in ,

Hayvanları Koruma Kanunu’nun Türk Ceza Kanunu’na Yansıması

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir. 

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir.

GİRİŞ

Dünya üzerinde yaşadığı bilinen 2 milyonu aşkın canlı türünden sadece bir tanesiyiz. Bizi diğer canlılardan ayıran özellik ne? Diğer bütün canlılar gibi et ve kemikten, hücrelerden, protein ve diğer organik bileşenlerden meydana geliyoruz. İnsanları diğer canlı türlerinden ayıran en temel özellik dendiği zaman, ilk akla gelen şeyler; düşünme yeteneği, bilinç, ahlak ve akıldır. Ancak bu sayılanlar çok az da olsa diğer canlı türlerinde bulunan özelliklerdir. Bizi biz yapan düşüncelerimizi eğitebilmemiz, bu düşüncelerle birlikte yaşayabilmemizdir. İnsan, sömürdüğü ve kirlettiği doğanın, diğer canlılarla birlikte yaşamak zorunda olduğu bir çevre olduğunu henüz anlayabilmiş değildir[1]. Neden bunun farkında değiliz?. Aldığımız eğitimler mi yeteri kadar iyi değildir yoksa düşünme yeteneğimiz hayvanlar kadar gelişmemiş midir? Bu konu hakkında aldığımız eğitimler yeteri kadar iyi değildir. Çevremizi gerektiği kadar tanımıyoruz. Doğaya muhtaç olduğumuzun halen farkında değiliz. Farkında olsaydık doğanın bir bütün halinde denge içerisinde olduğunu ve bizim de bu denge içerisinde düzeni bozmayacak şekilde yer edinmemiz gerektiğini idrak ederdik. İnsanın yaptığı ise bu dengeyi bozmaktan başka bir şey değildir. Özellikle bu ekosistem içerisinde hayvanların rolü yadsınamayacak derecede önemlidir. Örneğin; Bal arıları dünya için baldan daha önemli olan tozlaşmayı sağlarlar. Tozlaşma bitki yaşamını etkileyen baş faktördür. Bizi ve hayvanları besleyecek olan bitkiler tozlaşma ile var olabilir. Ne yazık ki dünya üzerindeki 250 milyar arının yok oluşu insan ile doğa etkileşimi yüzünden meydana geldi. Bu şekilde yok olmalar insanoğlunun kendi sonunu hazırlamaktan başka bir şey yapmamaktadır.
Gün geçtikçe insanlar bu vahşiliğinin boyutlarını giderek artırmakta hatta sokaklara da bu vahşiliği taşımaktadır. Bugün, doğal çevrenin bir parçası olan ve o çevreyle birlikte soluk alan, onun bir unsuru olmaktan öte başka bir anlam ifade etmeyen insanlığın kendi menfaatleri uğruna diğer canlıları hiçe sayarak doğal kaynakları kontrolsüzce tükettiği ve tüm dünyayı kaçınılmaz sona götürdüğü bir gerçektir.[2] , “Hayvan” sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan ve bitkiler dışındaki canlıları ifade etmek için kullanılırsa da biyoloji bilimi açısından hayvan, insanı da içine alan üst bir kavramdır.[3] Hayvanlar âleminin bilimsel ve Latince adı olan “Animalia” terimi ise yine Latince olan ve “yaşayan” ya da “ruh” anlamına gelen anima’dan türetilmiş animal sözcüğünün çoğuludur.[4]
Hayvan adı verdiğimiz canlıların kelime kökü bile ‘yaşayan’ ya da ‘ruh’ anlamındayken, bizim onları kanunlarımızda eşya olarak görmemiz hakkaniyeti ne kadar yansıtır? Onların birer canlı olduğunu insanlar gibi sevince, acıya, ağrıya ve korkuya sahip olduklarını unutmamamız gerekir. Hayvanlar da insanlar gibi birer canlıdır ve hakları vardır. Onlardan mal gibi değil can gibi bahsedilmeli ve düzenlemeler buna göre yapılmalıdır.[5]
[1] Ertan, s. 393. Ayrıca bkz., Özgür, Atilla, Hayvanlarla Yaşamı Paylaşmak, Veteriner Hekimler Derneği Dergisi C. 81, S. 2, 2010, s. 9-13, s. 9.
[2] Alper UYUMAZ, s.135  BİR HUKUK SORUNSALI OLARAK GÜNCEL GELİŞMELER IŞIĞINDA TÜRKİYE’DE HAYVAN HAKLARI ayrıca bkz. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 3
[3] Hayvan nedir? Prg.1,yayın tarihi: 15.08.2009, erişim tarihi:14.06.2018 (Çevrimiçi)           https://www.delinetciler.org/showthread.php?t=79113
[4] Hayvan nedir? Prg.2. Yayın Tarihi: 15.08.2009, Erişim Tarihi: 14.06.2018 (çevrimiçi) https://www.delinetciler.org/showthread.php?t=79113
[5] TBMM 18.02.2017 TARİHLİ KANUN DEĞİŞİKLİĞİ TASARISI GEREKÇESİ, İstanbul Milletvekili Arzu Erdem


