“Hastane enfeksiyonudur, ölümcüldür, rutindir, hasta kaybedilebilir ” denebilir mi ?

TARİHÇE

“Hasta hakları ile ilgili ilk çalışmaların ABD de başladığı kabul edilir”.1

Amerikan Hastaneler Birliğinin 1972 yılında yayımladığı Hasta Hakları Beyannamesi ile hasta hakları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Yine hastane enfeksiyonlarında hizmeti veren kurumun veya doktorun sorumluluğunun da ilk olarak ABD de bilahare de Avrupa ülkelerinde tartışma konusu edildiği görülmektedir.

Hasta Hakları ile ilgili olarak 1981’de Dünya Tıp Birliği’nce yayınlanan Lizbon Bildirgesi, 1994’de Dünya Sağlık Örgütü Avrupa biriminin yayınladığı Amsterdam Bildirgesi, 1995’de yine Dünya Tıp Birliği’nin yayımladığı Lizbon Bildirgesi , 1997’de Avrupa Konseyi’nin yayımladığı İnsan hakları Biyo Tıp Sözleşmesi, 11 Ağustos 1998’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliğini yayımlamaya ülkemizi götürmüştür.

 Lizbon Bildirgesi’nin 9. maddesinde ”Herkes, kişisel sağlığı ve uygun sağlık merkezleri hakkında bilgili tercih yapmasına yardımcı olacak sağlık eğitimi alma hakkına sahiptir. Eğitim, sağlıklı yaşam ve hastalıkların önlenmesi ve erken tanısına yönelik bilgi içermelidir. Herkesin kendi sağlığına yönelik sorumlulukları vurgulanmalıdır. Hekimler bu gibi eğitim aktivitelerinde yer almak zorundadırlar.” saptamasında bulunulmuştur. Buradan yola çıkarak hastane enfeksiyonları konusunda da hastaların bilgilendirilmesi ve eğitilmesi görevi, hekimlere ait bir görevdir. Bunun uygulamada yeterince dikkate alınmadığı, uygulanmadığı veya uygulanamadığı düşüncesindeyim.

Ülkemizde tedavi için hastaneye yatan kişilere aydınlatılmış onam verilirken, hastane enfeksiyonu riskinden bahsedildiği pratikte pek de rastlanan bir durum değildir. Bu durumda, aydınlatılmış onam şekli olarak vardır, ancak esasen yoktur. Kişisel kanaatime göre, hastane enfeksiyonu riskinden bahsedilmemesi  durumunda  açık bir hasta hakkı ihlali, hukuka aykırı bir girişim meydana gelmektedir. . Oysa, Amsterdam Bildirgesinin 2/2. maddesi Hastalar durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve her bir girişimin potansiyel RİSK veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternati1lerini, tedavisiz kalmanın sonucunu, tanı,  prognoz ve tedavinin gidişi konularını içerecek şekilde sağlık durumları konusunda tam olarak bilgilenme hakkına sahiptir.“ demektedir. Uygulamada hastane enfeksiyonlarının da  (hiç değilse operatif işlemlerde) risk olarak hastalara anlatıldığı ve aydınlatma işleminin bu şekilde yapıldığı vaka sayısı son derece azdır. Oysa hekimlerin, sıklıkla karşılaşılan komplikasyonları kesinlikle hastaya söyleme zorunluluğu vardır. Elbette, bu hastayı ürkütmeden korkutmadan, hastanın psikolojisinin elverdiği ölçüde, anlayacı biçimde ama mutlaka anlatılmalıdır ve aydınlatılmış onamda yer almalıdır, aksi halde hekimin sorumluluğu, en azından aydınlatılmış onam yönünden devam edecektir. Ancak hastanın bu konuda da aydınlatılmış onam vermesi hekimi rahatlatacaktır.

2007 yılında Sayıştay tarafından yapılan “Performans denetimi raporu”2 ‘nda da yer aldığı gibi , hastane enfeksiyonlarının görülme sıklığının %5-15 arasında olduğu göz önüne alınırsa, (tıbbi çevrelerde genel kabul görme biçimiyle komplikasyon olarak nitelenen) hastane enfeksiyonları konusunda hastaların aydınlatılmış onamlarının alınması gereği açıktır. Zira hastane enfeksiyonlarının görülme oranı  yadsınamayacak derecede büyüktür. Özellikle Amerikan ve Alman hukuk sistemleri, bu konuda (hastane enfeksiyonları konusunda) son derece açık bir bilgilendirme görevini hekimlere yüklemiştir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 6. maddesinde tedavi hizmetinin tedavinin,  tedavinin her aşamasında adalete ve hakkaniyete uygun olması gerekliliği ortaya konmuştur. Bu sebeple, özellikle operatif girişimlerden sonra ortaya çıkan hastane enfeksiyonlarından da sorumluluğun, temelde hizmeti verende olduğu ilke olarak benimsenmelidir.Diğer taraftan hekim, çoğu zaman başarıyla tedavisini yapmakta veya ameliyatını gerçekleştirmekte hasta bilahare hastane enfeksiyonundan kaybedilmektedir. Bu durum bilhassa operatif işlemlerde, ameliyatı  yapan hekimin başarısını da gölgelemektedir.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 11. maddesine göre” Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir. Tababetin ilkelerine vetababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.”  Amsterdam Bildirgesi’nin 5.3 maddesiHastalar, hem yüksek teknik standartlar hem de sağlık personeli ile hastalar arasındaki insani ilişkiler bakımından kaliteli sağlık hizmeti hakkına sahiptir”  Lizbon Bildirgesi’nin 2’nin 1/d maddesi” Kalite her zaman sağlık bakımının bir parçası olmalıdır. Hekimler medikal servislerin kalitesinin bekçileri olma sorumluluğunu kabul etmelidirler.demektedir. Hastane enfeksiyonlarının bir komplikasyon olarak kabul edilemediği durumlarda, bu maddelere aykırı bir hak ihlali olduğu da açık hale gelmektedir.

