“Hastane enfeksiyonudur, ölümcüldür, rutindir, hasta kaybedilebilir ” denebilir mi ?

GİRİŞ

1789 İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi’ne göre “Özgürlük, başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmektir”. Devlet, bu bireyci yaklaşım içinde etken değil, daha ziyade edilgen ve hatta pasif bir tutum içinde kalmaktadır. Bu anlayış pratikte kişiyi özgür kılmamıştır. Kişi bu hak ve özgürlüklerini aslında kullanamamakta, örneğin sağlığını korumakta çaresiz kalmaktadır. Bu da bize, beyannamelerle ve Anayasalarla kişilere tanınan hakların fiilen kullanılabilme koşulları yaratılmazsa, pratikte bir anlam ifade etmeyeceğini göstermektedir. Çözüm; birey karşısında devletin edilgen değil etken,pasif değil aktif bir konumda olması, kişinin hak ve özgürlüklerini kullanabilme koşullarını yaratması ve hak ve özgürlüklerin teminatı olma ödevini yerine getirmesidir. Bu takdirde tüm hak ve özgürlükler gibi insanın yaşam hakkı ve buna bağlı sağlık hakkı güvence altında olacaktır.

İnsan sosyal bir varlıktır” sözünden hareketle, sosyalleşen insanın güvenlik içinde yaşama ihtiyacı giderek daha da artmıştır ve artmaktadır.Günümüzde yaşam hakkını gerçekleştirmek için sağlık hizmeti almak- ta ve güvenli sağlık hizmeti alma isteği de sağlık hukuku ile normlara bağlanmıştır. Artık, günümüzde insan güvenli sağlık hizmeti almak istemektedir ve bu isteği devlet tarafından sağlık hukuku ile güvence altına alınmaktadır. Bu noktada devlet kişinin sağlığını korumak, sağlığının korunması için gereken önlemleri almak, güvenli sağlık hizmetini vermek zorundadır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25.maddesi ”Herkesin kendisi ve ailesinin sağlıkve gönenci için beslenme, giyim,konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes işsizlik, sakatlık, hastalık, yaşlılık ve kendi denetimi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir. “ diyerek sağlık hakkına evrensel bir güvence getirmiştir.

Yine BM Ekonomik Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 12/l. maddesi ”Bu sözleşmeye taraf devletler herkesin erişilebilir ve en yüksek bedensel ve ruhsal sağlık standartlarından yararlanma hakkını tanır.”dedikten sonra aynı sözleşmenin 2/c-d maddeleri “Bu sözleşmeye taraf devletlerce bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek üzere yapılacak girişimler SALGIN ve yöresel hastalıklarla, meslek hastalıkları ve öteki hastalıkların önlenmesi sağaltımı ve desteklenmesi ile hastalık durumunda herkese tıbbi hizmet ve bakım sağlayacak koşulların yaratılması için gerekli önlemleri içerir.” diyerek bir taraftan geniş anlamıyla hasta haklarını ve buna bağlı yaşam hakkını korurken, diğer taraftan özelde de salgın hastalıklar kapsamında hastane enfeksiyonları konusunda da devlete görevler yüklemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17/2. maddesi yaşama hakkının en temel unsurlarından biri olan sağlık hakkını güvence altına almıştır.

“ Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz”

Anayasa’nın 56. maddesi ile de devletin ve vatandaşın bu konuda yapmaları gereken daha somut görevler ortaya konulmuştur. 56. maddenin 2. fıkrasının konumuzla yakından ilgisi olduğu açıktır. Zira anılan fıkra ile ” Devlet herkesin hayatını,beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak,insan ve madde gücünde tasarruf verimini arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler” belirlemesi yapılmıştır.

Görüldüğü gibi, yaşam hakkı- sağlık hakkı ve en somut olarak da hasta hakkı hep birbirinin içinde yer alan haklardır ve giderek, minimalize edilerek hasta hakkı konusu ve hastane enfeksiyonlarının hasta hakları açısından değerlendirilmesi makalemizin konusunu oluşturacaktır.



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler