA SİSTEMİN REFORMUNA YÖNELİK TARTIŞMALAR

Bir ülkenin başkanlık sistemine geçişi ve o sistemi uygulaması söz konusu ülkenin yönetim geçmişi, yaşanan krizler, siyaset sosyolojisi dikkate alınarak gerçekleştirilmeli ve evrensel ve yerel dengeler bu bağlamda göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkelerin başkanlık sistemine geçiş süreçlerinde Amerikan sisteminin kendisine özgün şartlara dikkat çekilerek çoğu kez, sistemin başka ülkelerde etkin bir şekilde uygulanamayacağına dönük eleştiriler öne sürülmektedir. Benzer bir tartışmanın izdüşümlerini Türkiye siyasetinde, başkanlık sisteminin yoğun olarak gündemde olduğu dönemlerde, sıkça görmek mümkündür. Ancak, özellikle başkanlık sisteminin Amerikan sistemine yönelik bazı yönleri, diğer ülkelere adapte edilirken reforme edildiği gözden kaçırılmaktadır. Nasıl ki geleneksel İngiliz parlamentarizmi, dünyada farklı coğrafyalarda uygulanırken ülkelerin siyasal yapı ve sosyolojilerine göre reforme ediliyorsa, başkanlık sistemini de bu minvalde düşünmek gerekmektedir.

Başkanlık sisteminin, olumsuzluklarına  yönelik iyileştirme tartışmaları  ve çözüm yolları bugün geniş bir literatür üzerinden ortaya konmaktadır. Başkanlık sistemini olumsuzlayan literatüre bakıldığında genellikle, katılık, çifte meşruiyet, kazananın her şeyi alması, siyasal üslup ve siyasete dışarıdan katılanlar şeklinde bir takım hususların altı çizilmektedir. [ Juan J. Linz, “The Perils of Presidentialism”, Journal of Democracy, Vol.1, No. 1. (1990), s. 51-69; Juan J. Linz, “The Virtues of Parlamentarism”, Journal of Democracy, Vol.1, No. 4. (1990), s. 84-91; Ed. Juan J. Linz ve Arturo Valenzuela The Failure of Presidential Democracy. Comparative  Perspectives, (The John Hopkins University Press, Baltimore&London: 1994). ] Başkanlık sisteminde, başkanın belirli bir süre için seçilmesi ve bu süre içerisinde yasama organı tarafından “suçlandırma” (impeachment) mekanizması hariç görevden alınamaması sorun olarak görülen en önemli unsurlardan biridir. Başkanın belirli bir süre görevde kalması iki açıdan so- run olarak görülmektedir. İlki, popülaritesini ve meşruiyetini kaybeden başkanın görevden uzaklaştırmanın mümkün olmayışının yarattığı “meşruiyet krizi,” diğeri ise izlediği politikalarla halkın beğenisini ve desteğini kazanan bir başkanın yeniden seçilememesidir. Başkanlık sisteminde bu sorunları aşabilmek için bazı çıkış yolları zaman içinde tartışılmıştır. [ Başkanlık sisteminin tartışlan taraflarına geliştirilen önerilerle ilgili bkz. Scott Mainwaring & Matthew S. Shugart, “Juan Linz, Presidentialism, and Democracy: A Critical Appraisal”, Comparative Politics, Sayı: 29 No: 4, (Temmuz 1997), s. 449–471; M.S. Ed. Shugart ve S. Mainwaring, Presidentialism and Democracy in Latin America, (Cambridge University Press: 1997); der. J. M. Carey ve M. S. Shugart, Executive Decree Authority, (Cambridge University Press: 1998); Arend Lijphart, Demokrasi Modelleri: Otuz Altı Ülkede Yönetim Biçimleri ve Performansları, çev: Güneş Ayas ve Utku Umut Bulsun, (İthaki:2014 ); Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri: Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013). ]  Başkanın görev süresinin sabit olmasından kaynaklanan sorunu aşmak için, görev süresinin kısa tutulması bir çözüm yolu olarak önerilmiştir. Diğer taraftan, ikinci bir öneri olarak, her ne kadar başkanlık sistemi olmasa da İsrail modelinde olduğu gibi, başkan ve meclisin karşılıklı olarak birbirini feshederek seçimlere gitmesi de bu çerçevede tartışılmaktadır. [ Arend Lijphart, Demokrasi Modelleri: Otuz Altı Ülkede Yönetim Biçimleri ve Performansları, çev: Güneş Ayas ve Utku Umut Bulsun, (İthaki: 2014), s. 153-154 ]

Yeniden seçilememeye dönük sorunlar ise, artık birçok başkanlık sisteminde esnetilmiştir. Zaten bazı yazarlar yeniden seçilme yasağının başkanlık sisteminin bir özelliği olmadığının altını çizmektedir. Bu uygulama, farklı hükümet sistemlerinde de görülmektedir. Ancak, başkanın ikinci dönem seçilme ihtimalinin seçmene karşı sorumluluğu artıracağı; seçilememe ihtimalinin motivasyonunu düşüreceği; yeniden seçilmeme durumunda hesap verme sisteminin ve sorumluluk yükleme mekanizmasının iyi işletilemeyeceği; yeniden seçilmeme baskısının başkanın politikalarında verimsizliği ortaya çıkardığı ve bizatihi yeniden seçilememenin demokrasinin özüne aykırı olduğu gibi argümanlar üzerinden başkanın tekrar seçilmesine yönelik çeşitli çıkış formülleri üretilmiştir. Zaten bugün için dünyada başkanlık sistemini uygulayan ülkeler, kendi yerel siyasal sosyolojisine göre, başkanın arka arkaya seçildiği, bir dönem geçtikten sonra tekrar seçilebildiği, arka arkaya sadece iki kez seçilebildiği ya da yeniden seçilmesinin tümüyle yasaklandığı ya da seçilmesine herhangi bir sınırlamanın getirilmediği ülke modelleri mevcuttur.

Yasamanın ve yürütmenin her ikisinin de halk tarafından seçimle gelmesinden kaynaklanan “çifte meşruiyet” olarak tanımlanan  özellikten dolayı da başkanlık sisteminin güçlüklerle karşılaştığı önemli varsayımlardan biridir. Bu çifte meşruiyetten kaynaklanan ve başkanla kongre arasında çıkan uyumsuzluktan dolayı siyasal sistemin kilitlenenebildiği de bir gerçektir. Ancak bu çifte meşruiyet sorunu sadece başkanlık sistemine özgü bir özellik değildir. Çift meclise sahip parlamenter sistemlerde farklı siyasal çoğunluğa sahip meclisin iki kanadı ara- sındaki çatışmalar da benzer bir sorunu ortaya çıkarabilir. Ancak, bu krizi aşacak formülleri de sistem dizayn edilirken geliştirmek mümkündür.

Başkanlık sisteminde, başkan ve meclis arasındaki fikir ayrılıklarının sonucu ortaya çıkabilecek tıkanıklıktan kaynaklanan, dolayısıyla da hedeflenen icraatların ve politikaların hayata geçirilmesinde yaşanacak gecikmeleri önlemek için önerilen çözüm yollarından biri, başkanın güç ve yetkilerinin yasama organına kıyasla artırılmasıdır. Ancak başkanın yetkilerinin artırılmasından kaynaklanabilecek, otoriter eğilimleri de önlemek için başkanın görev süresinin kısaltılmasının gerekliliği de böyle bir düzenlemede gündeme getirilmektedir. İkinci bir çözüm önerisi, başkanlık ve parlamento seçimlerinin eş zamanlı yapılması ve ara dönem parlamento seçimlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Seçimlerin bu şekilde yapılması durumunda başkan ile parlamentodaki çoğunluğun aynı partiden gelmesinin önü açılacaktır. Böylece yasama ve yürütme arasındaki farklı parti çoğunluğundan kaynaklanabilecek kilitlenme sorunu önlenecektir. Başkanlık ve meclis seçimlerinin aynı anda yapılması, iki partili bir sistemin de ortaya çıkması için siyasal bir zemini mümkün kılacaktır.

Başkanlık sisteminin, kazananın her şeyi kazandığı, kaybedenin ise her şeyi kaybettiği “toplam sıfır oyunu”na indirgenmesi de sorunsallaştırılmaktadır. Başkanlık yarışını kaybeden adayın, siyasetten de çekileceği hatta partisinin lidersiz kalabileceğine yönelik çeşitli argümanlar da bulunmaktadır. Bir seçim döneminde sadece bir kişinin kazanması, diğerlerinin tamamen hayal kırıklığına uğrayarak sistemden dışlanacak olması çeşitli açılardan sorunsallaştırılmaktadır. Parlamenter sistemde olduğu gibi bir sonraki seçim için koalisyon ümidinin olmaması, kaybedenlerin başkana ve politikalarına karşı yıkıcı bir siyaseti devreye sokacağı üzerinde durulan önemli bir husustur. Ancak parlamenter sistemlerde de iki seçim arasında erken seçim ya da yeni koalisyonlar oluşturma ihtimali partileri daha da yıkıcı bir politika izlemeye sevk ettiği örnekler, Türkiye başta olmak üzere, birçok ülkede yaşanmıştır. [Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri: Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013). ]Ayrıca, başkanlık sistemindeki denge ve fren mekanizması, kazananın her şeyi alması ihtimalini sınırlandırmak ve bazen de engellemek içindir. Başkanlık yarışını kaybeden parti ya da koalisyon başkanın kanunlarını engelleyerek sisteme zaten doğrudan dahil olmaktadır. Yine ayrıca, başkanın seçilmesi için mutlak çoğunluğun gerekli olması durumunda, ilk turda seçilme ya da ikinci tura kalma durumunda zaten partiler arasındaki kurulacak ittifaklar da bu minvalde zikredilen olumsuzluğun etkisini kıran önemli bir faktördür.

Başkanlık sisteminde olumsuz bir unsur olarak dile getirilen ancak bugün demokratik sistemini işleten başkanlık rejimleri için sorun olmayan “siyaset yarışının dışarıdan katılanlara açık olması” eleştirisi de yersizdir. Bu eleştirinin özü, siyasi partilere, siyasetçilere güvensizliğin fazla olduğu dönemlerde, bir partinin desteğini almayan ya da herhangi bir parti ile özdeşleşmeyen, deneyimsiz bir ada- yın seçim yarışına dahil olup iktidar yarışını kazanmasıdır. Ancak daha çok Latin Amerika deneyimi üzerinden ve askeri liderlerin sisteme dahil olmasının getirdiği bir olumsuzluk olan bu durumun çareleri sistem içinde üretilebilmiştir. Bu durumun bir boyutu, büyük servete sahip kişilerin başkanlık sisteminde medyayı da arkasına alarak, ya da devlet içindeki etkili konumda bulunan bir aktörün devlet imkanlarını kullanarak herhangi bir siyasi partiye ihtiyaç duymadan kampanyasını yürüterek yarışı göğüslemesiyle ilgilidir. Meşru yollardan, kendi mali imkanları ile kampanyayı demokratik yollardan yürüten aktörler için tartışma farklı boyutlarda yürütülebilir. Fakat siyasal partilerin kurumsallaştığı ülkelerde zaten, dışardan gelen birinin başkan olması istisna olarak görülmektedir. Kaldı ki, parlamenter sistemlerde de, dışarıdan gelenlerin başbakan olma şansı da söz konusu ülkenin parti yapısıyla da ilintili olarak, mümkündür. Fakat mevcut durumda, başkanlık sistemini uygulayan ülkeler bir başkan adayının nasıl aday olacağına yönelik zorlaştırıcı bir mekanizma ile sistemin dezavantajlı tarafı törpülenebilmektedir.

Başkanlık sisteminin, siyaset üretme ve yapma sürecinin kendine has bir özelliğe sahip olmasından kaynaklanan bazı unsurlar da demokratik çerçeve açısından sorunsallaştırılmaktadır. Bu sorunlar genellikle, çoğunlukçuluk, temsilde dengesizlik, kutuplaşma, devlet başkanlığı ve hükümet başkanlığının aynı kişide toplanması gibi başlıklarla sıralanmaktadır. Ancak, hem parlamentarizm hem de başkanlık sistemi üzerine oluşmuş literatürün  büyük çoğunluğu bu sorunların sadece, başkanlık sistemine has olmadığını, bu sorunların benzerinin parlamenter sistemde de görülebileceğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, parlamenter  bir sistemle yönetilmekte olan Türkiye’de temsilde adalet ya da çoğunlukçuluk gibi birçok sorun Türkiye demokrasi tarihiyle paralel bir şekilde tartışılmaktadır. Bu tip sorunlar, sistem dizayn edilirken seçim sisteminin iyi formüle edilmesi ve başkanla parlamentonun arasındaki dengenin iyi kurulmasıyla pekala aşılabilir.

BAŞKANLIK SİSTEMİ UYGULAMALARINDA TEMEL DİNAMİKLER

Bu raporda, başkanlık sistemini uygulayan ve siyasi istikrar, demokratik gelişmişlik düzeyi ve özellikle yükselen güçler trendindeki  ülkelerde başkanlık sisteminin uygulama çerçevesi, çeşitli konu başlıkları merkeze konularak ele alınmıştır. ABD, Brezilya, Arjantin, Meksika, Güney Kore ve Şili başkanlık sistemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu ülkelerde, başkan ve parlamentonun seçiminin nasıl yapıldığı, başkanın ve diğer yürütme erkinin genel yetki ve görevleri, başkanın yasamaya karşı sorumluluğu ve yasamanın yürütmeyi hangi mekanizmalarla denetlediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yasamanın yapısı, işleyişi ve ülkeden ülkeye farklılıkları karşılaştırılmıştır. Özellikle başkanlık sisteminde denge ve denetleme mekanizmasının önemli unsurları olan seçimlerin zamanlaması, fesih meselesi ve kararname çıkarma yetkisi gibi hususların bu ülkelerde nasıl uygulandığı ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Diğer taraftan, yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkiler ve mekanizmaların nasıl yürütüldüğü analiz edilmiştir. Ayrıca bu ülkelerde siyasal parti yapısının başkanlık sisteminde işleyişi çok partili ya da iki partili sistemlerin özellikleri de dikkate alınarak incelenmiştir.

Rapor, ABD, Brezilya, Arjantin, Meksika, Güney Kore ve Şili’de uygulanan başkanlık sistemlerinde yürütme, yasama ve yargı organlarının yapısını, işleyişini görev alanlarını sistemli bir şekilde ele almıştır. Ancak sistematik oluşturulurken  aşağıdaki başlıklarda çerçevesi çizilen hususlara özellikle dikkat edilmiştir.

Seçimler

Başkanlık sistemlerinde öncelikli mesele, sistem içerisindeki erklerin göreve gelme şekillerinin nasıl ihdas edildiğidir. Başkanlık sistemlerinde yürütme erki yasamadan bağımsız bir konumda ve parlamenter sistemlere kıyasla tek meşru güç merkezi tarafından temsil edilmektedir. [ Alan Siaroff, “Comparative Presidencies: The İnadequacy of the Presidential, Semi-Presidential and Parlia- mentary Distinction”, European Journal of Political Research, 42/3, (2003), s. 287-312, s. 288. ]

Özellikle başkan tarafından temsil edilen yürütme erki için kimlerin aday olabileceği, yürütme erki görevine geliş şekli, görevde kalış süresi, tekrar seçilebilme hakkı ve buna benzer hususlar ülkeden ülkeye farklılıklar arz etmektedir. Ünlü siyaset bilimci Giovanni Sartori’nin de ifade ettiği üzere bir devlet başkanının (dört ilâ sekiz yıl arasında değişebilmekte olan ve kimi ülkelerde tartışmalara da sebep olan) belli bir süre dilimi için doğrudan halk tarafından seçilmesi, başkanlık sistemi için gerekli olan kriterlerin başında gelmektedir. [ Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri: Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013), s. 20. ]  Bu bağlamda başkanlık sistemini diğer sistemlerden ayıran karakteristik özelliklerinden en önemlisi, yasama ve yürütme erklerinin ayrı ayrı ve belli bir süre için halk tarafından seçilmeleridir. Görev süresi kısıtlamalarının en önemli parçası, başkanların tekrar seçilebilmesine yönelik tartışmalar etrafında gerçekleşmektedir. Ancak bir sistemin başkanlık sistemi olarak nitelendirilebilmesi için başkanın demokratik seçimle halk tarafından seçilmesi tek başına yeterli sayılmadığı gibi bu noktada meşru bir başkanlık sistemi için vurgulanması gereken husus başkanın belirli bir süre için seçilmesi ve hukuki varlığına son verilememesidir. Başkanlık sistemlerinde seçimler belirli bir takvime göre aksamadan gerçekleştirilir.

Genellikle iki turlu seçimlerin gerçekleştiği başkanlık seçimlerinin yanı sıra, tek bir turda başkanın belirlendiği seçim sistemleri de mevcuttur. Tek turlu gerçekleşen Meksika başkanlık seçimleri bunun için iyi bir örnektir. Ancak iki turlu seçimlerin, ülkedeki siyasi parçalanmışlığa son verebilme ihtimali ve aşırı uçtaki adayların da ilk turda sınırlarını görebilmeleri bakımından olumlu bir faktör olduğunun da altı çizilmelidir. Bu anlamda ilk turda öne çıkan iki adaydan hangisine ikinci turda destek verilebileceği ve hangi şartlarda ittifaklara girişilebileceği ihtimalleri doğmaktadır. En nihayetinde bu durum, belirsizliği azalttığı gibi, yürütme erki görevine seçim yoluyla başa gelecek (diğer adaylara nispeten daha ılımlı olma ihtimali yüksek) adayın da seçimlerdeki oyların en az yüzde 50’sini alması sonucunu doğurmaktadır.

Yasama ve yargı organlarının da ülkelerin tarihî gelişim ve siyasî gelenekleriyle ilgili seçilmelerine yönelik bazı değişik eğilimlerin olduğu gözlemlenmektedir. Örneğin, yasama organının tek veya çift meclisten oluşuyor olması (ki bununla birlikte federal veya merkezi bir yönetimin mevcut olup olmadığı sorusu akla gelmektedir) ülke çapındaki genel seçimlerde seçim barajının olup olmadığı sorularına kadar seçim sistemlerine yönelik farklı tercihler mevcut olabilmektedir. Bu anlamda başkanlık sistemine sahip ülkelerin sistemin karakteristik özellikleri çerçevesi dışına çıkmadan kendi siyasi kültürleri ve tecrübeleri doğrultusunda oluşturdukları çeşitli seçim yöntemleri mevcuttur. Vurgulanması gereken bir diğer husus ise yasama ve yürütme erklerinin halk tarafından seçilerek her ikisinin de meşru bir dayanağa sahip olmalarıdır.

Yürütme Görev ve Yetkileri

Başkanlık sistemlerinde yürütme erkinin başı olan başkan, meşru bir zeminde gerçekleşen seçimle başa gelir ve belirli bir süre için görevde kalır. Başkanın ne kadar bir süre için ve kaç dönem seçileceğini başkanlık sistemine sahip ülkeler seçim yasalarıyla kendileri düzenlemektedirler. Başkanlık sisteminde başkanın en önemli özelliği tek başına yürütmeden sorumlu olmasıdır. [ John M. Carey, “Presidential Versus Parliamentary Government”, ed. Claude Ménard & Mary M. Shirley, Handbook of New Institutional Economics, (Heidelberg Springer, Berlin: 2008), s. 91–122. ]

Yasama ve yargı organları başkanın görev ve yetkilerine karışamazlar, görevine son veremezler (suçlandırma durumları hariç) ancak kendilerine verilen yetkiler çerçevesinde başkana karşı fren ve dengeleme yöntemini, ki bunlar da ülkeden ülkeye çeşitli eğilimlere sahiptir, devreye sokabilmektedirler. Başkan, sorumlu olduğu yürütme haricinde yasama ve yargı organlarının işleyişlerine ve görevlerine müdahil olamaz.

Başkanlık sistemlerinde başkanın kabinesiyle, bakanlarıyla, sekreterleriyle ve yürütme için gerekli görülen birçok kurumla bir ilişkisi söz konusudur. Farklı başkanlık sistemlerinin uygulandığı ülkelerle benzerlikler kadar farklılıklar da arz eden bu etkileşim neticesinde, başkana anayasal olarak tanınan yetkiler kadar yıllar yılı süregelen bazı teamüller sonucunda oluşan yetkiler de ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra başkanın otoritesinin etkinliği, kişisel eğilim ve becerilerine, partisinin siyasal gücüne, parti içerisindeki konumuna ve en önemlisi Kongrenin kompozisyonuna bağlı olarak değişiklik arz edebilmektedir. [ Bülent Bal, İstikrarsız Parlamentarizme Karşı Başkanlık Sistemi, (Der Yayınları, İstanbul: 2001), s. 53. ]

Parlamenter sistemlerdeki bakanlıklar ile ciddi anlamda farklılıkların mevcut olduğu başkanlık sistemindeki bakanlık görevleri, bu anlamda dikkate alınması gereken bir ayrıntıdır. Örneğin, başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelerde bakanlara atfedilen konum oldukça teknik bir statüye indirgenmiştir. Buna göre, başkan tarafından atanan bakanlar, bazı ülkelerde ne yasama organı üyesi olabilmekte ne de meclisteki oturumlara katılabilmektedirler. Başkanlık sistemlerinin genelinde bakanların çoğu devlet başkanına karşı sorumlu olsalar da, bazı ülkelerde bakanların kendi aralarında da öncü bir bakan tayin etmesi ve bu bağlamda bazı ilave yetkilere sahip olması ihtimal dahilindedir. Burada örneğin Arjantin siyasal sisteminde, devlet başkanı, başkana bağlı olan bakanlar ve yasama erki (Arjantin Kongresi) arasında bir nevi koordinatör  görevi ihya eden bir “kabine şefi”nden bahsetmek mümkündür.

Bunun yanı sıra yürütme erkinin başı olarak başkanların ülke yönetimini en sağlıklı ve etkili bir şekilde gerçekleştirebilmeleri ve mevcut yasaları uygulayabilmeleri için anayasal olarak belirlenmiş çeşitli spesifik yetkileri yer almaktadır. Burada da tekrar vurgulanması gereken husus, yetkiler konusunda  da ülkeden ülkeye ciddi anlamda bir çeşitliliğin söz konusu olduğu ve bu yetkilerin de hukukî dayanaklarının bulunduğudur.

Yürütmenin başı konumunda bulunan başkanların yönetim kalitesini belirlemek adına tam anlamıyla bir ölçek belirlenememişse de, Greenstein, bunu altı karakteristik ile saptamaya çalışmıştır. Buna göre başkanların kamusal iletişim, örgütsel kapasite, siyasi beceri, siyasi vizyon, zihinsel tarz ve duygusal zeka gibi karakteristikleri, kendilerinin başarılı olup olmayacaklarına yönelik ölçek olarak dikkate alınabilmektedir. [ Fred I. Greenstein, The Presidential Difference. Leadership Style from FDR to George W. Bush, (NJ, Princeton Univ. Press: 2004). ] Buna rağmen net bir başkan profili ve yönetimin başarısının tanımlamasının yapılabilmesi mümkün gözükmemektedir.

Yasama Organı

Başkanlık sistemi tanımlaması bağlamında iki temel faktöre değinen Juan Linz, öncelikli olarak yürütme gücünü temsil eden başkanın yanında bir veya iki meclisten oluşan ve meşruiyetlerini halk tarafından  seçilmekten alan iki organın mevcudiyetine bağlamaktadır. Bu sebepledir ki Linz’e göre başkanlık sistemleri, çifte-meşruiyet (dual legitimacy) sistemleri olarak kabul edilmektedir. [ Juan J. Linz “Presidential or Parliamentary Democracy: Does It Make A Difference?,” Ed. Juan J. Linz & Arturo Valenzuela; The Failure of Presidential Democracy. Comparative  Perspectives, (Baltimore&London, The John Hopkins University Press: 1994), s. 3-87, s. 6. ] Diğer taraftan Mainwaring ve Shugart ise, her ne kadar Linz’in çifte-meşruiyet konusu ile ilgili eleştirel tespitine katılsalar da, parlamenter sistemlerde de bunun mevcudiyetine işaret etmektedirler. [ Scott Mainwaring & Matthew S. Shugart “Juan Linz, Presidentialism, and Democracy: A Critical Appraisal”, Comparative Politics, (Temmuz 1997), Vol: 29, No: 4, s. 449-471, s. 451. ]  Dolayısıyla yalnızca başkanlık sistemlerine has bir durumun geçerli olmadığı ifade edilmektedir.

Başkanlık sistemlerindeki kongreler genelde Temsilciler Meclisi ve Senatodan oluşmaktadır. Temsilciler Meclisi federatif olarak yönetilen ülkelerde federasyonun birliğini temsil etmektedir. [ Bülent Bal, İstikrarsız Parlamentarizme karşı Başkanlık Sistemi, (Der Yayınları, İstanbul: 2001), s. 61. ] Burada da belirtilmesi gereken husus, ülkeden ülkeye fark eden Temsilciler Meclisi yetkileri bulunduğudur.  Örneğin, ABD’de bütçe ve genel anlamda mali konuların yalnızca Temsilciler Meclisi yetkileri arasında olmasına karşın, bazı Latin Amerika ülkelerinde bu konunun,  yani mali hususlar ile ilgili yasa tasarılarının Kongreye sunulma yetkisi, başkanın yetkileri dahilinde olduğu gerçeği söz konusudur.

Kongrenin ikinci kanadı konumundaki senatolar da ülkeden ülkeye farklılıklar barındırmaktadır. Her ne kadar bazı senatolar daha çok birinci meclisten gelen yasa tasarılarını geciktiren ve “bir tampon mercii” işlevine indirgense de, ABD gibi ülkelerde eyaletlerle merkezi hükümet arasında bir köprü vazifesi gördüğü ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle ABD’deki senatonun  göstermelik değil, reel yetkilerle donatıldığı bilinmektedir, hatta bazı hususlarda Temsilciler Meclisinden daha fazla ve etkili yetkilere sahiptir.