Hasta HaklarıYönetmeliği’nin 39. maddesinin 4. fıkrasında “ Sağlık kurum ve kuruluşlarında, insan haysiyetine yakışır, gereken hertürlü HİJYENİK şartların sağlanması, gürültünün ve rahatsız edici etkenlerin bertaraf edilmesi esastır. Gerektiğinde bu hususlar hasta tarafından talep konusu yapılabilir” Oysa dünyada bir vakada,1997 yılında bir hastanede,  anjiyo olan hastaya delik kum torbası verilerek kateter yerinden kumun damar içine kaçmasına dahi neden olunduğu, hasta bunu belirttiğinde bu kere yastık kılıfı sarılan kum torbasını kateter yerine koymak zorunda kaldığı,hastaya kateter girişindeki kanülün çıkarılarak değiştirilmesi işleminin çıplak elle ve yattığı yerde hiçbir hijyenik önlem alınmadan yapıldığı, anjiyo sonrası kateter yerinden uzun süre sızıntı şeklinde kanama olduğu, kanın yatakta pıhtılaşmasına rağmen doktorun müdahale etmediği, bilahare müdahalede çok gecikildiği ve sonunda hastanın hastane enfeksiyonundan kaybedildiği görülebilmiştir.Bu durumda en azından, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 39. maddesinin 4. fıkrasının açıkça ihlal edilmesi söz konusudur.

Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 2. maddesinde Tabip, ve diş tabibinin başta gelen vazifesi, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermektir. Tabip ve diş tabibi, hastanın cinsiyeti, ırkı,milliyeti, dini ve mezhebi, siyasi kanaatı ne olursa olsun, muayene ve tedavi hususunda AZAMİ dikkat ve ihtimamı göstermekle mükelleftir.” demektedir. Bu çerçevede hastane enfeksiyonlarının gelişmemesi, gelişmesi halinde acil önlemler alınması ve hastaların dikkatle izlenerek tedavilerinin en üst seviyede yapılması konusunda hekime büyük görevler düştüğünü ortaya koymaktadır.

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 14. maddesi” Personel,hastanın durumun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir…” hükmünü getirmiştir. Tıbbi özenin gösterilmediği ve hastane enfeksiyonunun kaynağının da bu özenin gösterilmemesinin olması halinde bu durum bir tıbbi mal practice olarak değerlendirilebilir.

Amsterdam Bildirgesi’nin 1/6 maddesine göre” Herkes hastalıkların önlenmesi ve sağlık bakımı için yeterli ölçüde çaba gösterilerek sağlığının korunması ve kendisi için edinilebilir en yüksek sağlık seviyesine kavuşma hakkına sahiptir.” hükmünü getirmiştir. Bu da açıkça göstermektedir ki hasta iyileşmek için yattığı hastaneden hastane enfeksiyonundan korunma için gereken önlemlerin alınmaması sebebiyle büyük zarar görürse veya ölürse bu durum tıbbi mal practice olarak değerlendirilebilir. Ancak uygulamada her hastane enfeksiyonu vakasının bir hasta hakkı ihlali olup olmadığının tespiti kolay olmamaktadır. Kanaatimizce hastaneye yattığı anda bir enfeksiyon taşımayan hastada, hastaneden çıkarılsa bile, uluslar arası tıbbi kriterler ve kuluçka süreleri dahilinde enfeksiyon gelişmesi halinde bunun bir hastane enfeksiyonu olduğu düşünülmelidir.Bu takdirde geriye iki seçenek kalmaktadır; Bu bir tıbbi mal practice midir? Yoksa bir komplikasyon mudur? Bu soruya birçok parametre birlikte incelenerek, araştırılarak ve değerlendirilerek doğru cevap verilebilir.

_________________________________

1   SERT Gürkan –Hasta Hakları Uluslar arası Bildirgeler ve Tıp Etiği Çerçevesinde –Eylül 2004 Babil Yayınları Shf.63)

2   TC  Sayıştay Başkanlığı Performans Denetimi    Raporu  Hastane  Enfeksiyonları ile Mücadele Aralık 2007



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Bu içerik ile ilgili görüşler