HAYVANLARIN HAKLARI VE HUKUKEN KORUNMASININ GEREKLİLİĞİ

Hak, hukuk düzeni tarafından korunan menfaatler demektir. İrade Teorisine[1] göre; kişilere verilen bu haklar sayesinde, bir kişi başka bir kişiye kendi iradesini zorla kabul ettirebildiği, onu kendi iradesine uygun davranmaya zorlayabildiği zaman
hak sahibidir.[1] Bu teoride, küçüklere, akıl hastalarına hak sahipliği tanınmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Canlı bir varlık olan insana hak sahipliğinin tanınması büyük bir gerekliliktir. Durum bu şekildeyken canlı bir varlık olan hayvanlar ki; insanlar gibi sevinç, acı, korku ve hatta düşünme yeteneğine sahip olan ‘’Animalia’’ya bu hakkı vermemek insanlık tarihi açısından utanç vericidir. Açıkçası, hayvanlar hakka sahip bir varlık olarak kabul edilseler dahi bu hakkı kullanma ehliyetinden yoksundurlar. Bu anlamda, akıl hastası olan veya yeni doğmuş insanların da hakkı kullanma iradesine sahip olmadıkları düşünülürse, akıl hastalarının ve küçüklerin haklarının olmadıkları sonucuna varılabilir.[2]Ancak akıl hastaları kendisine verilen hakları başka yollarla kullanma yetkisine sahip ise aynı şekilde hayvanlar da bu haklarını insanlar aracılığıyla kullanabilirler.
Hak kavramının kaynağı konusunda çıkar teorisini savunan Singer, hayvan haklarını bu teoriden çıkarmaya çalışmıştır. Singer, acı çekmek bir gerçeği ve çıkarı ifade edebilmek için gerekli bir koşuldur. Bir darbeye maruz kalan hayvanın acı duyacağını, dolayısı ile hayvanın böyle bir darbenin mağduru olmamakta çıkarı olduğunu belirterek, hayvanların da hak sahibi olduğunu iddia etmektedir.[3]
Bu konuda Nutall ise, insanların akıllı ve bilinçli oldukları için hakları olduğunu, hayvanların ise bu niteliklere sahip olmadıkları için hakları olmadığı düşüncesini kabul etmemektedir. Bu düşünüre göre, akıllı ve bilinçli olmayan insanların da haklarının hukukça kabul edildiğinden hareketle hayvanların da hakları olabileceğini iddia etmektedir.[4]
[1] Özsunay, Medeni Hukuka Giriş s.237 ; Zevkliler, s.98; Bilge, s.210; Önen, s.214
[2] Halil Yılmaz, Hayvan Haklarına Bakış s.215,216; Ayrıca bkz. TBB Dergisi, Sayı 62, 2006
[3] Ertan, s. 403
[4] Ertan, s.404
[1] KALABALIK, ERDEM,S.216 Ayrıca bkz. Temel Hukuk Bilgisi 7.baskı