Fesih ve Suçlandırma Mekanizmaları

Başkanlık sistemlerinde, yasama ve yürütme organları arasında denge mekanizmasının mevcudiyeti özellikle önem arz eden bir ayrıntı olarak öne çıkmaktadır. Söz konusu iki organın –aynı dönemlerde gerçekleşseler bile– birbirinden bağımsız seçimlerle sabit süreler için seçilmelerinden dolayı birbirini düşürememesi başkanlık sisteminin en belirgin özelliklerinden biridir. Birbirlerinin varlığına son verecek hukukî mekanizmalara sahip olmadıkları için başkanlık sistemlerindeki bu kuvvetler, daha katı ve kesin olarak birbirlerinden ayrılmaktadır. [ Serap Yazıcı Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri: Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013), s. 2. ] Bir karşılaştırma olarak yine parlamenter sistemlere bakıldığında, burada her iki erkin hukukî açıdan birbirlerinin mevcudiyetine son verme yetkilerine sahip olmaları, bu sistemlerdeki kuvvetlerin daha yumuşak bir ayrışım içerisinde olduklarını göstermektedir.

Örneğin, ABD başkanlık sistemi haricindeki örneklere bakıldığında, özellikle 1990’lı yıllara kadar kuvvetler ayrılığı ilkesinin aynı hassasiyetlerle uygulanmadığı görülmekteydi. Bir başkanlık sistemi karakteristiği olarak göze çarpan, yürütme ve yasama organları arasında mevcut olan yetki ayrımlarından en dikkat çekeni kuşkusuz fesih yetkisinin olmamasıdır. Parlamenter sistemlerde olası kilitlenmelerde (örn. “gridlock” denilen ve karşılıklı “çatışmaların” ortaya çıkabileceği süreçlerde [ Scott Mainwaring, “Presidentialism, Multiparty Systems and Democracy: The Difficult Equation”, Working Paper 144, Kellogg Institution, (1990), s. 9. ]) parlamento tarafından tercih edilip erken seçime gidilme aracı olarak öne çıkan fesih yetkisi genel olarak başkanlık sisteminin kurgulanışında mevcut değildir. Ancak, yukarıda altı çizildiği üzere, siyasal krizleri ve tıkanmaları önlemek için bu hususta farklı uygulamalara gidilebilmektedir. Yapısı ve birçok uygulaması itibariyle Latin Amerika başkanlık sistemleri, ABD’deki başkanlık sistemine benzetilmeye çalışılmışsa da bazı uygulamalar ile bu sistemler ABD’deki başkanlık sisteminden ayrışmaktadır.

Dolayısıyla, günümüzde birçok başkanlık sisteminde görüldüğü üzere yüce divan benzeri bir uygulama olan ve “suçlandırma” (impeachment) olarak adlandırılan anayasal mekanizma dışında ABD Başkanı’nın yasama organı tarafından görevinden uzaklaştırılması mümkün değildir. Suçlandırma mekanizmasının siyasi değil, cezai nitelikte olması örneğin parlamenter sistemlerde bir gensoru ile düşürülebilen yürütme erkine göre ciddi bir fark barındırmaktadır.  Çoğu başkanlık sisteminde başkanın görevden düşürülmesini mümkün kılan suçlandırma mekanizması sadece sınırlı nedenlerle harekete geçirilebilmektedir. Suçlandırma mekanizmasının varlığı, başkanın görev süresini sabit olarak tanımlamayı engellemediği gibi sadece anayasada öngörülen vatan hainliği ve rüşvet gibi belli başlı hukukî sebeplerle –üstelik çoğu başkanlık sistemlerinde karmaşık sayılan bir sürecin neticesinde– harekete geçirilebilmektedir. [ Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı-Başkanlık Sistemleri Türkiye İçin Bir Değerlendirme, (Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013), s. 39. ] Dolayısıyla siyasi nedenlere dayanılarak başkanın düşürülmesi mümkün değildir. En nihayetinde başkan, kongreye/parlamentoya değil yalnızca seçmene karşı sorumludur.

Kararname Çıkarma Yetkisi ve Kanun Teklifi Sunma

Ünlü siyaset bilimciler Matthew S. Shugart ve John M. Carey’nin de altını çizdikleri gibi devlet başkanlarına belli ölçüde tanınan yasama yetkileri mevcut olabilmektedir. [ Matthew Soberg Shugart ve John M. Carey, Presidents and Assemblies: Constitutional Design and Electoral Dynamics, (Cambridge Univ. Press, Cambridge:1992); Matthew S. Shugart, “The Inverse Relationship Between Party Strength and Executive Strength: A Theory of Politicians’ Constitutional Choices”, British Journal of Politi- cal Science, Vol: 28 No: 1. (1998), s. 1-29 ] Her ne kadar bu durumun hangi ölçüde “kuvvetlerin ayrılığı” ilkesiyle bağdaştırılabileceği süregelen bir tartışma konusu olsa da, hakikatte başkanlık sistemlerinin uygulandığı birçok ülkede –kesin ve sert bir kuvvetler ayrılığının varlığı bir yana– kuvvetlerin mutlak ayrılığından söz etmeye olanak yoktur. Başta ABD olmak üzere pek çok başkanlık anayasası, başkana sunduğu örneğin veto yetkisi ile yürütmenin  yasama sürecinde etkili olmasına imkân sağlamaktadır. Başkan veto yetkisini genel itibarıyla “cep vetosu”, “kısmî veto” ve “paket vetosu” olarak üç farklı şekilde kullanabilmektedir. Benzer şekilde bazı Latin Amerika ülkelerinin anayasalarında başkana sunulan kararname ile yönetme ve parlamentoya yasa tasarısı sunma yetkisi aslında başkanın yasama alanına ilişkin görevleridir.

Bununla birlikte başkanın kanun teklif etme yetkisi genelde belirli konulara münhasırdır. Aynı şekilde kararname çıkarma yetkisi dışında, başta ABD’de olmak üzere, başkan tarafından başvurulan “gayr-i resmî” araçlar ve enstrümanlar da bulunmaktadır. Bunların başında yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulan alanlarda, basın toplantıları yoluyla –başta kendi mensup olduğu parti üyesi yasama erki üyelerine yönelik– mesaj gönderme mekanizmasını tercih edebilmektedir. Dola- yısıyla, kararnameler haricinde de dolaylı bir şekilde “Kongreye mesaj gönderme” yöntemi ile kanun teklif etme yolu tercih edilebilmektedir. [ Steven S. Smith, Jason M. Roberts ve Ryan J. Vander Wielen, The American Congress, (Cambridge University Press, Cambridge: 2006). ] Latin Amerika ülkelerinde ise genellikle söz konusu “dolaylı yoldan” gerçekleştirilen eylemler, bizzat başkana spesifik yetkiler tanımak suretiyle hayata geçirilmektedir. Böylelikle her ne kadar ülkeden ülkeye ilginç farklar arz etse de genel itibariyle birçok Latin Amerika ülkesinde anayasal bir hak olarak başkana parlamentoya kanun tasarısı sunma yetkisi verilmektedir.

Bütçe

Başkanlık sistemi modelleri içerisinde farklılık gösteren konulardan birisi bütçenin teklifini, oluşturulmasını ve onaylanmasını kapsayan süreçtir. Başkanlık sisteminde bütçe süreci genel olarak başkanın bütçe talebini kongreye sunmasıyla beraber başlayan ve kongrenin inceleyip onaylamasına kadar olan süreçtir. Bu süreç içerisinde farklılık gösteren durumlar ise başkanın ve kongrenin süreç içerisindeki etki alanının dağılımı ile süre farklılıklarıdır. Başkanlık sistemin tipik en önemli denge ve denetleme sistemi bütçenin onaylanmasında kendini göstermektedir.

Yargı, Yürütme ve Yasama Arasındaki İlişkiler

Başkanlık sisteminin işleyişi bakımından en kritik konulardan birisi yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirleri arasındaki ilişkileri ve birbirlerine karşı sahip oldukları yetkilerdir. Yasama ile yürütme, yürütme ile yargı ve yargı ile yasama arasındaki ilişki ve yetkiler yine başkanlık sisteminin mevcut olduğu ülkelerde değişiklik göstermektedir. Yasama ve yürütme arasındaki ilişki, her iki erkin de birbirinin yetki alanına müdahil olmama kuralının anayasal bağlamda ve kuvvetler ayrılığı çerçevesinde güvence altına alınmasına rağmen bu sisteme sahip ülkelerdeki uygulama farklılıkları sebebiyle başkanlık sistemi tartışmalarında en sık gündeme gelen konulardan birisidir. Yine erkler arası ilişkilerde sıkça tartışılan diğer bir konu yargının öteki organları denetleme yetkisinin kısıtlı olup olmadığı ya da bir diğer deyişle anayasa mahkemesinin varlığı ve işleyip işlemediğidir.

Siyasal Parti Yapıları

ABD’deki başkanlık sisteminin oluşum sürecinde partilere ihtiyaç duyulmadığı, parti sisteminin zaman içerisinde ihtiyaca bağlı olarak ortaya çıktığı ve iki partili sisteme evrildiği görülmektedir. Bu durum başkanlık sistemine geçiş yapan ülkeler için seçim sisteminde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çok partili sisteme sahip olan Latin Amerika ülkeleri, üçüncü partilerin temsil şansı bulamadığı ABD başkanlık sistemi modelini benimserken, parti sistemine nisbi seçim yöntemini dahil ederek çıkabilecek sorunları engelleme yöntemine gittiler. Ayrıca yine başkanlık sistemiyle yönetilen çok partili seçim sistemine ve temsil çeşitliliğine sahip ülkeler seçim barajı uygulamak durumunda  kalmaktadırlar. Genel olarak bakıldığında ABD’den türeyen iki partili başkanlık sisteminin çok partili yapıya sahip ülkelerce benimsenmesi sürecinde çeşitli uygulamalar türemiştir ve bu şekilde her ülke kendi siyasal kültürü içerisinde zamanla kendine has bir başkanlık modeli oluşturmuştur.

Merkezi ve Yerel Yönetimler

Bilindiği üzere kamu hukuku  terminolojisi gereğince federalizm, kuvvetler ayrılığının bir başka çeşidi olarak kabul edilmektedir fakat klasik yürütme-yasama-yargı ayrımı gibi bir ayırım olarak anlaşılmamaktadır. Buradaki ayırım daha çok teritoryal bir anlam taşımakla birlikte dikey bir ilişkiye işaret etmektedir. Bu bağlamda başkanlık sisteminin mevcut olduğu her ülkede federalizm bir gereklilik unsuru değildir. Federal sistemi uygulayan başkanlık modellerinde yerel ve merkezi hizmet ve görevler paylaşılmaktadır. Bu doğrultuda ülke yönetim alanlarından birinin, ülkenin insan ve toprak öğelerini kapsayacak şekilde “genel” ve “ulusal” olması hedeflenmektedir. Bu, merkezi veyahut federal yönetim diye adlandırılan yönetimin yanı sıra, diğer yönetim alanında da en az iki veya daha fazla yönetim biriminin varlığı söz konusudur. Bu eyalet ve eyaletlerin de altında yer alan yerel birimlerin ise yetkileri genel olmayıp, belli başlı alanlardaki konularla sınırlıdır.

Federal devlet yapısına sahip ülkelerdeki başkanlık sistemlerinde merkezi ve yerel yönetim arasındaki ilişki sistemin işleyişini etkilediği gibi sistem hakkında da önemli bilgiler verir. Özellikle Latin Amerika ülkelerindeki yerel yönetimin merkeze tabi olması durumu devletin alt kademe atamalarını yapan kurumun gücüne göre değişiklik göstermektedir. Bürokratik atamaların geniş çapta başkan tarafından yapılması yerel yönetim üzerinde yürütmenin  üstünlüğünü  sağlayabiliyorken, kongrenin de geniş çapta başkanın atamalarını onaylaması başkanın konumunun  güçsüz olduğu durumlarda kongre ve yerel yönetim arasındaki ilişkileri güçlendirmektedir. Başkanın, partisinden ve yasamadan bağımsız ve de halkın desteğine yönelik hareket etmesi de başkanlık sisteminde yürütmenin yerel yönetime karşı adil ve demokratik atamalar yapabilmesini ve tarafsız ilişkiler kurabilmesini sağlamaktadır.

BAŞKAN SEÇİLME ŞARTLARI

ABD

ABD’de başkan ve başkan yardımcısı birlikte seçilirler. Anayasa’ya göre başkan seçilme şartları arasında ABD’de doğmuş olmak, ABD vatandaşı olmak, asgari 35 yaşında olmak ve en az 14 yıldır ABD’de ikamet ediyor olmak bulunmaktadır. [ ABD Anayasası, m. 2.1.5. ]

Başkan yardımcısının da aynı nitelikleri taşıması gerekmektedir.

Brezilya

ABD gibi Brezilya’da da başkan ve başkan yardımcısı birlikte seçilirler. Anayasaya göre başkan seçilebilmek için en az 35 yaşında olmak, doğuştan Brezilya vatandaşı olmak ve bir siyasi partiye üye olmak şartları bulunmaktadır. Aynı şartlar başkan yardımcısı için de geçerlidir. [ Brezilya Anayasası, m. 76. ]

Meksika 

Meksika’da başkanlığa aday olabilmek için en az 35 yaşında olmak, doğum ile birlikte Meksika vatandaşlığını elde etmiş olmak ve ebeveynlerinden en az birisinin doğuştan Meksika vatandaşlığına sahip olması gerekmektedir. Ayrıca 20 yıldır Meksika’da ikamet etmesi gereken başkan adaylarının, adaylıktan önceki son bir yılda kesintisiz biçimde ülkede ikamet etmiş olması zorunludur. Adayların din adamlığı görevi bulunmaması veya herhangi bir tarikatın liderliği gibi unvanlara sahip olmaması gerekir. Ayrıca, seçimlerden en az altı ay öncesine kadar aktif olarak ordu mensubu olmama şartı vardır. Yine, dışişleri bakanı, eyalet valisi gibi resmi bir görevde bulunuyorsa seçimlere en az altı ay kala görevinden ayrılmış olması gerekmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 82. ] Meksika’da başkan yardımcılığı makamı bulunmamaktadır.

Şili

Şili’de başkanlığa aday olabilmek için Şili topraklarında doğmuş olmak, Şili vatandaşlığına sahip olmak ve 40 yaşını doldurmuş olmak gerekmektedir. [ Şili Anayasası, m. 25. ] Şili’de başkan yardımcılığı makamı bulunmamaktadır.

Arjantin

Arjantin’de başkan ve başkan yardımcısı birlikte seçilirler. Başkan seçilebilmek için adaylarda 30 yaşını doldurmuş, Arjantin topraklarında doğmuş ya da yurtdışında doğmuşsa Arjantin doğumlu ve vatandaşı ebeveynlere sahip olmak şartı aranır. [ Arjantin Anayasası, m. 89. ] Bu şartlar başkan yardımcısı için de geçerlidir.

Güney Kore

Güney Kore’de başkan seçilmek için asgari 40 yaşında ve Güney Kore vatandaşı olmak gerekmektedir. [ Güney Kore Anayasası, m. 67.4. ] Güney Kore’de başkan yardımcılığı makamı 1960 yılında kaldırılmıştır; mevcut sistemde başkan yardımcılığı konumu bulunmamaktadır.

BAŞKANIN GÖREV SÜRESİ

ABD

ABD’de başkan dört yıllığına ve toplamda sadece iki kereliğine seçilebilmektedir. İki kere seçilme şartı 1947’den önce sadece anayasal bir teamül iken, 1940 yılında Başkan Franklin D. Roosevelt’in üçüncü kez, 1944’te de dördüncü kez seçilmesiyle bu teamül bozulmuştur. Bunun üzerine, anayasada 1951 yılında yapılan 22. değişiklikle birlikte en fazla iki kez başkanlığa seçilebilme şartı getirilmiştir. [ Klaus Stüwe, “Das politische System der USA” Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Latein- und Nordamerika, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008) s. 540–582, s. 562.  ]

Brezilya

Brezilya’da başkan dört yıllığına göreve gelmektedir ve toplamda en fazla iki dönem için seçilebilmektedir. Başkanın tekrar başkanlığa adaylığını koyabilmesi için bir dönem ara vermesi gerekmektedir. Bir dönem ara verdikten sonra ikinci kez seçilmesine bir engel yoktur. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien” Ed. Martin Sebaldt, Henrik Gast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für ozialwissenschaften:2010), s. 196-211, s. 198. ] 1997 yılına kadar Brezilya’da başkanlar yalnızca tek bir dönemliğine görevde bulunabiliyorlardı. Anayasada yapılan değişiklikle birlikte ikinci kez başkan seçilmenin yolu açılmıştır.

Meksika

Meksika’da başkan tek seferliğine seçilir ve görev süresi altı yıldır. Bu uygulama, 1930’lu yıllardan günümüze  kadar devam eden Meksika başkanlık sisteminin kendine has karakterini yansıtmaktadır. [ Marianne Braig & Markus-Michael Müller, “Das politische System Mexikos” Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Latein- und Nordamerika, (2008), s. 389 – 416, s. 394.; Die politischen Systeme in Latein- und Nordamerika: Eine Einführung, Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften, (2008), s. 389-416, s. 394 ]

Şili

Şili’de başkanın görev süresi dört yıldır ve anayasaya göre iki dönem üst üste seçilme hakkı bulunmamaktadır. Brezilya’da olduğu gibi ancak bir dönem ara verdikten sonra ikinci kez seçilebilir. [ Stefan Rinke, “Das politische System Chiles”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die Politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 149. ]

Arjantin

Arjantin’de başkan ve başkan yardımcısı dört yıllığına seçilirler. Başkan ve başkan yardımcısı üst üste iki kez seçilebilirler ve ayrıca birbirlerinin yerine geçme durumları da vardır. Ancak başkan ile başkan yardımcısının yer değiştirmesi yalnızca bir defalığına yapılabilmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 90 ]

Güney Kore

Güney Kore’de 1987’de Anayasa’da yapılan değişikliklerle birlikte başkanın dolaylı bir şekilde seçilmesi son bulmuştur. Başkan doğrudan halk tarafından ve açık oy gizli sayım esasına göre seçilmektedir. Başkanın görev süresi beş yıldır ve yalnızca bir defalığına seçilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 70.  ]

BAŞKANLIK SEÇİM SÜRECİ

ABD

ABD’de başkanlık seçimi iki dereceli bir seçim sistemiyle gerçekleştirilmektedir. Her eyalet Kongredeki temsilcileri kadar, yani Senato ve Temsilciler Meclisindeki toplam üye sayısı kadar “Seçiciler Kurulu” (electoral college) olarak tanımlanan bir kurula, “ikinci seçmen” olarak belirlenen kişileri seçmektedir. Seçiciler Kurulu’nda yer alan ikinci seçmenlerin sayısı toplamda 538’dir (100 Senatör, 435 Temsilciler Meclisi üyesi ve başkent Washington, DC için 3 üye). Başkan, Seçiciler Kurulu’na seçilen ikinci seçmenlerin salt çoğunluğu ile seçilebilmektedir. Üç adayın yarıştığı bir seçimde adaylardan herhangi birisi salt çoğunluğu sağlayamazsa, Temsilciler Meclisi üç aday arasından en fazla oy alan adayı başkan olarak belirler. [ ABD Anayasası, m. 2.1.3. ]

Brezilya

Brezilya’da başkan, başkanlık sisteminin tipik özelliğine uygun bir şekilde, doğrudan halk tarafından seçilmektedir. İlk turda mutlak çoğunluğu kazanan aday başkan seçilmektedir. Eğer ilk turda adaylardan birisi oyların mutlak çoğunluğunu elde edemezse en yüksek oyu alan iki aday arasında ikinci tur seçim gerçekleştirilir. Bu turda geçerli oyların çoğunluğunu alan aday başkan seçilir. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien” Ed. Martin Sebaldt, Hen- rik Gast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften:2010), s. 196-211, s. 198. ]

Meksika

Meksika’da uzun yıllardır sürdürülmekte olan seçim sistemi, başkanın doğrudan halk tarafından basit çoğunluk ile seçildiği sistemdir. Dolayısıyla, diğer ülkelerden ayrı olarak, yüzde 50’nin altında oy almış olsa bile adaylar başkan seçilebilir ve böylece başkan ilk turda belirlenebilmektedir. Tek-parti iktidarının siyasete egemen olduğu Meksika’daki seçim sistemiyle ilgili demokratik gelişmeler, özellikle 1990’lı yılların başında kurulabilmiş olan bağımsız bir seçim kurulu ile mümkün olmuştur. [ Marianne Braig ve Markus-Michael Müller, “Das politische System Mexikos”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke,Latein- und Nordamerika,” (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 389-416, s. 399.  ]

Şili

Şili’de başkan doğrudan halk tarafından seçilir ve 1980 Anayasası gereğince ilk turda oyların mutlak çoğunluğunu elde eden aday başkan seçilmiş olur. Mutlak çoğunluk elde edilemediği takdirde en çok oy alan iki aday arasında ikinci tur seçim gerçekleştirilmektedir. [ Stefan Rinke “Das politische System Chiles, Ed. Klaus Stüwe ve Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 149. ] İkinci turda oyların çoğunluğunu alan aday başkan seçilmiş olur.

Arjantin

Arjantin’de başkan ve başkan yardımcısı doğrudan halk tarafından ve iki turlu bir seçim sistemine göre seçilirler. Başkanlık seçiminde eğer hiçbir aday geçerli oyların yüzde 45’ini alamazsa veya geçerli oyların en az yüzde 40’ını alan aday ile ikinci sıradaki aday arasında yüzde 10’luk bir fark oluşmazsa ikinci tur seçime gidilir. Bir ay içerisinde yapılması gereken ikinci tur seçimde basit çoğunluk esasına göre en yüksek oyu alan aday seçilmiş olur. [ Arjantin Anayasası, m. 98. ]

Güney Kore

Güney Kore’de başkan doğrudan halk tarafından seçilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 67.1. ] İlk turda oyların salt çoğunluğunu alan aday başkan seçilir. Şayet ilk turda iki veya daha fazla aday eşit oranda oy alırlarsa, seçimler Mecliste milletvekillerinin çoğunluğunun katılımıyla yenilenir. Bu seçimde en fazla oy alan aday başkan seçilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 67.2. ] Başkanlık için tek bir adayın seçime girmesi söz konusu olursa, geçerli oyların en az üçte birini alması durumunda aday başkan seçilebilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 67.3. ]

YÜRÜTME ORGANININ YAPISI

ABD

ABD’de yürütme organı başkan ve başkanın yetkilerini devrettiği “sekreteri” konumundaki kişi ve kurumlardan oluşmaktadır. Başkan hem hükümetin hem de deletin başıdır. Aynı zamanda da başkomutan ve en yetkili diplomat konumundadır.

Yürütme organında başkandan sonra en yetkili kişi başkan yardımcısıdır. Başkan yardımcısı ölüm, istifa veya azil durumunda başkanın yetkilerini devralır. Başkan yardımcısı aynı zamanda yasama organının üst kanadı Senatonun da başkanıdır. Senatodaki oturumlara katılma ve oy kullanma hakkı vardır ancak oy kullanma hakkı sadece oyların eşit olması ve kilitlenme yaşanması durumunda gündeme gelmektedir. Dolayısıyla, ABD başkanlık sisteminde başkan yardımcısının hem yürütme hem de yasama organının bir parçası olması durumu söz konusudur.

Bunun yanı sıra yürütme organı federal devletin gündelik işlerinin yürütülmesi ve kanunların uygulanması için Kongre tarafından oluşturulmuş 15 ofisi içermektedir. Kabine ya da bakanlar kurulu işlevi gören bu ofisler, başkan tarafından belirlenen ve Senatonun tavsiye ve onayıyla atanan kişilerce (sekreterler) doldu- rulmaktadır. Sekreterler başkana belli alanlarda tavsiye vermekte ve bu alanlarda başkanın yürütme sorumluluğunu devralmaktadırlar. Ancak, başkanlık sisteminin tipik özelliği olan kabinenin yalnızca başkana karşı sorumlu olması ve yürütmenin tüm sorumluluğunun tek başına başkana ait olması durumu söz konusudur.

Ayrıca, yürütme  organında  bu ofislere ek olarak, Başkanın Yürütme Ofisi olarak adlandırılan birçok teşkilattan oluşan bir yapı yer almaktadır. Bu yapı içerisinde Beyaz Saray personeli, Milli Güvenlik Konseyi, Bütçe ve Denetleme Ofisi, Ekonomik Danışmanlar Konseyi, Çevre Koruma Konseyi, Ticaret Temsilcileri Ofisi, Ulusal Uyuşturucu Kontrol Ofisi ve Bilim ve Teknoloji Ofisi yer almaktadır. Bunların yanı sıra yürütme erki içerisinde bağımsız devlet organları da bulunmaktadır. Bu noktada, Amerikan Posta Bürosu, Ulusal Uzay Araştırmaları Merkezi (NASA), Merkezi Güvenlik Teşkilatı (CIA), Çevre Koruma Teşkilatı ve Uluslararası Kalkınma Ajansı göze çarpmaktadır.

Brezilya

Brezilya’da yürütme organı başkan, başkan yardımcısı, kabineyi oluşturan bakanlar ve bakanlık statüsündeki devlet organlarından  oluşmaktadır. Brezilya’da 24 bakanlık ve 15 tane de bakanlık statüsünde devlet organı bulunmaktadır.  Başkan haricinde kabineyi oluşturan üyeler (bakanlar) başkana danışmanlık yapan “sekreterler” konumundadır. Bu sekreterler başkan tarafından dışarıdan atanarak göreve gelmektedirler ve başkan dilediğinde sekreterlerin görevine son verebilir. [ Sérgio Costa, “Das politische System Brasiliens” Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 114-137, s. 120.  ]

Finans, Adalet, Dışişleri ve Güvenlik bakanlıkları en önemli bakanlıklar olarak ön plana çıkmaktadır.

Kabine içerisinde ise başkan yardımcısı en kıdemli üye durumundadır.  Başkan yardımcısının en temel görevi ölüm veya istifa gibi durumlarda yeni başkan seçilene kadar başkanın yerini almak ve aynı zamanda da başkanın yurtdışı ziyaretleri için makamında olmadığı dönemlerde geçici olarak başkanın görevlerini yerine getirmektir.

