Haber Verme Hakkı ve Banka Tüzel Kişiliğine Karşı İtibarın Zedelenmesi Suçu

Image default
Makale

Anayasal güvence altındaki haber verme hakkı ve bu bağlamda ekonomik yaşamla ilgili görüşlerin belirtilmesi, toplumun aydınlatılması esastır. Bu olanakların ekonomik düzenin korunması adına tümden ortadan kaldırılması, bu yönde bir yasal düzeleme yapılması Anayasa’ya aykırı olacaktır.

Haber verme hakkı karşısında kişilik haklarının, şerefin veya itibarın zedelenmesinin korunduğu birçok kanun maddesi bulunmaktadır. Hayat olayına uygulanabildiği ölçüde kişilerin kendileri haklarında yapılan asılsız ve hakaret içeren bir yayın yüzünden MK md. 24, 25 üzerinden manevi tazminat talep ettiklerine, sırası geldiğinde TCK md. 125 üzerinden suç duyurusunda bulunduklarına uygulamada rastlamak mümkün. Bu araş-tırmanın çıkış noktasını ise 5411 sayılı Bankacılık Kanunu oluşturmaktadır. Gerçekten de, bu kanunun 158. Maddesi bankacılık düzenine karşı işlenen suçlar sisteminde “İtibarın Zedelenmesi” kurumunu düzenleyerek haber verme hakkına yeni sınırlar çizmektedir. Detaylı incelendiğinde de görüleceği üzere, bu suçun faili doğrudan doğruya basın ve suçu gerçekleştirmek için gereken araçlar da Basın Kanunu’nda sayılan araçlar olarak gözükmektedir. Dolayısıyla, haber verme hakkının dayandığı tüm ölçütler ile bu hakkın ulusal ve uluslararası hukukta meşru bir düzende sınırlan-ması adına kabul gören perspektifler konumuz dahilinde incelenecektir.

Banka tüzel kişiliğine karşı işlenebilen bu suçu sistematik olarak incelemeden önce belirtmek gerekir ki çoğu bankacılık suçunda olduğu gibi “İtibarın Zedelenmesi” suçu da toplum düzeyinde güven kurumu olan bankaları ekonomik alandaki önemi dolayısıyla ayrıcalıklı bir seviyede korumaktadır. Aslında çeşitli tüzel kişiler, büyük sınai veya ticari kurumlar hakkında haber yapılabilir ve ortaya çıkacak hak ihlalinden bu ülkenin ekonomisi olumsuz yönde etkilenebilir. Ancak ana konusu para ve çeşitli sektörel değerlerdeki kıymetli evraklar olan bir bankanın itibarının korunması özel önem taşımaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkacak kamusal zarara karşı yasakoyucu tarafından özel olarak bir koruma daha getirilmiştir2.

Bu suçun asıl önemi ise haber verme hakkı karşısında mağdur ban-kanın itibarının korumasının hangi düzeyde öncelikli görüleceği ve bası-nın sınırlarının bu özel kanun karşısında diğer mağdurlara nazaran daha ihtiyatlı mı çizilmesi gerekeceğidir. Yargıtay’ın çatışan haklar karşısında kullandığı terazi somut olaya istinaden hangi hak daha üstün bir amaca hizmet etmekteyse o yandan ağır basmaktadır3. Bu bağlamda haber ver-me hakkının geniş yelpazesiyle, bankaların itibarının korunmasına dayalı özel yarar çoğu zaman karşı karşıya gelecektir. Araştırmanın bu safhasın-da basının haber verme hakkının kapsamını belirlemek ve buradan yola çıkarak banka itibarının korunmasına dair suç inceleme yöntemine geç-mek daha yerinde olacaktır. Bu sayede hem üstün yarar dengesini birey-sel olaylar bağlamında çözmek, hem de konu bütünlüğünü sağlayabilme imkanına kavuşmuş olacağız.

I) BASININ HABER VERME HAKKI

Haber verme hakkı ile basın özgürlüğü Anayasa’nın 28. maddesinde ve Basın Kanunu’nun 1. maddesindeki amaç doğrultusunda koruma altı-na alınmıştır. Basına sağlanan bu güvence aslında toplumun haber alma hakkının ve demokratik toplum yaşayışına katılmasının bir uzantısı ola-rak görülmektedir. Kişinin, toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilen-diren konularda bilgi sahibi olması gereklidir. Bu sonucun gerçekleşmesi için de devletin kanunları tarafından daimi olarak korunan en önemli araç basın olarak gözükmektedir.

Basının görevi 10.3.2004 tarihli bir Yargıtay kararında “geneli ilgi-lendiren yada ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde, halkı aydınlatmak, çeşitli konularda ka-muoyunu düşünceye sevketmek için tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları yönünden bilinçlendirmek” olarak belirtilmiş-tir4. Bu betimlemede dikkat edilmesi gereken nokta basının salt hayat olaylarını birebir aktarmaktan öte “kamuoyunu düşünceye sevketmek için tartışmalar açmak”, “yöneticileri eleştirmek ve uyarmak” gibi farklı özelliklerle donatıldığını görmekteyiz. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de yerleşmiş anlayışına ve birçok kararda yaptığı atıf doğrultusunda ortaya çıkmış bir kavramdan söz etmek gerekecektir. O da basının rolünün “toplumun bekçi köpeği” olmasıdır5.

