Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçları

İncelememizde, Temmuz 2010’da yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun kapsamında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçları ele alınmaktadır.

Türk Ceza Kanununun ikinci kitabında özel hükümler, ikinci kitabın birinci kısmında uluslararası suçlar düzenlenmiştir. Uluslararası suçlar kavramı ile bu kısımda yer alan suçlar yenidir.

Uluslararası suçlar kavramı ile uluslararası hukuka aykırı olan ve uluslararası sözleşmelerle yargılama yetkisi kabul edilen suçlar anlaşılmaktadır. Uluslararası suçlar kendi içinde iki kategoriye ayrılmaktadır. Birinci kategoriyi uluslararası hukuk suçları, ikinci kategoriyi ise diğer uluslararası suçlar oluşturmaktadır.

Uluslararası hukuk suçları, çekirdek suçlar olarak da adlandırılmaktadır. Bu suçlar, uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren en ağır suçlardır.
 
Soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı savaşı (saldırganlık) suçu olarak dört grup suç kabul edilmektedir. Bu suçlarda fail, doğrudan uluslararası hukukun bir ceza normunu ihlal etmekte ve doğrudan uluslararası hukukun ceza normlarına dayanılarak cezalandırılmaktadır. Belirtilen sebeple, Uluslararası Ceza Mahkemesinin cezalandırma yetkisi bulunduğu için Türk yargı uygulanmasında uluslararası hukuk normları dikkate alınmalıdır. Bu nedenle Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Statüsü bu konuda başvurulacak ilk kaynaktır.

Diğer uluslararası suçların kovuşturulması ve cezalandırılmasının temeli uluslararası hukuk değil, iç hukuka dâhil edilen uluslararası sözleşmelerdir. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti bu kapsamda ele alınan suçlardandır. İnsan ticareti olgusu, insan hakları sorunudur. Bu suçla mücadele insan haklarının korunmasına yöneliktir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne paralel olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; insanların onur kırıcı ceza ve işlemlerine maruz bırakılamayacağını düzenlemektedir. Bununla birlikte; insan ticaretine maruz kalmayı önleyecek diğer düzenleme, insanların köle ve kul halinde tutulamayacağını ifade etmektedir.

Bu bağlamda, kişilerin zorla çalıştırılması önlenmiştir.

Göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretinde, kişilerin uyruğunda bulunduğu veya daimi olarak ikamet ettikleri ülkeye kaynak ülke; ulaşmak istedikleri veya götürülmek istenilen ülkeye hedef ülke denilmektedir. Kaynak ülkeden hedef ülkeye gidilirken üzerinden geçilen veya elverişli şartlar oluşuncaya kadar yasa dışı veya yasal olarak geçici olarak ikamet edilen ülkeye transit ülke denilmektedir. Bu bağlamda ülkemiz her üç tanımlama içerisinde konum üstlenmektedir.

İncelememizde, Temmuz 2010’da yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun kapsamında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçları ele alınmaktadır.

Yine bu suçlara ilişkin mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri ile Türkiye’nin taraf olduğu Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol hükümleri mukayeseli bir biçimde incelenmiştir. Ayrıca çalışmamız kapsamında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçu, iç hukuk bakımından bütün unsurları ile bir bütün halinde ele alınmıştır.

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI VE 
İNSAN TİCARETİ SUÇLARI 

İbrahim KESKİN 
Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcısı

BU HUKUKİ ÇALIŞMA, ADALET DERGİSİNİN EYLÜL 2011 – 41. SAYISINDA YAYINLANMIŞ VE ORADAN ALINMIŞTIR.

1. Tanımı

1.1. Göçmen kaçakçılığı

İnsanların iyi koşullar altında hayat sürme, iş bulma veya yaşadıkları ülkedeki siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar gibi nedenlerden dolayı, göç etme istek ve zorunlulukları sonucunda, bulundukları ülkeden yasa dışı yollarla başka ülkelere gitme veya götürülmeleridir. Başka bir tanımlamayla, ekonomik, sosyal ve siyasi nedenlerden dolayı, iş bulma veya iltica gibi istekleri olan kişilerin, illegal geçişleri organize eden insan kaçakçılığı şebekeleri tarafından, menfaat karşılığında farklı ülkelere götürülmeleridir.[1]

1.2. İnsan ticareti

İnsan ticareti suçunun kapsamlı ve kabul gören en yaygın tanımı, 12– 13 Aralık 2000 tarihlerinde Palermo’da düzenlenen konferansta kabul edilen Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokolde[2] tanımlanmıştır.

Protokole göre insan ticareti; kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına gelmektedir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir. (madde 3/a) Bu maddenin (a) bendinde öngörülen yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması insan ticareti olarak kabul edilecektir. (madde 3/c)

Kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidiyle ya da diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye ya da başkasına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınmasıdır. İnsan ticaretinin uluslararası alanda net ve ortak tanımlamasına gidilmesine yönelik çabalara rağmen bu suçun tanımı ve unsurları konusunda farklı yorum ve uygulamalar devam etmektedir.[3]

Özellikle kadınlar cinsel amaçlı ve ev işlerinde çalıştırılmak; çocuklar uluslararası evlat edinmeye aracılık, çocuk pornografisinde kullanılmak, zorla çalıştırılıp [4] dilencilik ve seyyar satıcılık yaptırılmak; erkekler ise ağır işlerde çalıştırılmak ve tehlikeli işlerde kullanılmak suretiyle insan ticaretinin mağduru olmaktadır. İnsan ticaretine konu olan üç temel başlık; organdoku ticareti, zorla çalıştırma kapsamında emek ticareti ve kadın seks ticareti şeklinde özetlenebilir.[5]

1.3. Mülteci

Mülteci, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin[6] 1’inci maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre mülteci; ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişidir.

Başka bir tanımlamayla; ırkı, dini, uyruğu, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı nedenlerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen kişidir.[7]

Mülteci ve göçmen kavramı arasında, içerik ve sonuçlar bakımından farklılık bulunmaktadır. Mülteciler, içinde bulundukları durum itibariyle göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçuna kaynak oluşturmaktadır.

Bu sebepler çok sayıda olsa da sınırlı olarak şu şekilde tasnif edilebilir.

2.1. Ekonomik nedenler, ülkeler arasında iş, sosyal yaşam ve refah standardı farkının bulunması ve bireylerin daha rahat ve iyi bir yaşam sürme isteği. 
2.2. Salgın hastalıklar, açlık sorunu, yapılan maddi yardımlar. 
2.3. Terör örgütlerinin faaliyetleri, iç savaşlar, iç karışıklıklar. 
2.4. Gelişmiş bazı ülkelerin siyasi iltica veya yasadışı göçü [8] özendiren politikaları. 
2.5. Siyasal ve etnik baskılar. 
2.6. Ailevi sebepler. 
2.7. Bölgesel ve kültürel farklılıklar. 
2.8. Kadının toplumsal yaşamdaki sosyo-ekonomik eşitsizliği. 
2.9. İş, pazar ve ulaşım araçlarının küreselleşmesi sonucu ucuz iş gücüne duyulan ihtiyaç. 
2.10. İnsan ticareti ve göçmen kaçakçılığının sonuçlarından haberdar olmama. 
2.11. Bu eylemlerden kolay ve yüksek para kazanma düşüncesi.

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçu arasındaki farklar

Göçmen kaçakçılığı ile insan ticareti arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bu farklar, tanımlamalar incelendiğinde görülmektedir. Bu husus, göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretinin birbirinden tamamen ayrı bir olgu olarak düşünülmesine sebep olmamalıdır. İnsan tacirleri ile göçmen kaçakçılığı organizasyonu yapanların kullandıkları güzergâhlar veya yöntemler birbiriyle örtüşebilmektedir. İnsan ticaretini göçmen kaçakçılığından ayıran en temel özellik, insan tacirlerinin amacının mağduru yasadışı girişten sonra da kullanmayı planlamasıdır. Göçmen kaçakçılığında ise genellikle kaçakçının mağdurla olan ilişkisi yasadışı girişten sonra sona ermektedir.

Birleşmiş Milletler Sınır Ötesi Organize Suçla Mücadele Sözleşmesine Ek Kara Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Mücadele Protokolü ve İnsan Ticaretine İlişkin Protokol, insan ticareti ile göçmen kaçakçılığı arasındaki ayrımı yapmaktadır. Göçmen Kaçakçılığına İlişkin Protokol’ün 3’üncü maddesinin (a) bendine göre; Göçmen kaçakçılığı, doğrudan veya dolaylı olarak, mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için, bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimi ikametgâh sahibi olmadığı bir taraf devlete yasadışı girişinin teminidir. İnsan Ticaretine İlişkin Protokolün 3’üncü maddesine göre; İnsan ticareti, kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınmasıdır. 

Göçmen kaçakçılığı kamu düzeni ve devlete karşı işlenen suç olup mağduru bulunmamaktadır. İnsan ticareti kişilere karşı işlenen ve insan haklarını ilgilendiren bir suçtur. Göçmen kaçakçılığında, kaçırılan kişilere karşı maddi veya manevi bir güç kullanılması söz konusu değildir. Zira göçmen kaçakçılığında potansiyel yasadışı göçmen, kaçakçıyla kendisi temasa geçer, kaçakçı ödemeyi aldıktan sonra, göçmenin dilediği bir ülkeye yasadışı yollarla girmesini veya bir ülkeden çıkmasını sağlar. İnsan ticaretinde ise mağdur zor kullanılarak veya hile veya benzeri yollarla iradesi fesada uğratılarak ele geçirilir ve bu nedenle maruz kaldığı fiilleri kabul ederken serbest iradesini kullanamaz. Yani; bu konuda bilinçli bir rıza gösteremez.[9]

Mağduru rızası dışında zorla çalıştırma, hizmet ettirme, fuhuş için kullanma gibi amaçlarla göçmenlerin ülkeye yasadışı sokulması da göçmen kaçakçılığı değil insan ticareti suçunu oluşturmaktadır. [10]

İnsan ticaretinde tacir, başlangıçtan itibaren sömürdüğü mağdurla arasındaki ilişkinin sürekli olmasını ister ve ilişkilerini bu şekilde geliştirir. Bu ilişki çeşitli biçimlerde ortaya çıkar ki bunlar; zor kullanma, cinsel kölelik yâda işgücü köleliği, haysiyetin çiğnenmesi ve insanın elinden özgürlüğünün alınması gibi unsurları içerir. Oysa göçmen kaçakçılığında, tacirle mağdur arasındaki sömürü ilişkisi, göçmenin girmek istediği ülkeye yasadışı yolla girdiği veya çıkmak istediği ülkeden çıktığı anda sona erer.[11]

Yani; göçmen kaçakçılığında sömürü ilişkisi hedef ülkeye girişle sınırlı iken, insan ticaretinde süreklilik gösterir. [12]

Netice olarak söz konusu farklılıkları temelde üç neden belirlemektedir.