Başkan yardımcısından sonra kabinedeki en önemli kişi “bakanların şefi” ya da başka bir ifadeyle “başbakan”dır. Başbakan, bakan statüsündedir ve görevleri arasında başkana yardım etmek ve kabinenin ihtiyaçlarını ve başkanla ilgili bü- rokratik süreçleri yürütmektir. Aynı zamanda, başbakanın yürütme adına Kongre ve eyalet valileriyle müzakereleri sürdürmek görevi de bulunmaktadır. Bu sebeple, başbakan, “bir numara” olan devlet başkanından sonra Brezilya’nın “iki numarası” olarak görülmektedir. [ Brezilya Anayasası, m. 87. ]

Bakanlık statüsündeki devlet organları arasında ise Merkez Bankası, Genelkurmay Başkanlığı, Haberleşme Sekreterliği, Sivil Havacılık Sekreterliği, Strateji Sekreterliği, Irk Eşitliğini Gözetme Sekreterliği, Kadın Hakları Sekreterliği, İnsan Hakları Sekreterliği, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Sekreterliği gibi kurumlar yer almaktadır.

Meksika

Meksika’da yürütme organı başkan, bakanlıklar ve bakanlık statüsünde başkana bağlı devlet organlarından oluşur. Meksika’da başkan yardımcısı makamı bulunmamaktadır. Aynı şekilde “başbakan” konumu da mevcut değildir. Kabinede başkanın yanı sıra başkana danışmanlık yapan 18 “sekreter” (bakan), federal hükümet hukuk ofisi başkanı ve başyargıç yer almaktadır. Tüm kabine üyeleri başkan tarafından atanmakta ve görevden alınmaktadır. Kabine üyeleri sadece başkana karşı sorumludurlar. Yürütmenin tüm faaliyetlerinden başkan sorumludur, kabinenin kolektif sorumluluğu söz konusu değildir. Kabinedenki üyelerden sadece başyargıcın atanması Senatonun onayına tabidir. [ Emily Edmonds-Poli ve David A. Shirk, Contemporary Mexican Politics, (Rowman&Littlefield:  2009),s. 126.  ]  Bunun sebebi, başyargıçlık görevinde bulunan kişinin genelde devlet başkanının görev süresinin sona ermesini müteakip olarak yerine seçilen isim olmasındandır. Başyargıcın başkanlığındaki sekreterliğin temel görevi federal suçların araştırılmasını ve infaz edilmesini kapsamaktadır.

Kabinenin uzantısı konumundaki  bakanlık statüsündeki devlet teşkilatları arasında Kültür ve Sanat Konseyi, Aileden Sorumlu Sekreterlik, Kadın Enstitüsü, Spor Komisyonu, Genelkurmay Başkanlığı, Başkanlık Güvenlik Şefliği ve Yerli Halkları Koruma Komisyonu bulunmaktadır.

Arjantin

Arjantin’de yürütme organı başkan, başkan yardımcısı, “başbakan” ve 16 adet bakanlık ve bakanlık statüsündeki başkana bağlı devlet organlarından oluşmaktadır. Yürütme organının başı başkandır; başkanın, devletin ve hükümetin başı olmak ve başkomutanlık yetkileri bulunmaktadır. Kabineyi oluşturan diğer üyeler, parlamenter sistemdeki kabineden oldukça farklı olarak, başkanın danışmanı ya da “sekreteri” konumundadır.  Yani bakanlar Kongre üyesi değildirler. Kongrenin toplantılarına katılabilirler, ancak oy kullanamazlar. Bakanlar seçimle iş başına gelmez; başkan tarafından atanır ve görevden alınırlar.

Bunlar arasında en üst düzey konumdaki kişi başkan yardımcısıdır. Başkan yardımcısı, başkanın ölümü veya istifası gibi durumlarda  ya da başkanın göre- vinin başında bulunmadığı geçici durumlarda başkanlık makamının görevlerini üstlenmekle yetkilidir Ayrıca, 1994’te yapılan anayasa değişikliğiyle başkan yardımcısı, ABD’de olduğu gibi yasama erki içerisinde de görev üstlenmeye başlamıştır. ABD’deki duruma  benzer şekilde Senatonun başkanı konumundadır  ve yalnızca oy eşitliği durumunda  oluşacak kilitlenmeyi aşmak için oy kullanma hakkına sahiptir.

Kabinedeki bir diğer önemli figür de “bakanların şefi” ya da başka bir ifadeyle “başbakan”dır. Bu makam 1994’te anayasada gerçekleştirilen değişiklikle ihdas edilmiştir. Başbakanın temel işlevi bakanlıkların çalışmalarının organize edilmesi, yürütme ile yasama organları arasında aracı rolü oynamak ve merkezi yönetim ile yerel yönetim ilişkilerini düzenlemektir. Başbakan diğer bakanlardan ayrı olarak Kongreye karşı siyasi sorumluluk taşımaktadır. Başbakan için gensoru verilebilir ve Kongrenin iki kamarasında yapılacak oylamayla salt oy çoğunluğuyla görevden alınabilir.

Bakanlıklar dışında devlet başkanına bağlı olarak çalışan kurumlar arasında Genel Sekreterlik, Devlet İstihbarat Sekreterliği, Hukuk ve Teknik Sekreterliği, Genelkurmay Başkanlığı, Kültür Müsteşarlığı ve Uyuşturucu Bağımlılığı ve Kaçakçılığını Önleme Sekreterliği yer almaktadır. Bunlara ek olarak, Başkanlık Sekreterliği, Siyasi Analiz Bürosu, Teknik Yardım Bürosu, Özel Sekreterlik, Yardımcı Sekreterlik, Stratejik Araştırma ve Değerlendirme Bürosu gibi başkana bağlı yardımcı kurumlar bulunmaktadır.

Şili

Şili’de yürütme organı başkan, 21 adet bakanlık ve başkana bağlı bakanlık düzeyindeki devlet organlarından oluşmaktadır. Başkan hem devletin hem de hükümetin  başkanıdır, aynı zamanda da başkomutan  sıfatı taşımaktadır. Başkan yardımcısı ve “başbakan” makamlarının  bulunmadığı  Şili’de başkan, kabineyi oluşturan bakanları atama ve görevden alma noktasında tek merciidir. Bakanlar başkanın danışmanı konumundadır  ve sadece başkana karşı sorumludurlar. Bakanlar Kongreyi oluşturan Temsilciler Meclisi ve Senatodaki oturumlara katılabilir ve düşüncelerini dile getirebilirler, ancak oy veremezler. [ Şili Anayasası, m. 37. ] Başkana bağlı devlet kurumları arasında Genel Muhasebe Ofisi, Ulusal Kadın Hizmetleri Ofisi, Kültür ve Sanat Konseyi ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kurumlar yer almaktadır.

Güney Kore

Güney Kore’de kabine (Devlet Konseyi olarak adlandırılır) başkan, “başbakan,” “başbakan yardımcısı” (Strateji ve Finans Bakanı konumundadır)  ve 17 adet bakanlıktan oluşmaktadır. Kabinenin seçimle iş başına gelen tek üyesi devlet başkanıdır. Kabine üyeleri başkan tarafından atanır ve görevden alınır; kabine üyeleri sadece başkana karşı sorumludurlar. Yürütmenin tüm sorumluluğu başkana aittir.

Kabinenin başı başkandır, başbakan ise başkan yardımcısı konumundadır. Başbakan göreve seçimle gelmez, Meclisin onayı ile başkan tarafından atanır. [ Güney Kore Anayasası, m. 86.1 .]

Kabineyi oluşturan  17 bakan (anayasaya göre 15’den az, 30’dan fazla bakanlık olamaz) siyasi değil, teknokrat özelliği gösterir ve başbakanın önerisiyle başkan tarafından atanır. Emekli olmadığı sürece ordu mensupları bakan ve başbakan olarak atanamazlar.

Güney Kore’de devlet başkanına bağlı bağımsız devlet organları bulunmaktadır. Bu organlar, Denetleme ve İnceleme Kurulu (üyeleri Meclisin onayıyla Başkan tarafından atanır ve hükümeti denetler), Milli İstihbarat Teşkilatı, Kore Telekomünikasyon Komisyonu’dur. Ayrıca, başkana bağlı olan diğer organlar arasında, Milli Güvenlik Kurulu, Demokratik ve Barışçıl Birleşme Danışma Kurulu, Milli Ekonomi Danışma Kurulu, Bilim ve Teknoloji Danışma Kurulu ve Akil Adamlar Danışma Kurulu bulunmaktadır.

BAŞKANIN YÜRÜTMEYE DAİR YETKİLERİ

ABD

ABD’de başkanın ülkeyi anayasaya uygun bir şekilde idare etmenin yanı sıra spesifik olarak Birleşik Devletler ordusunun başkumandanı olmak, kendisine bağlı bakanlıkları kontrol etmek, azletme durumları haricinde devlete karşı işlenmiş suçları affetmek bulunmaktadır. [ ABD Anayasası, m. 2.2.1. ]  Ayrıca, Senatonun üçte iki çoğunluğunun onayıyla uluslararası anlaşmalar yapmak ve Senatonun tavsiye ve onayıyla büyükelçileri, üst düzey kamu görevlilerini atamak gibi başka yetkilere de sahiptir. [ ABD Anayasası, m. 2.2.2. ] Yine, diğer ülke büyükelçilerini ve devlet yetkililerini kabul etmek ve yasaların muntazam bir şekilde uygulanıp uygulanmadığını gözetmek gibi yetkileri de bulunmaktadır. [ ABD Anayasası, m. 2.2.3. ]

Brezilya

Brezilya’da ise başkanın yürütmeye dair yetkileri arasında bakanları atamak ve görevden almak; bakanların danışmanlığında federal hükümetin yönetimini gerçekleştirmek; diğer ülkelerle ilişkileri yürütmek ve bu ilişkilerin yürütülmesinde rol alacak devlet görevlilerinin akreditasyonunu sağlamak; uluslararası anlaşmaları imzalamak; devletin askeri savunmasını gerçekleştirmek ve orduya saldırı emri vermek; ordunun  başı olarak hareket etmek; devlete karşı işlenmiş suçları gerektiğinde affetmek; Senatonun da onayıyla valileri, Merkez Bankası başkanını ve diğer kamu görevlilerini atamak; Devlet Konseyi üyelerini atamak; Devlet Konseyi’ni ve Ulusal Savunma Konseyi’ni toplantıya çağırmak ve başkanlık etmek; Kongrenin de onayıyla savaş ilan etmek ve barış yapmak; yabancı güçlerin ülke topraklarını kullanmasına izin vermek; bütçe yapmak ve federal hükümet organlarına atama yapmak veya bu ofisleri kapamak gibi yetkileri bulunmaktadır. [ Brezilya Anayasası, m. 84.  ]

Meksika

Meksika’da başkanın yürütmeye dair yetki ve görevleri arasında yasaları uygulamak; kabine üyelerini ve federal memurları atamak ve görevden almak; Senatonun onayıyla Cumhuriyet Başsavcısını, valileri, maliyenin yüksek memurlarını ve Yüksek Mahkeme üyelerini, İçişleri bakanını, üst düzey diplomatları ve ordunun üst düzey komutanlarını atamak; diğer ordu komutanlarını Senatonun onayı olmadan atayabilmek; orduya başkumandanlık etmek ve Kongreden onay alarak savaş ilan etmek; barışçıl çözüm, müdahil olmama, egemenlik, minimum seviyede güç kullanımı, milletlerin eşitliği ilkesi, uluslararası işbirliği, uluslararası barışı ve güvenliği koruma prensipleri içerisinde kalarak dış politikaya yön vermek; Senatonun onayıyla uluslararası antlaşmaları onaylamak ve Senatonun toplanmadığı zamanlarda Daimi Komisyon’un onayıyla Yüksek Mahkeme üyeleri dışında üst düzey atamaları yapmak bulunmaktadır. [ Emily Edmonds-Poli ve David A. Shirk, Contemporary Mexican Politics, (Rowman&Littlefield:  2009), s. 125 ]

Bunun yanı sıra başkan, Yüksek Mahkeme üyeleri, bölge yargıçları, bölgelerin Yüksek Mahkeme üyelerinin görevlerinden alınması için Temsilciler Meclisine başvuru talebinde bulunabilir. Böyle bir durumda başkanın arzu ettiği yönde bir kararın çıkması için önce Temsilciler Meclisi, akabinde de Senato tarafından nitelikli çoğunlukla karar çıkmış olması gerekmektedir. Böyle bir sonuca ulaşıldığı takdirde suçlanan kişi görevinden uzaklaştırılır.

Yine, anayasaya göre başkan ülkenin işgale uğraması durumunda veya yaygın şiddet hareketleri ve halkı tehdit eden olağanüstü olayların patlak vermesi durumunda kabinesiyle görüşerek Kongrenin de onayını aldıktan sonra bazı anayasal hak ve özgürlükleri askıya alabilmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 29,  https://www.constituteproject.org/constitution/Mexico_2007.pdf ]

Meksika’da göze çarpan bir başka husus da 1930’lardan beri bir imtiyaz olarak başkana kendisinden sonra gelecek olan halefi ile ilgili –kişisel bir tercih olarak ve görev süresinin dolmasına yakın bir zamanda– bir isim belirleme yetkisi verilmiş olmasıdır. [ Clarissa Heisig “Exekutive Gewalt in Mexiko: Praesidentialismus”, Ed. Barbara Schöter, Das Politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 123-140, s. 130.] Ayrıca, Meksika’daki yarı-bağımsız devlet organları ve yarı-devlet firmaları şeklinde tanımlanan kurumların atamaları ve işleyişi de başkanın yetki kapsamına girmektedirler.

Arjantin

Arjantin’de anayasada belirtildiği şekliyle başkanın yürütmeye ilişkin görevlerine baktığımızda, başkanın ilgili mahkemenin raporuna  dayanarak federal yargıya tâbi suçluların cezasını affedebilmesi ya da hafifletebilmesi söz konusu olduğunu görürüz. Ancak bu, Temsilciler Meclisinin azil kararı verdiği kimseler için geçerli değildir. [ Arjantin Anayasası, m. 99.5. ] Buna ek olarak, büyükelçileri, tam yetkili bakanları ve ticari ataşeleri Senatonun onayıyla atayabilir ve görevden alabilir. Bakanlar Kurulu başkanını ve bakanları, başkanlık sekreterlerini, büyükelçilik çalışanlarını ve anayasa tarafından atamaları düzenlenmemiş görevlileri atayabilir ve görevden alabilir. [ Arjantin Anayasası, m. 99.7. ] Başkan ayrıca, uluslararası anlaşmaları imzalama, Senatonun onayıyla ordu mensuplarının atamasını gerçekleştirme ve Kongrenin onayıyla savaş ilan etme yetkilerini elinde bulundurmaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 99.15.  ]

Şili

Şili’de devlet başkanı, yürütmeye ilişkin yetkileri dikkate alındığında olağanüstü hâl ilan etme yetkisinin yanı sıra, olağanüstü dönemlerde siyasi özgürlükler, haberleşme hürriyeti  ve sendikal özgürlükleri kısıtlamak gibi geniş yetkilerle donatılmıştır. Benzer bir şekilde ülke güvenliğin sağlanması için kara, hava ve deniz kuvvetlerini komuta etmek ve dağıtmak yetkisi de başkanın yetkileri kapsamındadır.  Dolayısıyla savaş ve seferberlik halinde  başkomutanlık  görevini üstlenmekte ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin görüşünü aldıktan sonra savaş ilan edebilmektedir. [ Erdal Abdulhakimoğulları, Başkanlık Sistemi – Şili, (AK Parti AR-GE Başkanlığı, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri, Ankara: 2013), s. 200-201. ]  Başkanın Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleri dışındaki tüm suçluları bağışlama yetkisi bulunmaktadır. Ülke çıkarları doğrultusunda dış politikada yabancı devletlerle ilişkileri yürütme yetkisi bulunan başkan, bu bağlamda uluslararası antlaşmalar da imzalayabilmektedir.

Ayrıca, kamu gelirlerinin toplanması ve kamu yatırımlarını gözetmek de başkana finansal anlamda tanınan geniş yetkilerden bazılarıdır. Başkan, anayasanın kendisine verdiği yetkiyle devlet hazinesini denetleyen kişiyi atama hakkına sahiptir. Kamu gelirlerinin uygun bir şekilde dağıtımını gözetme yetkisine sahip olan başkan, doğal afet, savaş, iç karışıklık ve ulusal güvenliğin tehlikede olduğu durumlarda  ihtiyaç dâhilinde yıllık bütçenin yüzde 2’sini Kongreye sunmadan yalnızca bakanların imzasıyla kullanma hakkına da sahiptir. [ Şili Anayasası, m. 32. ]

Güney Kore

Güney Kore’de başkanın yürütmeye ilişkin yetkileri arasında diplomasi, ulusal savunma, Kore yarımadasının birleştirilmesi hedefi doğrultusunda politikalar geliştirmek; ulusun kaderini ilgilendirecek politik kararları gerekli gördüğü durumlarda referanduma götürmek; [ üney Kore Anayasası, m. 72. ] uluslararası anlaşmalar imzalamak; büyükelçileri ve diplomatları akredite etmek, kabul etmek ve görevlendirmek; aynı zamanda da savaş ilan etmek ve barış imzalamak yer almaktadır. [ Güney Kore Anayasası, m. 73.  ]

Ayrıca, başkanın toplumsal kargaşa çıkması, yakın ve açık dış tehdit oluşması, ekonomik kriz baş göstermesi gibi olağanüstü hallerde, Meclisin kapalı olması veya toplanması için yeterli vaktin bulunmaması halinde, ulusal güvenliğin sağlanması ve toplumda güven ve barış ortamının oluşması için gerekli acil önlemleri alma yetkisi de bulunmaktadır. Buna ek olarak anayasada belirtilen şartlar oluş- tuğunda başkan olağanüstü hal ilan edebilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 77. ] Yine, başkan anayasada belirtilen şartlara uygun bir şekilde kamu görevlilerini atayabilir ve görevden alabilir. Aynı zamanda, başkan anayasada belirtilen durumlarda suçların affedilmesi, hafifletilmesi veyahut da kaybedilmiş hakların iade edilmesini sağlayabilir. Başkanın genel af çıkarabilmesi ancak Meclisin onayıyla mümkündür. [ Güney Kore Anayasası, m. 79.2. ]

BAŞKANIN KARARNAME VE VETO YETKİSİ

ABD

ABD’de başkan ile Kongre arasındaki etkileşim yıllardır süregelen bir “çatışma durumu” [ Benjamin Zeitler, “Politische Führung im klassischen Präsidentialismus: USA”, Ed. Martin Sebaldt, Henrik Gast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (2010), s. 173 – 195, s. 174. ]tarafından şekillenmiştir. Bu nedenle iki erk arasındaki ilişkiler yürütmeyi kontrol eden başkanların kişisel beceri ve yönetim stiline göre değişiklikler arz etmektedir. Bu durum, başkanın gücünün en önemli kaynağının, anayasal olarak elinde bulundurduğu  yetkilerden ziyade, kişisel ikna kabiliyeti olduğunu göstermektedir. [ Richard E. Neustadt, Presidential Power and the Modern Presidents: The Politics of Leadership from Roosevelt to Reagan, (The Free Press, New York: 1991), s. XIX. ] Bu açıdan, George Washington, Abraham Lincoln ve F. D. Roosevelt gibi “lider” başkanlar diğer başkanlardan farklılaşmaktadır.

ABD başkanlarının Kongre karşısındaki belli başlı hamle silahlarına baktığımızda ilk olarak “cep vetosu” (pocket veto) uygulamasını görürüz. Açacak olursak, genelde Kongrenin kabul ettiği bir yasa tasarısı 10 gün içerisinde başkan tarafından ya resmî olarak onaylanmak ya da veto edilmek zorundadır. Şayet başkan 10 günlük süre zarfında yasaya yönelik hiçbir adım atmazsa, tasarı otomatikman yasalaşır ve yürürlüğe girer. Fakat bu süre sonunda yasanın yürürlüğe girebilmesi için anayasa gereğince Kongrenin tatile girmemiş olması gerekir. Kongre çalışmalarının sürdürüldüğü yasama döneminin sonuna denk gelinirse, başkan yasa için hiçbir girişimde bulunmayarak ve Kongrenin tatile girmesini bekleyerek Kongrenin yasa yapma girişimini başarısız kılmış olur. [ S. S. Smith, J. M. Roberts Ryan ve J. V. Wielen, The American Congress (2006), 4. Baskı, s. 278. ] Buna “cep vetosu” denilmektedir.

Yine, anayasada başkanın “başkanlık emri” (executive order) yetkisine bir dayanak bulunmasa da yıllar içerisinde anayasanın ikinci maddesinden yola çıkılarak başkana bu yetkinin tanındığı kabul edilmiştir. Zira ilgili maddede tüm yürütme yetkisinin başkana verildiği gerekçesiyle, federal yürütme kurumlarını bağlayıcı emirlerin başkan tarafından verilebildiği de böylece kabul edilmiştir. Her ne kadar bu durum tartışmaları beraberinde getirmişse de, özellikle ABD’de ciddi sıkıntılara neden olan Büyük Ekonomik Buhran ve İkinci Dünya Savaşı döneminde başkanlık yapan Başkan F. D. Roosevelt’in döneminden itibaren kapsa- mı ve etkisi açısından ciddi anlamda artış yaşanmıştır.[ John Contrubis “Executive Orders and Proclamations,” CRS Report for Congress, (1999),  http://www.llsdc.org/assets/sourcebook/crs-exec-orders-procs.pdf, s. 23. ]

Kanun yapma yetkisi, başkanlık sisteminin en önemli dayanaklarından biri ve anayasal bir ilke olarak sadece Kongreye aitse de, başkan kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarmanın haricinde de dolaylı bir şekilde “Kongreye mesaj gönderme” yöntemi ile kanun teklif etme yolunu tercih edebilmektedir. Buna ilaveten, basın toplantıları aracılığıyla kanunla düzenlenmesini istediği hususları da dolaylı olarak dile getirdiği görülmektedir. [ Burhan Kuzu, Her Yönü ile Başkanlık Sistemi, (Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul: 2011), s. 40. ]  Burada en bilinen yöntem, başkanın yeni yasama yılı başında Kongreye hitaben yaptığı ve “ulusa sesleniş” olarak bilinen konuşmasıdır. [Benjamin Zeitler, “Politische Führung im Klassischen Präsidentialismus: USA”, Ed. Martin Sebaldt, HenrikGast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (2010), s. 173 – 195, s. 174.]  Başkan bu konuşmasında, arzu ettiği yasaları ve kendi açısından gerekli gördüğü siyasi adımları Kongreye ifade etmekte ve böylelikle bu doğrultuda yasalar çıkartılması için ağırlık koymaktadır.[ S. S. Smith, J. M. Roberts Ryan ve J. V. Wielen, The American Congress (2006), 4. Baskı, s. 273. ] Başkan tarafından başvurulan araçlardan bir diğeri de, Kongrede mensubu olduğu partinin  çoğunluğu elinde bulundurmadığı durumlarda rakip partili senatör ve milletvekilleriyle etkileşime geçtiği ve “pazarlık” olarak adlandırılan gayrı resmi müzakere stratejisidir. [ S. S. Smith, J. M. Roberts Ryan ve J. V. Wielen, The American Congress (2006), 4. Baskı, s. 285. ]

Dolayısıyla, her ne kadar anayasal olarak keskin bir ayrım söz konusu olsa da, halk tarafından seçilerek göreve gelmiş olan başkanın, özellikle de mensubu olduğu partinin Kongrede çoğunluğu elinde bulundurduğu durumlarda, yasama faaliyetlerine yön vermesi oldukça mümkündür.  Ancak şu da belirtilmelidir ki, bir siyasi parti hem Kongrenin her iki meclisini hem de devlet başkanlığı makamını kontrol ediyor olsa bile, devlet kademesinde sürekli bir uzlaşı ortamının olacağı garanti değildir. Zira parti disiplinin zayıf olduğu ABD başkanlık sisteminde, tek bir siyasi partinin yürütme ve yasama organlarını kontrol ediyor olması işlerin başkan için yolunda gideceğini garanti etmemektedir. [ S. S. Smith, J. M. Roberts Ryan ve J. V. Wielen, The American Congress (2006), 4. Baskı, s. 271.  ]

Yine de normal şartlarda, başkanın en rahat çalışma imkânına ve arzu ettiği yasaları çıkartma gücüne sahip olduğu ortam, hem Senato hem de Temsilciler Meclisinde kendisinin mensubu olduğu parti üyelerinin çoğunlukta olduğu dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Ancak bu durumun  gerçekleşme ihtimali yüksek değildir. Örneğin, Cumhuriyetçiler 1932 ile 1994 yılları arasında her iki mecliste çoğunlu- ğu yalnızca 1947/48 ve 1953/1954 yılları arasında elde edebilmişlerdir. Başkan ve çift-meclisli Kongredeki bu ayrışık tablo “bölünmüş hükümet” şeklinde isimlen- dirilirken, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası bu durum olağan bir hal almıştır.

2003/2004 Kongre döneminde Başkan George W. Bush, uzun bir aradan sonra ilk defa her iki mecliste de kendi partisi olan Cumhuriyetçi Parti’ye (RP) mensup üyelerin çoğunluğu oluşturduğuna tanıklık etmiştir. [ S. S. Smith, J. M. Roberts Ryan ve J. V. Wielen, The American Congress (2006), 4. Baskı, s. 54. ] 1945 ile 2004 yılları arasında tam 38 yıl boyunca bir bölünmüş hükümet süreci söz konusu olmasına rağmen, [Benjamin Zeitler, “Politische Führung im Klassischen Präsidentialismus: USA”, Ed. Martin Sebaldt, HenrikGast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (2010), s. 173-195, s. 179.] bu durum ülkenin yönetilemez hale gelmesiyle de sonuçlanmamıştır. Dolayısıyla, yürütme ve yasamaya rakip siyasi eğilimlerin hakim olması, sistemin kaçınılmaz olarak kilitleneceği ve hükümet krizinin baş göstereceği anlamına gelmemektedir.