DİĞER ÜLKELERDE HAYVANLARIN KORUNMASI

İlk defa İngiltere’nin Amerika’daki Massachusetts kolonisinde 1641 yılında hayvan haklarına ilişkin denilebilecek hukuksal düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre; “Hiç kimse, genellikle insanların yararlandığı bir hayvana kötü davranamaz”. İngiltere’de parlamento üyesi Richard Martin, hayvanların korunmasına ilişkin yasa teklifinde bulunmuştur. Almanya’da 1871 yılında çıkarılan ceza yasasında, hayvanlara işkence yapmak ve kötü davranmak yasaklanmıştır. Yine Almanya’da Hitler döneminde 1933’de yapılan hukuksal düzenlemelere göre, bayıltmadan hayvan kesimi yasaklanmıştır.[1] 19. yüzyılda Saksonya krallığı, hayvanlara eziyet edenleri cezalandıran bir yasa çıkarmıştır. Bu yasada; hayvanlara bilerek zarar verenlere 4 haftalık hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.[2] Hollanda’da 1780’de çıkarılan yasaya göre, hayvanların sağlık ve refahının korunması amaçlanmıştır.[3]
Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Beyanname 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir.[4]
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir. Bu bağlamda, hayvanlara kötü muamele edilemeyeceği veya zalimane davranışlarda bulunulamayacağı, eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bunun bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılması gerektiği, bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvanın uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahip olduğu, hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneylerin hayvanların haklarının ihlali olduğu, vahşi hayvanların da yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahip olduğu, ölü bir hayvana bile saygıyla davranılması gerektiği, hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve haklarının hukuk tarafından tanınmak zorunda olduğu, hayvanların güvenliğinin koruma altına alınmasının devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmesi gerektiği vb. gibi hayvan haklarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymaktadır.[5]
Birçok Avrupa ülkesinde hayvanlara karşı işlenen suçlar cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu ülkelerde dikkat çeken en önemli unsur ise; hayvanlara karşı işlenen suçlar ceza kanunları kapsamında koruma altına alınmış olmasıdır. Birleşik Krallık; hayvan haklarını ceza kanununda düzenlemiş ve hayvan haklarına aykırı muameleler suç olarak addetmiştir.. Ceza Kanunu’nun ilgili 62 inci maddesi gereğince, yasal olmayan hayvan öldürmeleri “hayvan cinayetleri” başlığı altında düzenlenmiş olup, yasal olmayan yöntemlerle ve izinsiz olarak hayvanları öldürmek yaptırıma bağlanmıştır. Öldürülen hayvanların çaresizlik, hastalık ya da hamilelik gibi durumları söz konusu ise suçun derecesi artmaktadır. Kişinin kendini savunmak için gerçekleştirdiği eylemler ise yine yaptırıma bağlanmakla birlikte “gerekçeli öldürme” başlığı altında düzenlenmiştir.[6] İtalya; 2004 yılında yürürlüğe konulan 281 sayılı Kanun ile hayvanlara karşı işlenen suçlara ağır yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Hayvan sahiplerinin hayvanlarını terk etmesi durumunda da bir yıla kadar hapis ve 10.000 avroya kadar da  para cezası yaptırımı uygulamaktadır. Hayvanları gereksiz yere öldürmenin ya da kötü muameleye tabi tutmanın ise 18 ay hapis ve 15.000 avro para cezası bulunmaktadır.[7] Macaristan; Ceza kanununun 226/B maddesine göre; hayvan sağlığına aykırı haksız ve kötü muamelede bulunan veya hayvanlarda kalıcı hasarlara yol açan kişiler ile evcil bir hayvanı terk edenlere iki yıla kadar hapis cezası, toplum hizmeti veya para cezası uygulamaktadır. Kanunun 226/A maddesinde ise hayvan dövüşleri yasaklanmıştır.[8] Litvanya; Ceza Kanununun 230 uncu Bölümüne göre hayvanlara işkence, kötü muamele ve öldürme 3 yıla kadar hapis cezası, toplum hizmeti, para cezası veya asgari ücrette kesinti ile cezalandırmaktadır.[9] İsveç; Ceza Kanunu’nun 16 ncı Bölümünün 13 üncü Kısmı uyarınca, dikkatsizlik ya da kasıtla bir hayvana acı çektirecek kötü muamele, fazla çalıştırma suçları iki yıla kadar hapis ve para cezası ile cezalandırmaktadır.[10] Almanya; Almanya Ceza Kanunu’nda hayvan haklarına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte Anayasa’nın 20 inci Maddesi “Devlet gelecek nesiller yararına doğal hayatı ve hayvanları korumak sorumluluğundadır” hükmüne amirdir. Bu maddeyle Almanya hayvan haklarının korunmasına anayasal bir temel kazandırmıştır.[11]
[1] Ertan, s. 407
[2] Keleş – Ertan, s. 150.
[3] Keleş – Ertan, s. 151.
[4] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.1
[5] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.1
[6] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.8
[7] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.8
[8] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.8
[9] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.9
[10] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.9
[11] Avrupa Birliğinde Hayvanların Korunması ve Hayvan Refahı, s.9