1.1. İstek: Göçmen kaçakçılığında kişi sınırı aşabilmek için kendisi talepte bulunmaktadır. İnsan ticaretinde mağdurunun seçim şansı bulunmamaktadır. 

1.2. Sınırlar: Göçmen kaçakçılığı suçunun oluşabilmesi için uluslararası sınırların aşılması gerekmektedir. İnsan ticareti suçu ise hem ulusal hemde uluslararası sınırlar içerisinde gerçekleşebilir. 

1.3. İstismar: İnsan ticaretini tanımlayan temel faktörlerden biridir.

Aldatma, sömürü, zorlama gibi faktörler istismar kavramı içerisinde değerlendirilebilir. Göçmen kaçakçılığında istismar bulunmamaktadır.
=========================================

3.1. Uluslararası düzenlemeler

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme’yi ülkemiz 11.06.1985 tarihinde onaylamıştır. Sözleşme, taraf devletlerin, kadın satışını ve kadınların fahişeleştirilerek istismar edilmelerini sona erdirmek için mevzuat çıkarmak da dâhil, gerekli her türlü tedbiri alması gerektiğini ifade etmektedir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni, ülkemiz 14.09.1990 tarihinde imzalamış ve 09.12.1994 tarihinde ihtirazı kayıtla onaylamıştır.

Sözleşme’nin 34 ve 35’inci maddelerine göre taraf ülkeler, çocukların her türlü sömürü ve istismara karşı korunmalarını, yasadışı bir faaliyette çalışmalarını, cinsel sömürü, pornografi, fahişelik ve ticaret amacıyla kullanılmalarını engellemek için, her türlü ulusal, ikili ve çok taraflı tedbirleri almayı taahhüt etmektedir.

Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolü, ülkemiz 09.09.2000 tarihinde imzalamış ve 09.05.2002 tarihinde onaylamıştır. Sözleşme, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ek olarak düzenlenmiştir. Sözleşme çocuk satışı, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisinden çocukların korunmasını güvence altına almak için alınması gereken önlemlerin arttırılması amaçlamaktadır. Taraf devletler çocuk satışını, çocuk fahişeliğini ve çocuk pornografisini bu protokol uyarınca yasaklayacaktır.

En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 1999 yılında kabul edilmiştir. Ülkemiz sözleşmeyi 25.01.2001 tarihinde kabul etmiştir. Sözleşme ile üye ülkeler, acil bir sorun olarak en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin yasaklanmasını ve ortadan kaldırılmasını temin edecek ivedi ve etkin önlemleri alma yükümlülüğünü taahhüt etmektedir.

Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’ni ülkemiz 09.06.1999 tarihinde imzalamış, 18.01.2001 tarihinde “beyanda bulunulmak suretiyle” onaylamıştır. Sözleşme uyarınca, çocukların insan olarak haklarının korunması için, adlî bir makam önünde kendilerini ilgilendiren davalarda kimi usulü haklar tanınması, bu hakların bizzat kendileri veya diğer kişiler ya da kurumlar aracılığıyla kullanılmasının kolaylaştırılması konularında hükümler yer almaktadır. Sözleşmede, çocukların ve gençlerin korunma hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak için, çocukların çalışma koşulları, adil bir ücret, sağlık, ahlak ve eğitimleri için zararlı olmayacağı belirlenen hafif işlerde çalışmaları gerektiği düzenlenmektedir.

Cebri Çalıştırma Hakkında 29 sayılı ILO Sözleşmesi’ni ülkemiz 23 Ocak 1998 tarihinde kabul etmiştir. Sözleşme ile her ne şekil altında olursa olsun cebri veya mecburi çalıştırma kaldırılmıştır. Sözleşmeyi onaylayan her üye cebri veya mecburi çalıştırmanın kanuna aykırı olarak geliştirilmesini bir suç olarak cezalandıracak ve kanunun getirdiği müeyyidelerin etkili ve tam olarak uygulanmasını sağlamakla yükümlü olacaktır.

Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme; uluslararası göç kapsamında, göçmen işçileri ve ailelerinin haklarını koruma altına almaktadır. Ülkemiz sözleşmeyi 13 Ocak 1999 tarihinde imzalamıştır. Sözleşmede göçmen işçi ve ailelerinin hakları belirtilmektedir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, ülkemiz tarafından 15.08.2000 tarihinde imzalanarak beyanlar ve çekinceyle 04.04.2003 tarihinde onaylanmıştır. Sözleşmeye taraf devletler, herkesin çalışma hakkını tanıması ve bu hakkı korumak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altına sokulmaktadır. Taraf devletler; herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam standardına sahip olma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkı ve eğitim hakkını tanımaktadır.

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokolü, ülkemiz 30.01.2003 tarihinde kabul etmiştir. Protokol’ün imzalanması sonrası, protokolde düzenlenen eylemler iç hukukta da suç olarak düzenlenmiştir. Belirtilen sözleşme ve ek protokol, 04.02.2003 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4800 ve 4803 sayılı Yasalarla uygun bulunmuştur. Anayasanın 90’ıncı maddesi uyarınca iç hukuk hükmü haline gelmiştir. Protokol, kadın ve çocuklara özel önem vererek, insan ticaretini önlemek ve mücadele etmek; bu ticaretin mağdurlarını, onların insan haklarına bütünüyle saygı göstererek korumak ve onlara yardım etmek, bu amaçlara erişebilmek için taraf devletler arasındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Sözleşmeye taraf devletler, doğrudan veya dolaylı olarak mali veya diğer bir maddi çıkar elde etmek için gerçekleştirilmeleri halinde, sözleşmede tanımlanmış olan göçmen kaçakçılığını, suç haline getirmek üzere gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır.

Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, Almanya’da göçmen ticareti suçunun genel ceza kanununda değil, Yabancılar Kanununda düzenlenmiş bulunduğu görülmektedir. Kanunun 92a ve 92b maddesi, yabancıların yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması veya bulundurulmasını cezalandırmaktadır. Bu eylemin ticarete dönüştürülmesi veya örgütlü olarak işlenmesi durumunda ceza artırılmaktadır. Alman Yabancılar Kanunu sadece Almanya’ya yabancıların sokulmasını cezalandırmamakta, ayrıca Schengen Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden birine, Avrupa Birliği üyesi veya Avrupa Ekonomik Alan Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin vatandaşı olmayan yabancıların sokulmasını da aynı şekilde cezalandırmaktadır. Alman Ceza Kanununun 234’üncü maddesine göre; bir kimse üzerinde cebir, tehdit, hile ile yardım ulaşılamayacak bir duruma sokma, köle veya kul kılma veya yurtdışındaki askeri veya askeri benzeri bir kurumun hizmetine sokmak için fiziki egemenlik kurmayı cezalandırılmaktadır. Ayrıca fahişeliğe zorlamak amacıyla kadın veya erkeğin kaçırılması ayrı bir maddede (180b ve 181) düzenlenmiştir. 1895 tarihli bir Kanunla kölelik için insan kaçırma ve köle ticareti cezalandırılmaktadır.

Avusturya Ceza Kanununun 104a maddesinde düzenlenen göçmen ticareti suçu, 2000 yılında yapılan bir değişiklikle ceza kanunundan çıkarılarak Yabancılar Kanununun 104’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu 104’üncü maddenin birinci fıkrasında, sadece Avusturya’ya değil, Avusturya’nın komşusu olan ülkelere göçmen sokulması da cezalandırılmaktadır. Buna göre köle ticareti yapan, bir kimsenin köleleştirilmesine veya kölelik benzeri bir duruma getirilmesine etki eden kimse 10 yıldan 20 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmaktadır.[13]

Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti ile mücadele alanında yapılan uluslararası yasa, sözleşme, bildiri ve belgeler çeşitli metinler içerisinde düzenlenmiştir. Bunları tarih sırasına göre, Kölelik Sözleşmesi (1926), Zorla veya Zorunlu Çalışmayla İlgili 29 No’lu ILO Sözleşmesi (1930), İnsan Hakları Evrensel Bildirisi (1948), İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme (1949), İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi (1950), Eşit Ücret Sözleşmesine İlişkin 100 No’lu ILO Sözleşmesi (1951), Mültecilerin Statüsüyle İlgili Sözleşme (1951), Köleliğin, Köle Ticaretinin, Kölelik Benzeri Uygulamaların Kaldırılmasına Dair Ek Sözleşme (1956), Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi (1957), İstihdam ve Meslek Alanında Ayrımcılık Hakkında 111 No’lu ILO Sözleşmesi (1958), Zorla Çalıştırmanın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin 105 No’lu ILO Sözleşmesi (1959), Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966), Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 2. Protokol (1978), Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme (1979), iddet Suçlarının Mağdurlarının Mağduriyetlerinin Giderilmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, (1983), Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi (1985), Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Mağdurun Adli Kanun ve Usulü Çerçevesindeki Durumuyla İlgili Tavsiye Kararı (1985), Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989), Cinsel Sömürü ve İnsan Ticaretiyle İlgili Avrupa Parlamentosu Önergesi (1989), Bütün Göçmen İşçilerin ve Onların Aile Mensuplarının Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme (1990), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Komisyonunun İnsani Boyut Konferansı Moskova Görüşmesinin Belgesi (1991), Kadınlara Karşı iddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri (1993), Kadın Ticaretiyle İlgili Avrupa Parlamentosu Önergesi (1993), Pekin Bildirisi ve Eylem Platformu (1995), İnsan Ticaretiyle İlgili Avrupa Parlamentosu Önergesi (1996), Kötü artlardaki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin 105 No’lu ILO Acil Önlemler Sözleşmesi (1996), Avrupa Sosyal artı Avrupa Konseyi Sözleşmesi (1996), Avrupa Birliği’ne Üye Ülkeler Arasında Suçluların İadesine İlişkin Sözleşme (1996), Cinsel Amaçlı Kadın Ticaretini Önlemek ve Mücadele Etmek için Alınması Gereken Etkili Tedbirleri İçeren Avrupa Kılavuzu Hakkında Hagufe Bakanlığına Ait Bildiri (1997), İnsan Ticaretine ve Çocukların Cinsel Amaçlı Sömürülmesine Karşı Mücadelesiyle İlgili AB Konseyinin Ortak Eylem Planı (1997), Kadınlara Karşı iddetle Mücadele Eylem Planı (1997), Uluslararası Adalet Mahkemesinin Roma Hükmü (1998), Pekin Platformunun Uygulanması için Daha Çok Faaliyet ve Çaba Gösterilmesine Dair Genel Meclis Önergesi (1999), Tampere Avrupa Konseyi Başkanlık Bildirisi (1999), Avrupa Güvenliğine Dair İstanbul Beyanı (1999), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol (2000), Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BirleşmişMilletler Sözleşmesi (2000), Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol (2000), Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı BM Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol (2000), Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cinsel Sömürü Amaçlı İnsan Ticaretine Karşı Eylemlerle İlgili Tavsiye Kararı (2000), İnsan Ticaretiyle İlgili Uluslararası, Bölgesel ve Ulusal Seviyedeki Anayasal Dokümanlar ve Analitik Raporların Derlemesi (2000), Bölgesel Eylem Planı İçin Temel İlkeler, “Güneydoğu Avrupa’da İnsan Ticaretine Karşı Mücadelede İşbirliği” Uluslararası Semineri (2000), Güneydoğu Avrupa’da İnsan Ticaretine Karşı Mücadelede İşbirliği Uluslararası Seminerinin Tutanakları (2000), Kadın Ticaretine Karşı Mücadelede İlave Yeni Eylemler ile İlgili Komisyonun Avrupa Konseyi’ne Parlamentosu’na Bilgi Akışıyla İlgili Avrupa Parlamentosu Önergesi (2000), Parlamenter Meclisin Bükreş Bildirisi (2000), Bakanlık Konseyi Karar No.1, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın İnsan Ticaretiyle Mücadeleyle İlgili Çabaların Artırılması (2000), Adli Süreç İçindeki Mağdurlara Tutumuyla İlgili Konseyin Karar Tasarısı (2001) olarak sıralayabiliriz.[14]

Ülkemizin, göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretiyle ilgili olarak imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşme içeriklerindeki yükümlülükler, bu alanla ilgili mücadelede alınacak tedbirleri içermektedir.