Brezilya

Brezilya’da devlet başkanının hızlı bir şekilde reaksiyon gösterilmesi gereken meselelerde yasa tasarısı sunabilme ve Kongreye başkanlık makamının gündemini rahat bir şekilde taşıma gücü dikkate değerdir. Başkanın yasa yapma bağlamında en etkili enstrümanı olan “geçici önlemler” (MP) isimli kısa sürede kanun çıkartma yetkisi, statükoyu bir anda değiştirebilme açısından son derece önemlidir. Ancak, başkanlar MP yetkisini acil olmayan dönemlerde de kullanma eğilimi göstermektedir. [ Canan Aslan-Akman, “Başkanlık Sistemlerinin Latin Amerika Deneyimi: Çok-Parti Sistemlerindeki Çeşit- lilikler, Sorunlar ve Fırsatlar”, Ed. İhsan Kamalak, (Yarı) Başkanlık Sistemi ve Türkiye, (Kalkedon Yayınları-SO- DEV: 2014), s. 223-254, s. 239 ] Başkanın MP yetkisine dayanarak “gerekli ve acil durumlarda” –bu durumun  tanımı anayasada muğlak bırakılmıştır– Kongreye sunduğu yasa tasarılarının anayasanın 62. maddesinde belirlenmiş olan 60 günlük bir süreç içerisinde yasalaştırılması gerekmektedir. Ancak başkan yasa teklifini, yasalaşmasını beklemeden yürürlüğe koyabilmektedir. [ Ana Galvao, “Der Brasilianische Kongress und Die Parlamentarische Elite Brasiliens unter der Regierung Lula, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 85-102, s. 89. ] Eğer 60 gün içerisinde yasa teklifi red- dedilmez ve de kabul edilmezse, başkan ikinci kez aynı yasa teklifini yine 60 gün içinde duyurabilmektedir. [ Sérgio Costa, “Das politische System Brasiliens”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 114-137, s. 122. ] Yasa teklifinin üçüncü kez getirilmesi ise 2001 yılında gerçekleşen anayasa değişikliğiyle ihtimal dışı bırakılmıştır.

2001’de yapılan bir anayasal değişiklikle başkanın uyruk, vatandaşlık, siyasi haklar, siyasi partiler, seçim kanunları, ceza hukuku, ceza usul hukuku, medeni usul hukuku, yargının organizasyonu, kalkınma planları, bütçe direktifleri, bütçeler, ilave ve destek kredileri gibi alanlarda KHK çıkarması yasaklanmıştır. [ Brezilya Anayasası, m. 62. ]

Özellikle ekonomik durumun  kötü olduğu dönemlerde, başkanın acil önlemler almak için yetkilerini kullandığı bir gerçektir. Brezilya’daki en yüksek mahkeme olan Yüksek Mahkemenin, başkanın anayasal yetkilerini kullanırken bu yetkileri istismar etmesi hususunda, başkana karşı elindeki yetkilerinin sınırlı olduğu ifade edilmektedir. [ Mark Kesselman vd., Introduction to Comparative Politics: Politics Challenges and Changing Agendas, (Wa- dsworth, Cengage Learning: 2013), s. 408. ] Bu sebeple, özellikle yürütme organı olan başkanın yasama üzerindeki yetkilerinin de fazla olduğu dile getirilmektedir.

Başkanın en önemli yasama araçlarından  biri olan MP yetkisi sayesinde Kongrenin yasama işlevi de doğal olarak geri plana itilmiş durumdadır.  Burada MP ve MP haricinde başkan tarafından tasarlanan ve en nihayetinde Kongre tarafından kabul edilen yasaların yürürlüğe girmesi ortalama 183 gün sürmektedir. Buna karşılık Kongrede bu yasama süreci ortalama olarak üç yıldan fazla sürmektedir. Dolayısıyla, yasaların neredeyse yüzde 70-80’inin yürütme tarafından yasa tasarısı olarak sunulması pek şaşırtıcı değildir. [ Ana Galvao, “Der Brasilianische Kongress und Die Parlamentarische Elite Brasiliens unter der Regierung Lula, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 85-102, s. 88. ] Bununla birlikte, Brezilya Ana- yasası, Senato ve Temsilciler Meclisine “başkanın eylemlerini veto etme” yetkisi tanımışsa da söz konusu yasama erkini temsil eden organlar bu yetkiden son de- rece az faydalanmaktadırlar. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien”, Ed. Martin Sebaldt, Hen- rik Gast, Politische Führung in Westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften 2010), s. 196-211, s. 200.  ] Yasama erkinin tam anlamıyla yasama görevini ifa edememesinin sebebi sadece yürütmenin güçlü konumu ile de açıklanamamaktadır. Brezilya’daki karmaşık parti yapıları ve bunların Kongredeki yansımaları da parlamentonun çalışma şeklini ciddi anlamda olumsuz etkilemektedir.

Başkanın Anayasa’nın 39. maddesine göre kısmi ve tam veto yetkilerini elinde bulundurması, bütçe, vergi ve idari konularda karar verirken yasa çıkarabilme yetkisi, Brezilya ulusal bütçesini hem hazırlayıp hem de onaylama yetkisi ve genel anlamda da Kongre için kanun hazırlama yetkisi başkanda Kongreye kıyasla kendinde birleşmiş öne çıkan yetkilerdir. Buna karşılık başkanın sahip olduğu veto yetkisi, yine Anayasa’nın 39. maddesi gereğince çift-meclisli Kongrenin ortak düzenlenen bir oturumundaki çoğunluk ile aşılabilmektedir. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien”, Ed. Martin Sebaldt, Henrik Gast, Politische Führung in Westlichen Regierungssystemen, (2010), s. 196-211, s. 199. ] Böylelikle her ne kadar başkanın veto yetkisi kâğıt üstünde çok güçlü görünmese de, başkanın kısmi veto yetkisinin mevcut olması demek, en nihayetinde teklif edilen yasa tasarılarının belli maddeleri üzerinde ince ayarlara gidilebilmesi anlamı taşımaktadır. [ Canan Aslan-Akman, “Başkanlık Sistemlerinin Latin Amerika Deneyimi: Çok-Parti Sistemlerindeki Çeşitlilikler, Sorunlar ve Fırsatlar”, Ed. İhsan Kamalak, (Yarı) Başkanlık Sistemi ve Türkiye, (Kalkedon Yayınları- SODEV: 2014), s. 223-254, s. 239. ]

Brezilya’daki parti sisteminin parçalanmış olması, başkanın veto ve kısmi veto yetkilerinin Kongre tarafından geçersiz hale getirilebilme konusunda ciddi sıkıntılara yol açmaktadır. Söz konusu vetoların geçersiz kılınabilmesi için çift-meclisli ve birçok parti ekseninde parçalanmış Kongredeki tüm üyelerin yüzde 50 artı 1 oyu gereklidir. Ancak tahmin edileceği üzere bu durumun  gerçekleşmesi çok zor olmakla birlikte başkanın elini de ciddi anlamda güçlendirmektedir. [ Scott Mainwaring, “Multipartism, Robust Federalism, and Presidentialism in Brazil”, Ed. Scott Mainwaring, Matthew Soberg Shugart, Presidentialism and Democracy in Latin America, (Cambridge University Press, Camb- ridge: 1997), s. 55-109, s. 60 ] 1988-2013 döneminde başkan tarafından toplam 1091 tam ve kısmi veto kullanılmıştır. [ Mehmet Solak, “Koalisyoncu Başkanlık Sistemi: Brezilya”, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri: Başkanlık Sis- temi, (TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, Ankara: 2015), s. 199. ]

Brezilya’da başkanın yukarıda sıralanan geniş yetkileri ve genel siyasi işleyişte gündem belirleme üstünlüğünden dolayı Kongreyi reaktif bir pozisyona mahkûm ettiği ifade edilmektedir. 1985 sonrası (1985-2000 arası) kabul edilen tüm yasaların yüzde 85’inin neden yürütme erki tarafından Kongreye sunulmuş olduğu da başkanın geniş yetkileri bağlamında anlam kazanmaktadır. [ Timothy J. Power, “Optimism, Pessimism, and Coalitional Presidentialism: Debating the Institutional Design of Brazilian Democracy”, Bulletin of Latin American Research, Vol. 29, No. 1, (2010), s. 18-33, s. 22.  ]  Fakat başkanın yetkilerinde 2011 yılındaki değişiklikle beraber gündeme gelen sınırlandırma hususu, bu konuda da bazı değişikliklere sebep olmuştur.

Son olarak, Brezilya’da genel anlamda sadece yürütmenin  hazırlayabildiği yasa tasarıları, idari konuları, vergi düzenlemelerini, bütçe döngüsünü ve genel anlamda bütçeyi kapsayan hususlarla ilgilidir. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien” Ed. Martin Sebaldt, Hen- rik Gast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2010), s. 196-211, s. 201. ] Her ne kadar yasama erki bütçe konusunda yatırımlarla ilgili eklemelerde bulunabilse de, bu durum yalnızca başkan tarafından öncesinde belirlenmiş olan bütçeyle ilgili yasa taslağına yönelik bir ekleme olabilmektedir. [ Argelina Cheibub Figueiredo ve Fernando Limongi, “Politische Institutionen und Performanz der Exekutive in der brasilianischen Demokratie”, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens,( Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2012) s. 65-84, s. 73. ]

Meksika

ABD’deki başkanlık sisteminin aksine Meksika’da başkan Anayasa’nın 71. maddesine göre yasa teklifleri sunma yetkisine sahiptir. Dolayısıyla, Meksika’da yasamanın yürütmeden ayrı bir kuvvet olarak değerlendirilmesinin pek mümkün görünmediği iddia edilmektedir. Başkanın mensup  olduğu partinin  Kongrede çoğunluğu elinde bulundurması  halinde –bu, 1997 yılından önce alışılmış bir durumdu– arzu edilen yasaların ve yasal değişikliklerin denetimsiz olarak kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Ancak bu iddialar, 1990’lı yıllarda atılan demokratikleşme adımlarından sonra anlamını yitirmiştir.

Gerçekten de Meksika başkanlık sistemi diğer Latin Amerika ülkelerine kıyasla –en azından anayasal seviyede– demokratik anlamda farklılıklar arz etmektedir. Anayasal bir hak olarak Kongre gibi başkanın da yasa teklifinde bulunma yetkisi mevcuttur. Ancak, başkanın yasa teklif etme hakkı bulunduğu alan bütçe ile sınırlıdır. Burada da bütçe teklifi konusundaki yetki başkanda bulunmasına rağmen, vergilerin nasıl toplanacağı ve harcamaların nasıl yapılacağı hakkındaki yetki Kongrede bulunmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 73.  ]  Bu bağlamda diğer Latin Amerika ülkelerine kıyasla Meksika’da başkanın yetki alanının oldukça kısıtlı olduğu söylenebilir. Buna ilaveten, her ne kadar başkanın Kongre tarafından hazırlanan yasa tasarılarına yönelik kısmi ve genel veto hakkı mevcutsa da, Kongrede yer alan her iki meclisin üçte ikilik çoğunluğu ile bu veto geçersiz hale getirilebilmektedir.

Ekonominin  serbestleştirilmesine yönelik girişimlerden sonra  Meksika’da devletin, dolayısıyla yürütmenin, rolü ve konumu da değişikliğe uğratmıştır. Liberalleşme sürecinde demokratik uygulamalar ve iktidarın yürütme, yasama ve yargı organları arasında paylaşımı konusunda yürütmenin üzerinde kurulan baskı sonucu 1997 yılında başkan Zedillo liderliğinde Meksika tarihinin ilk bölünmüş hükümeti ortaya çıkmıştır. Bunun sayesinde, Meksika bölgedeki diğer başkanlık sistemleri gibi işlemeye başlamıştır. Bu durum başkanın yasama ve bütçe konularında uzlaşmaya gitmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. [ Emily Edmonds-Poli ve David A. Shirk, Contemporary Mexican Politics, (Rowman&Littlefield:  2009), s. 128. ]

Bunun yanı sıra diğer Latin Amerika başkanlık sistemlerine kıyasla Meksika’da başkana KHK çıkartacak yetkiler tanınmamıştır. Buradaki tek istisna Anayasa’nın 29. maddesi gereğince olağanüstü hallerde –kabinenin ve Kongrenin de onayını alarak olağanüstü hal ilan edilebilmektedir [ Marianne Braig ve Markus-Michael Müller, “Das politische System Mexikos”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Latein- und Nordamerika, Die politischen Systeme in Latein- und Nordamerika: Eine Einführung, Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften s. 389-416, s. 394. ] – böyle bir yetkinin başkana tanınmış olmasıdır.

Arjantin

Arjantin’de başkanın başkanlık kararnamesi çıkarma yetkisi vardır, ancak kararnamelerin yasanın ruhunu  değiştirmeyecek ve sadece düzenleyici bir rol oynayacak şekilde olmaları gerekmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 99.2. ] Başkan daha çok kanunları resmen ilan etmek yoluyla yasa yapım sürecine dâhil olur. Başkan hiçbir şekilde KHK çıkaramaz; çıkarılan KHK’ler geçersiz sayılır. Ancak kanunların uygulanması konusunda Anayasa’nın çizdiği olağan şartlar dışında bir gelişme yaşanırsa ve söz konusu KHK cezai meselelere, vergilendirme, seçimlerle ilgili ve siyasi partilere ilişkin değilse gereklilik ve acil cevap gerektiren durumlarda  başkan KHK çıkarabilir. Fakat KHK tüm bakanların oybirliği ile kabul edilmiş olmalıdır. Bakanlar Kurulu başkanı (bu başkan ve başkan yardımcısı dışında bir siyasi aktördür) KHK’yı, Kongrenin her iki meclisinden partilerin dağılımını esas alarak oluşturulacak olan özel komisyona, 10 gün içerisinde bizzat sunmak zorundadır. Komisyonun da KHK ile ilgili raporunu 10 gün içerisinde Kongrenin her iki meclisine iletmesi ve her iki meclisin de bir an önce bu raporları görüşmeye açması gerekmektedir. Her iki meclisin mutlak çoğunlukla kabul edeceği KHK yürürlüğe girmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 99.3.  ]

Kongrenin kabul edip başkanın onayına sunduğu yasa tekliflerini başkanın 10 gün içerisinde kabul etmesi ya da reddetmesi gerekmektedir. Başkanın yasa teklifinin bazı maddelerini kabul edip bazılarını reddetme yetkisi yoktur. Ancak bazı hükümler bağımsız bir nitelik taşıyorsa ve teklifin diğer kısımlarından ayrı olarak yayımlanması kanunun bütünlüğüne ve doğasına bir zıtlık oluşturmuyorsa “kısmi veto” söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda zorunlu ve acil kararnameler için öngörülen işlem uygulanır.

Başkanın yasa teklifini tamamıyla veto etmesi durumunda  yasa teklifi, teklifin Kongrede ilk görüşüldüğü meclise gelir. Bu durumda yasa teklifinin kabul edilmesi için Kongrenin her iki meclisinde üçte iki oy çoğunluğu ile kabul edilmesi gerekir. Kabul edilen yasa teklifi kanunlaşmış sayılır ve yayımlanmak üzere devlet başkanına gönderilir.

Şili

Şili’de 1980 Anayasası, başkanın sahip olduğu imtiyazları daha da genişletmiş, başkanın yasa teklifi sunma yetkisi bulunan alanlara ekonomi ve sosyal politika alanlarını da eklemiştir. Böylece, diktatörlük sonrası Şili’de devlet başkanı en önemli yasama aktörü haline gelmiştir. [ Peter M. Siavelis, “Exaggerated Presidentialism and Moderate Presidents: Executive-Legislative Relations in Chile” Ed. Scott Morgenstern, Benito Nacif, Legislative politics in Latin America, (Cambridge, UK; New York, NY: Cambridge University Press: 2002), s. 79-113, s. 84. ] Bu şartlarda, 1990’lardan itibaren kabul edilmiş olan yasaların çoğu yürütme erki tarafından yasa teklifi olarak Kongreye sunulmuş olan yasalardır. Kongreye kıyasla kurumsal ve teknik imkânlardan yararlanma konusunda  daha avantajlı bir konumda bulunan yürütme, bu bilgi avantajını yasama platformunda da lehine çevirmeyi başarmıştır.

Bir diğer husus ise başkanın yasalaşmasını arzuladığı belli tasarılara yönelik acillik dereceleri belirleyebilme yetkisidir. Buna göre, Kongre 60, 10 veya 3 gün içerisinde ilgili yasa tekliflerini görüşmek mecburiyetindedir. Yasa tekliflerinin yasalaşması için Kongrede yer alan her iki meclisin ve akabinde de başkanın onayına ihtiyaç duyulması da son derece önem arz etmektedir. Başkan ve Kongre arasında olası bir uyuşmazlıkta ise başkan referandum çağrısı yapabilmektedir. Temsilciler Meclisi ve Senato arasındaki görüş farklılıkları ise bir uzlaştırma komisyonunun kurulmasıyla aşılmaktadır. [ Stefan Rinke, “Das politische System Chiles”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 152. ]

1989’da gerçekleşen anayasa reformu [ 1980 Şili Anayası hâlâ yürürlüktedir. ]  ile birlikte başkan, Anayasa’nın belirlediği konularda Kongrenin yetki devri ile KHK çıkartabilmektedir. Fakat bu kararnameler sadece belli başlı konularda çıkarılabilmektedir ve geçerlilik süreleri de en fazla bir yıl ile sınırlıdır. [ Stefan Rinke, “Das politische System Chiles”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 149.  ] Bazı durumlar hariç başkan, Kongreyi bilgilendirmeden KHK çıkartılabilmektedir. [ Peter M. Siavelis, “Exaggerated Presidentialism and Moderate Presidents: Executive-Legislative Relations in Chile”, Ed. Scott Morgenstern, Benito Nacif, Legislative politics in Latin America, (Cambridge, UK; New York, NY: Cambridge University Press: 2002), s. 79-113, s. 101. ] Bunlara ek olarak, yasal alanı açıklama dışında kalan başkanlık kararnameleri ve yönetmeliklerin uygulanmasını denetlemek de başkanın yetkileri arasındadır. Parlamentoyu feshetme yetkisi gibi başkana ait yetkilerden bazıları, 1989 yılında gerçekleşen anayasa reformuyla kaldırılmıştır.

Ancak altı çizilmesi gereken husus, başkanın yasama sürecinde her iki meclisteki çoğunluğun desteğiyle belli alanlarda ve hatta yalnızca kendi yetkisi dâhilindeki bazı hususlarda yasa yapabilmesidir. Her ne kadar belli alanlarda hayata geçirilmek istenilen yasalarda basit çoğunluktan daha fazla destek gerekse de, bu durum uygulamada başkanın yasama sürecindeki etkisini geniş çaplı bir partiler arası uzlaşmaya ve belli başlı konular etrafında anlaşmaya bağlı kılmaktadır.

Ayrıca, Anayasa’nın 32. maddesinin öngördüğü üzere başkan başka yetkilere de sahiptir. Örneğin, başkanın kanunların yapım aşamasında anayasayla uyumlu olup olmadıklarını denetlemek ve kanunları onaylamak ve yayımlamak gibi yetkileri bulunmaktadır. Bununla birlikte yasama erkini temsil eden her iki meclise gerekçesini belirtmek kaydıyla “soru” sorabilmektedir. Yine, Şili’de bütçe kanunundaki değişiklikler ve ülkenin idari ve siyasi bölünmesini değiştirecek kanunlar gibi belli başlı konularda sadece başkan kanun teklif etme yetkisine sahiptir.

Şili’de başkanın veto yetkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla, her iki meclis tarafından kabul edilen yasa teklifini kendi yorumlarını da ekleyerek teklifin ilk olarak sunulduğu meclise geri iade edebilmektedir. Başkanın veto ettiği yasa tekliflerini Kongre, yalnızca üçte iki oy çoğunluğu ile geçersiz hale getirebilmektedir. [ Stefan Rinke, “Das politische System Chiles”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 153. ]

Güney Kore

Güney Kore’de başkan, başkanlık kararnamesi çıkarabilir, ancak bu daha önce anayasa tarafından sınırları belirlenmiş alanlarda ve yasaların uygulanmasını sağlamayı gerektiren durumlar için geçerlidir. [ Güney Kore Anayasası, m. 75.  ] Yine başkan, Meclise yasa teklifinde bulunabilir. Ayrıca, Meclisten gelen yasaları veto edebilir; Meclis üye sayısının yarısından fazlasının katılımı ve üçte iki çoğunluğun oylarıyla vetoyu geri çevirebilir. Başkanın Meclisi feshetme yetkisi yoktur. Bu karara Birinci, Üçüncü ve Dördüncü cumhuriyetlerdeki otoriter yönetim tecrübeleri sonucunda varılmıştır.

BAŞKAN VE SİYASİ PARTİ İLİŞKİSİ

ABD

ABD’deki iki büyük parti konumundaki ve sistemin iki-partili olarak işlemesini sağlayan Demokrat Parti (DP) ve Cumhuriyetçi Parti (RP) genel hatlarıyla birbirine benzeyen ancak bazı alanlarda farklılık arz eden partiler konumundadır. [ Klaus Stüwe, “Das politische System der USA”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 540–582, s. 565. ] Demokratların liberal, Cumhuriyetçilerin ise muhafazakâr olarak nitelendirilerek ön plana çıkmaları, esas itibariyle her iki partinin de genel anlamda liberal değerler üzerine inşa edildiği gerçeğini değiştirmemektedir. Her iki parti de genel itibariyle temel haklar ve ekonomi alanında liberal değerleri kabul etmektedirler. [ Jürgen Hartmann,  Westliche Regierungssysteme: Parlamentarismus, präsidentielles und semi-präsidentielles Regierungssystem, (VS Verlag für Sozialwissenschaften Wiesbaden: 2011), s. 142. ] Bu iki parti haricinde zaman zaman bazı üçüncü partiler de ABD siyasetinde ön plana çıkmış olsalar da, uzun vadede ABD toplumunun teveccühünü kazanmak konusunda başarılı olamamışlardır. [ Klaus Stüwe, “Das politische System der USA”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 540-582, s. 566. ] Her iki parti de 19. yüzyıl ortalarında kurulmuş ve sonraki yıllarda evrilerek bugünlere kadar ulaşabilmiştir.

ABD’de başkan her ne kadar resmi olarak mensup olduğu partide bir makam veya resmi bir fonksiyon sahibi olmasa da –bu durum başkanlık makamının bağımsızlık ilkesine aykırılık teşkil etmektedir– partisinin tartışmasız lideri ve söz sahibi olan kişisi konumundadır.  Buna rağmen kendisinin parti içerisinde sahip olduğu yetkiler sınırlıdır, ancak bunun sebebini daha çok ABD siyasal sisteminde partilerin zayıf yapıları ve gevşek disiplin geleneğine bağlamak gerekmektedir. Bu anlamda ABD’deki siyasal partiler daha çok şemsiye örgüt işlevi görmekte ve batı Avrupa tipi parti örgütleriyle kıyaslanamamaktadır.

Bununla birlikte, Amerikan partilerinin ideolojik anlamda da keskin ayrışma içerisinde olmamaları, Kongrede gerçekleşen oylamalarda partilerin net bir eğilim içerisinde olmaktan ziyade, üyelerin takındıkları tutum ekseninde öne çıkmalarına yol açmaktadır. Hem Senatoda hem de Temsilciler Meclisinde gayrıresmi olarak partiler bazında “fraksiyonlar” mevcutsa da, farklı partilerden üyelerin bir araya gelebilmesi vesilesiyle partiler üstü fraksiyonların oluşması da ihtimal dâhilindedir. Hatta bazı yasal süreçler esnasında bu partiler üstü fraksiyonlar meclisler arası fraksiyonların ittifakına kadar ilerleyebilmektedir. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden: Springer Fachmedien, 2013), s. 53.  ] Diğer bir yandan Kongredeki oylamalarda parti mensuplarının net bir tavır ve tutum etrafında buluşmaları, 11 Eylül olayları gibi ülke güvenliğini ilgilendiren olağanüstü dönemlerde çok da muhtemeldir. Bu doğrultuda özel olarak son yıllarda ABD’deki partilerin kriz ve benzeri dönemlerde parti bağlılıkları had safhaya ulaşmıştır. [ Benjamin Zeitler, “Politische Führung im Klassischen Präsidentialismus: USA”, Ed. Martin Sebaldt, Henrik Gast, Politische Führung in westlichen Regierungssystemen, s. 173-195, s. 179. ]

Brezilya

ABD gibi Brezilya’da da partili başkanlık söz konusu değildir. Ancak başkanın partisi üzerinde azımsanmayacak bir etkisi vardır. Yine de bu, Latin Amerika’da başkanlık sistemiyle yönetilen diğer ülkelerle karşılaştırıldığında görece düşük bir düzeydedir. Bu durum, özellikle 1985’ten sonra siyasi partiler yelpazesinin çeşitlenmesi ve parti disiplinin gevşek bir hal almasıyla farklı bir düzeye taşınmıştır.