A) “Toplumun Bekçi Köpeği” olarak Basın

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi “İfade Özgürlüğü” başlığı altında herkesin görüşlerini açıklamakta özgür olduğunu ve bu hakkın kamu otoritelerinin müdahalesi olmadan haber almak ve vermek özgürlüğünü de kapsadığını belirtmektedir. Maddenin ikinci fıkrasında ise bu hakkın mutlak olmadığını ve demokratik toplumun gereklerine pa-ralel olarak belirli şartlarla kısıtlanabileceğine değinilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası kapsamdaki kısıtlama koşullarını sistematik olarak incele-meden önce basının rolünün Strasbourg mahkemesinde nasıl algılandığı-na değineceğiz.

Basının haber verme hakkının karşılığı olarak toplumun da haber alma hakkı mahkemece altı çizilmiş hususların başında gelmektedir.

Observer and Guardian v. United Kingdom6 davasında sözleşmenin 10. maddesinin sınırlama kıstaslarının çok dar uygulanması gerektiğine ve bu suretle basının toplumu ilgilendiren değerlere sahip çıkabileceğine hükmetmektedir. “Aksi takdirde basın, toplumun bekçi köpeği rolünü oynayamaz” diyerek yukarıda bahsi geçen kavrama da tekrar atıfta bu-lunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu bağlamda demokratik düzenin devamında önemli görevler üstlenen basının haberlerinde sadece popüler ve meşru bilgi veya fikirlere değil, aksine belli kesimleri rahatsız edecek, gücendirecek veya şoke edebilecek haberlere de yer verebilmesi gerektiği yönünde düşünmektedir7. Bu yaklaşımın demokraside yer alma-sı gereken çoğulculuğun, toleransın ve açık görüşlülüğün getirisi olduğu belirtilmektedir.

Türkiye’deki uygulamalarda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne paralel olarak ortaya çıkan bir anlayış benimsenmektedir. Kişileri yönlen-dirme ve aydınlatmada ayrı bir sorumluluğu bulunan basının hak ihlali iddiasıyla yargılandığı bir mahkemede genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin iz-lenmesi gerektiğine hükmedilmiştir8. Yine yerleşmiş içtihada göre basının yaptığı haberin o an için gerçeğe uygun olması yeterli kabul edilmektedir. Yapılacak haberden önce her olayın maddi gerçekliğinin saptanmasını beklemek, haber verme hakkının sınırlandırılması anlamına gelecektir. Nitekim bir gazetecinin görevi maddi gerçeği araştırmak ve ortaya çıkar-mak da değildir. Gerçeklik bir haber için kıstastır ancak aranan gerçek-lik somut gerçeklik olmayıp, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere yayının yapıldığı andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşıl-maktadır9. Sonuç olarak Türkiye’deki ve Strasbourg’taki uygulamaların genelinde basının haber verme hakkının öncelikli olarak korunduğu gö-zükmektedir. Bu önceliğin önemli tüzel kişiler karşısında yumuşayıp yu-muşamadığı alttaki başlıkta değerlendirilecektir.

B) Önemli Tüzel Kişiler Karşısında Haber Verme Hakkı

Strasbourg Mahkemesi’nin değer verdiği bir başka kavram ise “top-lumsal figür” doktrinidir. Amerikan Hukuku kökenli bu yaklaşım, belir-li kişilerin özel olarak kendi istekleri doğrultusunda yaptıkları iş veya bulundukları konum dolayısıyla toplumsal bir figür olmayı seçtikleri ve bundan dolayı basından gelecek eleştirilere daha toleranslı olması gerek-tiğidir. Temelde politikacılar ve gündelik siyasi hayatın içinde bulunan kişiler için öngörülmüş bu doktrinin ekonomik ve idari güç kazanmış kişiler hakkında da uygulanabileceği düşünülmektedir10. Buradan yola çıkarak önemli noktalarda bulunan, idari ve ekonomik olarak ülkeye yön verebilen tüzel kişilerin de bu doktrinden nasibini alması gerektiği anla-şılabilir. Hemen belirtmek gerekir ki konumuz dahilinde incelenen banka tüzel kişisinin ekonomik düzendeki yerinin yasakoyucu tarafından diğer bütün tüzel kişilerden daha farklı değerlendirildiği de unutulmamalıdır. Yine de mahkemenin bu tip tüzel kişilere karşı yapılan haberlerde sözleş-menin 10. maddesi babında haber verme hakkını hangi açıdan değerlen-dirdiğini görmekte fayda vardır.

Kulis and Rozycki v. Poland davasında bir patates cipsi üreticisi olan Star Foods şirketine yönelik yapılan haberde cips paketinin içinden çıkan oyuncakların üzerinde “Reksio bir katildir” ibaresinin yer aldığı ve bu nitelemenin Polonyalı çocuklar ile ailelerini şok ettiği ve son derece korkuttuğu belirtilmiştir. Star Foods’a yönelik yapılan iğneli karikatür-lerin ve yerici haberlerin şirketin itibarının zedelenmesine yol açtığı id-dia edilmiştir. Bunun üzerine Polonya Yerel Mahkemesi davalı yazarların tazminat ödemesine hükmetmiştir. Yazarların başvurusu üzerine mah-keme bu cezalandırmanın demokratik bir toplumda gerekli olmadığına, şirketler hakkında da toplumsal tartışma yapılabileceği ve işletmeler ile ilgili eleştirel bir haber düzenlenmesi sayesinde toplumun doğru tüketim ürününe yönelebileceğine hükmetmiştir. Mahkeme ifade özgürlüğünün ihlalinden dolayı yazarların başvurusunu kabul etmiştir. Ancak bu ka-rarın içinde ticari işletmelerle ilgili çıkacak haberler bakımından dikkat edilmesi gereken özel birkaç hususa da değinilmiştir.