3.2. Ulusal düzenlemeler [15]

1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunmasıyla ilgili 17’nci maddesi, zorla çalıştırma yasağı ile ilgili 18’inci maddesi, kişi hürriyeti ve güvenliği ile ilgili 19’uncu maddesi, çalışma şartları ve dinlenme hakkıyla ilgili 50’nci maddesi, olağanüstü hallerin düzenlenmesiyle ilgili 121’inci maddesi bu suçlarla mücadele alanında etkili olabilecek yasal dayanaklardır.

4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunla[16] ülkemizde çalışmak isteyen yabancıların çalışma izinleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilerek, bu suretle çeşitli kurumlarca ita olunan izinler tek merkezde toplanmıştır.

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu [17] ile Türk vatandaşlığının, doğumla veya sonradan kazanılma halleri yeniden düzenlenmiştir.

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu [18] ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği [19] uyarınca, kaçak insan taşımacılığı ve ticareti suçları ile diğer bazı suçlar nedeniyle yargı organları tarafından verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunması halinde, yetki belgesi sahiplerinin yetki belgeleri iptal edilmektedir.

Bu suçlarda, Türk hukukundaki durumu, üç ayrı dönemde içerisinde sınıflandırarak inceleyebiliriz. 

3.2.1. 4771 sayılı Kanunla 765 sayılı Türk Ceza Kanununa eklenen 201/A, 201/B maddelerinden önceki dönem (03.08.2002 tarihi öncesi) Belirtilen dönemde ülkemizde, göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretiyle mücadele alanında, özel bir yasa hükmü bulunmamaktaydı. Bu suçlarla mücadelede TCK’nin 426, 427 ve 428’inci maddeleri (cinsel arzuları tahrik ve pornografiye özendirme yönünde yayın ve çalışmalara yönelik), 435 ve 436’ncı maddeleri (fuhşa tahrik, teşvik etme ve özendirme çalışmalarına yönelik) 504’üncü maddesi (yurt dışında iş bulmak, ikamet izni bahanesiyle dolandırıcılık suçuna yönelik) 313 ve 314’üncü maddeleri (cürüm işlemek için teşekkül meydana getirenlere yönelik), 545’inci maddesi (onbeş yaşından küçük çocuklara dilencilik yaptıranlara yönelik) temel düzenlemelerdi.

Bunların yanı sıra; 5682 sayılı Pasaport Kanunu, 1475 sayılı İş Kanunu, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun, 2007 sayılı Türkiye’deki Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun, 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu temel düzenlemelerdi.

3.2.2. 765 sayılı Türk Ceza Kanununa, 4771 sayılı Kanunla eklenen 201/A, 201/B maddelerinden sonraki dönem (03.08.2002–01.06.2005 tarihleri arası) Birleşmiş Milletler Sınır Aşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi ve sözleşmeyi uygulamaya koymak için çıkartılan Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol ile İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Yasaklanmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol hükümlerine uygun olarak, 03.08.2002 tarih ve 4771 sayılı Yasanın 2/B maddesiyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 201’inci maddeden sonra gelmek üzere, 201/a (göçmen kaçakçılığı ile ilgili), 201/b (insan ticaretiyle ilgili) maddeleri eklenmiştir. Bu düzenlemelerle, bu alandaki mücadeleye etkinlik kazandırılmıştır. Madde metinlerinde, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti yapan kişilere verilecek cezalar ile suçta kullanılan araçların müsaderesi, paravan şirketlerin ekonomik faaliyetlerinin askıya alınması düzenlenmiştir.

3.2.3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundan sonraki dönem (01.06.2005 tarihi sonrası) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 26.09.2004 tarihinde kabul edilerek 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 79’uncu maddesinde göçmen kaçakçılığı, 80’inci maddesinde ise insan ticareti suçu ile ilgili düzenleme yapılmıştır.

Türk Ceza Kanununun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca, yurt dışında işlenmiş olan göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçlarının Türkiye’de kovuşturulması açısından evrensellik ilkesi kabul edilmiştir. Evrensellik ilkesine göre; suçların yurt dışında işlenmesi halinde, failin ve mağdurun vatandaşlığına bakılmadan ayrıca failin Türkiye’de bulunması da gerekmeden, hakkında Türk kanunları uygulanacaktır. Bu nedenle belirtilen suçlar, yurt dışında bir yabancı tarafından yabancıya karşı işlenmiş olsa ve kendisi de yurt dışında bulunsa bile Türkiye’de kovuşturma yapılacaktır. Evrensellik ilkesinin bu şekilde geniş olarak uygulanmasına uluslararası ceza hukukunda sınırlandırılmamış evrensellik ilkesi denilmektedir. Evrensel yetki, Birleşmiş Milletlere üye 191 devletten, hâlihazırda sadece onbeşinin yasama düzenlemeleri ve yargısal uygulamaları ile pratikte oldukça seyrek kullanılan bir yetkidir. Dolayısıyla evrensel yetki henüz anlamına uygun evrensel nitelik kazanarak uluslararası uygulama alanı kazanmamıştır.[20]

Uluslararası hukuk suçları olarak, soykırım (madde 76) ve insanlığa karşı suçlar (madde 77) bütün insanlığı ilgilendiren en ağır suçlar olduğu için bu suçlarda sınırlandırılmamış evrensellik ilkesinin kabul edilmesi belki savunulabilir. Ancak, dünyanın her yerinde işlenen diğer uluslararası suçların ülkemizde soruşturulması fiilen mümkün olmadığı gibi, fail Türkiye’de olmadığı için hukuken yargılama yapılması da mümkün değildir.

Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçları, uluslararası hukuk suçu teşkil etmemektedir. Bu suçlara ilişkin uluslararası sözleşmeler, taraf devletlere sadece iç hukukta bu fiillerin etkili bir şekilde cezalandırılmasını sağlayıcı normlar koyma yükümlülüğü getirmektedir. Ancak, insan ticareti suçlarının yurt dışında işlenmesi halinde Protokol taraf devletlere herhangi bir kovuşturma yükümlülüğü getirmemektedir.

Türk Ceza Kanununda, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçlarının yabancı bir ülkede işlenmesi durumunda, failin Türk vatandaşı veya yabancı olmasına bakılmaksızın, Türkiye’de, Türk kanunlarına göre yargılama yapılacağı hüküm altına alınmıştır (madde 13/1a). Bu suçlar nerede işlenmiş olursa olsun, Türkiye’de yargılama yapılarak, Türk vatandaşı veya yabancı olmasına bakılmaksızın fail hakkında Türk kanunlarına göre cezaya hükmolunacaktır. Yabancı ülkede işlenen bu suçlar dolayısıyla failler hakkında Türkiye’de re’sen takibat yapılabilir. Bu suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Türkiye’de yeniden yargılama yapılacaktır. Ancak bunun için Adalet Bakanının talepte bulunması gerekir. Yabancı ülkede mahkûm olunan ceza bu ülkede tamamen veya kısmen infaz edilmişse; infaz edilen bu ceza miktarı, mahsup hükümlerine göre, Türkiye’de hükmolunan cezadan mahsup edilecektir. Bu nedenle yurt dışında işlenen göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçlarının, Türkiye ile herhangi bir bağlantısının olmaması halinde, sınırlandırılmamış evrensellik ilkesi uyarınca, Türkiye’de kovuşturma yapılmasının uluslararası hukuka aykırı bulunduğu kanaatindeyiz.

Bunların yanı sıra, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, 91’inci maddesi (organ veya doku ticaretiyle ilgili), 102, 103, 104 ve 105’inci maddeleri (cinsel saldırıyla ilgili), 117’nci maddesi (iş ve çalışma hürriyetinin ihlaliyle ilgili), 190 ve 191’inci maddeleri (uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma ile ilgili), 204, 205, 206 ve 207’nci maddeleri (resmi ve özel belgede sahtecilikle ilgili), 220’nci maddesi (suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçuyla ilgili), 225’inci maddesi (hayâsızca hareketlerle ilgili), 226’ncı maddesi (müstehcenlikle ilgili), 227’nci maddesi (fuhuş ile ilgili), 229’uncu maddesi (dilencilikle ilgili), 282’nci maddesi (suçta kullanılan malvarlığı değerinin aklanmasıyla ilgili) bu suçlarla mücadele alanında göz önünde alınabilecek hükümlerdir.
================================================

4.1. Genel olarak

Yasal yollardan ülkemize giriş yapmış bir yabancının, yasal olmayan yollardan ülkede kalmasının sağlanması yâda yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkmasının sağlanması göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturacaktır.

Göçmen kaçakçılığı suçu, 4771 sayılı Kanunla 765 sayılı Türk Ceza Kanununa ilave edilen uluslararası nitelikte yeni bir suçtur.[21] Bu suç, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol hükümlerinin gereğini yerine getirmek üzere kanunda tanımlanmıştır. Her iki protokol, sözleşmeye taraf olan devletlere sözleşmede yasaklanan fiilleri suç haline getirme yükümlülüğü getirmektedir.[22](Göçmen Kaçakçılığına İlişkin Protokol’ün 6; İnsan Ticaretine İlişkin Protokol’ün 5’inci maddesi) Maddî menfaat sağlamak üzere, genellikle suç örgütleri marifetiyle göçmenler başka ülkelere kaçırılmakta, yasal olmayan yollarla ülkeye sokulmakta ve bu örgütlerin eline düşen çaresiz insanlar, bazen yaşam bazen beden bütünlükleri bakımından onarılamayan zararlara uğrayabilmektedir. 

4.2. Göçmen kaçakçılığı suçunun 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki düzenleniş farkları

Göçmen kaçakçılığı suçu, 765 sayılı TCK’de çalışma hürriyetine karşı suçlar kısmında (201/a maddesinde) düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’de uluslararası suçlar kısmında (İkinci Kitap, Birinci Kısım, İkinci Bölüm) 79’uncu madde metninde düzenlenmiştir. Doktrinde bu suçun düzenleniş yeri eleştirilmektedir.

4.2.1. Suçun tanımı, 5237 sayılı TCK’de, 765 sayılı TCK’ye göre daha anlaşılır şekilde düzenlenmiştir. Temelde her iki tanım da aynı içeriktedir. Ancak, 765 sayılı TCK’nin 201/a maddesinin ikinci fıkrasındaki[23] karmaşık ve hukuk tekniğine uymayan düzenleme, 5237 sayılı TCK’nin 79’uncu maddesine alınmamıştır.

4.2.2. Suçun yaptırımı yeniden düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’de düzenlenen cezai yaptırım artırılmıştır.

4.2.3. 765 sayılı TCK’de suçun teşebbüs aşamasında kalması tamamlanmış bir suç gibi cezalandırılırken, 5237 sayılı TCK’de bu düzenleme kaldırıldığı için teşebbüs halinde genel hükümler uygulanmaktaydı. Değişiklik sonrası bu ayırım kaldırılmıştır.

4.2.4. 765 sayılı TCK’nin 201/a maddenin üçüncü fıkrasındaki ağırlaştırıcı neden[24] 5237 sayılı TCK’nin 79’uncu maddesine alınmamıştır. Bunun neticesi olarak kaçak göçmenlerin yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye sokulması veya zarara uğraması halinde genel içtima kurallarına göre cezai sorumluluk söz konusu olacaktır. 

4.3. Suçun hukuki konusu

Göçmen kaçakçılığı suçunun hukuki konusu kamu düzeninin korunmasıdır.

4.4. Suçun maddi unsuru

Suçun maddi unsuru mağdurun kendisi, bedeni ve mal varlığı değeridir. Kanunun 79/1 fıkrasında; “Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddî menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan, Türk vatandaşı 
veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlayan, kişi… cezalandırılır.” denilmek suretiyle suçun maddi unsurları belirtilmiştir.

Buna göre; 
4.4.1. Bir yabancının yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması, 
4.4.2. Bir yabancının yasal olmayan yollardan ülkede kalmasına imkân sağlanması, 
4.4.3. Bir Türk veya yabancının yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkmasına imkân[25] sağlanması, bu suçun seçimlik hareketlerini oluşturmaktadır. Yurt dışına çıkmaya imkân sağlama bakımından netice, ülke karasuları, hava sahası veya kara sınırlarının dışına çıkılmasıyla gerçekleşmektedir.

Bu suç seçimlik hareketli bir suçtur.[26]

Bu fiillerden birisinin işlenmesi suçun oluşması için yeterlidir.[27]

Yasal olmayan yollardan ülkeye sokulan kişinin, yasal olmayan yollarla ülke dışına çıkarılması yâda Türkiye’de kalmasının sağlanması halinde fail, suçun birden fazla seçimlik hareketini gerçekleştirmesine rağmen tek bir suçtan cezalandırılacaktır.[28]

Kanaatimizce bu durum, TCK’nin 61/1’inci maddesi uyarınca temel cezanın tespitinde dikkate alınmalıdır.

Göçmen kaçakçılığı suçları, ani suç olarak işlenebileceği gibi mütemadi suç olarak da işlenebilir. Göçmenlerin sınırdan geçirilmeleri ile suç tamamlanacağından, bu suçun ani suç şekli söz konusu olurken; göçmenlerin Türkiye’de kalmasının olanaklı kılınması, bir yerden bir yere nakledilmeleri durumunda ise suçun mütemadi şekli söz konusu olacaktır.[29]

Suç ihmali hareketle de işlenebilir. Özellikle gümrük görevlilerinin pasaportsuz olarak ülkeye girmek isteyenlere müdahale etmemek suretiyle bunların girişini sağlamaları durumunda göçmen kaçakçılığı suçu ihmal suretiyle gerçekleştirilmiş olacaktır.

4.5. Suçun manevi unsuru

Bu suç maddi menfaat temini için kasten işlenebilir. Suç taksirle işlenemez. Suçun manevi unsurunu, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla fiilin işlenmesi oluşturmaktadır. Suçun oluşması için özel kast aranmaktadır. Başka ifadeyle, göçmen kaçakçılığı maddi bir kazanç sağlama amacıyla yapılmalıdır. Terör amacıyla veya turistik amaçla bazı kişileri ülkeye sokmak veya herhangi bir maddi karşılık beklemeksizin bu kimselere yardım edilmesi amacıyla bunların ülkeye sokulması ve diğer hareketlerin yapılması durumunda bu suç oluşmayacaktır.[30]

Suçta mağdurun rızası bir hukuka uygunluk nedeni değil, suçun unsurunu oluşturmaktadır. Suç, ancak mağdurun rızası ile işlenebilir. Ülkeye yasal olmayan yollardan girme, kalma veya çıkma fiilleri mağdurun iradesine dayanmaktadır. Protokole göre uygun olmayan yöntemlerden herhangi 
biriyle yapılmış olma halinde (zorlama ve zorunduruk), mağdurdan alınmış olan olası ilk rıza durumu değiştirmeyecektir. Protokol, sanığın tam savunma ve masum varsayılma haklarında bir kısıtlama olmamasını, ancak rızanın olabilmesi için bütün ilgili gerçek koşulların bilinmesini ve bunların çok nadir olduğunu eklemektedir. Kölelik, kölelik benzeri uygulamalar ve zorla çalıştırma bütün rızaları yok saymaktadır.[31]

Mağdurun rızası, failin hileli davranışları sonucu elde edilmişse, bu suç değil şartları oluşmuşsa dolandırıcılık suçu oluşacaktır. Maddi menfaat elde etme kastı ve mağdurun rızası göçmen kaçakçılığı suçunu diğer suçlardan ayırmaktadır. Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak veya vücut organlarının verilmesini sağlamak amacıyla göçmenlerin ülkeye sokulması halinde insan ticareti suçu oluşacaktır. Mağdurun fuhuş yapmasını sağlamak amacıyla ülkeye sokulması fuhuş (TCK madde 227) suçunu oluşturacaktır.

4.6. Fail

Fail, herhangi bir kimse olabilir. Uygulamada bu suçun failleri, çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olacakları açık ise de, teorik olarak yabancıların da bu suçun faili olmalarına engel bir husus bulunmamaktadır.[32]

Göçmen kaçakçılığı suçu çoğunlukla bu amaçla çalışan suç örgütleri tarafından işlendiğinden, suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi cezayı arttırıcı neden olarak kabul edilmiştir. (madde 79/2) Yine göçmen kaçakçılığını gerçekleştiren örgütün yönetici ve üyeleri, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan (TCK madde 220) ayrıca cezalandırılacaktır.

Bu suçun faili gerçek kişiler olup tüzel kişi suçun faili olamaz.[33]

Bununla birlikte tüzel kişilerin yetkili organları veya temsilcilerinin söz konusu suçu işlemesi halinde, suç faili olarak sorumlu tutulabilecektir.[34]

Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. (TCK madde 60, madde 79/4)

4.7. Mağdur

Her suç, hem devleti hem de fertleri zarara sokmaktadır. Suçun işlenmesi ile devletin hukuk düzeni bozulduğu için toplumsal zararda oluşmaktadır. Tüzel kişiler mağdurluk sıfatını haiz olmadıkları için[35]devlet, göçmen kaçakçılığı suçunda mağdur değil zarar görendir. Bu suçun mağduru bireydir. Zarar gören ise kamu otoritesi yani devlettir.

Göçmen kaçakçılığı suçunun hukuksal anlamda mağduru, toplumu oluşturan herkestir. Çünkü göçmen kaçakçılığı fiili ile ülkenin kamu düzeni ve sınır güvenliği ihlal edilmekte ve nihayet ülkede yaşayan herkes bu suçun mağduru haline gelmektedir.

Ülkeye girme, kalma ve çıkma suçlarının mağduru ancak, yabancı bir devlet vatandaşı veya vatansız olan veya Türkiye’de sürekli oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimselerdir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının veya Türkiye’de sürekli oturma izni bulunanların bu suçun mağduru olması mümkün değildir. Bu kimselerin ülkeye yasadışı yollardan girmeleri durumunda Pasaport Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu faaliyetlere aracılık yapan kimseler, Pasaport Kanunundaki suçlara iştirakten dolayı yargılanacaktır. Yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkarma suçunda mağdur Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Mağdur ve fail sıfatı aynı kişide birleşemez. Yani mağdurların göçmen kaçakçılığ
ı suçundan dolayı cezalandırılması mümkün değildir.

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokolün 5’inci maddesi “göçmenler, bu Protokol’un 6’ncı maddesinde öngörülen eylemlerin konusu olmaktan dolayı bu Protokol’e göre, cezai kovuşturmaya tabi tutulmayacaklardır.” hükmünü içermektedir. Ancak kaçak göçmenlerin, 5682 sayılı Pasaport Kanuna (madde 33 vd.) aykırılıktan dolayı cezai sorumlulukları devam etmektedir. Yargıtay’a göre; Göçmen Kaçakçılığı yoluyla ülkeye giren göçmenler hakkında da ülkeye pasaportsuz girmek suçundan dava açılması gerekir.[36]

4.8. Teşebbüs

Anayasamızın 90/son maddesi kapsamında; onaylanmakla iç hukuk mevzuatı haline giren, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol’ün 6’ncı maddesinin 2/a bendinde, “Her taraf devlet… kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla göçmen kaçakçılığına teşebbüsü suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alır.”hükmü yer almaktadır. Bu hüküm taraf ülkelere, kendi hukuk sistemlerinin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla göçmen kaçakçılığı suçuna teşebbüsü yaptırım altına almaktadır. Ancak sözleşme hükmü dikkatle incelendiğinde, göçmen kaçakçılığı suçuna teşebbüs fiillerinin tamamlanmış suç gibi cezalandırılması (kalkışma suçu) gerektiğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.[37]

Suça teşebbüs, failin suçu tamamlamak amacıyla hareket etme sine rağmen, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememesidir.[38]

Teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan şartlar şunlardır:

4.8.1. Suç kalkışmaya elverişli bir suç olmalıdır, 
4.8.2. Belirli bir suç işleme kastı bulunmalıdır, 
4.8.3. Suç işleme kararı icraya başlanılmalıdır, 
4.8.4. Engel nedenlerle sonuca ulaşılamamalıdır.

Türk Ceza Kanununun göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin 79’uncu maddesinde; maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan, bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasını sağlayan Türk vatandaşı veya yabancının yurtdışına çıkmasına imkân sağlayan kişilerin cezalandıracağı hükme bağlanmıştır. Maddenin ilk halinde teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağına dair bir hüküm bulunmamaktaydı.