2002 yılında Brezilya’da kayıtlı parti sayısı 30’a ulaşmışken –1985 öncesi bu sayı iki parti ile sınırlıydı– aynı yıl Kongreye 17 parti girmeyi başarmış, 2006’da bu sayı 21’e ulaşmıştır. [ Mark Kesselman vd., Introduction to Comparative Politics: Politics Challenges and Changing Agendas, (Wa- dsworth, Cengage Learning: 2013), s. 416-419. ]

Dolayısıyla, başkanın siyasi ajandasını ve yasalaştırmayı arzu ettiği yasa tek- liflerini hayata geçirebilmesi koalisyonların kurulmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Ancak Brezilya’da parti disiplininin zayıflığı, yürütme ve yasama organları arasındaki etkileşimin nasıl sonuçlanacağı konusunu muğlak bırakmaktadır. Devlet başkanının partisi Kongrede çoğunluğu elinde bulunduruyorsa, partisinin parti disiplinine riayet etmesi, kendisi açısından son derece önemli bir avantaj olabilmektedir. Diğer taraftan parçalanmış bir parti sisteminin yer yer avantajları da olabilmektedir. Zira başkan, başka partilerden kişileri kendisini desteklemeleri için ikna edebileceği gibi, böyle durumlarda çoğunluğun kendisine karşı organize bir şekilde muhalefet etme imkânını da azaltmaktadır. [ Scott Mainwaring “Multipartism, Robust Federalism, and Presidentialism in Brazil,” Ed. Scott Mainwaring, Matthew Soberg Shugart, Presidentialism and Democracy in Latin America, (Cambridge University Press, Camb- ridge: 1997), s. 55-109, s. 81.  ]

Brezilya’da dört büyük parti bulunmaktadır.  Brezilya Demokratik Hareketi Partisi (PMDB) 1966’da kurulmuştur ve 1964’te yönetime el koyan askeri idareye karşı tavır almış bir partidir. Sonraki yıllarda eski popülerliğini kaybetmiş olsa da, PMDB hala Brezilya siyasetinde önemli bir aktör ve koalisyon hükümetlerinde aranan ve tercih edilen “catch-all-party” konumunda bir partidir.

İşçi Partisi (PT) 1980’de sendika yöneticileri, entelektüeller, sosyal hareketler ve kilise gruplarının bir araya gelmesi sonucu kurulmuştur. Yıllar içerisinde sosyalist çizgisini sosyal demokrasiye kaydırabilmiştir. 2003-2010 arası Brezilya devlet başkanlığı görevini yürütmüş olan Luiz Inäcio Lula da Silva ve 2011’den bu yana aynı görevde bulunan Dilma Rousseff PT mensubudurlar.

Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi (PSDB) 1988’de PMBD partisinden ayrılanlar tarafından kurulmuştur.  1994’teki ve 1998’deki başkanlık seçimini PSDB kazanmıştır. 2002’den bu yana muhalefet görevini üstlenmiş olan PSDB, eyaletler nezdinde oldukça güçlüdür. PSDB son zamanlarda daha çok merkez-sağ bir parti olarak ön plana çıkmaya başlamıştır.

Son olarak, Demokratlar (DEM), 2007 yılında Liberal Cephe Partisi’nden (PFL) ayrılanlar tarafından kurulmuştur. PFL ise 1984’te askeri diktatörlüğe karşı duranların bir araya gelerek partileştiği bir platform olarak ortaya çıkmış ve uzun yıllar PSDB’nin müttefiki konumunda  ülke yönetimine iştirak etmiştir. Geçmiş yıllarda birçok eyalette de etkili konumda olmayı başarabilen DEM, son yıllarda başarısız bir görüntü çizmeye başlamıştır. [ Juan Albarracin, “Politische Parteien und Parteiensystem”, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das Politische System Brasiliens, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 157-174, s. 159. ]

Meksika

Meksika’da siyasal parti sistemini üç döneme ayırmak mümkündür.  Buna göre,1946-1988 döneminde mevcut olan parti sistemi “hegemonyal parti” sistemi özelliği gösterirken, 1991-1994 dönemi “hâkim parti” sistemi işaretlerini barındırmıştır. 1997’den bugüne kadar ise Meksika siyasal parti sistemi “ılımlı-çoğulcu parti” sistemi niteliği taşımaktadır. Ancak böyle bir duruma gelinmesinde modernleşme süreci ve seçim sistemi reformları gibi çeşitli faktörlerin etkisi olmuştur ve sonunda bir yenilenme ile neticelenmiştir. [ Mario Alberto Huaracha, “Parteiensystem und Politische Parteien in Mexiko: Von der Hegemonie zum Pluralismus”, Ed. Barbara Schröter, Das politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien 2015), s.227-248, s. 228. ]

Bu değişim sonucunda Meksika’da başkanın ülkenin kurucu partisi konumundaki Kurumsal Devrim Partisi (PRI) üzerindeki kontrolü  oldukça azalmış durumdadır. PRI’nin yeni genel başkanı ve başkan adayının artık bir önceki kişi tarafından belirlenmeyeceği ve daha şeffaf ve demokratik çerçeveye uygun bir şekilde adayların belirleneceği ilkesi benimsenmiş, dolayısıyla başkanın partisinde- ki belirleyici gücü de ortadan kalkmaya başlamıştır. [ Clarissa Heisig, “Exekutive Gewalt in Mexiko: Praesidentialismus”, Ed. Barbara Schöter, Das Politische Sys- tem Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 123-140, s. 132.  ]

Bugün Meksika’da 1929-2000 arası hüküm sürmüş ve 2012’de tekrar başkanlık seçimini kazanmış olan PRI’den başka iki büyük siyasi partiden daha bahsetmek mümkündür.  Bunlardan ilki, halkçı Ulusal Hareket Partisi’dir (PAN). 2000 yılında PRI haricinde ilk defa bir başkanın seçimi kazanmasında PAN’ın katkısı büyüktür; çünkü Meksika’nın 69. devlet başkanı Vicente Fox Quesada PAN’ın adayı olarak seçimlere katılmıştır. Her ne kadar 1939’da kurulan PAN’a geçmiş yıllarda “gerici ve dini eğilimli” bir parti olduğu yönünde sıfatlar yakıştırılmış olsa da, bu benzetmeler tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Yine de PAN’ın Meksika’da kilisenin haklarını savunduğu ve sosyalist eğilimlere de karşı durduğu bir gerçektir. [ Hans-Rudolf Horn, “Grundzüge und Probleme des Mexikanischen Rechtssystem”, Ed. Barbara Schröter, Das politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 157–174, s. 159. ]

Meksika’daki diğer büyük siyasi parti ise 1989 yılında kurulan Demokratik Devrim Partisi’dir (PRD). Sol partilerin parçalanmış ve geçmişte ağırlıklı olarak illegal faaliyetler içerisinde oldukları görüntüsüne  son vermeyi başarmış olan PRD, büyük bir sol parti olarak bazı küçük sol partileri de bünyesinde toplama becerisi gösterebilmiştir. [ Harvey F. Kline ve Howard J. Wiarda, Latin American Politics and Development, (Westview Press: 2011), s. 401. ]

Arjantin

Arjantin’de partili başkanlık sistemi bulunmamaktadır. Başkanın başkanlık seçim sürecinde bir siyasi partiyle bağı bulunması gerekmektedir ancak başkan seçildikten sonra partisiyle resmi bağı ortadan kalkmaktadır. Aynen ABD ve diğer örneklerde olduğu gibi başkan ile partisi arasındaki ilişki farklı şekillerde devam etmektedir. Bu durumun  en önemli sebebi Arjantin’de tarihi olarak güçlü siyasi geleneklerin ve partilerin varlığıdır. Ayrıca, Brezilya gibi bazı Latin Amerika ülkeleriyle karşılaştırıldığında, Arjantin’de parti disiplini görece daha sıkıdır.

Arjantin çok-partili bir siyasi yapıya sahiptir. İki veya üç siyasi parti veya koalisyon ve bunlara ek olarak daha küçük partiler Kongrede temsil edilmektedir. En güçlü siyasi parti, 1946’dan beri varlığını sürdüren soltandanslı Adalet Partisi’dir (PJ). 2001’de dağılmasına kadar orta-sınıf temelli Radikal Sivil Birlik ikinci büyük siyasi parti konumunda olmuştur. Günümüzde ise Sivil Koalisyon (PS) bu rolü oynamaktadır. Partiler ideolojik olarak birbirinden ayrılmaktadır ve 1990’lardan itibaren siyasi partiler üzerinde eyaletlerin etkisi hissedilmeye başlanmıştır. Ayrıca, ideolojik fraksiyonların oluşturduğu koalisyonlar da giderek önem kazanmaktadır.

Şili

Şili’de partili başkanlık sistemi bulunmamaktadır. Başkanın başkanlık seçiminden sonra partisiyle resmi ilişkisi sona ermektedir. Ancak bununla birlikte Şili’de güçlü parti yapılarının varlığı nedeniyle başkanın partisiyle ilişkisi başkan seçildikten sonra da farklı şekillerde devam etmektedir. Şili’de günümüzde Kongre, ağırlıklı olarak ideolojik skalada merkezde yer alan Hristiyan Demokrat Parti (PDC), muhafazakâr Bağımsız Demokratik Birlik (UDI) ve solcu Sosyalist Parti (PS) vekillerinden oluşmaktadır. 2014’te ikinci kez göreve gelen Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet ise Sosyalist Parti’dendir.

Güney Kore

Güney Kore’de partili başkanlık sistemi bulunmamaktadır. Başkan başkanlık seçiminden sonra partisiyle resmi ilişkilerini sonlandırmak zorundadır. Ancak Güney Kore’de güçlü parti yapılarının varlığı nedeniyle başkanın partisiyle ilişkisi gayrı-resmi şekillerde devam etmektedir.

Güney Kore çok-partili bir siyasi yapıya sahiptir. Bu partilerden ikisi hâkim durumdadır.  Bu partiler muhafazakâr-sağ Saenuri Partisi (NFP, Şubat 2012’den itibaren Büyük Ulusal Parti adını almıştır) ve liberal demokrat Demokrasi İçin Yeni Siyasi İttifak’tır (NPAD, Mart 2014’te Demokrat Parti ve Yeni Siyaset Vizyonu Partisi’nin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır). Diğer partiler sosyalist Birleşik Terakki Partisi (UPP) ve Adalet Partisi’dir. Partiler siyasi-ideolojik olarak birbirinden ayrılır ve parti disiplini yüksektir. 

YASAMA ORGANININ YAPISI

ABD

ABD’nin yasama organı, Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere çift-meclisli Kongreden oluşmaktadır. Kongrenin üst meclisi Senato, doğrudan halkın seçtiği ve her eyaletten iki temsilcinin yer aldığı 100 üyeli bir meclistir. [ABD Anayasası, m. 1.3.1. Steven S. Smith, Jason M. Roberts ve Ryan J. Vander Wielen, The American Cong- ress, (Cambridge University Press, Cambridge: 2006).] Her eyaletten eşit sayıda üye gelmesiyle bir yandan eyaletlerin bir birim olarak temsilinin sağlanması diğer yandan da kuzeyli-güneyli, zengin-fakir ve küçük-büyük gibi eyaletler arası farkların giderilmesi amaçlanmaktadır. Senatörlerin seçiminde her eyalet sınırları bir seçim bölgesi olarak ele alınmaktadır.

ABD’de Temsilciler Meclisi 435 üyeden oluşmaktadır. Her eyalet Meclise en az bir üye göndermekte ve nüfus yoğunluğuna göre Mecliste temsil edilmektedir. Alaska, Delaware, Montana, Kuzey Dakota, Güney Dakota, Vermont ve Wyoming birer üye ile temsil edilmektedir. Her eyaletin çıkaracağı milletvekili sayısı oranında seçim bölgesi mevcuttur. [ Steven S. Smith, Jason M. Roberts ve Ryan J. Vander Wielen, The American Congress, (Cambridge University Press, Cambridge: 2006), s. 57. ]  Federal bölge (D.C.), Amerikan Samoası, Guam, Porto Riko ve Virgin Adaları gibi ABD’ye bağlı bölgeler Temsilciler Meclisinde temsil edilmekte ancak oy kullanamamaktadırlar.

Brezilya

Brezilya’da  yasama organı, 1988’de  kabul edilen anayasayla birlikte çift-meclisli Kongredir. 513 üyeli Temsilciler Meclisi, her bir eyaletin nüfus yoğunluğuna oranla temsil edildiği milletvekillerinden oluşmaktadır. [ Brezilya Anayasası, m. 44.1. ]  Buna göre her eyalet Temsilciler Meclisine en az 8, en fazla 70 milletvekili gönderebilmektedir. Ancak bu, sistem eleştirilerini de beraberinde getirmektedir. Örneğin, Roraima eyaletinde bir milletvekilinin temsil ettiği vatandaş sayısı 49 bin iken Sao Paulo eyaletinin bir milletvekili 590 bin vatandaşı temsil etmektedir.

81 üyeli Senato için ise Brezilya Federasyonu’nda bulunan 26 eyaletten ve özel federal bölgeden üçer senatör seçilmektedir. [ Brezilya Anayasası, m. 46.1. ]

Meksika

Meksika’da yasama organı Senato ve Temsilciler Meclisinden oluşan çift-meclisli Kongredir. Senatoda 128 üye yer almaktadır. Senatoda eyaletler ve federal bölge, mutlak oy çoğunluğu esasına göre seçilmiş iki senatör ile temsil edilmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 56. ]

Temsilciler Meclisinde ise 300’ü oy çoğunluğu esasına göre, 200’ü ise nisbi temsil esasına göre seçilmiş 500 üye bulunmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 52. ]  Temsilciler Meclisine oy çoğunluğuna göre seçilen 300 milletvekiline, her eyalet en az 2 milletvekili ile katkıda bulunmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 53. ]

Arjantin

Arjantin’de yasama organı iki-meclisli Ulusal Kongredir. Kongrenin alt kamarası Temsilciler Meclisinde 257 milletvekili bulunurken,  Kongrenin üst meclisi Senatoda 72 senatör yer almaktadır. Temsilciler Meclisi milletvekilleri nisbi temsil esasına göre belirlenirken, [ Arjantin Anayasası, m. 45. ] Senato 24 eyaletin her birisinin 3 temsilci göndermesiyle şekillenmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 54.  ] Senatörlerin ikisi oyların çoğunluğunu alan partiden, üçüncü senatör ise ilk sıradaki azınlık partisinden gelmektedir.

Şili

Şili’de yasama organı diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi çift-meclisli bir Ulusal Kongreden oluşmaktadır. Temsilciler Meclisi 120, [ Şili Anayasası, m. 43. ] Senato üyeleri ise 38 üyeden oluşmaktadır. [ Şili Anayasası, m. 45 ]

Güney Kore

Güney Kore’de yasama organı tek kamaralı Ulusal Meclisten oluşmaktadır. Şu anki Mecliste 300 vekil bulunmaktadır. [ Güney Kore Anayasası, m. 40. ]

YASAMA ORGANINA SEÇİLME ŞARTLARI

ABD

ABD’de Kongre üyelerinin seçilme şartları göz önüne alındığında, senatörlerin asgari olarak 30 yaşında ve dokuz yıldır ABD vatandaşlığına sahip olmaları gerekmektedir. [ ABD Anayasası, m. 1.3.3. ] Temsilciler Meclisi milletvekillerinin ise asgari 25 yaşında ve yedi yıldır ABD vatandaşlığına sahip olmaları gerekmektedir. [ ABD Anayasası, m. 1.2.2.  ]

Brezilya

Brezilya’da Kongre için aday olacaklar doğuştan Brezilya vatandaşlığına ve politik haklarını kullanma bakımından yeterli şartlara sahip olmak zorundadırlar. Temsilciler Meclisi milletvekilleri en az 21 yaşını doldurmuş adaylardan seçilmektedir. Senato adaylarının ise en az 35 yaşını doldurmuş olmaları gerekmektedir. [ Brezilya Anayasası, m. 44. ]

Meksika

Meksika’da Temsilciler Meclisine aday olabilmek için en az 21 yaşında ve Meksika vatandaşı olma şartıyla birlikte, en az altı ay seçim bölgesinde ikamet etmiş olma şartı aranmaktadır. [ Meksika Anyasası, m. 55. ]  Senatoya aday olmak için ise 25 yaşını doldurmuş olmak ve doğuştan Meksika vatandaşlığına sahip olmak gerekmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 58.  ]

Arjantin

Arjantin Senatosuna seçilebilmek için 30 yaşını doldurmuş olmak, en az altı yıldır Arjantin vatandaşı olmak, yeterli maddi gelire sahip olmak, aday olunan eyalette doğmuş olmak ya da son iki yıldır orada yaşamak şartları aranmaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 55. ] Temsilciler Meclisi adaylarında ise 25 yaşında olmak, en az dört yıldır Arjantin vatandaşı olmak, aday olunan eyalette doğmuş olmak ya da son iki yıldır seçim bölgesinde ikamet etmiş olma şartları aranmaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 48. ]

Şili

Şili’de Senatoya aday olmak için Şili vatandaşı olmak, oy kullanma hakkına sahip olmak, asgari 40 yaşında olmak, ve en az son üç yıldır seçim bölgesinde ikamet etmek ve en az lise mezunu veya dengi bir eğitime sahip olmak şartları aranmaktadır. [ Şili Anayasası, m. 46. ] Temsilciler Meclisi adaylığı için ise Şili vatandaşı olmak, asgari 21 yaşında olmak, en az lise mezunu veya dengi bir eğitime sahip olmak ve en az son üç yıldır da seçim bölgesinde ikamet etmek şartı mevcuttur. [ Şili Anayasası, m. 44. ]

Güney Kore

Tek-meclisli Ulusal Meclise seçilme şartları arasında asgari 30 yaşında olmak ve Kore vatandaşı olmak bulunmaktadır. [ Güney Kore Anayasası, m. 41. ]

YASAMA ORGANININ SEÇİM SÜRECİ VE GÖREV SÜRESİ

ABD

ABD’de Temsilciler Meclisi için iki yılda bir seçim yapılmaktadır ve bu seçimde tüm üyeler yeniden belirlenmektedir. [ ABD Anayasası, m. 1.2.1. ] Seçim dar bölge seçim sistemi esasına göre yapılmaktadır. Seçimlerin aralığı ve seçim sistemi noktasındaki bu tercihler temsilcilerin halka yakın olması amacını taşımaktadır. Seçmenlerin partiye değil, daha çok adaya oy attıkları göz önünde bulundurulması gereken bir önemli durumdur.

Senato üyeleri altı yıl için seçilirler. İki yılda bir yapılan seçimlerle Senatonun üçte biri yenilenir. [ ABD Anayasası, m. 1.3.2.  ] Dolayısıyla, Senatonun üçte ikisi her daim deneyimli üyelerden oluşur ve böylece yasama organında istikrar ve devamlılık sağlanmış olur.

Brezilya

Brezilya’da Senato ve Temsilciler Meclisinden oluşan Kongrenin üyeleri doğrudan halkoyuyla seçilmektedir ve bu seçimler bütün ülkede aynı anda gerçekleştirilmektedir. Temsilciler Meclisi milletvekili seçimi, açık aday listesi ve nisbi temsil sistemi ile gerçekleşmektedir. [ ACE Electoral Knowledge Project: Brazil, http://aceproject.org/ace-en/topics/es/esy/esy_br ] Üyeler Meclise dört yıllığına seçilmektedir ve her seçimde tüm üyeler yenilenmektedir.

Senatoya baktığımızda ise, her eyalet ve federal bölge sekiz yıllığına üç senatör seçmekte ve her senatör iki yedeğiyle birlikte seçilmektedir. Seçimlerden sonraki dördüncü  yılda Senato üyelerinin üçte biri, sekizinci yılın sonunda ise üçte ikisi yenilenmektedir. [ Brezilya Anayasası, m. 46. ]

Meksika

Meksika’da 500 üyeden oluşan Temsilciler Meclisinin üyelerinin 300’ü nisbi temsil usulüyle çoklu geniş bölgeden seçilmektedir. Geriye kalan 200 milletvekili ise dar bölge seçim usulüyle beş bölgenin her birinde 40’ar üye olması gözetilerek seçilmektedir. [ José Reynoso Núñez, “Das Mexikanische Wahlsystem und Seine Reformen”, Ed. Barbara Schröter, Das Politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 215-226, s. 216. ] Temsilciler Meclisi üyelerinin görev süresi üç senedir ve tekrar seçilmek için en az bir dönem ara vermeleri gerekmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 51. ]

Devlet başkanı ile eş zamanlı seçilen 128 üyenin yer aldığı Senatoda senatörlerin görev süreleri altı yıldır. [ Meksika Anayasası, m. 56. ] Senatoya seçilme doğrudan halkoyuyla gerçekleşir ve bu bağlamda Meksika’da bulunan 31 eyalet ve federal bölgeden üçer üye Senatoya seçilir. Buna göre 32 seçim bölgesinden ilk iki koltuk nisbi seçim usulüne göre belirlenirken, üçüncü senatör koltuğu ise en güçlü azınlık oyuna sahip olana verilmektedir. Kalan 32 senatör ise ulusal anlamda bir seçim bölgesi işlevi gören bir listeden belirlenmektedir. [ José Reynoso Núñez, “Das Mexikanische Wahlsystem und Seine Reformen”, Ed. Barbara Schröter, Das Politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 215-226, s. 217.  ] Senato seçim sisteminde yer alan enteresan bir detay, her eyaletteki dört üyenin birisinin seçimlerde ikinci olan partinin adayına ait olmasıdır. Bu karışık seçim sisteminin amacı küçük partilerin de Senatoya girebilmesini sağlamaktır. Her iki meclise de seçilen üyeler tıpkı başkan gibi tekrar seçilememektedirler.

Bununla birlikte, Meksika’da daha önce yüzde 2 olan seçim barajı 2013 reformuyla birlikte yüzde 3’e çıkarılmıştır. Aynı zamanda, Temsilciler Meclisinde bir parti en fazla 300 koltuğa sahip olabilir ve koltuk sayısı kazanılan oy oranını en fazla yüzde 8 oranında aşabilir. Bir parti oylarını nisbi seçim usulüne göre elde eder ve yüzde 8’lik kuralı geçerse, bu durumda yüzde 8’lik kural geçerli olmaz. [ José Reynoso Núñez, “Das Mexikanische Wahlsystem und Seine Reformen”, Ed. Barbara Schröter, Das Politische System Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 215-226, s. 216. ]

Arjantin

Arjantin Temsilciler Meclisi üyeleri dört yıllığına 23 bölge ve federal Buenos Aires şehrinden oluşan seçim bölgelerinde nisbi temsil sistemine göre seçilir. Her iki yılda bir Meclisin yarısı yenilenir. Hangi adayların iki yıl sonra yenileneceği ilk oturumdaki kura seçimiyle belirlenir. [ Arjantin Anayasası, m. 50. ]

Arjantin Ulusal Kongresi’nin diğer meclisi olan Senatoya seçilenler ise 23 bölge ve Buenos Aires şehrinden üçer aday altı yıllığına seçilmektedirler. Senatörler sayısız defa tekrardan seçilebilirler. Senatonun üçte biri her iki yılda bir ya- pılan seçimlerle yenilenmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 56. ] Buenos Aires senatörlüklerinin ikisi en fazla oy alan parti ya da koalisyona, diğer bir sandalye ise ikinci sıradaki parti ya da koalisyona verilir. Senatonun üçte biri her iki yılda bir yenilenir.

Şili

Şili’de Senato üyeleri 38 kişiden oluşmaktadırlar ve sekiz yıllık bir görev süresi söz konusudur. Dört yılda bir Senatonun yarısı yenilenir ve tekrar seçilme imkânı mevcuttur. [ Şili Anayasası, m. 45. ]  1980 Anayasası, Senato seçimlerine bir hayli karmaşık olan bir seçim sistemi getirmiştir. Buna göre bazı senatörler genel oyla seçilirken, belli sayıdaki senatörler ise adlî kurumların ve ordunun içinden gelir. Bu seçim sisteminin, korporatif ilkelerden esinlenerek bazı çevrelerin temsilcilerini Senatoda bulundurmaya yönelik işlev gördüğü iddia edilmektedir.

Temsilciler Meclisi ise 120 üyeden oluşmakta ve “binomial” seçmen bölgeleri diye adlandırılan farklı bir sistem üzerinden seçilmektedirler. Milletvekillerinin tekrar seçilmeleri de mümkündür. [ Şili Anayasası, m. 43. ]

Güney Kore

Güney Kore Ulusal Meclisi, halkın doğrudan ve gizli oylarıyla belirlenir. Vekiller dört yıllığına seçilir. [ Güney Kore Anayasası, m. 42.  ] Meclis, Anayasaya göre en az 200 vekilden oluşmak zorundadır. Meclisteki temsilcilerin bir kısmı dar bölge sistemine göre belirlenirken, geri kalan kısmı partilerin ülke genelinde aldıkları nisbi oy oranına göre partilerin belirlediği isimlerden oluşur. Mevcut Meclisin 246 temsilcisi dar bölge sistemine göre seçilmişken, geri kalan 54 temsilci ise partilerin ülke genelinde nisbi temsil esasına göre belirlenmiştir.

YASAMA ORGANININ GENEL YETKİLERİ

ABD

ABD’de Kongrenin görev ve yetkileri anayasanın birinci maddesinin sekizinci bölümünde sıralanmaktadır. Kongre vergi, harç, gümrük, üretim ve tüketim vergisi belirlemek ve toplamak, kamu borçlarını ödemek ve devletin ortak savunmasını ve genel refahını sağlamakla yükümlüdür. Yine, devlet adına borç almak, yabancı ülkelerle, eyaletler arasında düzenlemekle yükümlüdür. Ayrıca, devletin tümünde vatandaşlığa geçiş için tüm eyaletlerde geçerli olacak olan tek bir kural uygulamak ve iflaslar konusunda tek yasa koyma gücüne sahiptir. Madeni para basmak, bunun değeri ile birlikte yabancı paraların değerini düzenlemek ve ağırlık ve de ölçü standartlarını saptamaktadır. Devletin tahvillerini ve kullanılan madeni paralarını taklit edenlerin cezalandırılmasını sağlamakla da yetkilidir.