Kararın 35. paragrafında, özel bir şirketin eleştiriye açık olmakla beraber kendi ticari başarısını korumak ve şirketin zararlarını en aza indirgemek için gerekli önlemleri alabileceğinden bahsedilmektedir. Bir şirketin itibarının zedelenmesinin sadece kendisini değil, hisse senedi sahiplerini, işçilerini ve geniş anlamda tüm ekonomiyi etkileyebileceği öngörülmektedir. Bu yüzden olası bir hak ihlaline karşı devletin kısıtla-ma kriterlerini daha geniş tutabileceği ve bu tip tüzel kişilere itibarlarını koruyabilmeleri için daha fazla alan bırakabileceği kabul edilmiştir. Bu kararda atıf yapılan başka bir kararda daha bu hususa değinilmektedir. Bu açıdan incelenmesi gereken ikinci karar Steel and Morris v. United Kingdom davasıdır. Greenpeace üyelerinin dağıttığı broşürler üzerinden yapılan haberde hızlı tüketim restoranlar zinciri olan Mcdonalds’ın “Do-larlara aç olduğu”, “Doğal kaynakları harap ettiği”, “Yağmurormanlarını katlettiği”, “Kimyasallarla çocukları zehirlediğine” dair ibareler bulun-maktadır. Kararda, basın araçlarıyla yapılan bir haberin abartılı dil kul-lanabileceği hatta bu dilin toplumun dikkatini çekmek amacıyla doğru orantılı olduğu belirtilmektedir. Ancak paragrafın devamında haberde bahsi geçen ithamların bir değerlendirme değil daha çok kesin gerçekler halinde verildiği, büyük şirketlerin toplumsal eleştiri ortamına açık ol-masını beklemekle birlikte hissedarlarının ve çalışanlarının yanı sıra bir ülkenin ekonomik düzeninin tümünde önemli rol oynadığının altı çizil-miştir. Bir önceki kararda olduğu gibi bu kararda da devletin bu tip ku-ruluşları korumak adına daha nitelikli bir kısıtlama düzeni getirebileceği-ne hükmedilmiştir11. Failin veya mağdurun kim olduğuna bakılmaksızın AİHS md. 10/2’de getirilen kısıtlama kriterlerinin meşru olup olmadığı ise üç aşamada incelenmektedir.

II. HABER VERME HAKKININ AİHS 10/2 BAKIMINDAN KISITLANMASI12

Bu bağlamda inceleyeceğimiz sistem Türkiye Cumhuriyeti Anayasa-sı’nda yer alan Temel Hak ve Özgürlükler rejimine benzer olmakla birlik-te, bu bölümde verdiğimiz örnekler doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni referans olarak almaya devam edeceğiz. Dolayısıyla ortaya çıkacak üç başlık kısıtlamanın kanuni dayanağı, meşru amacı ve demok-ratik bir toplumda gerekli olup olmadığı olacaktır.

A) Kısıtlamanın Kanuni Dayanağı Var Mı?

Kanuni dayanak açısından kısıtlamanın belirliliği ve öngörülebilirliği tartışılacaktır. Eğer bir ülkenin yasalarında haber verme hakkının kısıt-lanmasına dair yazılı bir metin veya ülkenin mahkemelerinin yerleşmiş bir içtihadı doğrultusunda ortaya çıkan öngörülebilir ve belirli bir kaynak bulunduğu müddetçe, bu manada kısıtlamanın kanuni olduğundan söz edebiliriz. Burada amaç devletin, bireylerin haber verme ve alma hakkı üstünde sürekli olarak belirsiz bir tehdit olarak yer almasının ve totaliter bir rejim sürmesinin engellenmesidir.

B) Kısıtlamanın Meşru Bir Amacı Var Mı?

Bu kapsamda genel olarak korunmak istenen amaç ulusal güven-lik, kamu güvenliği, kamu sağlığı, suçun önlenmesi gibi çeşitli nedenler olarak gözükmektedir. Bizim incelediğimiz suç açısından burada dikkat çekilmesi gereken özel amaç ise “kişilerin ünü ve itibarının korunması-dır”. Daha önce de bahsettiğimiz üzere kişilerin hak ihlali ile haber verme hakkı karşı karşıya gelmekle beraber her olay bakımından meşru amaç kriteri ayrı ayrı incelenecektir.

C) Kısıtlama Demokratik Bir Toplumda Gerekli Mi?

Kısıtlamanın demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına dair yapılan incelemelerde genelde kullanılan kıstas o olay bakımından yaygın olarak talep gören gerekli bir toplumsal neden bulunup bulunmadığıdır. Bu bağlamda demokratik ve çoğulcu bir toplumda kabul görmesi gereken bir eleştirinin, haberin ya da söylemin kısıtlanması kabul görmektedir.

Basın özgürlüğünün ön planda tutulduğu bir rejimde getirilecek kısıtla-manın toplum düzeyinde kabul edilebilir olması ve bu toplumu gerekli konularda açık tartışmalara yönlendirilebilecek düzeyde haberlerin en-gellenmemesi bu kıstasın temelini oluşturmaktadır.

Basının haber verme hakkı ile ilgili olarak bölümün sonuna gelmekle birlikte bir sonraki bölümde banka tüzel kişiliğine karşı itibarın zedelen-mesi suçunun incelenmesine geçilecektir. Ancak bu bağlamda yalın bir suç inceleme yönteminin ötesinde haber verme hakkına paralel bir anla-tım izlenmeye devam edilecektir.

