İdari Yargılama Hukuku Pratik Çalışma – Ankara Üni. Hukuk Fak. – 2019

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdari Yargılama Hukuku 2018-2019 Eğitim dönemi pratik olay ve çözümü çalışması

ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ İDARİ YARGILAMA HUKUKU DERSİ PRATİK ÇALIŞMA I ÇÖZÜMLERİ (A ŞUBESİ)

Oğuzhan GÜZEL – Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İdare Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi

OLAY I

(M) Ankara-Konya karayolunda aracıyla seyir halindeyken yoldaki çukurun çökmesi sebebiyle kaza geçirmiştir. Kaza sonucu (M)’nin aracında ağır hasar meydana gelmiştir. (M) söz konusu zararının tazmini için Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Karayolları Genel Müdürlüğü vekili süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile söz konusu davada görevli yargı kolunun adli yargı olduğunu belirterek görevsizlik itirazında bulunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi görevsizlik itirazını reddetmiştir.

1. Adli yargının görevli olduğunu düşünen davalı vekili Ankara İdare Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik itirazının reddi kararı üzerine mevzuat uyarınca –bu aşamada- kaç gün içerisinde nereye başvurabilecektir? Açıklayınız.

Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, … başlayarak onbeş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 12/I).

Bu hüküm uyarınca görev itirazında bulunan davalı idare vekili, Ankara İdare Mahkemesinin görevsizlik itirazını reddettiği kararın tebliğ tarihinden başlayarak onbeş gün içinde uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi Ankara İdare Mahkemesine vermelidir.

2. Birinci soruda davalı vekili tarafından başvuru yapılan merci bu başvuru üzerine ne tür kararlar alabilir?

Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde; yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 12/3).

Bu hükümden anlaşılacağı üzere Ankara İdare Mahkemesi, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı verebilir. Görevsizlik kararı vermediği takdirde yetkili makama sunulmak üzere kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve görevsizlik itirazının reddine ilişkin kararını, dava dosyası muhtevasının onaylı örnekleriyle birlikte uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.

3. Bu olaya ilişkin uyuşmazlık çıkarılma isteminde bulunmaya yetkili makam neresidir?

Bu makamın uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli bulması halinde Ankara İdare Mahkemesi yargılamaya devam edebilecek midir? Açıklayınız. Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet Başsavcısıdır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 10/3).

Uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumlarda yetkili makam, dilekçe ve eklerinin kendisine ulaştığı tarihten, şayet eksiklikleri tamamlatmak yoluna gitmiş ve bu erekle gönderdiği yazıları on gün geçmeden postaya vermiş ise eksikliklerin tamamlandığı tarihten başlayarak en geç on gün içinde düzenleyeceği gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleri ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesine başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir. Bu takdirde ilgili yargı mercii, 18 inci maddede öngörüldüğü şekilde davanın görülmesini geri bırakır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 13/2).

Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğu resmi yazı ile kendisine bildirilen yargı mercii, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır… Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulduğunu bildiren yazının alındığı günden başlamak üzere altı ay içinde bu Mahkemenin kararı gelmezse yargı mercii davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse yargı mercii bu karara uymak zorundadır. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 18/1-2).

Olayda adli yargı yararına ileri sürülmüş bir görevsizlik itirazı söz konusu olduğu için uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli bulup Uyuşmazlık Mahkemesine başvurursa bu başvuru Ankara İdare Mahkemesine bildirilir. Ankara İdare Mahkemesi de Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar davanın görülmesini geri bırakır. Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yapıldığının bildirildiği tarihten itibaren altı ay içinde Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelmezse Ankara İdare Mahkemesi davayı görmeye devam eder. Ancak, esas hakkında son kararı vermeden Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı gelirse davayı görmekte olan yargı mercii bu karara uymak zorundadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu

Görevli ve Yetkili Mahkeme:

(1) Madde 110 – (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.

4. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci neresidir?

Bu merci 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğinin belirtildiği gerekçesiyle işbu davada görevli yargı kolunun adli yargı olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararları ve doktrindeki görüşler ışığında söz konusu kanun hükmünü idari yargının görev alanı açısından değerlendiriniz. Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli ve idari bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 10/1).

Bu hüküm uyarınca uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci Uyuşmazlık Mahkemesidir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi ile idari nitelik taşıyan bir uyuşmazlık adli yargının görev alanına dahil edilmiştir.

İdarî yargının görev alanının anayasal bir dayanağa sahip olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Anayasa’nın 125. maddesi “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü benimsemesine karşın bu işlem ve eylemlere karşı hangi yargı yoluna gidileceği düzenlenmemiştir. Anayasa’nın Danıştayı düzenleyen 155. maddesinin 2. fıkrası Danıştayın görevlerini sayarken “idarî davalardan” değil yalnızca “davalardan” söz etmektedir. Bu düzenleme karşısında yasakoyucunun görevli yargı yerini belirleme ve dolayısıyla bir idari davayı adli yargının görev alanı içine sokabilme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ifade edilmektedir. Danıştayı düzenleyen 155. maddenin ikinci fıkrasında geçen Danıştayın görevleri arasında “idarî uyuşmazlık”ları çözümlemek ifadesinden hareketle idari yargının görev alanının anayasal ile korunduğu yorumu yapılmakta ise de burada kastedilen şeyin “idarî işlere ilişkin idarî uyuşmazlıklar” olduğunu belirtilmektedir. Anayasa’nın 155. maddesinde Danıştay’ın görevinin “kanunda gösterilen belli davalar”a ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak şeklinde açıklandığı vurgulanarak Anayasamızda idarî yargının görev alanını tanımlayan ve idarî yargının görev alanını adlî yargıya karşı koruyan bir hüküm bulunmadığı ileri sürülmektedir. (GÖZLER, Kemal/KAPLAN, Gürsel, “İdarî Eylemlerden Kaynaklanan Zararlara İlişkin Davalar Adlî Yargının Görev Alanına Sokulabilir mi?”, Terazi Hukuk Dergisi, Yıl:6, Sayı:63, Kasım 2011, s.40)

Sait GÜRAN ise 1982 Anayasasının, metni ve mantığı ile idarî yargının kapsamının, doğal olarak görev alanına giren konularının yasalarla adlî yargıya aktarılarak daraltılmasına izin vermediğini; bu yasağın temelinde ise aktarmanın, idarî yargı sisteminin sağladığı etkin yargısal denetimin ve buna bağlı olan duyarlı anayasal dengeyi bozma tehlikesinin olduğunu belirtmektedir. (GÜRAN, Sait, “Yargı Denetiminin Kapsamı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Dönmezer’e Armağan Sayısı, Cilt:I-II, Sayı 14, İstanbul 1987, s.39)

ERKUT da idarî yargının görev alanına girdiği açık olan bir işte, yasakoyucunun görev belirleme yetkisini adliye mahkemelerinden yana kullanması halinde Anayasa’nın İdare Hukuku ilkelerine aykırı bir durum oluşacağı kanaatindedir. (ERKUT, Celâl, İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdarî İşlemin Kimliği, Danıştay Yayınları No:51, Ankara 1990, s.155-156).

Anayasa Mahkemesi idarî yargının görev alanının anayasal bir dayanağa sahip olduğu yönünde kararlar vermekteydi. Anayasa Mahkemesinin eski bir kararına göre idari bir davanın kanunla adli yargının görev alanına dahil edilmesi Anayasanın idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten kuralına uyarlık göstermez. Zira bu kuralla açık tutulan “yargı yolu”nun kamu hukuku alanında idarî yargı, özel hukuk alanında ise adlî yargı olduğunun tartışma gerektirmeyecek şekilde belirgin olduğunu belirtmiştir. Yüksek mahkeme, aksi halde bu durumun, 1961 Anayasası’nın “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlığı altındaki 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” biçiminde ifade edilmiş bulunan “tabiî mahkeme ve tabiî hâkim” kuralına aykırılık teşkil edeceği sonucuna varmıştır. Görüldüğü üzere yüksek mahkeme, bu kararında sorunu salt bir görev sorunu olmaktan öte, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesi ile ilgili bir sorun olarak da algılamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 25.5.1976 gün ve E.1976/1, K.1976/28 sayılı Kararı)

Anayasa Mahkemesi yakın tarihli kararlarında ise haklı neden ve kamu yararı bulunması halinde idarî bir uyuşmazlığın çözümünün yasal düzenleme ile adlî yargıya bırakabileceğini öngörmektedir. İdarenin araçları ile sebebiyet verdiği zararlar hakkında 2918 sayılı Kanun’da yer alan hükümler sonucunda oluşan yerleşik uygulama haklı sebep ve kamu yararı teşkil ettiğinden adlî yargının görevlendirilmesi kabul edilebilir. Ancak yol kusuru ya da işaretleme eksikliği gibi hizmet kusuru kabul edeceğimiz nedenlerden dolayı meydana gelen trafik kazalarına ilişkin tazminat davalarında adlî yargının görevlendirilmesi sonucunu doğuran 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin 1. fıkrası Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü hizmetin kurulması, düzenlenmesi ya da işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olarak nitelendirilen ve idarî eylem ya da işlemlerden doğan hizmet kusurunun tespiti idarî yargı organlarının görevine girmekte olup, bu uyuşmazlıkların adlî yargının görev alanına dâhil edilmesinde kamu yararı ya da haklı bir sebep söz konusu olamaz. (GÜZEL, Oğuzhan: “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında İdarî Yargının Görev Alanına Yönelik Müdahalelerin Değerlendirilmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Oğuz Kürşat ÜNAL’a Armağan, Cilt:XVII, Yıl:2013, Sayı:1-2, s. 1483-1524). Ancak Anayasa Mahkemesi 26.12.2013 tarihli ve E. 2013/68, K.2013/165 sayılı içtihadı ile söz konusu kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

T.C ANAYASA MAHKEMESİ
Genel Kurul

Esas: 2013/ 68
Karar: 2013 / 165
Karar Tarihi: 26.12.2013

RGT: 27.03.2014
RG NO: 28954

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:

1- Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2013/68)

2- Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2013/117)

İTİRAZLARIN KONUSU : 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Davacılar tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine açılan tazminat talepli tam yargı davalarında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZ BAŞVURULARININ GEREKÇELERİ

A- E.2013/68 Sayılı Başvurunun Gerekçe Bölümü Şöyledir:

“A- itiraz Konusu Yasa Kuralı;

Davada uygulanması gereken 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değiştirilen 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesi:

“Görevli ve Yetkili Mahkeme

Madde 110- (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez

Düzenlemesi Anayasa’nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırı olduğuna kanaat getirilmiştir.

B- Dayanılan Anayasa Kuralları;

Başvurumuzda, Anayasa’nın 2., 125, 140, 142 ve 155. maddelerine dayanılmıştır.

Anayasaya aykırılığı iddia edilen düzenlemede 2918 sayılı kanundan doğacak olan sorumluluğa ilişkin hukuki uyuşmazlıklarla ilgili davaların tamamının kapsamına alması bakımından işleteni veya sahibi devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olan davaları da kapsamına alacak şekilde Adli Yargı mahkemeleri görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. Bunun yanında cümlenin devamında ise bu kanundan doğan sorumluluk davalarının da tamamında yine adli yargı mahkemeleri görevlendirilmiştir. Ayrıca zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu hükmün uygulanmasını önlemeyeceği belirtilmiştir.

2918 sayılı kanunun 2.12 maddesinde bu kanunun öncelikle karayollarında uygulanacağı belirtilmiş,

Karayolunun tarifi ise 3/3 maddesinde “Karayolu: Trafik için, kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlar olduğu şeklinde düzenlenmiş,

Aynı kanun 7. maddesinde ise Karayolları Genel müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenerek 7/1-a mad “Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak,” olarak kamusal hizmet niteliği ağır basan görevlendirme yapılmıştır. 85 vd maddelerinde ise hukuki sorumluluk ve sigorta düzenlenmiştir. 110. Maddesi de bu kısımda düzenlenip bu kısımdaki hukuki sorumluluk hükümlerinden dolayı açılacak davalardaki görevli ve yetkili mahkemeleri belirlemesi gerekirken kanunda “bu kanundan doğan sorumluluk davaları… ” Denilerek Adli yargı mahkemeleri hem 2918 sayılı kanunun 85 vd. maddelerinde hukuki sorumluluk kurumlarının düzenlendiği bölümde ve hem de kanunun tamamından doğacak sorumluluk ile ilgili bütün uyuşmazlıkları kapsayacak şekilde adli yargı mahkemeleri görevlendirilerek aynı kanunun 7/1-a maddesine göre kamu kurumu olan ve görevi kamusal hizmetlerin idari işlem ve eylemlerle yerine getirmek olan Karayolları Genel Müdürlüğünün görevinde kalan Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak görevlerinin yerine getirilmemesi veya kusurlu olarak yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk halleri de dolayısıyla Uyuşmazlık Mahkemesinin 04/02/2013 Tarih 2012/57 E., 2013/179 K Sayılı kararı gereğince Anayasanın 2, 125, 142, 145 ve 155. maddesine göre İdari Yargı mahkemelerinin Görevinde olması gerekirken bu anayasa hükümlerine aykırı olarak 110/1f 1 ve 2 cüm. Mad kapsamında olduğu kabul edilerek adli yargı mahkemelerinin görevi kapsamında görülmüş mahkememizin aksı yöndeki yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararı bu Anayasaya aykırılığı ileri sürülen ve itiraza konu edilen 110. maddedeki düzenleme dayanak gösterilerek kaldırılmıştır.

Anayasanın 2 nci maddesindeki düzenlemeye göre “hukuk devleti” olmak, Cumhuriyet’in nitelikleri arasında sayılmış; 11 inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarım ve öbür kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu vurgulanmıştır.

Bu kuralların doğal gereği olarak da 125 inci maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 140 ıncı maddenin birinci fıkrasında da “hakimler ve savcıların adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yapacakları” belirtilmiştir.