Ayrıca, Kongre postane ve posta yolları kurmak, yazarlara ve mucitlere sınırlı bir süre için yazıları ve buluşları üzerinde münhasıran hak tanıyarak bilim ve yararlı sanatların gelişmesini teşvik etmekle yükümlüdür. Korsanlığı, açık denizlerde işlenen suçları ve devletler hukukuna aykırı hareketleri tanımlamak ve bunları cezalandırma yetkisine de sahiptir. Savaş ilan etmek, silahlı gemi kullanmak ve saldırıya karşılık vermek konularında yetki mektupları vermek ve karada ve denizde ele geçirilenlerle ilgili kurallar koyma gücüne sahiptir. [ ABD Anayasası, m. 1.8.  ]

Bununla birlikte, ordu kurmak ve beslemek, deniz gücü kurmak ve sürdürmek, kara ve deniz kuvvetlerinin idare ve nizamı için yönetmelikler yapmak yetkilerine de sahiptir. Yine, devletin yasalarını yürürlüğe koymak, isyanları bastırmak ve istilaları geri püskürtmek üzere milis kuvvetlerinin göreve çağrılmasını sağlamakla yükümlüdür. Milis kuvvetlerinin örgütlenmesi, donatımı ve disiplini, subayların atanması ile milis kuvvetlerinin Kongre tarafından saptanan kurallara göre eğitimi yetkisi eyaletlere bırakılmak üzere, bu milis kuvvetlerinin devletin hizmetinde kullanılacak bölümüne emir ve komuta sağlamak gücüne sahiptir. Belirli eyaletlerin feragat etmesi ve Kongrenin de kabulüyle devletin başkenti olacak bölgede her hususta özel yasama yetkisini kullanmak ve eyalet yasama meclisinin rızası ile o eyalette yapılacak kaleler, cephane depoları, askeri donatım depoları, tersaneler ve diğer gerekli binalar için satın alınan yerler üzerinde aynı yetkiye sahip olmak yetkisini elinde bulundurmaktadır. Son olarak, daha önce belirtilmiş olan yetkilerin ve anayasa ile devletin ya da devletin herhangi bir dairesine ya da görevlisine verilmiş bütün diğer yetkilerin yerine getirilmesi için gerekli ve uygun bütün yasaları yapmak yetkisine sahiptir. [ ABD Anayasası, m. 1.8. ]

Brezilya

Brezilya’da Kongrenin genel yetkileri arasında vergi koymak, toplamak ve gelirlerin dağıtımı sağlamak; kalkınma planlarını, bütçe direktifleri, yıllık bütçe ve kredi işlemleri, kamu borcu ve para basımını gerçekleştirmek; silahlı kuvvetlerin kuruluşunu ve gerektiğinde gerekli değişimlerin yapılmasını yönetmek; ulusal, bölgesel ve sektörel kalkınma plan ve programları geliştirmek; ulusal hava, deniz ve kara sınırları ile varlıklarını belirlemek; eyaletlerin sınırlarının değiştirilmesi veya toprakların bölünmesini gerçekleştirmek; genel af ilan etmek; kamusal makam, mevki ve işlevlerin ihdas edilmesi ve değiştirilmesini sağlamak; telekomünikasyon ve radyo yayınlarını düzenlemek; mali ve parasal meseleler, finansal kurumlar ve bunların işlemlerini gözetmek; para birimini ve para basmanın sınırlarını düzenlemek; federal devlet borcunun miktarını ayarlamak bulunmaktadır. [ Brezilya Anayasası, m. 48. ]

Ayrıca, ulusal servete yükümlülük getiren uluslararası anlaşma ve yasaları karara bağlamak; savaş açmak, barış yapmak ve yabancı ülkelere asker göndermek; yabancı ülke askerlerinin ülkeye girişi konusunda  başkana yetki vermek; başkan ve başkan yardımcısının ülke dışında bulunacakları süre 15 günü aşacaksa ülkeden çıkmalarına izin vermek; olağanüstü hal, federal müdahale ve sıkıyönetim durumlarını onaylamak; Kongreyi geçici olarak ülke içinde başka bir yere taşımak; Kongre üyeleri, başkan ve başkan yardımcısının ödeneklerini belirlemek; başkanın hesaplarını incelemek ve hükümet planlarının uygulanmasıyla ilgili raporları görüşmek; doğrudan veya meclislerden biri vasıtasıyla yürütmenin eylemlerini izlemek ve denetlemek; yasama yetki alanını diğer erkler karşısında korumak; referanduma gidilmesine ve plebisit düzenlenmesine izin vermek; radyo ve televizyon istasyonlarına ruhsat verme ve yenileme işlemlerini görüşmek; Sayıştay üyelerinin üçte ikisini seçmek ve yürütmenin nükleer faaliyetlerle ilgili girişimlerini onaylamak yetkileri bulunmaktadır. [ Brezilya Anayasası, m. 49.  ]

Meksika

Meksika’da Kongrenin yetki ve görevleri arasında yeni eyaletleri (devletleri) birliğe kabul etmek; nüfusu 80 bin olan ve siyasi varlığını sürdürebilecek kaynaklara sahip toprakları eyalet yönetim birimlerine dönüştürmek; mevcut eyaletlerin sınırları içerisinde gerektiğinde yeni eyalet yönetim birimleri kurmak; eyaletlerin sınırlarını kalıcı bir şekilde belirlemek ve toprakların bölüşümünden kaynaklanan sorunları çözmek; federasyonun yüksek yetkilerinin konumunu değiştirmek; federal bölgeyi ilgilendiren ve anayasada belirlenen alanlarda yasa yapmak; bütçedeki giderleri karşılamak için vergi koymak; hükümetin borç alımını düzenlemek; eyaletler arasında ticaretin sınırlandırılmasını engellemek; ülke genelinde hidrokarbon, madencilik, sinema endüstrisi, ticaret, şans oyunları, bankalar ve elektrik gücü hususlarında ve işçi hakları konusunda yasa çıkarmak; devlete ait kamu görevlilerinin ücretlerini ayarlamak; savaş ilan etmek; ordu kurmak ve beslemek; vatandaşlığa, yabancıların hukuki statüsüne ve toplumun genel sağlığına yönelik kanunlar çıkarmak; iletişim araçları, posta hizmetleri ve su kaynaklarının kullanımı hususunda kanun yapmak; para basmak ve değerini belirlemek; ölçü ve ağırlık birimlerini saptamak; boş alanların istimlak edilmesi ve fiyatının belirlenmesini sağlamak; devlete karşı işlenen suçları tanımlamak ve cezaları belirlemek ve af ilan etmek yer almaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 3.73. ]

Arjantin

Arjantin’de Kongre yasa yapma yetkisinin yanı sıra başka birçok yetkiye sahiptir. Başlıca yetkileri arasında, gümrük vergisini düzenlemek; dolaylı ve dolaysız vergileri düzenlemek; federal bankayı kontrol etmek, iç ve dış borçlanmaları düzenlemek; ulusal toprakların kullanımını ve satışını düzenlemek; bütçe yapmak, para basmak, sınır güvenliğini sağlamak; ülke sınırlarını belirlemek; dış ticareti düzenlemek; sivil, ticari, ceza, madencilik, ticaret ve sosyal güvenlik yasalarını uygulamak; Arjantin yerlilerinin etnik ve kültürel varlığını tanımak; ulusal eğitimi düzenlemek; insani ve ekonomik gelişme ve sosyal adaleti sağlamak; uluslararası anlaşmaları onaylamak veya reddetmek; insan haklarının korunmasını gözetmek; egemenliği etkileyen ulus-ötesi kuruluşlara üyeliği onaylamak; savaş ganimetlerini düzenlemek; ordu kurmak ve beslemek; yabancı güçlerin ülkeye girişine izin vermek; ülkenin bir bölümünün  kuşatılmasını ilan etmek veya kaldırmak; başkentin yasama işlerini yürütmek; eyaletlere federal hükümetin müdahale etmesi emrini vermek bulunmaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 75.  ]

Şili

Şili Kongresi genel olarak uluslararası anlaşmaları onaylamak veya reddetmek ve olağanüstü halin detayları ile ilgili konularda karar veren mercii olarak ön plana çıkmaktadır. [ Erdal Abdulhakimoğulları, Başkanlık Sistemi – Şili, (AK Parti AR-GE Başkanlığı, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri, Ankara: 2013), s. 193-206, s. 197; 1980 Şili Anayasası madde 54. ] Kongrenin alt meclisi olan Temsilciler Meclisinin ise hükümetin işleyişini gözetmek yetkisi ağırlık taşımaktadır. [ Şili Anayasası, m. 48. ] Vergi kanunları koymak ve bütçenin idare edilmesine yönelik yasalar yapmak da Temsilciler Meclisinin yetkileri kapsamındadır. [ Şili Anayasası, m. 62. ]

Şili’de Senato daha çok hükümetin eylemlerinin gözetilmesinde juri görevi görmektedir. Ayrıca, vatandaşlık haklarının iade edilmesi de Senatonun yetkisi kapsamındadır. Yine, yabancı ülke vatandaşlarına Şili vatandaşlığı verme yetkisini de elinde bulundurmaktadır. [ Şili Anayasası, m. 49. ] Genel af çıkarmak için yasa yapma yetkisi de Senatodadır. [ Şili Anayasası, m. 62. ]

Güney Kore

Güney Kore’de yasama organının yasa yapma yetkisinin yanı sıra yürütmenin sunduğu  bütçeyi görüşmek ve denetlemek; [ Güney Kore Anayasası, m. 54. ]  uluslararası anlaşmaları onaylamak; [ Güney Kore Anayasası, m. 60.1. ]  savaş ilan etmek; [ Güney Kore Anayasası, m. 60.2. ] devlet başkanını anayasayı ihlal etmek ve anayasada belirtilen diğer suçlar nedeniyle azletmek (başkanın azil kararının görüşülmesi için Mecliste oy çoğunluğunun onayı gerekirken, azil kararının alınabilmesi için üçte iki çoğunluğun evet oyu vermesi gerekir); [ Güney Kore Anayasası, m. 65. ] başbakanın veya kabine üyelerinin görevden uzaklaştırılmasını talep etmek (bu talep üçte bir veya daha fazla oy ile Meclis gündemine gelirken, onaylanması için Mecliste çoğunluğunun evet oyu gerekmektedir); [
Güney Kore Anayasası, m. 63. ] yüksek devlet memurlarının azletmek veya görevden alınması teklif etmek; [ Güney Kore Anayasası, m. 61.2 ] vergi koymak; [ Güney Kore Anayasası, m. 59. ] devlet yönetimini incelemek ve denetlemek [ Güney Kore Anayasası, m. 61.1.  ] gibi yetkileri bulunmaktadır.

YASAMA ORGANININ YÜRÜTME ORGANINA KARŞI YETKİLERİ

ABD

ABD’de Kongrenin yürütmeye karşı yetkileri arasında ilk olarak Senatonun “başkan vekilharcı” (president pro tempore) seçmesidir. [ ABD Anayasası, m. 1.3.5.  ] Vekilharcı, devlet başkan yardımcısından sonra Senatonun ikinci en yetkili kişisidir ve onun yokluğunda Senatoya başkanlık eder. Aynı zamanda, vekilharcı başkan yardımcısı ve Temsilciler Meclisi başkanından sonra başkanın üçüncü sıradaki halefi konumundadır. Bu sıralamaya göre devlet hiyerarşisinde dışişleri bakanından önce gelmektedir.

Yasama ile yürütmenin karşı karşıya kaldığı bir başka durum da Kongrede her iki meclisin de çoğunluğunun kararıyla bir yasa yapıldığında yasanın onay için başkana sunulmasında gerçekleşmektedir. Başkan yasayı 10 gün içerisinde onaylayabilir ya da yeniden görüşülmek üzere Kongreye gönderebilir. Yasanın olduğu gibi geçmesi için Kongrede hem üst hem de alt kanadında yasanın üçte iki çoğunlukla geçmesi gerekmektedir. [ ABD Anayasası, m. 1.7.3. ]

Yasama ile yürütmenin etkileşime girdiği bir başka husus ise “yasama veto- su”dur. Bu veto, Kongre tarafından kabul edilmiş olan ancak yasanın uygulanmasına başkan ve yürütmeye çok geniş yetkiler sunan bir yasa bağlamında değerlendirilmektedir. Buna göre Kongre, ilgili yasada ileride gerekli gördüğü takdirde yeniden düzenleme amaçlı müdahale edebileceğine yönelik bir şerh koymaktadır. Bu durum, özellikle yasanın başkan tarafından uygulanması sırasında Kongrede bir memnuniyetsizlik doğduğunda devreye girebilmektedir. Her ne kadar ABD Yüksek Mahkemesi 1998 yılında yasama vetosu yöntemini anayasaya aykırı bulmuş olsa da, Kongre bu yöntemi yer yer kullanmaya devam etmekte, yürütme erki de buna karşı çıkmamaktadır.

Ayrıca, ABD’de yasama organı başkanın uluslararası anlaşmaların imzalaması, diplomatların ataması, yüksek düzey devlet görevlilerini görevlendirmesi ve Yüksek Mahkeme yargıçlarının atamasında yetkiye sahiptir. Başkanın bu yetkilerinin yerine getirilmesi için Senatonun üçte iki çoğunluğunun onayını alması gerekmektedir. [ ABD Anayasası, m. 2.2.2.  ]

Brezilya

Brezilya’da yasama organının yürütme karşısındaki yetkileri arasında devlet başkanının savaş ilan etme, barış imzalama ve yabancı silahlı güçlerin ülke topraklarını kullanmasına izin verme kararlarını onaylamak bulunmaktadır. Ayrıca, baş- kan ve başkan yardımcısının, ülkeyi 15 günden fazla bir süre için terk etmeleri gerektiğinde, Kongrenin onayını alması mecburidir. Yine, hükümetin savunma, federal askeri güçlerin müdahalesi veya kuşatma gerçekleştirilmesi kararlarını uygulayabilmek için Kongreden onay alması gerekmektedir. Buna ek olarak, yürütme organının normatif eylemlerinde kendi yetki alanının dışına çıkması ya da yasamanın müsaade ettiği sınırları ihlal durumunda Kongrenin bunu durdurma yetkisi vardır. Kongre, gerekli gördüğü takdirde hükümetin merkezinin ülkenin başka bir noktasına taşınmasına da karar verebilir. Her mali yıl başlangıcında devlet başkanı ve başkan yardımcısı da dâhil devlet görevlilerinin maaşlarını belirler. Yine, her mali yılın sonunda hükümetin harcamalarını inceleme yetkisine sahiptir. Yürütmenin nükleer enerjiye yönelik girişimlerini onaylar. [ Brezilya Anayasası, m. 49. ]

Bunun yanı sıra başkan tarafından belirlenen yıllık bütçe için borç limiti belirleme yetkisi de Senatoya aittir. [ Ana Galvao, “Der brasilianische Kongress und Die Parlamentarische Elite Brasiliens unter der Regierung Lula”, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 85-102, s. 88. ]  Senato ayrıca başkan, başkan yardımcısı ve bakanların görevi suiistimalden yargılanmasında, hâkimlerin, valilerin, merkez bankası üyelerinin ve cumhuriyet savcılarının seçilmesine onay vermede ve Yüksek Mahkemenin anayasaya aykırı bulduğu kanunların uygulanmasının durdurulmasında yetkilidir. [ Brezilya Anayasası, m. 52. ]

Brezilya’da başkan tarafından belirlenen bütçe 60 günlük bir zaman dilimi içerisinde Kongre ile paylaşılmadığı takdirde Temsilciler Meclisi bunu doğrudan başkandan talep edebilmektedir. Senato, Temsilciler Meclisi tarafından başlatılan buna benzer süreçlerin uygulamasını üstlenmektedir. [ Ana Galvao, “Der brasilianische Kongress und Die Parlamentarische Elite Brasiliens unter der Regierung Lula”, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 85-102, s. 88.  ]

Meksika

Meksika’da yasama organının yürütme karşısındaki yetkileri ağırlıklı olarak Senatonun dış politika ile ilgili meselelerdeki sorumluluğu ve başkanın gerçekleştirdiği atamaların onaylanması ile ilgilidir. Başkanın imzaladığı uluslararası anlaşmalar ve diplomatik sözleşmeler için Senato onayı gereklidir. Aynı şekilde, başkanın silahlı kuvvetlerin yurtdışında görev almasına yönelik talimat verebilmesi için de Senato onayı gerekmektedir. Senatonun hükümet yetkililerine yetkilerini aşan faaliyetler neticesinde Senato içerisinde bir jüri oluşturma ve bu jürinin suçlamalar ile ilgili dava açılıp açılmamasına yönelik karar verme yetkisi de bulunmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 74, 76. ]

Diğer bir yandan Temsilciler Meclisi, Senato jürisine tanınan benzer bir yetkiyle, hükümet tarafından görevin kötüye kullanılması durumunda kovuşturma açabilmekte ve jüri gibi davranabilmektedir. Dolayısıyla her iki meclisin belirli hükümet sorunlarını tartışmaya açmak ve hükümet görevlilerini sorgulama gibi güçleri bulunmaktadır. Ayrıca, boşalan başkanlık makamına geçici başkan atama yetkisi de Temsilciler Meclisindedir.

Meksika’da başkanın Kongre karşısındaki konumu  oldukça sınırlıdır. Zira yasama sürecine Kongrenin iştiraki olmadan başkanın müdahil olması mümkün değildir. [ Clarissa Heisig, “Exekutive Gewalt in Mexiko: Praesidentialismus” Ed. Barbara Schröter, Das politische Sys- tem Mexikos, (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 123-140, s. 127. ] Başkanın Kongre tarafından hazırlanan yasa tasarılarına yönelik kısmi ve genel bir veto hakkı mevcutsa da, Kongrede yer alan her iki meclisin üçte ikilik çoğunluğu ile bu veto geçersiz hale getirilebilmektedir. Dolayısıyla, yürütme erkinin icra alanı yasama ve yargı erkleri tarafından kısıtlanabilmektedir.

Arjantin

Arjantin’de yasama organının yürütme organına karşı yetkileri arasında başkan ve başkan yardımcısının istifasını kabul veya reddetmek; gerektiğinde başkan seçiminin yenilenmesi için çağrıda bulunmak; yürütme organının savaş ilanını veya barış imzalamasını onaylamak; vatana yönelik saldırılara karşılık verilmesi için yürütmeyi yetkilendirmek ve savaş ganimetlerine yönelik kararlar almak; yabancı askeri güçlerin ülke topraklarını kullanmasına onay vermek; hükümetin olağanüstü hal kararını kabul etmek ya da ertelemek; hükümetin imzaladığı uluslararası anlaşmaları onaylamak ya da reddetmek yer almaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 75.  ]

Şili

Şili Kongresinde yer alan her iki meclisin yürütme organına karşı ayrı ayrı yetki alanları bulunmaktadır. Buna göre Temsilciler Meclisi bazı mekanizmalar yoluyla yürütmenin kimi faaliyetlerini denetleyebilmektedir. Bunun için parlamenterler Mecliste oy çokluğuyla devlet başkanına iletilmek üzere yazılı bir soru önergesi verebilir. Başkan bu soruya 30 gün içerisinde cevap vermek ve ilgili bakanı aracılığıyla Meclise geri göndermek zorundadır. Başkan soru önergesine cevap vererek görevini yerine getirmiş sayılır, soru önergesi ne başkana ne de ilgili bakana bir siyasi sorumluluk yüklemektedir. [ Şili Anayasası, m. 48.1. ] Ayrıca, parlamento üyeleri hükümetten  sorumluluk alanına giren herhangi bir konuda bilgi isteyebilir, ancak bunun için Meclisin üçte bir çoğunluğunun onayı gerekmektedir. Diğer yandan yürütme tarafından sürdürülen bir faaliyete yönelik Temsilciler Meclisi bünyesinde oyların en az beşte ikisi ile soruşturma alt komisyonu kurulabilmektedir.

Ayrıca, Meclis ondan az yirmiden fazla sayıda olmamak şartıyla üyelerinin imzasıyla hükümet mensuplarının suçlu olup olmadığına karar verebilir. Suçlama devlet başkanı hakkında olabileceği gibi hükümet mensubu bakanlar için de olabilir. Bakanlar ulusun onur ve güvenliğini tehlikeye atmak, anayasayı ihlal etmek veya yasaları gerektiği gibi uygulamamak, vatana ihanet, kamu mallarını zimmetine geçirmek, rüşvet almak ve gasp suçlarıyla suçlanabilir. Aynı şekilde, yüksek yargı mensupları ve devlet görevlileri görevlerini ağır bir şekilde ihmal etmek suçlarıyla Meclis tarafından suçlanabilirler. Rütbeli ordu mensupları da ulusun onur ve güvenliğini tehlikeye atmak suçlarıyla suçlanabilirler. Valiler ve devlet yöneticileri de anayasayı ihlal etmek, vatana ihanet, kamu mallarını zimmetine geçirmek ve gasp ve halkı isyana teşvik etmek suçlarıyla suçlanabilirler. [ Şili Anayasası, m. 48.2.  ] Suçlamaların kabul edilmesi için Mecliste mutlak oy çoğunluğu gerekmektedir.

Şili’de Senatonun yetkileri arasında Temsilciler Meclisinin sunduğu suçlamaları görüşmek ve suçlamalara dair karar vermek bulunmaktadır. Suçlanan kişi eğer başkan ise, suçlama kararı üçte iki çoğunluklu alınırken, başkan dışındakiler için mutlak oy çoğunluğu yeterli olmaktadır. Yine, Senatonun bakanların neden oldukları zararlar nedeniyle yargı organlarında yargılanmasına karar verme yetkisi vardır. Devlet organları ve yüksek yargı arasındaki hukuki meselelerden dolayı ortaya çıkan çatışmaları gündemine alır.

Anayasa’da öngörüldüğü şekliyle devlet başkanının bazı kararlarına izin verme veya reddetme hakkına sahiptir. Eğer başkanın başvurusundan sonraki 30 gün içerisinde ret vermezse, başkanın kararı onaylanmış sayılır. Başkanın ülkeyi 30 günden fazla bir süreliğine terk etmesi durumunda ya da başkanlığının bitmesine 90 gün kala yurtdışına çıkmak istemesi durumunda  Senatonun onayı gerekmektedir. Başkanın akli veya fiziksel bir rahatsızlık nedeniyle görevini yerine getiremediğine karar verme ya da başkanın istifa etmesi durumunda istifa kararının geçerliliğine karar verme ve buna bağlı olarak istifayı kabul ya da reddetme hakkına sahiptir. Ancak bu süreçte öncelikle Anayasa Mahkemesinin başkanın yetersizliğini ve istifasını görüşmesi gerekmektedir. Yine, eğer başkan talep ederse başkana belli konularda fikir beyan etmek zorundadır. [ Şili Anayasası, m. 49. ]  Senato ayrıca başkan tarafından yürürlüğe konulan kararnameleri onaylama ve reddetme yetkisine de sahiptir. [ Şili Anayasası, m. 53. ]

Güney Kore

Güney Kore anayasasına göre Meclisin başkanı ve kabinenin diğer üyelerini azledebilme yetkisinin yanı sıra, başbakanı, bakanları ve diğer hükümet yetkililerini Meclise ülke yönetiminin gidişatı hakkında rapor sunmak, belli konularda görüş bildirmek ve soruları cevaplamak üzere Meclis toplantılarına çağırma yetkisi bulunmaktadır. [ Güney Kore Anayasası, m. 62. ]

BAŞKANLIK SİSTEMLERİNDE FESİH MESELESİ

Yasama ve yürütme organı ilişkilerinde fesih meselesine ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Başkanlık sisteminin en temel özelliği sert bir güçler ayrılığı öngörmesi nedeniyle yürütme ve yasama erklerinin birbirini fesih edip edememesi ve hangi şartlar ve süreçlerle fesihin gerçekleştiği meseleleri özel bir önem kazanmaktadır.

ABD

ABD’de başkan Kongreyi feshedememektedir, ancak Kongre gerekli gördüğü takdirde başkan hakkında azil, suçlandırma (impeachment) yoluyla başkanı görevden uzaklaştırabilmektedir. Bu, Kongrenin başkana yönelik en büyük kontrol mekanizmasıdır. Dolayısıyla, gerekli gördüğü takdirde bir savcı gibi hareket ederek Temsilciler Meclisi, devlet başkanını vatana ihanet, zimmete para geçirmek ya da başka ağır suçlarla suçlandırabilmektedir.

Senato hâkim olarak görevlendirilmiştir ve başkan azil söz konusu olduğunda Senatoda yargılanmaktadır. Senatoda gerçekleşecek oturuma Yüksek Mahkeme başkanı başkanlık yapmaktadır. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden:Springer Fachmedien, 2013), s. 30.  ] Azil yöntemi gereğince soruşturma başlatılması için Temsilciler Meclisi çoğunluğunun onayı, başkan hakkında kararın verilmesi için ise Senatonun üçte ikilik çoğunluğunun onayı gerekmektedir. Bu şartlar gerçekleştiğinde başkan anında görevden alınır ve başkan yardımcısı başkanlık görevine getirilir. Bugüne kadar azledilmiş Amerikan başkanı bulunmamaktadır.

1868 yılında Başkan Andrew Johnson’a [ Klaus Stüwe, “Das Politische System der USA”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Latein- und Nordamerika, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 540–582, s. 555 ]  ve 1999 yılında Başkan Bill Clinton’a karşı başarısızlıkla sonuçlanan azletme girişimleri olmuştur. [ Donald A. Ritchie, The U.S. Congress: A Very Short Introduction, (Oxford University Press, New York: 2010), S. 104-105. ]

Azil soruşturmaları  cezai değil, siyasi bir nitelik taşımaktadır. Yani azledilen hükümet mensubunun azledilmesi yalnızca resmi görevden uzaklaştırılması ve resmi göreve gelememesini kapsamaktadır. Bunun dışında ilgili şahsa yönelik mahkûmiyet gerektirecek yargılama yargının gözetiminde ve kanunlara uygun bir şekilde yapılabilir. [ ABD Anayasası, m. 1.3.7. ]

Brezilya

Brezilya’da başkana yönelik devletin varlığı, ülkenin iç güvenliği, idarede dürüst- lük, bütçe kanunu, yasama ve yargı organlarının, başsavcılık makamının, federasyon birimlerinin yetkileri, kanunlara ve yargı kurallarına riayet gibi hususlarda görevini kötüye kullanması sebebiyle araştırma komisyonları kurulabilmektedir. Temsilciler Meclisinin üçte ikilik çoğunluğunun onayıyla ya Federal Yüksek Mahkeme üzerinden ya da doğrudan Senato vasıtasıyla dava süreci başlatılarak devlet başkanı (ayrıca başkan yardımcısı ve bakanlar) suçlu bulunup görevden düşürülebilmektedir. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien”, Ed. Martin Sebaldt, Hen- rik Gast, Politische Führung in Westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften:2010), s. 196-211, s. 201.]

Bu süreç, ABD başkanlık sistemindeki azil mekanizmasına oldukça benzemektedir. Başkan, adi suçlarda Yüksek Mahkeme iddiayı kabul ettiği ve dava- ya ilişkin işlemler başlatıldığı takdirde görevden alınır. Dava 180 gün içerisinde sona ermediği takdirde başkan görevine geri dönebilse bile dava Mahkemede devam eder. Dava sonucu başkanın aleyhine sonuçlandığı takdirde başkan görevinden uzaklaştırılabilir. [ Mehmet Solak, “Koalisyoncu Başkanlık Sistemi: Brezilya”, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri: Başkanlık Sistemi, (TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, Ankara: 2015), s. 194.  ]

Meksika

Meksika’da başkan yalnızca vatana ihanet ve genel suçlardan dolayı yargılanır. Eğer suç genel bir hükmü ihtiva ediyorsa, Temsilciler Meclisi büyük jüri görevi görerek, suçlamaya yer olup olmadığı hakkında toplam üyesinin nitelikli çoğunluğu ile karar verir. Eğer oylamada başkan suçlu bulunursa, geçici olarak görevden alınır ve mahkemeye bildirilir. Resmi görevinden dolayı Senatoda yargılanıp yargılanmayacağına ise üçte iki çoğunlukla karar verilir. [ Meksika Anayasası, 2005: m. 109-, 111. ]

Arjantin

Arjantin’de başkan Kongreyi feshedemez, ancak Temsilciler Meclisinin Senatonun önünde başkanı, başkan yardımcısını, Bakanlar Kurulu başkanını, bakanları ve Yüksek Mahkeme yargıçlarını azletme yetkisi vardır. Görevi kötüye kullanma ve adi suçlardan azil işlemi gerçekleştirilir. Azil işleminin görüşülmesi için Meclisin mevcut üye sayısının üçte ikisinin oyu gerekmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 53. ]

Temsilciler Meclisinin azlettiği görevlileri kamuya açık bir şekilde yargılama yetkisi ise Senatodadır. Eğer başkan hakkında azil kararının görüşülmesi kararı alınmış olursa, yargılama esnasında Senatoya Yüksek Mahkeme başkanı başkanlık eder. Azil işlemi için suçun sabit olabilmesi için Senatoda üçte iki oy çoğunluğunun sağlanması şartı vardır. [ Arjantin Anayasası, m. 59. ] Ancak, azil sürecinde verilen karar azledilen kişinin yalnızca görevden uzaklaştırılmasını kapsamaktadır; bundan sonraki süreçte kişinin hüküm giyebilmesi için alt mahkemelerce yargılanması gerekmektedir. [ Arjantin Anayasası, m. 60. ]

Şili

Şili’de Senato, başkanın ruhsal ya da fiziksel sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle görevini yapmaya elverişli olmadığını ilan etme ya da görevinden istifa etme kararını kabul ya da reddetme yetkisine sahiptir. [ Şili Anayasası, m. 53. ] Aynı zamanda başkan, ulusun onur ve güvenliğini tehlikeye atmak ve Anayasa’yı ihlal etmek ve yasaları gerektiği gibi uygulamamak suçlarıyla suçlanıp görevinden azledilebilir.

120 üyeli Temsilciler Meclisinde üyelerden en az 10’unun imzasıyla başkanın vatana ihanet suçu işlediği iddia edilerek, salt çoğunluk oyu ile başkan suçlanabilir. Ancak, başkanla ilgili suçlamalarda işlem başlatılabilmesi için Senatonun üçte ikisinin başkanı suçlu bulması gerekmektedir. Başkan görevde iken hakkında soruşturma açılabileceği gibi, görev süresi dolduktan sonraki altı ay içerisinde de dava açılabilir. [ Şili Anayasası, m. 52-53.  ] Eğer ikinci durum söz konusu olursa, başkanın yurtdışına çıkması Meclisin iznine bağlı hale gelir.

Güney Kore

Güney Kore’de başkan, Ulusal Meclisi feshetme yetkisine sahip değildir; ancak Meclis, başkanı azledebilmektedir. Fesih için halkı ayaklanmaya teşvik veya vatan hainliği gibi cürümleri işlemiş olma şartları gerekmektedir. Fesih kararının görüşmeye açılabilmesi için Meclis üye sayısının üçte biri veya daha fazlasının oyları gereklidir. Görüşme kararına karar verilmesi noktasında ise Meclis üye sayısının mutlak çoğunluğu gereklidir. Fesih kararı alınabilmesi için de Meclis üye sayısının en az üçte ikisinin onayı gereklidir. Lakin Meclisin başkanı azletme kararı Anayasa Mahkemesince onaylanabilir veya reddedilebilir. Bu durum erkler arası kontrol mekanizmasının ne denli güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. [ Güney Kore Anayasası, m. 65. ]

BÜTÇE YAPIMI

Bütçe yapımı da başkanlık sisteminde birbirinden net bir şekilde ayrılmış olan yürütme ve yasama organlarını karşı karşıya getiren kritik bir meseledir.

ABD

ABD’de başkanın bütçenin hazırlanmasında herhangi bir yetkisi ve rolü bulunmamaktadır. Hazine bakanı devletin ihtiyaçlarına yönelik Kongreye bir rapor verir, ancak bu bir bütçe teklifi olarak addedilemez. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden: Springer Fachmedien, 2013), s. 65. ] ABD’de bütçeyi Temsilciler Mec- lisi hazırlar ve Senatonun da onayı ile bütçe kabul edilmiş olur.

Brezilya

Brezilya’da bütçe yürütme organı tarafından yapılır. Başkan tarafından belirlenen bütçe 60 günlük bir zaman dilimi içerisinde Kongre ile paylaşılmadığı takdirde Temsilciler Meclisi bunu doğrudan başkandan talep edebilmektedir. Senato, Temsilciler Meclisi tarafından başlatılan bu sürecin uygulamasını üstlenmektedir. Senatonun yetkileri arasında ayrıca federal devletin, eyaletlerin ve komünlerin yurtdışı ile gerçekleştirilen finansal faaliyetlerini denetleme yetkisi mevcuttur. Bunun yanı sıra başkan tarafından belirlenen yıllık bütçe için borç limiti belirleme yetkisi de Senatoya aittir. [ Ana Galvao, “Der Brasilianische Kongress und Die Parlamentarische Elite Brasiliens unter der Regierung Lula”, Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften/Springer Fachmedien: 2012), s. 85-102, s. 88. ] Lakin 2001’de yapılan anayasal değişiklikle, başkanın kalkınma planları, bütçe direktifleri, bütçe, ilave ve destek kredileri gibi alanlarda KHK çıkarması yasaklanmıştır. [ Mehmet Solak, “Koalisyoncu Başkanlık Sistemi: Brezilya”, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri: Başkanlık Sistemi, (TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, Ankara: 2015), s. 192.  ]

Bu hususta altı çizilmesi gereken bir başka nokta ise, Brezilya’da yürütmenin hazırlayabildiği yasa tasarıları idari konuları, vergi düzenlemelerini, bütçe döngüsünü ve bütçeyi kapsayan hususlarla ilgili olmasıdır. [ Aletta Hofmann, “Politische Führung im Koalitionspräsidentialismus: Brasilien”, Ed. Martin Sebaldt, Hen- rik Gast, Politische Führung in Westlichen Regierungssystemen, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2010), s. 196-211, s. 201. ] Her ne kadar yasama erki bütçe konusunda yatırımlarla ilgili eklemelerde bulunabilse de, bu durum ancak başkan tarafından önceden belirlenmiş olan bütçeyle ilgili yasa taslağına yönelik bir ekleme hükmündedir. [ Argelina Cheibub Figueiredo ve Fernando Limongi, “Politische Institutionen  und Performanz der Exekutive in Der Brasilianischen Demokratie” Ed. Dana de la Fontaine, Thomas Stehnken, Das politische System Brasiliens (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2012), s. 65-84, s. 73. ]

Meksika

Meksika’da bütçe yürütme tarafından yapılmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 131. ] Ancak bütçenin araştırılması, tartışılması ve kabulü Temsilciler Meclisinde gerçekleştirilmektedir. [ Meksika Anayasası, m. 65 ] Ayrıca, bütçede dengelerin tutturulması için gerekli vergilerin nasıl toplanacağı ve harcamaların nasıl yapılacağı hakkındaki karar verme yetkisi Kongrede bulunmaktadır. [ Meksika Anayasası, m. 73. ]  Kongrede kabul edilen bütçe, Brezilya’da da olduğu gibi, en son tekrardan başkanın onayına gelmektedir. Başkan Kongrede belirli süreçlerden geçen ve kabul edilen bütçeyi onaylama ve reddetme yetkisine sahiptir.

Şili

Şili’de bütçe başkan tarafından hazırlanır ve Kongre 60 gün içerisinde bütçe tek- lifini görüşmek mecburiyetindedir. Bütçe 60 gün içerisinde Kongre tarafından onaylanmazsa, kabul edilmiş sayılır. [ Peter M. Siavelis, “Exaggerated Presidentialism and Moderate Presidents: Executive-Legislative Relations in Chile”, Ed. Scott Morgenstern, Benito Nacif, Legislative Politics in Latin America, (Cambridge University Press:2002), s. 79-113, s. 84. ] Kongrenin ayrıca bütçe giderlerini arttırma ve harcamalar arasında bir transfer gerçekleştirme yetkisi bulunmamaktadır. [ Peter M. Siavelis, “Exaggerated Presidentialism and Moderate Presidents: Executive-Legislative Relations in Chile”, Ed. Scott Morgenstern, Benito Nacif, Legislative Politics in Latin America, (Cambridge University Press: 2002), s. 79-113, s. 101. ]

Kamu gelirlerinin toplanması ve kamu yatırımlarını gözetlemek de başkana finansal anlamda tanınan geniş yetkilerden bazılarıdır. Başkan anayasanın kendisine verdiği yetkiyle devlet hazinesini denetleyen kişiyi atama hakkına sahiptir. Kamu gelirlerinin uygun bir şekilde dağıtımını gözetme yetkisine sahip olan başkan, doğal afet, savaş, iç karışıklık ve ulusal güvenliğin tehlikede olduğu durumlarda ihtiyaç dâhilinde yıllık bütçenin yüzde 2’sini Kongreye sunmadan yalnızca bakanların imzasıyla kullanma hakkına sahiptir. [ Şili Anayasası, m. 32. ]

Arjantin

Arjantin’de bütçe yapımı yürütmenin  kontrolündedir.  Bütçe yapımını üstlenen bakanlar kurulu başkanı, kabineden ve başkandan onay aldıktan sonra bütçeyi Kongrenin onayına sunmakla yetkilidir. [ Arjantin Anayasası, m. 100.6. ] Kongrede oy çoğunluğuyla onaylandıktan sonra bütçe yürürlüğe girmiş olur.

Güney Kore

Güney Kore’de bütçe yürütme organı tarafından yapılmaktadır. Hükümet bütçeyi yeni mali yılın başlamasından 90 gün önce Meclise sunmak zorundadır. Meclis de bütçeyi yeni mali yılın başlamasından 30 gün içerisinde onaylamak zorundadır. Eğer Meclis bütçeyi geri çevirirse, hükümet eski dönemin bütçesine sadık kalarak yeni dönemde şu alanlara fon aktarmaya devam edebilir: Anayasa tarafından kurulmuş kurumların  işlevinin sürdürülmesi (1), yönetim için gerekli zorunlu harcamaların yürütülmesi (2), önceki bütçenin onayladığı projelerin tamamlanması (3). [ Güney Kore Anayasası, m. 54.3. ]

Bütçede değişiklik gerekliyse, yürütme  organı ek bir bütçe düzenleyerek Meclise sunar. [ Güney Kore Anayasası, m. 56.  ] Meclis yürütmenin onayı olmadan yürütmenin sunduğu bütçede değişiklik yapamaz (yeni harcama kalemleri sunmak ya da harcamaların bedelini yükseltmek gibi).

YARGI ORGANININ YAPISI

ABD

ABD’de en yüksek yargı erki, Anayasa Mahkemesi görevi de gören ve temyiz mahkemesi konumunda bulunan ABD Yüksek Mahkemesi’dir. Bu mahkeme, diğer yüksek mahkemelerin, Yüksek Seçim Kurulu’nun ve tüm adliyelerin hiyerarşik üstüdür. ABD Yüksek Mahkemesi’nin dokuz üyesi devlet başkanı tarafından tayin edilir ve Senato tarafından da kabul edilir. Bu üyeler hayat boyu Federal Mahkeme üyesi olarak görevlerine devam edebilecekleri gibi kendi arzuları ile 70 yaşında tam maaşla emekli olabilmektedirler. ABD protokolü gereğince Mahkeme Başkanı devlet başkanının ardından ikinci sırada yer almaktadır. [ Burhan Kuzu, Her Yönü ile Başkanlık Sistemi, (Babıali Kültür Yayıncılığı, İstanbul: 2011), s. 35-36. ]

Yalnızca ABD Yüksek Mahkemesinin Anayasa’da ismi geçmektedir ve böylelikle mevcudiyeti koruma altındadır. Diğer tüm federal mahkemelerin sayısı ise değişmekle birlikte Kongre tarafından yasayla oluşturulur ve feshedilirler. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden:Springer Fachmedien, 2013), s. 88. ] Yüksek Mahkemenin dokuz üyesi başkan tarafından tayin edilmekte ancak Senatonun da onayına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu üyeler böylelikle her ne kadar başkan tarafından atansalar da hayat boyu Federal Mahkeme üyesi olarak görevlerine devam edebilecekleri için [ ABD Yüce Mahkeme Üyeleri kendi arzuları ile 70 yaşında tam maaşla emekli olabilmektedirler.  ] başkandan oldukça bağımsız bir şekilde hareket edebilmektedirler. [ Benjamin Zeitler, Politische Führung im Klassischen Präsidentialismus: USA”, Ed. Martin Sebaldt, Henrik Gast, Politische Führung in Westlichen Regierungssystemen, (2010), s. 173-195, s. 180. ] Görev süreleri boyunca Yüksek Mahkeme üyelerinin maaşlarında da bir kısıtlamaya gidilememektedir. Tedbir mahiyetindeki bu durum, Mahkeme üyelerinin bağımsızlığını garanti altına almak amacıyla düşünülmüş ve Anayasa’da yerini almıştır. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden:Springer Fachmedien, 2013), s. 104. ]Ancak hatalı bulunan ve görevi kötüye kullanmak gibi suç teşkil eden tavırlarından ötürü Yüksek Mahkeme üyelerinin, Kongre tarafından görevlerinden azledilmeleri ya da yetkilerinde değişikliğe gidilmesi imkân dâhilindedir. [ Birgit Oldopp, Das politische System der USA: Eine Einführung, (Wiesbaden:Springer Fachmedien, 2013), s. 87. ]

Brezilya

Brezilya’da yargı organı federal mahkemeler ve eyalet mahkemelerinden oluşmaktadır. En üst yargı erki konumunda  olan Yüksek Federal Mahkeme, anayasanın uygulanmasından ve yorumlanmasından sorumlu iken, Yüksek Yargı Mahkemesi anayasal konuların dışında, federal yasaların ülkenin her yerinde aynı şekilde yorumlanmasından ve uygulanmasından sorumludur.

Buna ilaveten, Brezilya’da yargı gücü, Yüksek Federal Mahkeme, Adalet Yüksek Mahkemesi, beş bölgesel Federal Mahkeme ve federal hâkimler, Yüksek Seçim Mahkemeleri ve hâkimleri, 27 Bölgesel Seçim Mahkemesi, Yüksek Askeri Mahkeme, Askeri Mahkemeler ve askeri hâkimler, Federal İlçe Mahkemesi ve hâkimleri, Eyalet Mahkemeleri ve hâkimleri tarafından kullanılır. Yüksek Federal Mahkeme üyeleri ömür boyu süreyle atanırlar ve başka bir işte çalıştırılmaları yasaklanmıştır. [ Brezilya Anayasası, m. 92-105. ]

Diğer vurgulanması gereken husus ise, Brezilya yargısının dört aşamalı bir seviyede federal devlete ve eyaletlere bağlı olarak oluşmasıdır. Yerel ve olağan yargı aşamaları haricinde çalışma, seçim ve askeri mahkemeler yer almaktadır. Yargının en tepesinde bulunan ve siyasi nitelikte olmayan davalarda en yüksek mercii işlevi gören kurum Yüksek Yargı Mahkemesidir. Diğer taraftan siyasi nitelikteki davalara bakan en yüksek mahkeme ise Yüksek Federal Mahkemedir. Siyasi davalara bakan söz konusu mahkemenin üye sayısı 11’dir. Devlet başkanı tarafından 11 hâkimin atanması gerçekleştirilse de Senatonun onayına ihtiyaç duyulmaktadır. Bugüne kadar Senato hiçbir hâkimin atanmasına karşı çıkmamıştır ve bu nedenle başkanın hâkimlerin atanması konusunda oldukça etkili olduğu görüşü baskın gelmektedir. Her ne kadar devlet başkanı, ilgili hâkimleri göreve getirme hususunda son derece etkin olsa da, mahkeme üyelerini görevden alma yetkisi bulunmamaktadır.

Meksika

Meksika’nın 71 yıllık tek-parti döneminde yargı organı çoğu devlet kurum ve organı gibi PRI güdümünde faaliyet göstermiştir. [ Wolfgang Muno, “Rechtsstaatlichkeit in Mexiko”, Ed. Barbara Schröter, Das politische System Mexikos (Wiesbaden: Springer Fachmedien: 2015), s. 175-190, s. 176. ] Meksika’da yargı sistemi, 1994 yılında çıkan yargı yasasına kadar yürütmeye tabi bir şekilde işlemiştir. 1994’teki yeni yargı yasasıyla yargının bağımsızlığının ve gücünün arttırılması amaçlanmıştır. Bu tarihten önce Yüksek Mahkemenin 25 üyesinin tamamı başkan tarafından atanmakta ve görevden alınmaktaydı. Bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali olarak görülmekteydi. [ Emily Edmonds-Poli ve David A. Shirk, Contemporary Mexican Politics, (Rowman&Littlefield: 2009), s. 136. ] 1994 yılında, başkanın ve Kongrenin onayıyla Yüksek Mahkemenin doğuştan Meksika vatandaşlığına sahip ve 35-65 yaş arasında olan 11 yargıçtan oluşması gerektiğine karar verildi. Yapılan değişiklikle beraber Senatonun üçte iki oyla devlet başkanı tarafından atanan adayları onaylaması gerektiği şartı getirildi.

Meksika Anayasası’na göre mahkeme üyelerinin atamaları, hâkimlerin görevlerini ömürlerinin sonuna kadar sürdürmeleri düşüncesiyle gerçekleşmektedir. Fakat başkan gerekli gördüğü takdirde Kongrenin onayıyla Yüksek Mahkeme üyelerini görevden alabilir. [ Francisco A. Avalos, The Mexican Legal System: A Comprehensive Research Guide, 3rd ed., 2013, http://lawlibrary.arizona.edu/research/mexican-legal-system ] Pratikte ise hâkimler geleneksel olarak devlet başkanının göreve başlayacağı her altı yılın başlangıcında istifa etmektedirler. Yüksek Mahkeme Ceza İşleri, İdari İşler, Sivil İşler ve Çalışma Hukuku dairelerine ayrılmıştır.

Yüksek Mahkemenin altında üç seviyeli federal mahkemeler vardır. Bu mahkemeler üç hâkimden oluşan 12 mahkeme, altı hâkimden oluşan dokuz mahkeme ve her ilçede bir hâkimden oluşan 68 ilçe mahkemeleridir. İlk iki mahkemenin üyeleri Yüksek Mahkeme tarafından  dört  yıllığına atanmaktadır [ Francisco A. Avalos, The Mexican Legal System: A Comprehensive  Research Guide, 3rd ed. , 2013, http://lawlibrary.arizona.edu/research/mexican-legal-system ]  ve bireysel hakların korunması, sivil özgürlüklerin ve mülkiyet haklarının korunması gibi konular ile ilgilenmektedirler.

Arjantin

Arjantin’de yargı organı Yüksek Mahkeme ve alt düzey mahkemelerden oluşmaktadır. Başkan hiçbir şekilde yargı işlevi göremez. Yüksek Mahkeme üyeleri sekiz yıl avukatlık deneyimine ve senatörler için gerekli olan niteliklere sahip olmak zorundadır. Arjantin Kongresinin her iki kamarasında da mutlak çoğunluk tarafından kabul edilen özel bir yasayla oluşturulan Hâkimler Kurulu, yargı erkinin üyelerinin seçiminden ve yönetiminde sorumludur. Kurul üyeleri seçimler sonucu oluşan siyasi yapıların temsilinde denge sağlanması amacıyla periyodik olarak değiştirilir. Aynı zamanda bilim adamları ve uzmanlar da bu kurulda yer alırlar.

Arjantin’de Yüksek Mahkeme yargıçlarının atamasını devlet başkanı yapmaktadır. Ancak bunun için Senatonun üçte ikisinin oyu gereklidir. Yine, alt düzey- deki federal yargıçların atamasını da başkan gerçekleştirir. Bunun için Hâkimler Konseyinin üç adaylık listesinden bir seçim yapar ve atamalar Senatonun onayına tabidir. Yargıçlar 75 yaşına gelince atamalarının yenilenmesi gerekir. Aynı süreçler işletilerek bu yaştaki ya da daha yaşlı yargıçlar beş yıllığına atanabilir. Bu sürenin dolmasının ardından tekrar atanabilirler.

Şili

Şili yargı sisteminin en yüksek erki 21 üyeden oluşan Şili Yüksek Mahkemesidir. Anayasa Mahkemesi, Seçim Kurulu, Bölge Seçim Kurulları ve Askeri Mahkemeler dışındaki bütün mahkemeler Yüksek Mahkemenin denetimi altındadır. Bunun yanı sıra, Yüksek Mahkemenin altında bulunan ve ülke geneline dağılmış olan İstinaf Mahkemeleri, bunların da denetimi altında yer alan Ceza Mahkemeleri, Asliye Mahkemeleri, Çocuk Mahkemeleri ve İş Mahkemeleri mevcuttur.

Devlet başkanı, Yüksek Mahkeme ve temyiz mahkemesinin teklifi üzerine temyiz mahkemesi üye ve savcılarını, kendi kontenjanına ayrılmış olan Anayasa Mahkemesi üyelerini, baro ve temyiz mahkemesinin aday göstereceği üyeleri Senatonun onayı ile atamaktadır.

Şili’de Anayasa Mahkemesi toplamda 10 üyeden oluşmaktadır. Bunların üçü devlet başkanı tarafından atanmaktadır. [ Stefan Rinke, “Das politische System Chiles”, Ed. Klaus Stüwe, Stefan Rinke, Die politischen Systeme in Nord- und Lateinamerika: Eine Einführung, (Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften: 2008), s. 138-167, s. 149. ] Diğer iki üye doğrudan Senato tarafından üçte iki çoğunlukla seçilmektedir. Diğer ikisi de Temsilciler Meclisinin üçte iki çoğunluk teklifi ve Senatonun aynı çoğunlukla onayı ile seçilmektedir. Kalan üç üye ise Yüksek Mahkeme tarafından gizli oy ile belirlenmektedir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi dokuz yıldır ve tekrar seçilemedikleri gibi azledilme durumları da ihtimal dışıdır. 75 yaşını doldurdukları takdirde üyelerin görev süreleri kendiliğinden sona ermiş olur. [ Erdal Abdulhakimoğulları, Başkanlık Sistemi – Şili, (AK Parti AR-GE Başkanlığı, Karşılaştırmalı Hükümet Sistemleri, Ankara: 2013), s.193-206, s, 202-203. ]

Başta başkan olmak üzere ilgili kurumların talebi üzerine Yüksek Mahkeme üyeleri de görevden alınabilir. Bunun için çoğunluk oyu gerekmektedir. [ Şili Anayasası, m. 80.  ]

Güney Kore

Güney Kore’de yargı organı bağımsızdır ve Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi ve farklı seviyelerdeki diğer mahkemelerden oluşmaktadır. Yüksek Mahkeme üyelerinin 40 yaşını doldurmuş ve en az 15 yıllık hukuk tecrübesine sahip olmaları gerekmektedir. Yüksek Mahkeme Başkanı Meclisin onayıyla devlet başkanı tarafından atanır. [ Güney Kore Anayasası, m. 104.1. ] Yüksek Mahkemenin diğer üyeleri Yüksek Mahkeme başkanının teklifi ve Ulusal Meclisin onayıyla devlet başkanı tarafından atanır. Yüksek Mahkeme dışındaki yargı üyeleri Yüksek Mahkeme yargıçlarından oluşan konseyin onayıyla Yüksek Mahkeme başkanı tarafından atanır. Yüksek Mahkeme başkanı altı yıllığına ve tek seferliğine atanır. [ Güney Kore Anayasası, m. 105.1. ] Yüksek Mahkeme yargıçları altı yıllığına atanır ve anayasada belirlenen şartlar altında tekrar atanabilirler. Yüksek Mahkeme dışındaki yargı mensuplarının görev süresi 10 yıldır ve tekrar atanabilirler.

Güney Kore’de Yüksek Mahkeme-Anayasa Mahkemesi ayrımı Altıncı Cumhuriyetle birlikte yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi dokuz yargıçtan olu- şur, bunlardan üçü Yüksek Mahkeme başkanı, diğer üçü Meclis ve diğer üçü de başkan tarafından önerilir, fakat hepsi başkan tarafından atanır. Anayasa Mahkeme Başkanı, Meclisin onayıyla devlet başkanı tarafından atanır. Anayasa Mahkemesi üyeleri altı yıl görev süresine sahiptir ve Mahkeme başkanı hariç (onun için sınır 70 yaştır) 65 yaşın üstünde olamaz.