III) İTİBARIN ZEDELENMESİ SUÇUNUN İNCELENMESİ

A) Kanuni Tanım ve Korunan Hukuki Değer

İtibarın Zedelenmesi

Madde 158- Bu Kanunun 74. maddesine aykırı davrananlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden ikibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Yukarıdaki fıkrada yazılı fiil neticesinde özel veya kamusal bir zarar doğarsa verilecek ceza altıda bir oranında ar-tırılarak hükmolunur.

Bankacılık Kanunu’nun 158. maddesinin lafzında suçun unsurları ile ilgili bir bilgi yer almamakla birlikte sadece suçun yaptırımı belirlen-miştir. Suçun tanımı ve diğer unsurlar aynı kanunun 74. maddesine yapı-lan atıf üzerinden açıklanmaktadır. Taşdelen, bu kanun yapma tekniğini anlamsız bulmakla birlikte, suçun tanımı ile yaptırımının basit bir me-tinde düzenlenmesinin daha doğru olacağını düşünmektedir13. Bu metin tekniğinden dolayı kanunun 74. maddesine de yer verilmesi zaruridir.

İtibarın Korunması

Madde 74- 5187 sayılı Basın Kanunu’nda belirtilen araçlarla ya da radyo, televizyon, video, internet, kablolu yayın veya elektronik bilgi iletişim araçları ve benzeri yayın araçlarından biri vasıtasıyla; bir ban-kanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebi-lecek bir hususa kasten sebep olunamaz ya da bu yolla asılsız haber yayılamaz.

Suçla korunan hukuki değer açısından bir değerlendirilme yapıldığında, birer güven kuruluşu olan bankaların ülkenin ekonomik düzenin-deki öneminden dolayı korunmasının amaçlandığı gözükmektedir. Bura-da zaten bir güven kurumu olan bankalara olan güvenin toplum nezdin-de sarsılmaması gerektiğinden hareket edilmiştir14. Bankalar hakkında itibarı zedeleyecek haberler, bu kuruluşlardan fon çekilmesine veya bu kuruluşların daha kötü şartlarda fon temin etmelerine sebep olabilmekte-dir. Bu suretle mali durumu bozulan bir bankanın sektördeki yerine bağlı olarak tüm sektöre ve genel ekonomiye zarar verebileceği düşünülmekte-dir. Dolayısıyla, basının kasıtlı olarak itibar düşüren haberleri suç haline getirilerek bu bağlamda tüm ekonomik düzen de korunmaya çalışılmış-tır15. Erman’a göre de böyle bir madde hükmüne ihtiyaç duyulmaktadır. Erman, suçun hakaret ve sövme suçlarının bir nev’i olarak gerçek kişile-rin yanında mağdur banka açısından özel olarak düzenlenmesini isabetli bulmaktadır16.

B) Suçun Temel Unsurları

1) Maddi Unsurlar

Suçun temel unsurları 74. maddede sayılan araçlar vasıtasıyla ban-kanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebile-cek bir hususa sebep olmak ya da bu yolla asılsız haber yaymaktır. Bu hareketlerden herhangi birisinin işlenmesi sonucunda maddi unsur ta-mamlanmış olmaktadır. İtibarı kırabilecek hususa sebep olmak fiili ya da itibarı kırabilecek asılsız haber yayma fiili suçun hareketini oluşturmak-tadır ancak bu hareketin ne zaman gerçekleşmiş olduğu özellikle “itibar” kelimesinin ölçülmesi açısından sorun yaratmaktadır. Bu açıdan bakıl-dığında hukuk devletinin güvencesi olan suçun belirliliği ilkesi17 suçun unsurlarında eksik olan noktalardan biri olarak gözükmektedir. Diğer bir problemli nokta haber verme hakkı doğrultusunda yapılan bir haberin doğru ya da yanlış olmasının önem taşımadığı bir hareket nitelendirilme-sidir18. Gerçekten de maddenin lafzında bankanın itibarının, şöhretinin ya da servetinin zedelenmesine “sebep olmak” yazmaktadır. Maddenin birebir uygulanması sonucunda basının tamamen yerinde ve doğru kaynak-larla yaptığı bir haberin herhangi bir bankanın itibarını zedelemesinden ötürü suç unsuru taşıma imkanı bulunmaktadır. Bankanın itibar, şöhret veya servetine zarar verecek şekilde yapılan isnat “gerçek” olsa bile suç bağlamında değerlendirilmektedir19. Yiğit’e göre bu kadar kapsamlı bir düzenlemeye gidilmesinin nedeni bankacılık sektörünün çok kolay panik haline geçmesi ve bankaların zarar görmeye her açıdan çok elverişli olma-sıdır. Yine de basının haber verme hakkı kapsamında toplumun gerçekler doğrultusunda bir bilgiye ulaşmasının engellenmesi kabul edilmemelidir. Sonuçta ödeme güçlüğü çeken bir bankanın müşterisinin bunu öğrendik-ten sonra panik yapması ve bu panikle parasını bahsi geçen bankadan kurtarmaya çalışmasından daha doğal bir sonuç bulunmamaktadır. So-nuç olarak bir bankaya güvenerek oraya parasını yatıran bir müşterinin 10 gün sonra parasından iflas masasında kalan payından öte kendi gü-veni doğrultusunda yatırdığı parasının hakkının tamamını bir an önce temin etme girişimi yadırganmamalıdır. Dolayısıyla yapılacak haberlerin gerçeklik payı suçun hareket unsurunun oluşmasında mutlaka belirleyici bir rol oynaması gerekmektedir.