TÜRK HUKUKU AÇISINDAN HAYVANLARIN KORUNMASI

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu[1]’nda net bir ifadeyle hayvan tanımı yapılmamış, çeşitli sınıflandırmalara tabi tutularak tanımlanmıştır. 3 üncü maddenin e bendine göre; evcil hayvan: insan tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş hayvanları, f bendine göre; sahipsiz hayvan: Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları, g bendine göre; güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme yeteneğini kaybetmiş binek ve yük hayvanlarını, h bendine göre; yabani hayvan: Doğada serbest yaşayan evcilleştirilmemiş ve kültüre alınmamış omurgalı ve omurgasız hayvanları, ı bendine göre; ev ve süs hayvanı: İnsan tarafından özellikle evde, işyerlerinde ya da arazisinde özel zevk ve refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan bakımı ve sorumluluğu sahiplerince üstlenilen her türlü hayvanı, j bendine göre; kontrollü hayvan: Bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları, periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve süs hayvanlarını, k bendine göre;  hayvan bakımevi: Hayvanların rehabilite edileceği bir tesisi, m bendine göre; deney hayvanı: Deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvanı, n bendine göre; kesim hayvanı: Gıda amaçlı kesimi yapılan hayvanlar olarak tanımlanmıştır. Kanunda bu şekilde sınıflandırmaların yapılması ve genel bir hayvan tanımının olmaması büyük bir eksikliktir. Kanunda genel bir hayvan tanımının yapılması hukuki çerçeve içerisinde bütün hayvanların korunmasını sağlayacaktır.
Türk Ceza Yasa[2]’sında hayvanları korumaya yönelik çok fazla hüküm bulunmamaktadır. Ceza yasası hayvanları korumaya yönelik 151,181 ve 182. maddeleri düzenlemiştir. 151.maddenin ikinci fıkrasında mala zarar verme başlığı altında şu hükmü getirmiştir; haklı bir neden olmaksızın sahipli hayvanın öldürülmesi, işe yaramayacak hale getirilmesi ya da değerinin azaltılmasına neden olan kişi hakkındaki cezai sorumluluğu düzenlemektedir. Ayrıca maddenin birinci fıkrasında da mağdurun(taşınır eşyanın sahibinin) şikayetini aramıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kanunun açıkça sahipli hayvanı koruması, sahipsiz hayvanlarla ilgili bir düzenlemenin getirilmemesidir. HAYVAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ madde 1’de açıkça; ‘’bütün hayvanlar biyolojik denge kavramı içerisinde var olmak bakımından eşit haklara sahiptir.’’ denilerek hayvanların eşitliğinden ve bu hayvanlar arasında herhangi bir ayrımın yapılmamasından bahsedilmiştir. Ancak yasamız bu maddenin açıkça tersine hareket ederek sahipli hayvan statüsü taşıyan canlıları ayırmış, diğer hayvanları ise kaderine terk etmiştir.
Çevrenin kasten kirletilmesi başlığını taşıyan 181.maddenin dördüncü fıkrasında da hayvanlar için düzenleme getirilmiştir. ‘’Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi halinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.’’ Denilerek doğrudan doğruya hayvanların hakkını savunacak bir hüküm meydana getirilmemiştir.
Çevrenin taksirle kirletilmesi başlığını taşıyan 182.maddenin ikinci fıkrasında ise; ‘’ İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bazı özel kanunlarda da hayvanların korunmasıyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Sahipsiz yaban hayvanları ile ilgili düzenlemeler, hayvanların bir hak süjesi olarak görülmesinden dolayı değil, ekonomik kaygılarla bu hayvanların neslinin tükenmesini engellemek için çıkarılmıştır. Bu anlamda ülkemizde 5199 sayılı Yasa ve 2872 sayılı Çevre Yasası kapsamında tür olarak, 2873 sayılı Milli Parklar Yasası kapsamında ise yaşadıkları alan itibarı ile hayvan varlığının korunmasına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Dolayısı ile kara avcılığı yasası ve su ürünleri yasası da hayvan hakları düşünülerek ya da dikkate alınarak çıkarılmış yasalar değildir. Kara Avcılığı Yasası ve Su Ürünleri Yasası, yabani kara hayvanlarının ve suda yaşayan av hayvanlarının neslinin tükenmesinin önlenmesi amacıyla çıkarılmıştır. Bu yasalar avlanmanın hangi mevsimde, hangi yöntemle, hangi vasıta ile ve yasak avlanma halinde verilecek cezaları düzenlemektedir. Dolayısı ile yaban hayvanları ile ilgilidir. Hayvanlar yasada bir hak süjesi olarak değil, ekonomik amaçlarla neslinin tükenmesini engellemek için korumaya alınmıştır.[3]
[1] RG., 1.7.2004, S. 25509.
[2] RG., 12/10/2004 Sayı :25611
[3]  Halil Yılmaz, Hayvan Haklarına Bakış s.223,224; Ayrıca bkz. TBB Dergisi, Sayı 62, 2006