5237 sayılı TCK’nin 262’nci (kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi), 277’nci (yargı görevi yapanı etkileme), 288’inci (adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs), 309’uncu (Anayasayı ihlâl), 310’uncu (Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı), 311 (yasama organına karşı suç), 312’nci (hükümete karşı suç), 333’üncü (Devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik) maddelerinde teşebbüs suçları düzenlenmiştir. Bu maddeler kapsamında teşebbüs hali bir ceza indirim sebebi olarak değil, tamamlanmış suç gibi yaptırıma bağlanmıştır. Yasanın 79’uncu maddesinin ilk halinde böyle bir hükme yer verilmemesi karşısında, göçmen kaçakçılığı suçunun teşebbüs suçu olmadığı kabul edilmekteydi. Koşulların varlığı halinde, genel hükümler çerçevesinde, teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceği ve saptanacak temel cezanın, teşebbüsün varlığı nedeniyle indiriminin olanaklı olduğu kabul edilmekteydi.[39]

Maddede suç olarak öngörülen seçimlik hareketler; göçmenlerin, “ülkeye yasadışı yollardan sokulması”, “ülkede kalmalarının temini” ya da “yurtdışına çıkartılmasına imkân sağlanması”dır. Bu seçimlik hareketlerden, “yurtdışına çıkmaya imkân sağlama” bakımından neticenin gerçekleştiği an, ülke karasuları, hava sahası veya kara sınırlarının dışına çıkıldığı andır. Bu koşullar gerçekleşmedikçe, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmek zorunludur.

765 sayılı TCK’nin 201/a maddesinin ikinci fıkrasında, göçmen kaçakçılığı suçuna teşebbüs halinin tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı düzenlenmişti. 5237 sayılı TCK’nin 79’uncu maddesinin ilk halinde, 765 sayılı TCK’nin 201/a-2 maddesindeki düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle, göçmen kaçakçılığı suçunun bütün hallerine teşebbüsün olanaklı olduğu kabul görmekteydi. Yani, 5237 sayılı TCK’nin 79’uncu maddesindeki düzenleme karşısında göçmen kaçakçılığı suçunun kalkışmaya elverişli bir suç olduğu kabul edilmekteydi. Yargıtay içtihatları[40]ve öğretideki görüşler bu doğrultaydı.[41]

6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun[42] 6’ncı maddesiyle, Türk Ceza Kanununun 79’uncu maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen “Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” cümlesiyle, göçmen kaçakçılığına teşebbüs hali, tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm belirtilen aksaklıkları ve uygulamada meydana gelen tartışmaları sona erdirici bir niteliği sahiptir.[43]

5237 sayılı TCK’nin da eksik tam teşebbüs ayrımı ortadan kaldırılmış olduğundan Türk Ceza Kanununun 35’inci madde hükmü uygulanacaktır.

4.9. İştirak

İştirak, birden fazla kişinin, belli bir amaca ulaşmak için, güçlerini birleştirmeleri ve aralarında işbölümü yapmalarıdır.[44] 

Suçun yasal tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu tutulacaktır. (madde 37) İştirak hükümleri asıl suçu düzenleyen yasa hükümlerini tamamlayıcı nitelikteki hükümlerdir.[45]

Azmettiren veya yardım eden olarak sorumluluk için, suçun tamamlanmış veya en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir. Bu sonuç, bağlılık kuralının niceliksel etkisinden çıkarılmaktadır.[46]

Göçmen kaçakçılığı suçuna iştirakin her türü mümkündür ve genel kurallar uygulanacaktır.[47]

4.10. İçtima

Fikri içtima, tek bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda fail en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacaktır. Ortada birden fazla suç vardır.

Yasa koyucu suç siyaseti düşüncesiyle suçları tek suç kabul etmektedir. Zincirleme suçtan farklıdır.

Zincirleme suçta aynı suç birden fazla işlenir; dolayısıyla aynı suça yönelik birden fazla fiil vardır. Kişi, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşumuna neden olabilir. “Non bis in idem” kuralı gereğince bu fiilden dolayı ancak bir defa cezalandırılabilir. Gerçekleştirdiği fiilin birden fazla farklı 
suçun oluşumuna neden olması durumunda, failin bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suç nedeniyle cezalandırılması yoluna gidilmelidir. Böylece, bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının önüne geçilmek amaçlanmıştır.[48]

Suç için içtimaya ilişkin özel bir hüküm getirilmemiş olup, genel kurallara göre çözümlenmesi gerekmektedir. (TCK madde 42 ve 44)

Göçmen kaçakçılığı suçu, aynı zamanda 5682 sayılı Pasaport Kanunu (madde 33 vd.), 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun (madde 25 ve 26) hükümlerini ihlal edebilir. Yine yabancının yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması ya da ülkede kalabilmesi 
için sahte kimlik veya seyahat belgesi veya oturma izni düzenlenmesi halinde, bu eylemler aynı zamanda Resmi Belgede Sahtecilik (madde 204) suçunu oluşturacaktır. Bu durumlarda, TCK’nin 44’üncü madde hükmü uyarınca fikri içtima kuralı uygulanacak ve fail daha ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacaktır.[49]

765 sayılı TCK’nin 201/a-2’nci maddesine göre, “Göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine veya böyle bir suça iştirak etmeksizin, daha önce ülkeye sokulmuş veya girmiş kaçak göçmenleri, maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollarla ülkeden çıkaranlara, yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını olanaklı kılanlara, bu maksatla sahte kimlik veya seyahat belgelerini hazırlayanlara veya temin edenlere ya da bu suçlara teşebbüs edenlere, fiilleri başka bir suç oluştursa bile…” denilmek suretiyle gerçek içtima hükümleri kabul edilmişti. Yani; ilgililer hem resmi belgede sahtecilik hem de göçmen kaçakçılığı suçlarından ayrı ayrı cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştı. 5237 sayılı TCK’de bu hüküm bulunmadığından sadece göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılacaktır.

Yine, 765 sayılı TCK’nin 201/a-3’üncü maddesine göre, göçmen ka-çakçılığı suçunun, “…kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur 
kırıcı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılacağı…” düzenlenmişti. Suçun bu nitelikli hali, 5237 sayılı TCK’de düzenlenmemiştir. Fail, bu gibi durumlarda hem göçmen kaçakçılığı suçundan hem de taksirle öldürme (madde 85) veya taksirle yaralama (madde 89) suçlarından cezalandırılabilecektir.

4.11. Zincirleme suç

Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilecektir. Ancak bu ceza kanun metnindeki oranlarda artırılacaktır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılacaktır. Madde metnindeki koşullar oluşmadığı takdirde eylem sayısı kadar suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Birden çok göçmenin aynı zamanda kaçırılması durumunda zincirleme suç hükümleri gereğince tek ceza verilmeli ve bu ceza, zincirleme suçu düzenleyen 43/2’nci fıkra uyarınca arttırılmalıdır. Yani, koşulları gerçekleşmişse, suçun müteselsil suç şeklinde işlenmesi mümkündür.[50]

4.12. Suçun ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenleri

4.12.1. Ağırlaştırıcı nedenler

765 sayılı TCK’nin 201/a maddesinin üç ve dördüncü fıkrasında, göçmen kaçakçılığı suçunun ağırlaştırıcı nedenleri düzenlenmişti. Göçmen kaçakçılığı suçunun, kaçak göçmenlerin yaşamlarını veya vücut bütünlüklerini tehlikeye soktuğu veya insanlık dışı veya onur kırıcı muamele biçimlerine tabi kılınmalarına neden olduğu hallerde faillere verilecek cezalar, yarısı oranında; ölüm meydana gelmiş ise bir kat artırılarak hükmolunacağı yaptırım altına alınmıştı. Yine; bu suçun örgütlü olarak işlendiğinde faillere verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunacaktı.

5237 sayılı TCK’nin 79’uncu maddesinin ilk halinde bu ağırlaştırıcı neden düzenlenmemişti. Bunun neticesi olarak kaçak göçmenlerin yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye sokulması veya zarara uğraması halinde, genel içtima kurallarına göre cezai sorumluluk söz konusu olmaktaydı. Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezaların yarı oranında artırılacağı hüküm altına alınmıştı. Diğer taraftan, göçmen kaçakçılığını gerçekleştiren örgütün yönetici ve üyeleri, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan 220/4’üncü maddesine göre ayrıca cezalandırılacaktır. TCK’nin 220’nci madde gerekçesine göre; örgüt deyiminden, önceden belirlenmemiş suçları işlemek üzere anlaşmış ve birleşmiş birden çok kişinin yapılanması ve birleşmenin dıştan gözlemi yapılabilecek biçimde oluşturulmuş bulunmasıdır.

6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun [51] 6’ncı maddesiyle, Türk Ceza Kanununun 79’uncu maddesinin ikinci fıkrasına eklenen “Suçun, mağdurların; Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması, onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.” hükmü, 765 sayılı Kanun hükümlerine paralel mahiyettedir. Hayat bakımından bir tehlike oluşturması ciddi, yani var olan delillere göre gerçekleşmesinin güçlü olması gereklidir. Bu düzenleme, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün yerine getirilmesi niteliğindedir ve yine göçmen kaçakçılığı suçu ile etkin bir biçimde mücadele amacıyla ihdas edilmiştir.[52]

Hayat bakımından tehlike haline; göçmenleri araç kasalarında havasız bir ortamda taşımayı,[53] küçük kayıklarla kalabalık bir şekilde taşımayı,[54] bir gemiye veya uçağa taşıma kapasitesinin üstünde göçmen yüklemeyi örnek olarak verebiliriz. Yine onur kırıcı muameleye maruz bırakılma haline; çok kötü taşıma koşullarını,[55]aç bırakmayı, olağan dışı mahalde barındırmayı, taşıma ya da barındırma sırasında göçmenlere aşağılayıcı davranışlarda bulunmayı örnek olarak verebiliriz.

6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik bazı tereddütlerin doğmasına neden olmuştur. Göçmen kaçakçılığı suçuna konu olan kimselerin “mağdur” olarak tanımlanması birçok çelişkiyi beraberinde getiren ve bu hükmün uygulanmasında sorunlar ortaya çıkaran bir düzenleme niteliğindedir. Söz konusu “mağdur” ifadesi yerine “göçmen kaçakçılığı fiiline konu olan kimseler” ya da “suçtan zarar görenler” ifadesinin kullanılması daha yerinde olacaktır.[56]

4.12.2. Hafifletici nedenler

Kanun metninde hafifletici bir neden düzenlenmemekle birlikte genel hafifletici sebeplerin uygulanmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.

4.13. Suçun cezai yaptırımı

Suçun temel şeklinin cezai yaptırımı üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasıdır. Suçun mağdurların; hayatı bakımından bir tehlike oluşturması, onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılacaktır.

Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılacaktır. Bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.