Araçlar açısından bakıldığında ise yürürlükteki tanıma göre suç, ba-sın kanununda belirtilen araçlar ya da radyo, televizyon, video, internet, kablolu yayın veya elektronik bilgi iletişim araçları ve benzeri yayın araç-larından biri ile işlenebilmektedir. Kanun koyucu bu sayıma ek olarak “ve benzeri” ifadesi ile sayılanlar dışında başka bir yayın aracının da suçun aracı olabileceğine dikkat çekmektedir. Eski 4389 sayılı kanunda ise “bu yolla asılsız haber yayanlar” denilmekte, haberin hangi yolla yayıldığına önem verilmemekteydi20.

Suçun üç tane konusu olduğu görülmektedir. Bunlar bir bankanın “itibarı”, “şöhreti” ve “servetidir”. Gerçek kişilerin kişilik haklarının ihla-linde kişinin maneviyatında veya maddi hayatında değişimleri incelediği-miz gibi burada da bir tüzel kişi olan bankanın basın yoluyla yapılan bir haber doğrultusunda itibarını, şöhretini veya servetini yitirip yitirmediği-ne bakılacaktır. Yukarıda suçun hareketinde incelediğimiz üzere ortaya çıkan tabloyu tekrarlamakta fayda var. Üç konunun da suçun belirliliği ilkesi açısından ortaya çıkardığı sorunlar bulunmaktadır.

Şöhret, servet ve itibar gibi soyut kavramların yapılan bir haber doğrultusunda nasıl ve ne derecede etkilendiği nedensellik bağı açısından da problemler yaratmaktadır. Ancak suçun neticesi açısından yapılan değer-lendirmelerde bankanın servetinin ya da itibarının fiilen zarar görmesi-nin gerekmediği konusunda doktrinde tartışma bulunmamaktadır. Su-çun oluşması için bankanın zarar görme tehlikesinin yeterli olması kabul edilmiştir21. Sonuç unsuru bakımından itibar kırıcı hususa sebep olma olasılığı arandığından yola çıkarak suçun somut bir tehlike suçu olduğu da belirtilmektedir22.

Suçun faili açısından yapılan inceleme sonunda, herhangi bir kişinin bu suçun faili olabileceği görülmektedir. Suç, özgü suç niteliğinde değildir. Ancak suçun tanımı ve belirlediği suç araçları itibariyle basında çalışan ki-şilerin ve basını kullanarak açıklama yapan kişilerin bu suça daha elverişli olduğunu söylemek mümkündür. 4389 sayılı yasada “bir bankanın itibarı-nı kırabilecek ya da servetine zarar verebilecek bir hususa sebep olma ya da bu yolda asılsız haber yayma” genel olarak cezalandırılmış, basın ya da medya yolu ile suçun işlenmesi nitelikli hal olarak değerlendirilmiş iken yeni yasada suç ancak basın yoluyla işlenebilmektedir.

Suçun mağduru ise sadece banka tüzel kişisi olarak ortaya çıkmak-tadır. Tasarıda “Kurul ve Kurumun itibarını sarsacak nitelikte yayınlar” da yasaklanmışken, bu fıkra yasalaşmamıştır23.

2) Manevi Unsurlar

İtibarın zedelenmesi suçu sadece kasten işlenebilmektedir. Madde-nin lafzında da bir bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da ser-vetine zarar verebilecek hususa “kasten” sebep olunmasının suç oluştura-cağı gözükmektedir. Diğer bir deyişle, salt bankaya zarar vermek kastını taşımayan, buna karşılık belirli eleştiri, öneri ve uyarı getiren eylemler bu madde açısından suç oluşturmayacaktır24.

Ayrıca bir basın mensubunun kendisine başkası tarafından kara-lama amaçlı yanlış bir bilginin iletilmesinden sonra gerekli araştırmayı yapmadan bir haber yayınlaması sonrasında hata hükümlerine başvur-ması da mümkün olmamalıdır. Sonuçta banka itibarının zedelenmesi sonucunda ortaya çıkacak zararın büyüklüğünü öngörebilmesi gereken bir gazetecinin gerekli araştırmaları önceden yapması zaruridir. “Basının haber verme hakkı” bölümünde belirttiğimiz üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında basının eleştiri ve haber verme hakkının geniş tutulması gerektiğinin yanında, haberi yapacak kişinin de büyük şirketler ve önemli tüzel kişiler hakkında yapacağı haberlerde daha ihtiyatlı dav-ranması gerektiğine hükmetmektedir.

3) Hukuka Aykırılık Unsuru

Haber verme hakkı kapsamında yapacağımız incelemeden önce akla gelen ilk hukuka uygunluk nedeni BDDK’nın yetkisi çerçevesinde yaptığı açıklamalar olacaktır. Sonuçta BDDK’nın basın yoluyla yaptığı açıklama-lar bankanın itibarını zedeleme olasılığı ortaya çıkarsa bile bu açıklama-lar kanun hükmünü yerine getirdiğinden hukuka uygunluk sebebinden bahsetmek mümkün olacaktır.