DEĞERLENDİRME

Son zamanlarda  giderek artan hayvanlara karşı şiddetin  önlenmesi açısından yürürlükte bulunan 5199 sayılı Hayvanları koruma kanunun yetersiz kaldığı, söz konusu yasanın yeniden yapılandırılarak; hayvanların yaşam alanları içerisinde sağlıklı ve güvenle yaşamaları gerektiği, insanların bu hayvanlar üzerinde ilgili kanun ve yönetmelikler dahilinde hak sahibi oldukları, bunun dışında hayvanlara herhangi bir işkence, eziyet, cinsel saldırı vb. fiillerde bulunmaya haklarının olmadıkları, aksi davranışların sadece idari cezalarla değil adli cezalarla da sağlanması gerektiği yönünde düzenlemeler getirilmesi gerekmektedir.
Özellikle ülkemizde hayvanların TMK kapsamında eşya olarak değerlendirilmesi ve eşya sahibinin mal üzerinde; hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisinin bulunması hayvanların korunmasını güçleştirmektedir. Türk Hukukunda eşya, kişilerin üzerinde hâkimiyet kurulabildikleri, kişilik dışı, az çok ekonomik değer taşıyan, maddî varlıklardır.[1]Almanya, İsviçre gibi ülkelerde son zamanlarda yapılan değişiklerle hayvanların hukuki statüsü eşya olmaktan çıkarılmıştır 1990 tarihli hayvanların hukukî konumunun iyileştirilmesi yasası ile Alman Medeni Kanunu’na (BGB) §90a hükmü eklenmiştir. §90a’ya göre, “Hayvanlar nesne değildirler. Özel yasalarca korunurlar. Nesnelere ilişkin hükümler, hayvanlara ilişkin aksi yönde hüküm bulunmadığı durumda uygulanırlar”. Ayrıca İsviçre Medeni Kanunu’na  eklenen yeni 641a hükmü f. 1 gereğince, “hayvanlar nesne değildirler”. 641a hükmü f. 2 gereğince ise “aksine hüküm yoksa, nesnelere ilişkin düzenlemeler hayvanlar için de geçerlidir”. Denilerek hayvanların eşya olarak değerlendirilmesine son verilmiştir. Özellikle Türk Medeni Kanunu’nun, İsviçre Medeni Kanunu’ndan esinlenerek yapılması -hatta tercüme edilerek alınması- neticesiyle sonradan yürürlüğe giren bu hükmün TMK kapsamına da alınması elzemdir. Aksi taktirde hayvanlara yönelik olayların ardı arkası kesilmeyecektir.
Ceza hukuku açısından değerlendirilecek olursa, öncelikle hayvanlara karşı işlenen fiillerin Türk hukukunda kabahat sayılmasının beraberinde birçok sorunun ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği yadsınamaz bir gerçektir. İlgili ceza hukuku mevzuatı bakımından bir değerlendirme yapacak olursak;

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU[2] BAKIMINDAN

Ceza muhakemesi soruşturma evresiyle başlar. Soruşturmanın başlatılabilmesi için; suçtan haber alınmalı ve başlangıç şüphesinin varlığının bulunması gerekir. Suçtan haber alınması ise iki şekilde olabilir; a) şikayet ve b) ihbar. Şikayet: soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bir fiilden zarar gören kişinin, 6 aylık şikayet süresi içinde, yazılı veya sözlü olarak, yetkili makamlardan, bu fiil hakkında kovuşturma yapılmasını istemesidir. İhbar ise; re’sen kovuşturulan bir suçtan haberdar olan kimsenin yetkili makama bildirmesidir. Savcı bir suç haberini alır almaz derhal soruşturma faaliyetine başlaması kovuşturma mecburiyeti ilkesi[3]nin bir gereğidir. Bir kamu davasının açılabilmesi için ceza muhakemesinde belli başlı şartlar vardır. Bunlara dava şartı denir. Ceza muhakemesindeki dava şartları; uzlaşma bulunmaması, şikayet, dava süresi, izin, talep-karar, açık dava bulunmaması, yargı bulunmaması, ön ödemenin yerine getirilmesi, yeni delil bulunması, ceza ehliyetinin varlığı, FİİLİN KABAHAT DEĞİL SUÇ OLMASI gibi şartları taşıması gerekir.
Türk hukukunda hayvanlara karşı işlenen fiillerin kabahat sayılması nedeniyle, kamu davası açılamamaktadır. Bu mağduriyetin giderilebilmesi için ivedilikle bu tarz fiillerin Türk Ceza Kanunu’nda ayrı bir suç olarak nitelendirilmesi gerekmektedir.

TÜRK CEZA KANUNU BAKIMINDAN

Türk Ceza Kanunu, 26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı ceza kanunudur. Amacı; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir”.[4]
Hayvanlara karşı işlenen fiillerin cezalandırılabilmesi için TCK’de bu suç için ayrıyeten yer verilmesi gerekir. Türkiye’de hayvanlara karşı yapılan her türlü kötü muamele idari suç olarak kabul edilmektedir. Türk hukuk sisteminde ceza yasaları ‘’suçlar’’ ve ‘’kabahatler’’ olarak ikiye ayrılmıştır. Kabahatlerin yaptırımı son derece zayıftır. ‘’İdari suç’’ olarak isimlendirilen kabahatler, caydırıcılıktan uzak para cezalarına bağlanmıştır. Hayvanlara yönelik her türlü şiddetin ülkemizde suç değil kabahat olarak nitelendirilmesi ve yaptırım olarak sadece idari para cezalarının öngörülmesi, savunmasız bir hayvana karşı her türlü kötülüğü düşünen suçlunun mahkemeye dahi çıkmadan idari para cezası ödeyerek suçtan aklanması sonucunu doğurmaktadır.[5]
Yukarıda bahsi geçen[6] sebepler dolayısıyla hayvanlara karşı işlenen her türlü kötü muamelenin ceza kanununda suç olarak teşkil etmesi zaruridir. Hayvanlara karşı giderek artan cinsel saldırıların, katletmelerin, işkence uygulamalarının, insanın akıl ve mantığına sığmayacak derecede kötü muamelenin bir nebzede olsa engellenebilmesi ve bu tür davranışların topluma zarar vereceği, hayvanlara bu tarz davranışlarda bulunan kişilerin suç işlemeye meyilli kişiler olacağının, bu kişilerin sadece idari para cezasıyla kurtulmamalarının, ilerleyen zamanlarda daha büyük zararlara sebebiyet vereceğinden bahisle yeni bir yasa tasarısı gereklidir.
[1] Bkz., Oğuzman/ Seliçi / Oktay Özdemir, s. 6; Ertaş, Şeref, Eşya Hukuku, 12. Baskı, İzmir 2015, s. 6; Ayan, s. 17; Sirmen, s. 4; Aksoy Dursun, s. 5 vd.
[2]  RG.,17/12/2014 S.25673
[3] Araştırma mecburiyeti ilkesi, kamu davası açma mecburiyeti ilkesi ve kamu davasını yürütme ilkesi olarak üçe ayrılır. Araştırma mecburiyeti ilkesi: Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırması anlamına gelir. Kamu davası açma mecburiyeti ilkesi: Soruşturma sonucunda toplanan deliller şüpheli hakkında yeterli şüphe oluşturuyorsa savcının bir iddianame düzenlemesini, iddianamenin kabulü durumunda kamu davasının açılmasını ifade eder. Son olarak, kamu davasını yürütme ilkesi: Sanığın beraat etmesini gerektiren bir durum ortaya çıksa dahi savcının açtığı davayı yürütmek zorunda olduğunu ifade eder.
[4] Türk Ceza Kanunu, Erişim Tarihi: 18.06.2018 (çevrimiçi) https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Ceza_Kanunu
[5] TBMM KOMİSYONU, Çevre Komisyonu, Havale tarihi: 11.05.2018, Dönem:26/3, Esas no: 2/2340, Erişim Tarihi: 18.06.2018, (çevrimiçi) http://www2.tbmm.gov.tr/d26/2/2-2340.pdf
[6] Bkz: A) Ceza Muhakemesi Bakımından bölümü, sf. 10
 

MÜCAHİT CAHAR ÇAĞLAYAN

Sakarya Universitesi Hukuk Fakültesi

İçeriğe puanınız?

0 puan
Upvote Downvote

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Yorumlar

0 yorum

Türkiye'de Hukuk Zihniyeti ve Hukuka Bakış

Nefret Suçlarının Kovuşturulması