in ,

Gene Ölüm Cezası Üzerine

İnsanın siyasal iktidardan, kamu erkinden ve devletten önce gelen bir değer ve amaç oluşuna ölüm cezası tamamen aykırıdır.


Siyasal yönden Türkiye’yi tanımlayan nitelemelerden biri “dünü sürekli olarak unutan bir ülke” olmalı… 12 Mart’tan sonra idam edilen nice gençler için “darağacında üç fidan”la ağıtlar bugün de yakılırken, 12 Eylül’den sonra bir çocuğun idamı, bir adli hata olarak hep belirtilirken… Ölüm cezası, 15 Temmuz 2016’dan sonra kimi siyasetçiler tarafından dile getirilmeye başladıktan sonra, cezanın yeniden yasalara konulması yönündeki eğilim giderek güçlendi. Sayın Cumhurbaşkanı dünyada pek çok ülkede ölüm cezasının uygulandığını söylediği ve Beyaz Rusya dönüşünde de bu ülkede cezanın halen var olduğunu belirttiği gibi, bunun TBMM’de yeniden kabul edilmesi halinde kanunu onayacağını açıkladı.
Evet, bugün ölüm cezası dünyada 74 ülkede1* hala uygulanıyor. Amerika Birleşik Devletleri dışında hemen hepsi Ön Asya, Orta Asya ve Afrika ülkelerinin yanında Türkiye’nin de yer alması, tam anlamı ile çağ dışı bir geriye dönüş olacaktır.
Buna karşılık idam cezasını bütünüyle kaldırmış olan ülke sayısı 86’dır2* ve Türkiye bundan on iki yıl önceki bir kanunla bu cezayı kaldırarak bu ülkeler arasına çağdaş bir ülke örneği vererek girmişti. Bunun sonucunda da ölüm cezasının verilemeyeceğine dair kural Anayasa’nın 38/9. maddesinde kabul edilmişti.3* Bu kabule bağlı olarak Anayasa’mızın 17/4. maddesinde bulunan “…Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile… Şeklindeki cümlecik Anayasa’dan çıkarılmış4*” ve 17/1. maddedeki “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” şeklindeki kural mutlak bir içeriğe ve değere kavuşmuştu. Bu önemli kuralın yanı sıra, Anayasa’nın 12. maddesinde yazılı “…Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir…” kuralı da Anayasal çizgiyi bütünüyle tamamlamaktaydı.
Anayasa’nın 38/9, 17/1 ve 12. maddelerindeki bu düzenlemelere rağmen bugün ölüm cezasını yeniden yürürlüğe koymaya çalışmak Anayasa’ya açıkça aykırı bir tutum değil midir?
Ölüm cezasına karşı çıkılmalıdır; karşı çıkmalıyız. Çünkü:
1 – Ölüm cezası, bugün, toplumların ve kimi siyasal iktidar sahiplerinin, düşünürlerin, felsefecilerin, toplum bilimcilerinin hep ileri sürdükleri “insanın amaç oluşu”na tamamen aykırı bir cezadır. İnsanın siyasal iktidardan, kamu erkinden ve devletten önce gelen bir değer ve amaç oluşuna ölüm cezası tamamen aykırıdır.
2 – Yargıda meydana gelebilen hatalar, olaylar karşısındaki hukukçuların yapabilecekleri hukuki yanlışlıklar, zaman içinde değişebilen değer yargılarıyla ortaya çıkan “yorum farklılıkları” karşısında ölüm cezası, “dönüşü olmayan bir uygulama” olarak ortaya çıkmaktadır.
XIX. yüzyılda Belçika’da yapılmış bir adli hatanın, idamdan sonra anlaşılmasının, bu ülkede ölüm cezasının yürürlükten kaldırılmasını sonuçladığı hep tarihsel örnek olarak verilmektedir.
Sayın Erem’in kitaplarında belirttiği bir olay unutulamayacak nitelik taşımaktadır: Genç ve tecrübesiz bir yargıcın, ölüm cezasının hükmedileceği bir duruşmaya girdiğinde ceza lehindeki kararının, suçsuz bir insanı ölüme götürmesinin yıllar sonra bu yargıç tarafından tesadüfen öğrenilmesi cezanın kabul edilmezliğini göstermektedir.
3 – Ölüm cezası, öç alıcı, intikam güdücü bir cezadır. Oysa XX. ve XXI. yüzyılların ceza anlayışı insanı eğitici, düzeltici, topluma kazandırıcı olması yönünden ölüm cezasını artık kabul etmemektedir.
Ayrıca ölüm cezası, adli yargının işleyişini, onurunu, hep gerçeği arayan sistemini de sarsmaktadır. Ölüm cezasıyla sonuçlanan bir yargılamada yer alan tanıkların, bilirkişilerin, polislerin, savcıların, yargıçların, Yargıtay’ın, yasama organındaki milletvekillerinin, Cumhurbaşkanının bütün çalışmalarının bir insanı öldürmeye yönelik olduğu düşünüldüğünde, bunca kişinin, hukukçunun, siyasetçinin ne kadar hazin bir çaba içinde oldukları ortaya çıkar. Bir Fransız rejisörünün bir filmde belirttiği gibi ölüm cezasının uygulanmasında “hepimiz katil” olmuyor muyuz?
4 – Doğaldır ki, bu unsurlar karşısında, ölüm cezasının yeniden kabulüyle Türkiye’mizin Avrupa Birliği’ne girebilip girememesi önem taşımaktadır. Avrupa Konseyi Başkanı Jean-Claude Juncker’in, idam cezasının getirilmesi halinde Türkiye’nin AB’ye giremeyeceği şeklindeki uyarı ve sözleri, Türkiye’de “insanı yok edecek” uygulamalar karşısında önemli olmayacaktır. Çünkü her şeyden önce insanın üstünlüğü önemlidir.
Prof. Dr. Köksal Bayraktar
Güncel Hukuk Dergisi, Aralık 2016, S.156
Kaynakça

  1. Bu ülkeler şunlardır: Afganistan, Amerika Birleşik Devletleri, Antigua ve Barbuda, Bahama, Bangladeş, Barbados, Belarus, Beliz, Birleşik Arap Emirlikleri, Botsvana, Burundi, Çad, Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Endonezya, Eritre, Etiyopya, Filipinler, Filistin Yönetimi, Gabon, Gana, Gine, Guatemala, Guyana, Güney Kore, Hindistan, Irak, İran, Jamaika, Japonya, Kamerun, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Komor Adaları, Kuveyt, Kuzey Kore, Küba, Laos, Lesoto, Libya, Lübnan, Malavi, Malezya, Mısır, Moğolistan, Nijerya, Oman, Özbekistan, Pakistan, Ruanda, Saint Lucia, Saint Vincent ve Granada, Sierra Leone, Singapur, Somali, St. Kitts ve Nevis, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Swaziland, Tacikistan, Tanzanya, Tayland, Tayvan, Trinidad ve Tobago, Uganda, Ürdün, Vietnam, Yemen, Zambiya, Zimbabwe. Bkz. bianet.org
  2. bianet.org
  3. 07/05/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun m. 5.
  4. 07/05/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun m. 2.

İçeriğimize Oyunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

İdare Hukuku Bütünleme Sınavı – 20.06.2014 – İstanbul Üni. Hukuk Fak.

Antik Yunan’dan kalma dünyanın en eski ikinci şarkısı: Seikilos Ağıdı