Anayasanın 155 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Danıştay, idari mahkemelerce yerilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” kurallarına yer verilmiştir. Anayasanın 125 nci, 140 inci ve 155 inci maddeleri birlikte incelendiğinde idari eylemlerin işlemlerin ve kamusal hizmetlerin yargısal denetiminin idari yargının görev alanına girdiği sonucuna varılır.

Anayasanın “Kanuni Hakim Güvencesi” başlığını taşıyan 37 nci maddesinde ise Hiç kimse kanunen tab olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” denilmektedir. Anayasa’nın kurallarına uygun yapılmayan yasal düzenlemelerin Anayasaya aykırılık oluşturacağı açıktır.

Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetim demokrasinin ’olmazsa olmaz’ koşuludur. Anayasanın ‘idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’ kuralıyla benimsediği husus da etki bir yargısal denetimdir. Anayasanın 125 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır. Kural olarak bunlardan kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemler için idari yargının, özel hukuk alanındakiler için de adli yargının görevli olduğu şüphe götürmez.

Anayasa kurallarının açıkça belirleyip yetkilendirme yaptığı hallerde yasama organı, idare hukuku alanına giren bir idari eylem ya da işleme karşı adli yargı yolunu seçme hakkına sahip değildir. Tersine bir düzenleme. Anayasanın ‘Kanuni hakim güvencesi’ başlığı altındaki 37 nci maddesinin birinci fıkrasında ‘Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz’ biçimindeki buyurucu kurala aykırılık oluşturur. Bunun içindir ki, Anayasanın 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında, idari uyuşmazlıkları çözümleme Danıştay’ın görevleri arasına alınmıştır. “

Anayasanın 2 nci maddesinde anlamını bulan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez ölçülerinden biri, idarenin yargısal denetimidir. İdarenin yargısal özellikleri, idari uğraşın sınırları çizilemeyen görev alanı ve farklılıklar içeren denetimi ve uzmanlaşma ihtiyacı, tarihsel gelişim içinde özel yargı yerlerini gerektirmiştir. İdarenin konumu, yargısal denetimini yapacak hakim ve yargı yerlerinin adli yargı alanı dışında oluşturulması gerçeğini doğurmuştur.

Anayasada “idari ve adli yargı ayrımı” esas alınmıştır. Bu ayrımın ilkeleri Anayasada gösterilmiş, idari ve adli yargıda görev konusu yasa koyucuya bırakılmamıştır. İdari yargının görev alanına giren uyuşmazlıkların çözümünü adli yargı yerlerine bırakan yasal düzenlemeler Anayasanın belirlediği ayrıma aykırılık oluşturur.

Niteliği gereği idari olan eylem ve işlemler ile yerine getirilen kamu hizmetlerinin ifasından dolayı idarenin sorumlu olduğu durumlarda ortaya çıkan maddi ve manevi zarar tazminine ilişkin davaların, Anayasa gereği, idari yargı yerlerinde görülmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesinin de emsal kararlarında belirttiği gibi Anayasada idari ve adli yargının ayrılığı kabul edilmiştir. Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine tabi olacaktır. Buna bağlı olarak idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasa koyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.

Dava konusu olan 2918 sayılı kanun 110. maddesindeki kural, idari yargının görev alana giren aynı kanunun 7/1-a maddesine göre idari işlemlerle ve eylemlerle yerine getirilen kamu hizmetlerinden dolayı veya eksik ve ayıplı hizmet ifasından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümünü adli yargı yerlerine bırakmakla Anayasanın belirlediği idari ve adli yargı ayrımına aykırılık oluşturmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının “işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez.” biçimindeki birinci ve ikinci cümlelerinin, Anayasanın 2, 37., 125. 140. ve 155. maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir. “

B- E.2013/117 Sayılı Başvurunun Gerekçe Bölümü Şöyledir:

“1- Uygulanacak Yasa Kuralı Sorunu (Bakılmakta Olan Davada, Mahkememizin Görevli ve Yetkili Olup Olmadığı Yönünden)

Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.

Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddesine göre, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yapılan itiraz başvurusu hakkında, Anayasa Mahkemesi’nin 08/12/2011 tarih ve E:2011/124, K:2011/160 sayılı kararında, “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir. ” gerekçesiyle; aynı gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı kararlarında ise, “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz yoluna başvuran Mahkemedeki bakılmakta olan dava ise itiraz konusu kural nedeniyle adli yargıda görülebilecek bir davadır. Dolayısıyla bakılmakta olan dava, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin görev alanına girmemektedir. Buna göre, itiraz yoluna başvuran Mahkemede, yöntemine göre açılmış bir dava bulunmadığı gibi kuralın uygulanması sonucu görevsizlik kararı verilecek olması da bu durumu değiştirmemektedir.” gerekçesiyle başvurunun, Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine kararı verilmiştir.