4.14. Zamanaşımı

Suçun işlenip bittiği tarihten itibaren yasa tarafından belirlenen sürelerin geçmesi halinde davanın açılamamasını veya açıldıktan sonra da devam edilememesini sonuçlayan duruma dava zamanaşımı; kesinleşmiş ve infaz edilebilir bir ceza mahkûmiyetinin belli bir süre geçmesiyle infaz edilemez hale gelmesine ceza zamanaşımı adı verilmektedir.[57]

Zamanaşımı bir ceza hukuku kurumudur. Çünkü bu şekilde devletin cezalandırabilme hakkı ortadan kalkmaktadır. Bunun bir sonucu olarak zamanaşımı kurumu, Ceza Muhakemesi Kanununda değil Türk Ceza Kanunu içerisinde düzenlenmiştir.

Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri ile suçun Yasada yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulacaktır. Zamanaşımı bakımından, bu suçta genel kurallar geçerlidir. Dava zamanaşımı bakımından TCK’nin 66 vd., ceza zamanaşımı bakımından 68 vd. hükümleri uygulanmalıdır.

4.15. Müsadere

765 sayılı TCK’nin 201/a-2’nci fıkrasında yer alan, “suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatler müsadere edilir.” hükmü, 5237 sayılı TCK’nin 79’uncu madde metnine alınmamıştır. Ancak 5237 sayılı TCK’de hem eşya müsaderesi, hem de kazanç müsaderesi genel hükümler kısmında düzenlemiştir. Suçun işlenmesinde kullanılan araçlar 54’üncü madde, suçtan elde edilen maddi menfaatler 55’inci madde hükümlerine göre müsadere edilecektir.

4.16. Görevli ve yetkili mahkeme

Görevli ve yetkili mahkemenin tespitinde, usul hukukunun genel kuralları uygulama alanı bulacaktır. Görevli mahkeme cezai yaptırım süresine bağlı olarak, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yasanın 10, 11 ve 12’nci maddeleri uyarınca belirlenecektir. [58]

Yasanın 10’uncu maddesine göre; Yasaların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adlî para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adlî para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması, sulh ceza mahkemelerinin görevi içindedir. Yasanın 12’nci maddesine göre; yasaların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (madde 148), irtikâp (madde 250/1 ve 250/2), resmi belgede sahtecilik (madde 204/2), nitelikli dolandırıcılık (madde 158), hileli iflâs (madde 161) suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.

Yasanın 11’inci maddesine göre; yasaların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılacaktır. Bu suçta görevli mahkeme; asliye ceza mahkemesidir. 

Yetkili mahkemenin tayininde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 12’nci maddesinin bir ve ikinci fıkraları uygulama alanı bulacaktır.[59]

================================

Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Ek İnsan Ticaretinin, Öncelikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol’ün öngördüğü suçlar bakımından bu suç düzenlenmiştir. İfade tarzında bazı farklılıklar olmakla birlikte, maddedeki düzenlemeyle, Protokolün 3’ncü maddesinde öngörülen hususları bütünüyle ihtiva edecek şekilde bir suç ihdas edilmiştir. Protokol’de yer alan “kişilerin istismar amaçlı temini” ibaresine yer verilmemesi, suçun manevi unsurunu tayinde tereddüt yaratabilecek mahiyette bir eksiklik ise de, protokolde suç olarak ihdası öngörülen fiillerin kapsamı açısından bir noksanlık veya zafiyet doğurmamaktadır.[60]

İnsan ticareti suçu ile insanlığa karşı suçlar arasında da bağlantı vardır. Çünkü köleleştirme insanlığa karşı suç olarak kabul edilmiştir. Köleleştirme, “bir kişi üzerinde mülkiyet hakkına bağlı yetkilerin tamamının veya bazılarının kullanılması anlamına gelir.” ve bu yetki insan, özellikle de kadın ve çocukların insan ticaretinde kullanılmasını kapsar. Bu açıdan köleleştirme suçunun kapsamına insan ticareti suçu da girmektedir.

İnsan ticareti suçu, dünya tarihinde kölelik kadar eski bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu olgu, nicelik ve nitelik açısından 20’nci yüzyılın son çeyreğinde ciddi bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümde, sadece ulusal ve küresel düzlemde gerçekleşen sosyo-ekonomik değişimler değil, aynı zamanda siyasi söylem boyutunda yaşanan değişiklikler etkili olmuştur. Diğer bir deyişle bu nitelik ve niceliksel dönüşümde, küresel ve ulusal düzeyde artan gelir dağılımı eşitsizlikleri, yoksulluk ve yoksulluğun özellikle kadınlar ve çocuklar gibi bazı gruplarda yoğunlaşması, göç politikalarında artan güvenlik ve ulusal sınırların korunması vurgusu önemli etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.[61]

5.1. Genel olarak

Bir kimsenin başka bir kimse tarafından istismar edilmesi şeklinde gerçekleşen fiil; bireyi, temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakmakta, onu insan onuru ile bağdaşmayan muamelelerin konusu haline getirmektedir. [62]

Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokmak, ülke dışına çıkarmak, tedarik etmek, kaçırmak, bir yerden başka bir yere götürmek veya sevk etmek ya da barındırmak bu suçu oluşturmaktadır. İnsan ticareti suçunun oluşması, öncelikle mağdurun iradesini etkileyen hareketlerin gerçekleştirilmesine yahut onun zor durumundan istifade edilmesine bağlıdır.

Suçun oluşması için hem araç hareketlerden en az birisinin, hem de amaç hareketlerden en az birisinin bulunması gerekir. Araç hareketler, asıl veya amaç hareketlerden önce veya en geç bu hareketlerle eş zamanlı olarak yapılmalıdır. Böylece öncelikle araç hareketler aracılığıyla mağdurun iradesi kırılmalı ve görünüşte rızası elde edilmeli, daha sonra da bu husustan yararlanarak suçu oluşturan amaç hareketler yapılmalıdır.[63]

İnsan ticareti suçunun yaptırıma bağlanmasıyla uluslararası toplum düzeni de korunmak istenmiştir. Yine çeşitli ülkelerden tedarik edilen mağdurların genellikle başka ülke sınırlarından geçirilerek hedef ülkeye götürülmeleri ve burada sömürülmeleri şeklinde tezahür eden insan ticareti suçu, uluslararası toplumu rahatsız eden bir fiildir. Bu sebepledir ki; yukarıda da izah ettiğimiz üzere, eylemin cezasız kalmasının önüne geçmek maksadıyla, TCK’nin 13’üncü maddesinde; nerede, kim tarafından, kime karşı işlenirse işlensin insan ticareti suçu hakkında Türk kanunlarının uygulanabileceği kabul edilmiştir.[64]

5.2. İnsan ticareti suçunun 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki düzenleniş farkları

5237 sayılı TCK’nin 80’nci maddesi, 765 sayılı TCK’nin 201/b maddesindeki düzenlemeyi suçun unsurları yönünden aynen almıştır. Ancak bazı açılardan farklılık arz etmektedir. Yine Türk Ceza Kanununun 80’inci maddesinde düzenlenen insan ticareti suçu aşağıda bahsedeceğimiz birkaç farklılık dışında uluslararası metinlerle uyumludur.

5.2.1. Protokolde yer alan cinsel istismar amacıyla insan ticareti suçu, 765 sayılı TCK’nin 201/b maddesinde, insan ticareti suçu kapsamında değil, fuhuş suçu kapsamında düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’de bu suç kapsamında düzenlenmiştir.[65]

5.2.2. 5237 sayılı TCK’nin da kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran kişiler madde metninde yer almakta iken, 765 sayılı TCK’nin da bu kişilerle ilgili bir düzenleme madde metninde bulunmamaktadır.

5.2.3. 765 sayılı TCK’nin da suçun örgütlü olarak işlenmesi cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul edilmişken, bu düzenleme, 5237 sayılı TCK’de bulunmamaktadır.

5.2.4. 765 sayılı TCK’nin 201/b maddesinde suçun cezası beş yıldan on yıla kadar hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere para cezası iken, 5237 sayılı TCK’de sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür. Yaptırım açısından eski kanun fail lehine bulunmaktadır.

5.3. Suçun hukuki konusu

Suçun hukuki konusu, fille ihlal edilen hak ve menfaat olarak tanımlanabilir. [66]

Bu suçun hukuki konusu, devlet açısından kamu düzeni ile kamu güvenliğinin korunması, kişiler açısından maddi ve manevi varlığı yani vücut bütünlüğü ile genel anlamda mal varlığının korunmasıdır. Bu nedenle suç, birden çok hukuki menfaati koruyan çok konulu bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır.[67]

Burada esasen hürriyeti tahdit suçunun özel bir şekli söz konusudur. Ancak hürriyeti tahdit suçuna nazaran bu suçun uygulama alanını daraltan husus, failin amacıdır.

İnsan ticareti suçu mütemadi bir suçtur. Ani suç şeklinde işlenmesi mümkün değildir. Bu suç esasen icrai hareketli bir suç olmakla beraber, ihmali bir hareketle işlenmesi de mümkün olabilir. Suç neticesi harekete bitişik bir suçtur. [68]

5.4. Suçun maddi unsuru

İnsan ticaretinde temel iki unsur, insanların yaşadıkları yerlerden çeşitli yöntemlerle taşınması (insan kaçakçılığı boyutu) ile menfaat sağlamak amacı ile kölelik benzeri uygulamalarla zorla kimi iş ve eylemlerde kullanılmalarıdır.[69]

Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler 80’inci maddenin birinci fıkrasında sayılmıştır. Bu hareketler, 80/1’nci maddede belirli araç fiillere başvurulmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Göçmen kaçakçılığı suçundan farklı olarak serbest hareketli değil, bağlı hareketli bir suçtur. Bu suç tipi aynı zamanda seçimlik hareketli bir suçtur. Sayılan hareketlerin bir tanesinin yapılması suçun gerçekleşmesi için yeterlidir.

Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, kişileri,

5.4.1. Ülkeye sokmak,
5.4.2. Ülke dışına çıkarmak,
5.4.3. Tedarik etmek,
5.4.4. Kaçırmak,
5.4.5. Bir yerden başka bir yere götürmek,
5.4.6. Sevk etmek,
5.4.7. Barındırmaktır.

“Ülkeye sokmak” veya “ülke dışına çıkarmak” eylemleri, TCK’nin 80’inci maddesinin ilk halinde bulunmamaktaydı. Söz konusu hareketler, madde metnine 5560 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Ülkeye sokan veya ülke dışına çıkaran, aslen insan ticareti mağdurlarını başka bir yere götüren veya nakleden kişidir. “Tedarik eden” kişi, insan ticareti mağdurlarını kaynak ülkede tespit eden kişidir. Tedarik eden, insan ticareti mağdurlarını bulmakta ve mağdurları, sevk eden, başka bir yere götüren kimsenin eline geçmesine aracılık etmektedir. Mağduru ve yaşadığı ortamı tanıması, tedarik edene avantaj sağladığından, tedarik eden genellikle mağdurun bulunduğu kaynak ülkede yaşayan ve mağdurla aynı sosyo-kültürel yapıdan gelen kimsedir.