Burada konumuz bağlamında bahsedilmesi gereken en önemli un-sur ise basının haber verme hakkı kapsamında Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca “hakkın kullanılması” hükmünden yararlanması olacaktır. Eleştiri ve haber verme hakkı sınırlarının her somut olayda değerlendirilmesi ve ancak sınırın önemli düzeyde aşılması halinde iti-barın zedelenmesi suçunun oluşması gerekecektir25. Daha önceki bölüm-de de belirttiğimiz üzere basının toplum adına oynadığı rolün önemi çok büyüktür. Hem Yargıtay hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ka-rarlarında basının sorumluluğunun “olayları izleme, araştırma, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, aydınlatma ve yönlendirme”26 olduğundan, ayrıca toplumun her konuda korunması adına adeta “bir bekçi köpeği”27 gibi davranması gerektiğinden bahsetmektedir. Bu bağlamda acımasız eleştirilere başvurup, belli bir düzeni rahatsız edecek eleştiri hakkının tanındığı basının yapacağı haberlerin “hakkın kullanılması” hükmünden yararlanması gerektiği kabul edilmektedir.

Ancak her temel hak ve özgürlükte olduğu gibi haber verme hakkı-nın karşısında da meşru demokratik düzenin gerekli kıldığı kısıtlamalar bulunmaktadır. Bankaları hedef alan haberler en nihayetinde toplumsal hayatı direk olarak etkileyen unsurlar barındırmaktadır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 4.11.1991 tarihli kararında incelediği üzere, bir bankanın De-nizli’de kurulmuş olan ama işlem tarihinde faal olmayan bir şirketle yap-mış olduğu 5 milyar liralık transfer söz konusudur. Kararda bu durumu ortaya çıkaran gazetecinin ailenin hukuk müşaviri ile yaptığı röportaj ve fotoğrafların yer aldığı haberin bankanın itibarını zedeleyip zedelemediği tartışılmaktadır. Yargıtay “haberin konusunu oluşturan olguların gazeteci olarak kamuoyuna bildirilmesinin amaçlandığının kabulü gerekmekte-dir” demekte ve bu bağlamda kamunun bilgi alması ve bankanın itibarı açısından menfaat dengesini temel almaktadır28. Kararlarda bu dengenin tartılmasında “kamu yararı” ve “toplumsal ilginin” haber verme hakkı açı-sından meşruiyet yaratması söz konusu olmakla birlikte, “görünüşte ger-çeklik” tezinin de savunulduğu görülmektedir. Tabidir ki, somut olayda basın mensubu gerekli araştırmayı yapmamış, hatta kasten bir karalama kampanyası yürütmüş olabilir. Yalnız bu demek değildir ki, sonradan yanlış olduğu ortaya çıkan her haber kasti bir hareket veya özensiz bir araştırmanın sonucudur. Gerekli araştırma sonucunda yapılan bir ha-berin 10 gün sonra gerçek olmadığının ortaya çıkması hukuka aykırılık oluşturmayacaktır. Önemli olan o an için haber verme hakkının meşru bir amaç ve araç düzleminde toplumsal yarar için kullanılmış olmasıdır.

Sonuç olarak hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıracak olan haber verme hakkının kullanılması, banka tüzel kişilerine karşı itibarın zedelenmesi suçunda da uygulama alanı bulabilecektir. Yeter ki haber verme hakkının ölçütleri kişi tarafından doğru tartılmış ve somut olaya doğru biçimde uygulanmış olsun.

C) Suçun Nitelikli Unsurları

158. maddenin ikinci fıkrasında, itibarın zedelenmesi suçunun nite-likli hali düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu fıkraya göre, bir bankanın itiba-rını kırabilecek veya şöhretine yada servetine zarar verebilecek bir hususa sebep olma yada asılsız haber yayma fiili sonucunda özel yada kamusal bir zarar doğmuşsa falie verilecek ceza altıda bir oranında arttırılmak-tadır. Bu hususta yine suçta belirlilik açısından özel ve kamusal zararla bahsedilmek istenen değerlerin nasıl belirleneceği konusunda tartışmak mümkündür.

D) Kusurluluk

Kusurluluk açısından bir değerlendirme yapacak olursak, suçu iş-leyecek bireyin haber verme hakkı çerçevesinde basın araçlarına ulaşıp, kasten itibar kırma amacıyla kullanması gerektiğinden haksızlık bilinci-ni veya kusur yeteneğini etkileyecek sebeplerle karşı karşıya kalmasının zor olduğunu söyleyebiliriz. Ancak daha önceden belirttiğimiz üzere failin gerekli araştırmayı yapmadan yayınladığı bir haberden sonra hata hü-kümlerine başvurması mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda şu hususa da belirtmek gerek. Somut olayda araştırmasını ve incelemesini kapsamlı şekilde yapan bir kişinin yaptığı haberin daha sonradan gerçek olmadı-ğının ortaya çıkması üzerine cezalandırılması mümkün olmayacaktır. Bu halde kişi haber verme hakkı doğrultusunda üzerine düşen özeni göster-miş olduğundan kusurlu addedilemeyecektir.

E) Suçun Özel Görünüş Biçimleri

1) Suça Teşebbüs

Bu suça teşebbüs ancak şu şekilde mümkün olabilir. Kasten bir ban-kanın itibarını zedelemek adına hazırlanan bir haberin basımevine gön-derildikten sonra orada yok olması ya da basımevinin es geçmesi sonu-cu haberin yayımlanmaması sonucunda bu durum suça teşebbüs olarak düşünülebilir. Yine bir bankanın itibarını zedeleyecek olan bir televizyon reklamının yayın kuruluşuna verilmesi fakat yayınlanmaması halinde de suça teşebbüs söz konusu olacaktır.