YARGI ORGANININ GÖREV ALANLARI

ABD

ABD anayasasının üçüncü madde ikinci bölümünde yargı erkinin genel yetkilerinden bahsedilmektedir. Buna göre yargı gücü Birleşik Devletler kanunları ve anlaşmalarının otoritesi altında büyükelçileri, kamu görevlilerini ve temsilcilerini ilgilendiren davaları; donanma ve deniz ticaretine ilişkin kanunlara ilişkin davaları; Birleşik Devletler’in taraf olduğu anlaşmazlıkları; iki veya daha fazla eyalet arasındaki anlaşmazlıkları; eyaletler ile bireyler arasındaki davaları; farklı eyaletlerin vatandaşları arasındaki anlaşmazlıkları; aynı eyaletin vatandaşı olmakla birlikte farklı eyaletler tarafından kendilerine toprak verilen bireyler arasındaki davaları ve Birleşik Devletler eyaleti veyahut da vatandaşları ile yabancı devletler, vatandaşlar veya tebaa arasındaki davaları kapsamaktadır. [ ABD Anayasası, m. 3.2.1.  ]

Büyükelçileri, diğer devlet görevlileri ve temsilcilerini ilgilendiren veyahut da bir eyaletin taraf olduğu davalar üzerinde Yüksek Mahkeme yargı yetkisini elinde bulundurmaktadır.  Yukarıda sayılan diğer davalarda Yüksek Mahkeme yalnızca temyiz görevi görmektedir. Ancak bazı durumlarda Kongrenin devreye girmesiyle bu kurala istisna oluşturacak şartlar ortaya çıkabilmektedir. [ ABD Anayasası, m. 3.2.2. ] Ayrıca, suçlandırmayla oluşacak yargılamalar hariç tüm diğer yargılamalar jüri önünde gerçekleşmek zorundadır. Davaların suçun işlendiği eyalette görülmesi gerekmektedir, şayet suçun herhangi bir eyalet sınırları içerisinde işlendiği tespit edilememişse, yani suç yurtdışında işlenmişse, davanın görüleceği yere Kongre karar verme yetkisine sahiptir. [ ABD Anayasası, m. 3.3.3. ]

Brezilya

Brezilya’da yargı organını oluşturan mahkemeler hiyerarşisinde en üste bulunan Yüksek Federal Mahkeme en temelde anayasayı korumakla mükelleftir. Mahkeme federal ya da eyalet yasalarında anayasaya aykırılık söz konusu olduğunda; devlet başkanı, başkan yardımcısı, Kongre üyeleri veyahut da yüksek yargı yargıçlarına yönelik suçlarda; yabancı devletler veya uluslararası örgütlerle Brezilya devleti arasındaki davalarda; federal devlet ile eyaletler arasındaki anlaşmazlıklarda; yabancı bir devletin suçlu iade talebinde; diğer yüksek mahkemelerle alt-düzeyde- ki mahkemeler arasında çatışma durumunda  yargılama ve karar verme yetkisini elinde bulundurmaktadır.  Ayrıca, habeas corpus ve siyasi suçlar mevzu bahis ol- duğu ve hükümetin imzaladığı uluslararası anlaşmaların anayasaya uygunluğunun sorgulandığı davalara bakma ve yargılama yetkisine de sahiptir. [ Brezilya Anayasası, m. 102. ]

Yüksek Adalet Mahkemesi ise eyalet valilerinin, yüksek devlet memurlarının ve yüksek yargı üyelerinin karıştığı adi suçlar ve görevi kötüye kullanma davalarına; Yüksek Federal Mahkemenin sorumluluk alanı dışında kalan mahkemeler arası uyuşmazlıklara; federal veyahut eyalet düzeyinde yürütme ile yargı organları arasında görev çatışması davalarına; Federal Bölge Mahkemeleri ya da eyalet mahkemelerinin habeas corpus kararını reddetmesi durumunda; yerel yönetimlerin eylem ve yasalarının federal yasalarla çatışması durumunda  dava açma ve karar verme yetkisine sahiptir. [ Brezilya Anayasası, m. 105.  ]

Meksika

Meksika Anayasası’na göre Meksika Yüksek Mahkemesi federal yasaların ve uluslararası anlaşmaların anayasaya uygun olup olmadığına karar verme ve anayasal uyuşmazlıklar ile siyasal organlar ve devletin çeşitli kademeleri arasındaki anlaşmazlıkları çözme yetkilerine sahiptir. Yasaların anayasaya uygunluğunun denetlenebilmesi için mahkemeye gitmeden önce Meclisin asgari üçte birinin desteği, içişleri bakanının onayı ya da resmi bir partinin desteği gerekmektedir. [ Emily Edmonds-Poli ve David A. Shirk, Contemporary Mexican Politics, (Rowman&Littlefield: 2009), s. 136. ] Ayrıca, iki veya daha fazla sayıdaki eyalet arasındaki, eyaletlerin erkleri arasındaki ve federal yönetim ile eyaletler arasındaki anlaşmazlıkları anayasaya uygunluk bakımından denetlemekle de yetkilidir. [ Meksika Anayasası, m. 105. ] Yine, federal hükümetin yargı organları, federal hükümete ait mahkemelerle ile eyalet mahkemeleri arasında hukuki anlaşmazlıkları da sonuca bağlama yetkisi bulunmaktadır. [
Meksika Anayasası, m. 106. ]

Arjantin

Arjantin’de Yüksek Mahkeme anayasa, yasalar ve uluslararası anlaşmalar kapsa- mında büyükelçilere, devlet görevlilerine ve dış temsilcilere ilişkin davaları; donanma ve deniz ticaretine ilişkin davaları; ulusu ilgilendiren ve ulusun taraf olduğu anlaşmazlıkları; iki veya daha fazla eyalet arasındaki, bir eyalet ile başka bir eyalet vatandaşları arasındaki, farklı eyalet vatandaşları arasındaki ve bir eyalet ya da eyalet vatandaşları ile yabancı bir ülke ya da yabancı ülke vatandaşları arasındaki anlaşmazlıkları gündemine alma ve bunlar hakkında yargı kararı verme yetkisine sahiptir. [ Arjantin Anayasası, m. 116. ]

Yüksek Mahkemenin, Kongrenin belirlemesiyle, yukarıda zikredilen davalarda yalnızca temyiz makamı olma durumu olabilir, ancak Mahkeme yabancı büyükelçiler, bakanlar, konsüller ve bir eyaletin karıştığı davalarda mutlaka karar merci konumundadır. [ Arjantin Anayasası, m. 117. ] Temsilciler Meclisine verilen suçlandırma davaları haricindeki adi suçların davasına ilişkin karar, devletin kararıyla kurulacak jüri tarafından verilmektedir. Suçlu suçu hangi eyalette işlemişse orada yargılanır, şayet suç ülke dışında işlenmişse davanın nerde görüleceği Kongre tarafından kararlaştırılır. [ Arjantin Anayasası, m. 118. ]

Arjantin’de ayrıca yargı erkinin seçiminden ve yönetiminden sorumlu olan Hakimler Kurulu bulunmaktadır. Bu kurulun yetkileri arasında, kamuya açık seçimler neticesinde alt mahkeme üyelerinin seçilmesi ve bu mahkemelerin ve yargıçların idare edilmesi yer almaktadır. [ Arjantin Anayasası, m. 114. ]

Şili

Şili’de Anayasa Mahkemesinin yetkileri arasında anayasanın temel yasalarının, sonradan çıkarılan ve anayasaya eklenen yasaların, kararnamelerin ve uluslararası anlaşmaların anayasaya uygunluk bakımından incelenmesi bulunmaktadır. Yine, devlet başkanının ilan etmesi gereken bir yasayı ilan etmemesi ya da Meclisten geçen yasadan farklılıklar taşıması veyahut da anayasaya uygun olmayan kararname çıkarmasına yönelik şikâyetleri çözüme kavuşturma yetkisine sahiptir.

Mahkemenin anayasada belirtilen şartlara dayanarak kurumların, sosyo-politik hareketlerin ve siyasi partilerin anayasaya uygun olmadığını ilan etmek yetkisi de bulunmaktadır. Aynı zamanda, anayasal düzeni yıkmak isteyen kişileri tespit etme yetkisine de sahiptir, ancak bu kişiler başkan ya da başkan seçilmiş kişiyse Senatonun da devreye girerek oy çokluğuyla bu kararı alması gerekmektedir. Benzer şekilde, kimlerin bakan olamayacağı, olmuşsa da görevinden ayrılması gerektiği ya da bazı yetkilerinde kısıtlamaya gidileceği konularında anayasal ve hukuki engelleri göz önüne alarak karar verme yetkisine sahiptir. Meclis üyelerinin bu görev için uygunluğunu ve hangi şartlarda bu görevden ayrılmaları gerektiğini de tespit etmektedir. Son olarak, Mahkemenin yargı merciine ait konularda çıkarılması durumunda,  devlet başkanının düzenleyici rolü gereği çıkarttığı yüksek dereceli kararnamelerin anayasaya uygunluğuna karar verme yetkisi vardır. [ Şili Anayasası, m. 82. ]

Güney Kore

Güney Kore’de Yüksek Mahkeme yasaları, başkanlık kararnamelerini ve düzenlemeleri anayasaya uygunluk bakımından denetler. [ Güney Kore Anayasası, m. 107. ] Ayrıca, hukuki süreçler, mahkemelerin işleyişine ilişkin olarak kurum içi disiplin ve düzenlemelerini yapma yetkisine sahiptir. [ Güney Kore Anayasası, m. 108. ] Yine, askeri mahkemelerin aldıkları kararlarda nihai temyiz merciidir. [ Güney Kore Anayasası, m. 110.2.  ]

Anayasa Mahkemesi ise devletin resmi görevlilerinin azledilmesinde, siyasi partilerin kapatılmasında, devlet organları arasındaki ve devlet organları ve yerel yönetimler arasındaki anlaşmazlıkların karar bağlanmasında ve anayasada belirtilen şekilde anayasa başvurularının düzenlenmesinde yetkilidir. [ Güney Kore Anayasası, m. 111. ]

SONUÇ

Bu çalışmanın birbiriyle ilişkili üç hedefi bulunmaktadır: Başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran ve tüm başkanlık sistemlerinde ortak olan noktaları tespit etmek, başkanlık uygulamalarında gözlemlenen farklılaşmaları ortaya koymak ve son olarak da mevcut başkanlık uygulamalarını göz önüne alarak Türkiye’de başkanlık uygulamasına yönelik bazı çıkarımlarda bulunmak.

Başkanlık uygulamalarında ortak noktalar

İlk olarak bu çalışma, başkanlık sisteminin farklı uygulamaları arasındaki ortaklıklara odaklanarak modern demokratik siyasetin başat öznesi olan devletin başkanlık sisteminde, başkanlık sisteminin devlet yönetimi açısından en önemli rakibi konumundaki parlamenter sistemden ne şekilde farklı organize edildiğini gözler önüne sermektedir. Hem parlamenter hem de başkanlık sisteminde devlet, mekansal açıdan “yatay” olarak yürütme, yasama ve yargı organları arasında ve “dikey” olarak da merkezi ve yerel yönetimler arasında bölünürken; zamansal açıdan atanmışlar (bürokrasi) ile seçilmişler (siyaset kurumu) arasında bölünmektedir.

Ancak başkanlık sistemi, parlamenter  sistemden farklı olarak, yürütme ile yasama organları arasındaki ayrımı hem bu organların kurulumu hem de bunun akabinde organların işleyişi noktalarında keskinleştimektedir. Buna göre, kurulum noktasında, yürütmenin başı olan başkanın seçimi, yasama organı olan parlamento seçimlerinden ayrı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. İşleyiş noktasında ise, yürütme ile yasama organları birbiriyle etkileşim halinde ancak birbirinden ayrı bir şekilde çalışır. Daha açık bir ifadeyle, parlamenter sistemde hükümet parlamento içerisinde kalarak hareket ederken, yani hükümet üyeleri aynı zamanda yasama organının da üyeleriyken, başkanlık sisteminde hükümet parlamentodan tamamıyla ayrı olarak faaliyet göstermektedir. Başkan ve başkanın sekreterleri konumundaki bakanlar parlamento üyesi değildirler; üyelik söz konusu olsa bile bakanların üyeliği, oturumlara katılabilme fakat –bazı istisnai durumlar hariç– oy kullanma hakkına sahip olamama gibi düzenlemelerle sınırlandırılmış durumdadır.

Bununla  birlikte, devlet iktidarının  dikey bölünmesi,  yani merkezi-yerel yönetim ilişkilerinin nasıl dizayn edileceği konusunda,  parlamenter  sistem ile başkanlık sistemi arasında kategorik bir ayrım bulunmamaktadır.  Dolayısıyla, başkanlık ve parlamenter sistem tercihleri dışlayıcı ve zorunlu bir şekilde üniter devlet yapısı veya federal devlet yapısı tercihlerini dayatmamaktadır. Lakin yerel yönetimlerin yetki alanının çok daha geniş olmasının ancak güçlü bir merkezi yönetimle mümkün olması siyasetin açık bir gerçeğidir.

Devlet iktidarının zamansal bölünmesi noktasında da, yani atanmış-seçil- miş dengesinin nasıl kurulacağı hususunda, başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında kategorik bir ayrışma söz konusu değildir. Ancak yine de başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasındaki uygulamaların yol açtığı, yapısal özellik gösteren bazı kritik farklılıklardan bahsetmek mümkündür.  Bu farklılık- ları ortaya çıkaran hususların başında, yetki-sorumluluk dengesinin ne şekilde düzenleneceği meselesi gelmektedir. Başkanlık sisteminde yürütmenin yetki alanı, parlamenter sisteme kıyasla, daha geniştir. Buna karşılık olarak, yürütmenin sorumluluğu başkanlık sisteminde açık bir şekilde karar alıcı mercii olan başka- nın şahsındadır. Dolayısıyla, yürütmenin sorumluluğunun başkanlık sisteminde başkanın şahsında toplanması, başkanın devletin üst kademelerinde kendisine yönetimde “danışmanlık” yapacak kişileri atama ve görevden alma konusunda elini güçlendirmektedir.

Parlamenter sistemde ise yürütmenin  yetkilerinin sınırlılığı, devlet yönetiminde daha az sorumluluk almasını beraberinde getirmektedir. Sorumluluk sisteme yayılarak kolektif bir hal alır; bu da yürütmenin atanmışlar karşısında elini zayıflatan bir unsur işlevi görür. Yürütmenin atanmışlar karşısındaki bu görece siyasi ve psikolojik edilgenliği, devlet yapısı içerisinde çok daha uzun bir süredir bulunan bürokrasinin kaçınılmaz olarak yetki alanını daha da genişletmesi sonucunu doğurmaktadır. Böylece, bürokrasi ülke yönetiminde aksamalar olduğunda sorumluluğu seçilmişlerin üzerine yıkabileceği, olumlu gelişmeler yaşandığında da kendisini ön plana çıkarıp seçilmişlerden rol kapacağı bir ortam bulur. 

Neticede, ortaya demokratik süreçlerden muaf, zamanla içe kapanarak kemikleşen ve seçilmişler karşısında imtiyazlı olduğuna inanan bir bürokratik sınıf ve bu sınıfın liderliğinde oligarşik bir yönetim sistemi ortaya çıkar. Seçilmişlerin etkisiz kaldığı ve atanmışlar karşısında sürekli mevzi kaybettiği bu durum, herhangi bir kesintiye uğramadığı takdirde bir kısır döngü olarak devam eder. Bu durum, ülke yönetiminde devamlılığı ve istikrarı sağlayabilir, ancak diğer taraftan devletin toplumsal alana kapatılmasıyla devlet-millet yabancılaşmasının hat safhaya çıktığı ve dünyadaki değişimleri takip etmekte zorlanan hantal, arkaik ve içe kapalı bir yö- netim yapısına da yol açabilir. Dolayısıyla, bu yapısal gerçekleri göz önüne alarak, başkanlık sisteminde atanmış-seçilmiş dengesinin, parlamenter sistemle karşılaştırıldığında, seçilmişlerin lehine daha ağır bastığını söylemek mümkündür.

Başkanlık uygulamalarında farklılaşma

Çalışmanın ikinci hedefi, başkanlık sisteminin farklı ülke bağlamlarında kendine has özellikler kazandığı ve farklılaştığını tespit etmektir. Dünyadaki örneklere baktığımızda, başkanlık sisteminin temel nitelikleri korunmakla birlikte, toplum ve devletin kendine has tecrübeleri ve ihtiyaçları göz önüne alınarak başkanlık sisteminin farklı uygulamalarının ortaya çıktığı görülmektedir. Yürütme, yasama ve yargı organlarının oluşumu ve işleyişinde ve bu organlar arasındaki ilişkilerde bariz farklılaşmalar söz konusudur. Bu farklılaşmalara dayanak oluşturan başlıca faktörleri toplumsal-kültürel, siyasi-tarihi ve uluslararası ilişkilere dair faktörler şeklinde kategorize etmek mümkündür.

Toplumsal-kültürel faktörler arasında toplumsal ortak zeminin güçlü olup olmaması, dini-etnik ve bölgesel farklılaşmaların boyutu, sınıfsal farklılaşmaların düzeyi, siyasi kültürün toplumsal özdeşimi mi yoksa farklılaşmayı mı öncelediği gibi unsurlar ön plana çıkmaktadır. Siyasi-tarihi faktörler olarak askeri darbe ve otoriter yönetim geçmişinin bulunup bulunmaması, sömürge geçmişinin olup olmaması, monarşiden demokratik düzene geçişin doğası ve siyasi parti geleneklerinin ve yapılarının sağlamlığı gibi unsurlar önem arz etmektedir. Uluslararası ilişkilere dair faktörler arasında ise devletin uluslararası konumunun  korunaklı olup olmaması, devletin bölünmüş olup olmaması ve uluslararası sistemdeki konumu gibi unsurları sayabiliriz.

Bu unsurların  hepsinin  başkanlık sisteminin uygulanmasında hatırı sayılır etkileri bulunmaktadır. Birkaç örnek vermek gerekirse, toplumsal özdeşimin daha yüksek olduğu ve istikrar vurgusunun  baskın olduğu Meksika ve Güney Kore gibi ülkelerde başkanların görev süresi daha uzun (sırasıyla 6 ve 5 yıl) fakat tek seferliğine seçilirken, toplumsal farklılaşmanın daha ağır bastığı ve askeri darbe geçmişine sahip Brezilya ve Şili gibi ülkelerde başkanlar daha kısa bir süreliğine (4 yıl) seçilmekte ve üst üste iki kez seçilme hakları bulunmamaktadır. Yine, üniter devlet yapısına sahip Güney Kore tek meclisli bir yasama organına sahipken, çalışmada ele alınan diğer ülkelerin federal devlet yapısına ve çift-meclisli yasama organına sahip olduğu görülmektedir. Yine, sömürge geçmişine sahip ve sınıfsal ayrımların daha belirgin olduğu Latin Amerika ülkelerinin hemen hemen hepsinde çift-meclis bulunmakta ve Senato daha ayrıcalıklı bir konum işgal etmektedir. Bu örnekleri artırmak mümkündür.

Türkiye başkanlık sistemi

Çalışmanın üçüncü amacı ise incelenen başkanlık uygulamalarından ve tecrübelerinden hareketle Türkiye’de başkanlık uygulamasına yönelik başlangıç niteliğinde bazı sonuçlara ulaşmaktır. Elde edilen verilerden kapsamlı bir genelleme yaptığımızda başkanlık uygulamalarında karşımıza, yönetimde istikrar ve etkinliğin sağlanması ile toplumsal farklılık ve özgürlüklerin korunması arasındaki gerilim çıkmaktadır. Türkiye bağlamında bu gerilime nasıl yaklaşılacağı ve nasıl bir denge kurulacağı ancak, Türkiye’nin kendi spesifik siyasi-toplumsal şartları göz önüne alınarak yapılabilir. Dolayısıyla, Türkiye’de mevcut siyasi-toplumsal gerçekliğin ve neden olduğu sorunların tespit edilmesi, aynı zamanda da mevcut gerçeklik ile onun ötesine geçmeyi hedefleyen “Yeni Türkiye” idealleri arasında nasıl bir geçişkenlik sağlanacağı, ya da nasıl sahici ve hassas bir denge kurulacağının üzerine kafa yorulması gerekmektedir. Bu haliyle, Türkiye’de başkanlık sistemine geçiş tartışması teknik bir mesele olmanın ötesinde, toplumsal olanın inşasına odaklanan ve ulusal, bölgesel ve uluslararası boyutlara sahip siyasi-ontolojik bir problem olarak ele alınmalıdır.

Ayrıntılandıracak olursak, Türkiye’de başkanlık sistemine geçiş tartışması demokrasi eksikliği ve yönetimde etkinliğin gereken düzeyde olmaması sorunlarına vurgu yapılarak tartışılmaktadır. O halde, “Türkiye başkanlık sistemi” en temelde, bir yandan katılımcı ve farklılıkları kucaklayan bir siyasi-toplumsal merkez inşa edecek ve bu merkezin iradesini devlet yönetimine en iyi şekilde yansıtacak biçimde dizayn edilmesini, diğer yandan da demokratik denge-kontrol mekanizmalarını göz ardı etmeden yürütmeyi etkin ve güçlü kılacak şekilde erkler arası ilişkilerin düzenlenmesini kapsamalıdır. İlk baştaki tartışmaya dönecek olursak, yürütme, yasama ve yargı organları arasındaki ilişkiler, merkezi-yerel yönetim ilişkileri ve atanmış-seçilmiş ilişkileri bu amaca hizmet edecek şekilde, demokratik siyasetin ilkeleri gözetilerek dizayn edilmelidir. Bunun karşısında, çoğu zaman siyasi gerçeklerle çakışmayan “evrensel” (liberal) ideallerin gerektiğinden fazla dikkate alınarak toplumu daha da parçalayacak ve yürütmeyi zayıflatacak bir başkanlık modeli, hem demokratik gelişmişlik hem de uluslararası alandaki etkinliği açısından ülkeyi bulunduğu noktadan aşağıya çekme riski taşımaktadır. 

YAZARLAR HAKKINDA

NEBİ MİŞ, ALİ ASLAN, M. ERKUT AYVAZ, HAZAL DURAN

Bu çalışmanın birbiriyle ilişkili üç hedefi  bulunmaktadır: Başkanlık sistemini parlamenter sistemden  ayıran ve tüm başkanlık sistemle- rinde ortak olan noktaları tespit etmek, başkanlık uygulamalarında gözlemlenen farklılaşmaları ortaya koymak ve son olarak da mevcut başkanlık uygulamalarını göz önüne  alarak Türkiye’de başkanlık uy- gulamasına yönelik bazı çıkarımlarda bulunmak.

Bir siyasal sistemin başarılı örneklerinin modelleştirilmesinde, ülkelerin geçmişte yaşadığı siyasal problemler ve sistemin kriz halleri öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye özelinde  ise, siyasal istikrar, temsilde  adalet  ve etkin yönetim  konusunda yaşanan  kronikleşmiş sorunlar  göz önünde bulundurularak, demokratik  sistemi inşa edecek  ve kuvvetler ayrılığını sağlayacak bir modellemeye gidilmelidir. Kuşkusuz bu  modellemeyi  ortaya  çıkarırken dünyada başkanlık sistemini demokratik  kurumsal yapıda uygulayan  ve yönetimde  istikrarı sağlamış  gelişmiş ülkelerin deneyimlerine  bakılmalıdır. Ancak modelleme yapılırken, Türkiye siyaset sosyolojisinin dinamiklerini göz önünde bulundurmak hayati derecede önemlidir.

NEBİ MİŞ

Lisans eğitimini 2003’te Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde,  Yüksek Lisansını
2005’te yine  aynı  bölümde,  doktorasını  ise  2012 yılında  Sakarya Üniversitesi’nde  “Türkiye’de Güvenlikleştirme Siyaseti 1923-2003” başlıklı doktora teziyle tamamladı. Doktora sürecinde bir yıl süre ile Belçika Katholieke Universiteit Leuven’de araştırmacı olarak bulundu. Türkiye’de güvenlik siyaseti, demokratikleşme, İslamcılık, Ortadoğu’da demokratikleşme ve Suriye üzerine çalışmakta ve Sakarya Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde dersler vermektedir. SETA Siyaset Araştırmaları Direktörlüğünü yürütmektedir.

ALİ ASLAN
University of Delaware (ABD)’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu, 2012 yılında aynı üni- versiteden doktora derecesini aldı. SETA İstanbul’da Dış Politika masasında araştırmacı olarak çalışmaktadır. Çalışma alanları arasında uluslararası tarihsel sosyoloji, Türk dış politikası ve uluslararası siyaset yer almaktadır.


M. ERKUT AYVAZ
Erlangen-Nürnberg Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Hukuku bölümlerinden 2011 yılında mezun oldu. Alman DAAD bursu vesilesiyle ABD’nin North Carolina eyaletinde bulunan Duke University Political Science departmanında 2012/2013 arası bir yıllık Master eğitimi aldı. ABD dönüşü Almanya Erlangen-Nürnberg Üniversitesi Siyaset Bilimi Master programında uluslararası hukuk, insan hakları, Orta Doğu siyaseti ve özel ilgi alanı olarak da Türkiye siyaseti, sekülerizm, sivil-asker ilşkileri, askerî vesayet ve Türk düşünce dünyası üzerine yoğunlaşma fırsatı elde etmiştir. 2014 yılında Master tezini bitirmesine müteakip mezun oldu. Star Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi ve Daily Sabah Gazetesi’nde yayımlanmış yazıları bulunmaktadır. SETA Ankara’da Siyaset Araştırmaları masasında Araştırma Asis- tanı olarak görev almaktadır.

HAZAL DURAN
Hazal Duran, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ile Türk Dili ve Edebiyatı(çift anadal) bölümlerinden 2012 yılında mezun oldu. Halen, İstanbul Şehir Üniversitesi Modern Türkiye Çalışmaları Programı’nda yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Daha önce TRT, Aktuell Gazetesi ve Yunus Emre Vakfı’nda görev alan Duran’ın çalışma alanları arasında politik edebiyat, Kürt meselesi, azınlıklar ve insan hakları bulunmaktadır. SETA Ankara’da Siyaset Araştırmaları masasında Araştırma Asistanı olarak görev almaktadıır. 

İlgili İçerikler

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?