Bakılmakta olan davada ise, davacı şirkete sigortalı aracın tek taraflı olarak seyir halinde iken yolun sol şeridindeki refüj taşlarına çarparak hasarlandığını, mahkememizin görevli olduğundan bahisle davanın açıldığı, davanın derdest olduğu, görev açısından uygulanacak yasa kuralının 2918 sayılı Kanun olduğu anlaşılmıştır.

2- İtiraza Konu Yasa Kuralı

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 19/01/2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı

110. maddesinin, “işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. ” şeklindeki 1. fıkrasının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir.

3- Dayanılan Anayasa Kuralları

a) Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. “

b) Anayasa’nın 155. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “Danıştay, idari mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar ” hükümleri yer almaktadır.

4- İtiraza Konu Yasa Kuralının Kapsamı ve Sonuçları

A) Kapsamı

İtiraza konu olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında; “işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. ” hükmüne yer verilmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; bu Kanunun amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğuna yer verildikten sonra, 7. maddesinde, Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerine yer verilmiş, anılan maddede, “Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayolları”na ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Hangi yolların yapım ve bakımından sorumlu olduğuna ilişkin hükümlere ise 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4. maddesinde belirtilmiş olup, otoyol, Devlet ve il yolları ağına giren karayolları güzergahları ile bunların değişikliklerine ilişkin planları hazırlamak veya hazırlatmak, hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek, işlettirmek Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

B) Sonuçları

Yapım ve bakımdan sorumlu olduğu karayollarından ve hemzemin geçitte meydana gelen kazalar nedeniyle uğranılan maddi-manevi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, 2918 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanunla değişik 110. maddesi uyarınca, adli yargı yerleri görevli ve yetkili kılınmış, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılan davalar adli yargı yerlerinde görülmeye başlanılmıştır.

Konuyla ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi kararları incelendiğinde;

– 06/02/2012 tarih ve E:2012/3, K.2012/29 sayılı kararı; yol kusurundan kaynaklanan ölüm nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, “Yukarıda açıklanan nedenler ve 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi gözetildiğinde meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. ” gerekçesiyle adli yargının görevli olduğuna,

– 06/02/2012 tarih ve E:2011/256, K:2012/25 sayılı kararında; aracın seyir halinde iken yolda bulunan çukura düşmesi sonucu uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan kararda (E:2012/3) belirtilen gerekçe ile adli yargının görevli olduğuna,

– 04/06/2012 tarih ve E:2012/101, K:2012/133 sayılı kararı; resmi aracın, seyir halinde iken yoldaki logar kapağına çarpması sonucu araçta oluştuğu öne sürülen maddi zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan kararda (E:2012/3) belirtilen gerekçe ile adli yargının görevli olduğuna,

– 06/02/2012 tarih ve E:2012/31, K:2012/33 sayılı kararı; hemzemin geçitte, davalı Belediye Başkanlığına ait motosikletle trene çarpması sonucu ölümü nedeniyle oluştuğu ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, “Buna göre ve idare personelinin dikkatsizlik ve tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, kamu hizmeti yürüten davalı idarelerin hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır.

Buna karşın, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde… “gerekçesiyle, adli yargının görevi olduğuna,

– 24/12/2012 tarih ve E:2012/523, K.2012/422 sayılı kararı; davacıya ait aracın, davalı idarenin sorumluluğundaki yolda kaza yapması sonucu oluşan zararın tazmini istemiyle açılan davada, “…İdare Mahkemesi 2918 sayılı Yasanın 110. maddesinin 1. fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varmış, idare Mahkemesinin bu iki cümlenin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 8.12.2011 gün ve E:2011/124, K.2011/160 sayı ve 8.11.2012 gün ve E:2012/118, K:2012/170 sayılı aynı içerikli iki kararı ile; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği öngörülmektedir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkeme ise idare mahkemesi olup davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkeme değildir.

Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” kararına varmıştır.

Bu durumda, 2918 sayılı Yasanın 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer bir konuda İdare Mahkemesi’nin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu; meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” gerekçesiyle, adli yargının görevli olduğuna,

– 04/02/2013 tarih ve E:2013/104, K:2013/228 sayılı kararında; meydana gelen trafik kazası nedeniyle olay mahallinde emniyet ve asayiş görevini yürütmek amacıyla bulunduğu sırada, başka bir aracın çarpması sonucu, kardeşinin şehit olması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, yukarıda anılan karardaki (E:2012/523) gerekçeyle, adli yargının görevli olduğuna karar verilmiştir.

Dolayısıyla, idari yargı yerlerinde açılan 2918 sayılı Kanundan kaynaklanan sorumluluk davaları hakkında, idari yargı yerlerince idarenin hizmet kusuru yönünden herhangi bir değerlendirme yapılamayacaktır.