“Kaçıran” kimse, fail olarak bir özellik göstermemektedir. Kendi hâkimiyet alanına sokacağı mağdurları, kendisi tespit edebileceği gibi, tedarik eden tarafından tespit edilen mağdurlar üzerinde de kaçırma eylemini gerçekleştirebilir. “Bir yerden başka bir yere götüren” kimse, tedarik eden tarafından belirlenen ve kendisine teslim edilen veya kaçıran kimse tarafından kaçırılarak getirilen mağdurları belirlenen bölgeye götürülmesidir. “Sevk eden” kimse, mağdurların belli bir bölgeden, belirlenen diğer bölgeye naklini sağlamaktadır. Nakleden kimseden farkı, sevk edenin mağdurlar ile birlikte fiziki hareketinin bulunmamasıdır. “Barındıran” kimse, kendi egemenlik alanına giren mağdurun iaşe ve iskânını sağlayan kişidir. [70]

Bu hareketlerin kanunda gösterilen şekillerde yapılması gerekir. 

Madde metninde düzenlenen araç fiiller; tehdit, baskı, cebir, şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak, kişiler üzerindeki denetim olanaklarından yararlanmak, kişilerin çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmektir. Bu sebeple bu suçun maddi konusu, suç mağduru kişinin bizzat kendisi yani bedenidir.

Onsekiz yaşını doldurmamış olanları zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hâllerinde, suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmamış olsa bile failler, bu araç fiilleri yapılmış gibi cezalandırılacaktır. Buna karşın 18 yaşından büyükler açısından ise, bu araç fiillerin yapılması halinde suç oluşacaktır.

5.5. Suçun manevi unsuru

İnsan ticareti suçu ancak kasten işlenebilir. Bu suçun taksirle işlenmesi söz konusu değildir. [71]

Suç, ihmali bir hareketle işlenebilir. Fail, zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla hareket etmelidir. Yani özel kasıtla işlenmelidir. Faildeki bu amaçlar, insan ticareti suçunu diğer suçlardan ayırmaktadır. Fail bu amaçlar dışında başka bir amaçla hareket etmişse bu suç oluşmayacaktır, şartları oluşmuşsa başka suçlar oluşacaktır.

Örneğin; Cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (madde 109/5), fuhuş (madde 227), çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234) gibi.

5.6. Fail

Fail herhangi bir kimse olabilir. Özgü suçlardan değildir. [72]

Fail tek kişi olabileceğinden suç tek failli suçlardandır. Fail, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya yabancı ülke vatandaşı olabilir. Ancak bu suç çoğunlukla suç örgütleri tarafından işlenmektedir. Tüzel kişi bu suçun faili olamaz. Tüzel kişilerin yetkili organlarını oluşturan şahısların suçu işlemesi halinde, kendi fiillerinden suç faili olarak sorumlu tutulabileceklerdir. [73]

Tüzel kişiler hakkında şartların mevcudiyeti halinde bunlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanacaktır. (TCK madde 60)

5.7. Mağdur

Suçun işlenmesiyle devletin hukuk düzeni bozulduğu için toplumun zararı da mevcuttur. Bu nedenle devlet zarar gören, gerçek kişiler ise mağdur durumundadır. Bu suç özellikle kadınlar ve çocuklar aleyhine işleniyor olmasına rağmen, herkes suçun mağduru olabilir. Bu suçun mağduru, eyleme maruz kalan, onuru, hak ve özgürlükleri sınırlandırılan gerçek kişidir.

Burada TCK’nin 80’inci maddesinde, mağduru işaret etmek üzere “kişiler” şeklinde çoğul bir ifadenin kullanılması dilbilgisi hatası olarak telakki edilmeli ve hükmün amacına ve ruhuna uygun olarak düzeltici yorum yoluyla bu suçun mağdurunun “birden fazla kimse olması gerektiği” yönünde bir sonuca ulaşılmamalıdır.[74]

Bu anlamda mağdur yaş, ırk veya cinsiyetine bakılmaksızın herkes olabilir.[75]

Mağdur, aynı zamanda suçun maddi konusunu da oluşturmaktadır.

5.8. Teşebbüs

İnsan ticareti suçu, maddede belirtilen araç fiilleri (ülkeye sokmak, ülke dışına çıkarmak, tedarik etmek, kaçırmak, bir yerden başka bir yere götürmek veya sevk etmek ya da barındırmak) kullanmak suretiyle tamamlanacaktır. Diğer bir ifadeyle, failin, mağdur üzerinde egemenlik kurarak, asıl fiilleri icra ettiği anda suç gerçekleşmektedir. Madde metninde belirtilen (zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak, esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak) amaçlarının elde edilmesine gerek bulunmamaktadır. Araç fiillere müracaat edilmesine rağmen, asıl fiiller gerçekleştirilememiş veyahut asıl fiillerin de icrasına başlanıp, icra hareketleri tamamlanamamış ise teşebbüsten söz edilecektir. [76]

Netice olarak insan ticareti suçu, mütemadi suç teşkil eder. Bu suça teşebbüs mümkündür.

Yeni Ceza Kanunumuzda eksik/tam teşebbüs ayrımı ortadan kalktığından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 35’inci maddesi uygulanacaktır. Failin mağdur üzerinde egemenlik kurduğu andan itibaren suç tamamlanmış kabul edilmelidir. Madde metninde etkin pişmanlığa ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

5.9. İştirak

Bu suça iştirakin her türü mümkündür. İştirak hususunda genel kurallar uygulanacaktır. [77] (TCK madde 37, madde 39)

5.10. İçtima

İnsan ticareti suçunda içtima açısından özel bir düzenleme yapılmamıştır. İnsan ticareti suçunun işlenmesi için kullanılan tehdit, baskı, cebir, şiddet veya nüfuzu kötüye kullanma fiilleri nedeniyle fail ayrıca cezalandırılmayacaktır. Çünkü bu hareketler, insan ticareti suçunun unsurlarını oluşturmaktadır. Bileşik suç [78] hükümleri uyarınca (TCK madde 42) bu hareketler ayrıca cezalandırılamaz. Kaçırılan kişinin organlarını vermeye zorlanması halinde fail, hem insan ticaretinden hem de organ veya doku ticareti (madde 91) suçundan dolayı ayrıca cezalandırılacaktır.

5.11. Zincirleme suç

Zincirleme suç hâlinde aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur. Ancak, bu suçlar, aynı suç işleme kararı kapsamında işlenmektedir. Bu suçlar arasında sübjektif bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle, kişiye bu suçların her birinden dolayı ayrı ayrı değil, bir ceza verilmekte ve fakat cezanın miktarı artırılmaktadır. İnsan ticareti suçu, seçimlik hareketli bir suç olduğundan, suç, söz konusu eylemlerin birinin icrasıyla tamamlanacaktır.

Kişinin hayatı ve fiziki bütünlüğü gibi kişisel değerlerinin ihlali söz konusu olduğunda mağdur sayısınca suç vardır ve teselsül hükümleri uygulanmayacaktır. (TCK madde 43/3) Yerleşik Yargıtay uygulaması bu doğrultudadır. [79]

5.12. Suçun ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenleri

5.12.1. Ağırlaştırıcı nedenler

Bu suç için özel ağırlatıcı sebep öngörülmemiştir. İnsan ticareti suçunun, genellikle örgütlü gruplar tarafından organize şekilde işlenmesi ve çoğunlukla sınıraşan suçlardan olması nedeniyle, 765 sayılı TCK’de, suçun örgütlü olarak işlenmesi halinde verilecek cezanın bir kat arttırılmasını öngörmüştü. (madde. 201/b–4) 5237 sayılı TCK bu ağırlatıcı neden düzenlenmemiştir.

5.12.2. Hafifletici nedenler

Kanunda özel bir hafifletici sebep düzenlenmemiştir. Bununla birlikte genel hafifletici sebeplerin uygulanmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. İnsan ticareti suçunun madde metninde belirtilen hareketlerle ve belirtilen amaçlarla işlenmesi halinde 80/2’nci fıkrada açıkça belirtildiği üzere mağdurun rızası geçerli değildir. İnsan ticaretine ilişkin protokolün 3’üncü maddesinin (b) bendi; “İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde mağdurun bu istismara razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir.”, demek suretiyle mağdurun rızasının yok sayılacağını açıklamaktadır. Göçmen kaçakçılığından farklı olarak insan ticareti suçunda mağdurun rızası söz konusu değildir. Çünkü mağdur, tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulanarak, çaresizliğinden veya üzerindeki denetim imkânından yararlanılarak ya da kandırılarak insan ticareti teşkil eden işleri yapmaya zorlanmaktadır.

İnsan ticareti suçu bakımından mağdurun rızası geçerli bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemez. En başta 80/2’nci fıkrasındaki; birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir, hükmü buna engeldir. Fıkrada yer alan “suçu oluşturan hareketler” ibaresi karışıklığa sebebiyet vermekle birlikte, burada kastedilen iradeyi ortadan kaldırmaya matuf araç fiillerdir.[80]

Bir kimsenin zorla çalışma, hizmet etme, fuhuş yapma veya esarete tâbi kalma ya da vücut organlarını vermeye rıza göstermesi düşünülemez.

Rıza söz konusu olsa bile bu durum, kişilik haklarına aykırı olduğu için geçerli değildir. Bu madde hükmü olmasaydı, mağdurun rızasına ilişkin 26’ncı madde düzenlemesinden de insan ticareti suçunda rızanın geçerli olmaya cağı sonucuna ulaşılabilir.[81]

Çünkü insan ticaretinde rıza gösterilmesi söz konusu olan haklar, kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği haklardan değildir. Onsekiz yaşını doldurmamış kişilerin bu suça konu edilmeleri halinde, bu suça ait araç fiillere başvurulmasa bile rıza geçerli olmayacak ve fail cezalandırılacaktır. (madde 80/2)

Bu suç tipinde, mağdurun sanığa karşı ağır ve haksız bir tahrikte bulunarak, onun bu nedenle gazap ve elem duymasına sebep olabilmesi olası görünmediğinden genel haksız tahrik hükümleri uygulanamaz.[82]

5.13. Suçun cezai yaptırımı

Suçun temel şeklinin cezai yaptırımı, sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır (madde 80/1). Suçun, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.

5.14. Zamanaşımı

Zamanaşımı bakımından genel kurallar geçerlidir. Dava zamanaşımı bakımından TCK’nin 66 vd. ceza zamanaşımı bakımından 68 vd. hükümleri uygulanmalıdır.

5.15. Müsadere

5237 sayılı TCK hem eşya müsaderesini, hem de kazanç müsaderesini genel hükümler kısmında düzenlemiştir. Suçun işlenmesinde kullanılan araçlar 54’üncü madde, suçtan elde edilen maddi menfaatler 55’inci madde hükümleri ne göre müsadere edilecektir.

5.16. Görevli ve yetkili mahkeme

Göçmen kaçakçılığı suçunda açıklandığı üzere, görevli ve yetkili mahkemenin tespitinde, usul hukukunun genel kuralları uygulama alanı bulacaktır.

===========================================

6.1. Bu suçlarda, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait maddede belirtilen taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi yapılabilir. (madde 128/2-b)

6.2. Suçların bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. (madde 133/4a–1)

6.3. Bu suçlarda, yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. (madde 135/6a–1)

6.4. Bu suçlarda, kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi halinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir. (madde 140/1a–1)

Sonuç

İnsan ticareti suçu, insan haklarının en ağır şekilde ihlal edildiği suç tiplerindendir. Bu sebeple, çağın önemli ve mücadele edilmesi gereken bir sorunudur. Yapılan baskı ve istismar sonucunda, mağdurlar ahlaki çöküntüye uğramakta, uyuşturucu maddeleri kullanma alışkanlığı edinmekte, çeşitli bulaşıcı hastalıklara yakalanmakta, bunların yayılmasına sebep olmakta, uğranılan baskı sonucu psikolojik yapıları bozulmakta, suç işleme eğilimleri artmaktadır. Ayrıca bu suç nedeniyle toplumun aile yapısı bozulmaktadır.

İnsan ticareti ve göçmen kaçakçılığı suçlarında, mağdurlarının kendilerini yalnız ve çaresiz hissetmeleri nedeniyle, yetkili mercilere şikâyet etmekten çekinmeleri, içerisinde bulundukları durumu kabullenmeleri, özgürlüklerinin kısıtlanması ve yetkili merciler hususundaki bilgilerinin bulunmayışı sebebiyle bu suç ve suçlularla mücadele zorlaşmaktadır.

Ucuz ve yasa dışı işçi çalıştırma sebebiyle nitelikli insan gücü işsiz kalmakta ve kalitesiz üretim artmaktadır. Bu suçlardan elde edilen gelirlerinin yasa dışı işlerde kullanılması nedeniyle, suç örgütleri güçlenmektedir. Terör örgütleri tarafından yurt dışına gönderilen veya bu amaçla yurt dışına kaçan insanlar, gittikleri ülkelerde kabul görmek için ülkeleri aleyhinde olumsuz beyanlarda bulunmak suretiyle vatandaşı olduğu ülkenin itibarını zedelemektedir.

İnsan ticareti ve göçmen kaçakçılığı ile mücadelede, ülkeler ortak hareket etme ve bilgi paylaşımında bulunmak zorundadır.

Ülkelerinden kaçak yollarla göç etmek zorunda kalan insanların haklarının korunması ve bu kişilerin yasadışı örgütler tarafından kullanılmalarının önüne geçilmesi için, yasal düzenlemeler yapılarak daha sert önlemler alınmalıdır. Uluslararası suç örgütlerin kullandığı güzergâhların kontrol edilmesi, buraların güvenli ğinin sağlanması ortak bir mekanizma tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu örgütlerin altyapılarını oluşturan kaynakların ortadan kaldırılması durumunda büyük oranda göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretinin önüne geçilebilecektir.

6008 sayılı Yasa ile getirilen yenilikler, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre geriye dönüş gibi görülse de, bu suçlarda, faillerinin cezalandırılması ve mağdurların insanlık onurlarının korunması açısından ileri bir adım niteliğindedir. Düzenlemeler sonucunda ulusal mevzuatımız, taraf bulunduğumuz uluslararası sözleşme hükümleri ile uyumlu hale gelmiştir. Mevzuatımız açısından eskiye dönüş ama insanlık onurunun korunması açısından ileri bir adım olan bu değişiklikler kapsamında, göçmenlerin, suçun mağduru olarak tanımlanması belki de söz konusu kanun değişikliğinin olumsuz tek yanıdır.

Bu suçlarla ilgili ulusal ve uluslar üstü düzenlemeleri hayata geçiren ve konumu itibariyle hassas bir durumda bulunan ülkemiz, bu suçla etkin bir şekilde mücadele etme isteğini ortaya koymuştur.

K A Y N A K Ç A

Arslan, Çetin; (2003), Göçmen Kaçakçılığı Suçları, Ankara, Yargıtay Dergisi,Sayı 3, Cilt 29.− (2004), İnsan Ticareti Suçu (TCK md.201/b), AÜHFD, Sayı 4, Cilt 5, Ankara.

Artuk, Mehmet Emin; Gökçen, Ahmet; Yenidünya, A. Caner; (2009). Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 4. Baskı, Turhan Kitabevi.

Beşpınar, Umut; Çelik, Kezban; İnsan Ticaretinin Görünen Yüzü: Türkiye’de Farklı Sosyal Aktörlerin Seks Ticaretine Bakışı,http://idc.sdu.edu.tr/tammetinler/goc/goc4.pdf, Erişim Tarihi (15.06.2011).

Bolat, Gürbüz; (2005), Dünyada ve Türkiye’de İnsan Ticareti, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, T.C. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü.

Demirbaş, Timur; (2005), Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, Seçkin Yayınevi, 3. Baskı.

Donay, Süheyl; (2007), Türk Ceza Kanunu erhi, İstanbul, Beta Basın Yayın Dağıtım.

Dönmezer, Sulhi; Erman, Sahir; (1997), Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, İstanbul, Cilt 1, 14. Baskı, Beta Yayınevi.

Erem, Faruk; Danışman, Ahmet; Artuk, Mehmet Emin; (1997), Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, Seçkin Yayıncılık.

Evik, Ali Hakan; (2005), Göçmen Kaçakçılığı Suçu, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Erzincan, Cilt 9, Sayı 3–4.

Fatih, Birtek; (2010), Mevzuat İçin Geri, İnsan Onurunun Korunması Açısından İleri Bir Adım: Göçmen Kaçakçılığı Suçuna İlişkin Değişiklikler, 2. Uluslararası Sınıraşan Suçlar ve Terörizm Sempozyumunda sunulan tebliğ, Antalya.

Fırat, Ahmet; (2010), Uluslararası Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti, Türkiye Adalet Akademisi Ders Notları, Ankara.

Hafızoğulları, Zeki; (2010), Başkent Hukuk Fakültesi Ders Notları, Ankara. 

Hakeri, Hakan; (2003), Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçları, Avrupa Birliği Uyum Yasaları konulu sempozyumda sunulmuş tebliğ, Diyarbakır.

(2004), Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçları (TCK 201/a ve 201/b),KHukA, Yıl:7, Sayı 11.

İçel, Kayıhan; Ünver, Yener; (2000), Uygulamalı Ceza Hukuku, İstanbul, Beta Yayınları.

Kocaoğlu, Sinan; (2005), Evrensel Yetki, Ankara.Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 60.

Korkmaz, Rıza Mehmet; (2002), İnsan Ticareti ve Kaçakçılığı, Gümrük Dergisi, Sayı 42.

Nurullah, Kunter; Feridun, Yenisey; Ayşe, Nuhoğlu; Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul,Arıkan Yayınevi, 14. Baskı.

Özbek, Veli Özer; Yeni Türk Ceza Kanununun Anlamı TCK İzmir erhi, Ankara, Cilt 1, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi.

Polat Halil; (2009), Teori ve Uygulamada Cumhuriyet Savcısının El Kitabı, Ankara, Adalet Yayınevi.

Saydam, Gülcan; (2009), İnsan Ticareti ve KKTC’deki Boyutu, Yakındoğu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Bitirme Projesi, Ek1/1.

Tezcan, Durmuş; Erdem, Mustafa Ruhan; Önok, Murat; (2008), Ceza Özel Hukuku, Ankara, 6. Baskı, Seçkin Yayınevi.

Turhan, Faruk; Yeni Türk Ceza Kanununda Uluslararası Suçlar, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi İ.İ.B.F.

Vural, Devrim Gül; (2007), Uluslararası Göçmen Kaçakçılığı Ve İnsan Ticareti, Isparta SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Yenidünya, Caner A.; (Editör) ve diğerleri; (2009), Türk Hukukunda İnsan Ticareti Suçu El Kitabı, Ankara, Adalet Bakanlığı ve Uluslararası Göç Örgütü Türkiye Temsilciliği ortak çalışması, 2. Baskı.

Yurtcan, Erdener; (2004), Uyum Yasaları 2001 ve 2004 Anayasa Değişiklikleri, İstanbul, 2. Baskı, Kazancı Yayınları. 

AB Üye Devletleri İle Katılım Ülkeleri ve Aday Ülkelerde Hakimler ve Savcılar için İnsan Ticaretiyle Mücadele Eğitim Materyali El Kitabı; (2006), Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi (ICMPD).

Dünyada ve Türkiye’de Yasadışı Göç; (2001), EGM Yabancılar Hudut İltica DairesiBaşkanlığı, EGM Basımevi, Ankara.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı; (2005), İnsan KaçakçılığıDers Notu, Ankara.

Tezcan, Durmuş; Erdem, Mustafa Ruhan; Önok, Murat; (2008), Ceza Özel Hukuku, Ankara, 6. Baskı, Seçkin Yayınevi.

Turhan, Faruk; Yeni Türk Ceza Kanununda Uluslararası Suçlar, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi İ.İ.B.F.

Vural, Devrim Gül; (2007), Uluslararası Göçmen Kaçakçılığı Ve İnsan Ticareti, Isparta SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

Yenidünya, Caner A.; (Editör) ve diğerleri; (2009), Türk Hukukunda İnsan Ticareti Suçu El Kitabı, Ankara, Adalet Bakanlığı ve Uluslararası Göç Örgütü Türkiye Temsilciliği ortak çalışması, 2. Baskı.

Yurtcan, Erdener; (2004), Uyum Yasaları 2001 ve 2004 Anayasa Değişiklikleri, İstanbul, 2. Baskı, Kazancı Yayınları.

AB Üye Devletleri İle Katılım Ülkeleri ve Aday Ülkelerde Hakimler ve Savcılar için İnsan Ticaretiyle Mücadele Eğitim Materyali El Kitabı; (2006), Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi (ICMPD).

Dünyada ve Türkiye’de Yasadışı Göç; (2001), EGM Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanlığı, EGM Basımevi, Ankara.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı; (2005), İnsan Kaçakçılığı Ders Notu, Ankara.

Leave a reply

Please enter your comment!
Please enter your name here

Music

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin TBMM Genel Kurulu’nda Kabul Edilen İlk Paketinde Hangi Düzenlemeler Bulunuyor?

Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı...

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin İlk Paketi Adalet Komisyonunda Kabul Edildi.

Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı...

Kıyı Kullanımı, Kıyı İşgali ve Sorunları

Kişisel menfaatler ile kamu yararının çatışmaya başladığı anda, merkezi idare ile mahalli idareler de bir biri...

Ecrimisil ve Uygulama Esasları

Ecrimisili, diğer tabiri ile haksız işgal tazminatını tanımlamak gerekirse; bir malın sahibi ve/veya idarenin izni bulunmaksızın...

Yıkım Kararları ve Uygulama Esasları

İdare tarafından alınan yıkım kararlarının konusu mülkiyettir.  Anayasal bir hak olan mülkiyet hakkının konusunu oluşturması sebebiyle...