2) Suça İştirak

Bu suça iştirak çeşitli şekillerde mümkün olabilir. Failin gazetede birlikte çalıştığı iş arkadaşlarıyla itibarı zedeleyecek haberi hazırlamaları ya da yapılacak haberin kasten bir kameraman ve bir muhabir tarafından karalama amaçlı çekilmesi durumunda müşterek faillerin suça iştirak et-mesi söz konusu olacaktır.

3) Suçların İçtimaı

İtibarın zedelenmesi suçu işlenirken aynı fiille başka bir suçun daha işlenmesi mümkündür. Örneğin gazetede asparagas bir haber yayınlaya-rak bankanın çalışanına karşı kara para aklama ithamında bulunmakla birlikte hem bankanın itibarını zedeleme suçu hem de TCK madde 273’te yer alan iftira suçu işlenebilmektedir. Cezanın belirlenmesinde ise özel olarak düzenlenmiş bir maddeye değineceğiz. Bankacılık Kanunu’nun 161. maddesine göre, Bankacılık Kanunu’na göre suç teşkil eden bir fiil başka kanunlar açısından da ceza gerektirdiği takdirde failler hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulanacaktır. Dolayısıyla örne-ğimizde olduğu gibi bir içtima söz konusu olduğunda bu madde hükmüne riayet edilecektir. İçtima açısından son olarak suçun mağduru açısından ilginç bir nokta ortaya çıkmaktadır. Erman’a göre, TCK 480 ile 482’de yazılı hakaret ve sövme suçları gibi suçların bir bankaya karşı işlenmesi mümkün olmadığından, bu suçla belli suçların mağdur temelinde içtima etmesi zaten mümkün olmayacaktır29.

Bu suç zincirleme suç halinde de işlenebilir. Örneğin çeşitli zaman-larda aynı bankaya karşı yayınlanan karalama reklamlar sonrasında ya da bir köşe yazısı ile çeşitli bankaların aynı fiille hedef alınması durumun-da zincirleme suçtan bahsedilebilecektir.

F) Yaptırım

Yaptırım açısından banka tüzel kişiliğine karşı işlenen itibarın zede-lenmesi suçu fail açısından sabit olduğu takdirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden ikibin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Hapis cezasının alternatifi olarak değil bir yan yaptırım olarak “ve” bağla-cıyla ayrıca bir adli para cezası düzenlenmiştir. Sonuç olarak ekonomik düzenin zedelenmesi doğrultusunda bir basın suçu olarak algılanabilecek bu suçun sonunda ağır bir cezalandırma sistemi getirilmiştir.

Burada son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin basın suç-larının yaptırımlarıyla ilgili dikkat çektiği bir hususa değinilmesi gere-kecektir. Cumpana and Mazare v. Romania davasında verilmiş hapis cezası şu şekilde değerlendirilmektedir. ”Bir basın suçu için hapis cezası basın mensuplarının geniş ifade özgürlüğü karşısında ancak olağanüstü durumlarda uygulanmalıdır. Menfaat dengesinde çatışan hakkın ancak nefret söylemi veya şiddet kullanmaya azmettirme durumlarındaki gibi ciddi derecede zarara uğraması gerekir”30.

SONUÇ

Anayasal güvence altındaki haber verme hakkı ve bu bağlamda eko-nomik yaşamla ilgili görüşlerin belirtilmesi, toplumun aydınlatılması esastır. Bu olanakların ekonomik düzenin korunması adına tümden orta-dan kaldırılması, bu yönde bir yasal düzeleme yapılması Anayasa’ya aykı-rı olacaktır31. Basının haber verme hakkının hem AİHM hem de Yargıtay nezdinde çoğu davada geniş yorumlandığını kabul ettiğimizde, bir güven kurumu olan bankanın kendini bu düzende nasıl koruyacağı sorusu orta-ya çıkmaktadır. Bankacılık Kanunu’nun ilgili maddesi bu noktada hakkın kullanılmasına meşru bir kısıtlama getirmektedir.

Bankalar, güven ve itibar müesseseleridir. Kişilerin nakdi varlıkları-nı ve menkul değerlerinin emanet altında olduğu ve bunun devamında söz konusu emanetlerin çeşitli işlemlere konu olduğu kurumlardır. Güvenin kaybolması, zedelenmesi durumunda bu zincir bozulacak, toplumsal ve ekonomik düzen zarar görecektir. Dolayısıyla, bankalara kasten verilecek zararların yaptırım altına alınması zaruridir32.

Sonuç olarak, hem basının haber verme hakkı, hem de banka tüzel kişisinin itibarı kendi içinde önemli hukuki değerleri barındırmaktadır. Bu bağlamda karşı karşıya gelen bu iki hakkın her somut olayda yerleşmiş kısıtlama normları dahilinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Hakkın kullanılması kurumunu arkasına alan haber verme hakkı ile toplumsal düzen içindeki özel konumu itibariyle bankaların itibarı farklı değerleri koruyabilir. Ancak ne salt ekonomik çıkarlar ne de sınırsız basın özgür-lüğü bu madde kapsamında hukukun üstünlüğüne feda edilmemektedir.