5- Anayasaya Aykırılık Nedenleri

a) İdari Yargının Görev Alanına İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararlarının Değerlendirilmesi

Anayasanın 145. maddesinde, askeri yargının açıkça düzenlenmesi ve görev alanının tanımlanmasına karşın, idari yargı yolunun kabul edildiği 125 ve 155. maddelerinde, idari yargının görev alanının tanımlanmaması, ayrıca idari yargının görev alanını koruyan hükümlere de yer verilmemesi nedeniyle, yasakoyucu tarafından hukuki ihtilaflar hakkında idari-adli yargının görev alanına yönelik yapılan değişiklikler hakkında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar önem kazanmaktadır. Bu nedenle, Mahkemenin konuya ilişkin yaklaşımım gösterir kararların, bakılan davada göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

1) idari Yargının Görevli Olduğu Yönündeki Kararları

– 16/02/2012 tarih ve E:2011/35, K:2012/23 sayılı kararı; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci cümlesi hakkında,

– 20/10/2011 tarih ve E:2010/55, K:2011/140 sayılı kararı; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. maddesinin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesi hakkında,

– 04/10/2006 tarih ve E.2006/75, K:2006/99 sayılı kararı; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü tümcesi hakkında,

2) Adli Yargının Görevli Olduğu Yönündeki Kararları

– 22/12/2011 tarih ve E:2010/65, K:2011/169 sayılı kararı; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 101. maddesinde yer alan “…bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür” bölümü hakkında,

– 01/03/2006 tarih ve E:2005/108, K.2006/35 sayılı kararı; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu (görevli yargı yeri belirleme kısmı) hakkında,

– 22/12/2006 tarih ve E:2001/226, K:2006/119 sayılı kararı; 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesi hakkında,

Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararları değerlendirildiğinde, Yüksek Mahkeme, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacağını kabul etmektedir. Ayrıca, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkının bulunmadığı da vurgulanmaktadır. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümünde, “haklı neden ” ve “kamu yararı”nın bulunması halinde yasakoyucu tarafından adli yargıya bırakılabileceğini kabul ettiği görülmektedir.

b) İdari Yargının Görev Alanına İlişkin Genel Değerlendirme

Anayasanın 140, 142 ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa ile adli-idari yargı ayrılığının açıkça benimsendiği görülmektedir. Bunun sonucu olarak da, idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılındığından, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine tabi olacaktır.

Anayasa ile kabul edilen idari-adli yargı ayrılığı nedeniyle, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde, ancak “kabul edilebilir haklı neden” bulunması halinde adli yargının görevlendirilebileceği, bunun dışında yasa koyucunun takdir hakkının bulunduğunu kabule olanak bulunmamaktadır.

Doktrinde de, idare hukukunun uygulanmasından doğan bir dava veya uyuşmazlığın adli yargı yerine bırakılmasında yasakoyucunun takdir ve seçme serbestisinin bulunmadığı, idari davaların adli yargının kapsamına sokulmasının Anayasayla çeliştiği gibi, kurduğu idari yargı düzenin varlık sebebini ve işlevini reddetmesi anlamına geleceği (GÜRAN, Sait. Yargı Denetiminin Kapsamı, İHFM, Sulhi Dönmezer’e Armağan, C.LII, S. 1-4, s.39), idari yargının görev alanına girdiği açık ve seçik olan bir işte adliye mahkemelerinin görevli kılınması halinde, Anayasanın idare hukuku ilkelerine aykırılık oluşturacağı (ERKUT, Celal. İptal Davasının Konusunu Oluşturması Bakımından İdari İşlemin Kimliği, Danıştay Yayınları, Ankara 1990, s. 155) kabul edilmektedir. Aksi yöndeki, Anayasada idare hukukundan kaynaklanan davaların Danıştay da veya idare mahkemelerinde çözümlenmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, hangi uyuşmazlıkların hangi esaslara göre çözümleneceği konusunda kanun koyucuyu sınırlayan herhangi bir kuralın bulunmadığı yönünde görüş (GÖZLER, Kemal; KAPLAN, Gürsel. İdari Eylemlerden Kaynaklanan Zararlara İlişkin Davalar Adli Yargının Görev Alanına Sokulabilir Mi? (HMK m.3 ve TBK, m.55/2 Hakkında Eleştiriler) Terazi Aylık Hukuk Dergisi, S.63, s.40) bulunsa da, bu durumun isabetsizliğine yönelik eleştirilerin bulunduğu ifade edilmiştir.

6- Sonuç Olarak

Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararlarında da ifade edildiği üzere, niteliği gereği idari eylem ve işlemlere ilişkin davaların, Anayasa gereği, idari yargı yerlerinde görülmesi esastır. Yasaların, belirsizlik ve kargaşa yaratması değil önlemesi esas olduğuna göre, yasa koyucunun da Anayasa’daki idari ve adli yargı ayrılığını esas alması, idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerinin, idari yargı denetimine tabi olması Anayasa’ya uygunluğun gereğidir.

– İptali istenen kuralla, bu Kanun’dan doğan sorumluluktan kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi adli yargıya verilmektedir. İdare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakarlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuz olup, idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez.

Belirtilen nedenlerle; Anayasa’nın yukarıda yer verilen 125. ve 155. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. “

III-YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

2918 sayılı Kanun’un, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu kuralı da içeren 110. maddesi şöyledir:

“Görevli ve Yetkili Mahkeme

Madde 110- (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.

IV-İLK İNCELEME

A- E.2013/68 Sayılı Başvuru Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ’un katılımlarıyla 11.6.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B- E.2013/117 Sayılı Başvuru Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ’un katılımlarıyla 31.10.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- BİRLEŞTİRME KARARI

13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2013/68 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2013/117 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2013/68 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 31.10.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VI- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararlarında, idari eylem ve işlemlere ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerekirken 2918 sayılı Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının itiraz konusu kural gereğince adli yargıda görüldüğü belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 37., 125., 140. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralla, 2918 sayılı Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere adli yargıda görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği ve hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”; 155. maddesinin birinci fıkrasında ise “Danıştay, idari mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” hükmü yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir.

İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa’nın 37. ve 140. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasına yönelik iptal istemi, 26.12.2013 günlü, E.2013/68, K.2013/165 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkraya ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE, 26.12.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VIII- SONUÇ

13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, 11.1.2011 günlü, 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 26.12.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

OLAY II

Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kâin 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde besicilik yapan (B)’nin taşınmazının bir bölümü otoyol inşası nedeniyle kamulaştırılmıştır. Otoyol inşasına başlandıktan sonra ortaya çıkan gürültü ve kirlilik nedeniyle (B)’nin geri kalan taşınmazı üzerinde besicilik yapma imkânı kalmamış ve (B) zarara uğramıştır. Bunun üzerine (B), 100.000 TL maddi tazminata faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuş, mahkeme idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve bu karar 5.3.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Bunun üzerine (B), süresi içinde Gaziantep İdare Mahkemesine başvurmuş ve bu mahkeme adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

1. Gaziantep İdare Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine ortaya ne tür bir uyuşmazlık çıkmıştır?

Adli ve idari yargı mercilerinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ve kesinleşmiş olması halinde olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkar. (Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun madde 14/I).

Somut olayda Gaziantep İdare Mahkemesi ve Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri söz konusudur. Bu yüzden olumsuz görev uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır.

2. Bu uyuşmazlığın giderilmesi için (B), ne kadar süre içerisinde nereye başvurmalıdır?

Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca son görevsizlik kararını veren yargı merciine bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin talebi gerekmektedir. Başvuru süresi konusunda kanunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide hukuk davalarındaki on yıllık zamanaşımı süresi içinde, Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabileceği, bu sürenin de hak düşürücü olduğu ifade edilmektedir. (AKYILMAZ, Bahtiyar-SEZGİNER,Murat-KAYA,Cemil: Türk İdari Yargılama Hukuku, 1. Baskı, Ankara Ekim 2018, Savaş Yayınevi, s.204-205)

Ancak başvuru için süre bulunmadığına ilişkin görüşler de bulunmaktadır. Danıştayın da bu yönde içtihadı bulunmaktadır. (Danıştay 11. Dairesinin 21.04.2006 tarihli ve E.2005/3860, K.2006/1988 sayılı kararı)

Bu doğrultuda uyuşmazlığın giderilmesi için (A), son görevsizlik kararını veren Gaziantep İdare Mahkemesine bir dilekçe ile başvurulmalıdır.

3. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili merci neresidir?

Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 15. maddesi uyarınca olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyaları son görevsizlik kararını veren yargı merciine bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin belirlenmesi istenir. Dolayısıyla uyuşmazlığı Uyuşmazlık Mahkemesi çözecektir.

4. Uyuşmazlığı çözmeye yetkili mercii, bu davada hangi yargı düzeninin görevli olduğuna karar vermelidir? Neden?

Kısmen kamulaştırmadan doğan uyuşmazlıklar adlî yargıda görülür. Ancak kısmen kamulaştırma nedeniyle uğranılan ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararların giderilmesine yönelik bir dava söz konusuysa bu dava tam yargı davası niteliğinde olduğundan idarî yargıda çözümlenir.

Somut olayda kısmen kamulaştırma nedeniyle tesis edilen kamu hizmetinin görülmesi sırasında idarenin eyleminden doğan bir zararın giderilmesi istenmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi bu davada idari yargının görevli olduğuna karar vermelidir.

T.C UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ 
Hukuk Bölümü 
Esas:
2004/ 96 
Karar: 2005 / 1 
Karar Tarihi: 07.02.2005

(2577 S. K. m. 2)

Davacı : A. Y.

Vekili : Av. E. S.K.

Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. A. E. 

OLAY: Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı, buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. 

Davacı vekili aynı nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir.

Bu karar üzerine davacı vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur.

DANIŞTAY 10. DAİRESİ’nin 13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında; 

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 

Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine ilişkindir. 

2942 sayılı Yasanın “kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktar” olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de: “Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca “kamulaştırma dışında kalan kısım imar mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller (b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz …” hükmü yer almaktadır.

Maddenin son fıkrasında da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.

Karayolları Genel Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır.

Yönetimin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Olayda, yönetimce davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el atmasından söz etmek de olanaksızdır.

Bu durumda, Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. 

Sonuç: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

OLAY III

Pasaportsuz olarak yurt dışına kaçan ve yurt dışında da memleketi aleyhine beyanatta bulunduğu ve müteakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin Hükümet şekli ve Hükümeti idare edenler aleyhine geniş propaganda kampanyasına girişen K’nin Cumhurbaşkanı tarafından Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu kararın iptali talebiyle dava edilmesi üzerine Danıştay, bu işlemin mahiyeti itibariyle özel ve olağanüstü bir duruma ilişkin olduğu ve bu işlemin siyasî bir tasarruf olması sebebiyle dava konusu edilemeyeceği gerekçesiyle davayı ilk incelemeden reddetmiştir.

Danıştayın bu kararını idare hukuku ilkeleri ve mevzuat ışığında tartışınız.

Hükümet tasarrufları yürütme organının yüksek yönetimine ilişkin faaliyetlerini ihtiva etmektedir. Yargı yerleri bu tür işlemleri, hükümetlerin siyasî sebeplerle aldıkları tedbirler olduğunu ifade ederek denetlemekten kaçınmaktadırlar. İşte yargı yerlerinin kendiliklerinden bir işlemi yargı denetimi dışında tutmalarına yargı kısıntısı denilmektedir. Somut olayda da Danıştay bu gerekçeyle dava konusu edilen vatandaşlıktan çıkarılma kararını denetmekten kaçınmıştır. Ancak Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” . Bu hüküm idarenin bazı işlemlerinin yargı denetiminin dışında tutulmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 66. maddesinde daha önce hükümet tasarrufu olarak görülen vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili kararlara karşı yargı denetiminin kapatılamayacağı öngörülmüştür. Bu nedenle 1982 Anayasası hükümet tasarruflarının varlığına imkân vermemiştir. Bu doğrultuda vatandaşlıktan çıkarılma işlemine ilişkin iptal davasının esastan incelenmesi gerekirken vatandaşlıktan çıkarılma işleminin dava konusu edilmeyeceği gerekçesiyle ilk incelemeden reddedilmesi isabetli değildir.

OLAY IV

Savcı (S) -görevde bulunduğu yerden başkan bir yere naklen atanmasına ilişkin işlem sonrasında- Adalet Bakanlığına bir mektup yazar. (S)’nin yazdıklarıyla Bakana hakaret ettiği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunca kınama cezası verilir. Bu işlem üzerine (S) Danıştayda iptal davası açmıştır.

Danıştay bu davada nasıl bir karar verecektir? Vereceğiniz cevabı idare hukuku ilkeleri çerçevesinde tartışınız.

Anayasanın 159. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkarma dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. Bu doğrultuda Danıştay 2577 sayılı Kanunun 14/1-d hükmü uyarınca idarî davaya konu olacak bir işlem olmadığından aynı Kanunun 15/1-b hükmü uyarınca davanın reddine karar vermelidir.

1982 Anayasasının 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti yöneticilerin de yönetilenler gibi hukuka bağlı olduğu devlettir. Bu tanım doğrultusunda hukuk devletinin en önemli unsuru idarenin yargısal denetiminin sağlanmasıdır. Yine Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Yaptığı iş nedeniyle idari bir organ olan ve tesis etmiş olduğu işlemler de idari işlem olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararlarının yargı denetimi dışında bırakılması hukuk devletinin en önemli gereği olan idarenin yargısal denetiminin sağlanmasına aykırıdır. (AKYILMAZ, Bahtiyar-SEZGİNER,MuratKAYA,Cemil: age., s.49)

Düşüncelerinizi duymaktan mutluluk duyarız

Yorumda Bulunun!

Yeni Üyelik Kaydı
İsim - Soyisim (gerekli)
Short Description
Long Description
Cinsiyet (gerekli)
Doğum Tarihi (gerekli)
Şehir
Meslek (gerekli)
Okunan/Bitirilen Hukuk Fakültesi (gerekli)
Hakkında

Üye hakkında, kısa, biyografik bilgi

Şifreyi Sıfırla