MURAT CEYHAN

Stj. Av. İstanbul Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi

BU MAKALE, İSTANBUL BAROSUNUN KASIM/ARALIK 2013 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

DİPNOTLAR

2 Süheyl Donay, Bankacılık Ceza Hukuku, İstanbul, Beta Basım A.Ş, 2007, s. 89.

3 YHGK, E. 2003/4-167 K. 2003/176 T. 19.3.2003. (tam metin için: http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm)

4 YHGK, E. 2004/4-149 K. 2004/146 T. 10.3.2004. (tam metin için: http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm)

5 Harris v.d., Law of the European Convention on Human Rights, 2. bs, New York, Oxford University Press, 2009, s. 467.

6 AİHM, Observer and Guardian v. United Kingdom, No. 13585/88, 26.11.1991. (tam metin için: http://hudoc.echr.coe.int)

7 AİHM, Kulis and Rozycki v. Poland, No. 27209/03, 6.10.2009. (tam metin için: http:// hudoc.echr.coe.int)

8 Yargıtay 4. HD, E. 2011/3464, K. 2012/5379, T. 2.4.2012. (tam metin için: http://www. kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm)

9 YHGK, E. 2004/4-149, K. 2004/146, T. 10.3.2004. (tam metin için: http://www.kazanci. com/kho2/ibb/giris.htm)

10 Harris vd. s. 501-503.

11 AİHM, Steel and Morris v. United Kingdom, No. 68416/01, 15.2.2005. (tam metin için: http://hudoc.echr.coe.int)

12 Harris vd.

13 Servet Taşdelen, Bankacılık Kanunu Şerhi, 2. bs., Ankara, Turhan, 2006,s. 789.

14 Ali Parlar, Mustafa Akın, Muzaffer Hatipoğlu, Bankacılık Ceza Hukuku, Ankara, Yayın Matbaacılık, 2010, s.195.

15 Seza Reisoğlu, Bankacılık Kanunu Şerh, C.II, Ankara, Yaklaşım Yayınları, 2007, s. 1053.

16 Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku: Bankacılık Suçları, C. V, İstanbul, Nazım Terzioğlu Basım atölyesi, 1985, s.325.

17 Selman Dursun, Ekonomik Suçlar ve Bankacılık Suçları Kapsamında Bankacılık Düze-nine Karşı İşlenen Suçlar, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2006, s. 55.

18 Uğur Yiğit, Bankacılık Suçları, İstanbul, Has Matbaacılık, 2006, s.394.

19Yaşar Alıcı, Bankacılık Kanunu Şerhi, İstanbul, Beta Basım A.Ş, 2007, s.830.

20 Alıcı, s.830.

21 Reisoğlu, s. 1073; aynı görüşte bkz. Parlar, s. 196.

22 Yiğit, s. 395; aynı görüşte bkz. Alıcı, s.831.

23 Reisoğlu, s. 1053.

24 Çetin Özek, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, İstanbul, Alfa Yayınları, 1999, s. 463.

25 Parlar, s.196.

26 Yargıtay 4. HD, E. 2011/3464, K. 2012/5379, T. 2.4.2012. (tam metin için: http://www. kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm)

27 AİHM, Telegraaf Media Nederland Landelijka Media B. And Others v. Netherlands, No.39315/06, 22.11.2012. (tam metin için: http://hudoc.echr.coe.int)

28 7. CD, 04.11.1991, 10052/12118, YKD, Şubat 1992, s. 309; Reisoğlu, s.1704.

29 Erman, s. 327.

30 Harris vd, s. 466.

KAYNAKÇA

•Yaşar Alıcı, Bankacılık Kanunu Şerhi, İstanbul, Beta Basım A.Ş, 2007.

•Süheyl Donay, Bankacılık Ceza Hukuku, İstanbul, Beta Basım A.Ş, 2007.

•Selman Dursun, Ekonomik Suçlar ve Bankacılık Suçları Kapsamında Bankacılık Düze-nine Karşı İşlenen Suçlar, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2006.

•Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku: Bankacılık Suçları, C. V, İstanbul, Nazım Terzioğlu Basım Atölyesi, 1985.

•David Harris, Michael O’Boyle, Ed Bates, Carla Buckle, Law of the European Convention on Human, Rights 2. bs, New York, Oxford University Press, 2009

•Çetin Özek, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, İstanbul, Alfa Yayınları, 1999.

•Ali Parlar, Mustafa Akın, Muzaffer Hatipoğlu, Bankacılık Ceza Hukuku, Ankara, Yayın Matbaacılık, 2010.

•Seza Reisoğlu, Bankacılık Kanunu Şerhi, C.II, Ankara, Yaklaşım Yayınları, 2007.

•Servet Taşdelen, Bankacılık Kanunu Şerhi, 2. bs., Ankara, Turhan Kitabevi, 2006.

•Uğur Yiğit, Bankacılık Suçları, İstanbul, Has Matbaacılık, 2006

Kategoriden Diğer İçerikler

Türk Ceza Yargılamasında Koruma Tedbirleri Bakımından Esas Alınan Şüphe Kavramı

Ankahukuk

Türk Ceza Kanunu’nda Zamanaşımı

Ankahukuk

HMK’nun Getirdiği Yenilikler

Ankahukuk

6098 Sayılı Borçlar Kanunu ile Kira Hukuku Kapsamında Getirilen Değişiklikler

Ankahukuk

İş Davalarına Konu Olan İşçilik Alacaklarının Net Miktar Üzerinden Hesaplanması Zorunluluğu

Ankahukuk

Belirli Süreli İş Sözleşmeleri

Ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?

Sitemiz, kullanıcı deneyimini arttırmak için cookie (çerez) kullanmaktadır. Kabul Ediyorum >> Daha Fazlası

Gizlilik ve Çerez Politikası
Araç çubuğuna atla