Hukuk, bireyleri yaptırımlar biçiminde ciddi olarak etkileyen, diğer yandan meşruiyet kaygısı taşıyan bilimler üstü bir disiplin; bu kanaat yaygın olarak kabul ediliyor. Hukuk eğitimi de, binlerce yıl öncesine dayanan köklü bir geleneğe sahip olmakla birlikte devletten devlete, kültürden kültüre değişkenlik gösteregelmiş. Hukukçular doğal olarak öyle, her zaman ayrıcalıklı, çoğu zaman onursal bir mesleğe sahip insanlar olarak pek çok toplumda ayrı muamele gören insan grubu olarak karşımıza çıkıyor. İlkel kabilelerde hukuku şef temsil ederken, Roma’da Preatorlar, Frigler’de kral, Hitit devletinde Pankuş meclisi bu işlevi görüyor. Fakat hepsinde ortak nokta, hukuku, yani teraziyi ve kılıcı, elinde tutan kim olursa olsun meşru olmayı, meşru değilse en azından meşru görünmeyi başarma konusunda derin bir kaygı taşımalarıdır.
Devletlerin bir biri ardına çağdaş hukuk sistemlerine geçip yıllardır benimsediği şu zamanda, çağdaş hukuk eğitimi de hukuk sistemlerinin vazgeçilmez bir parçası, olmazsa olmaz ayırt edici özelliği haline geldi. Pekâlâ, öyleyse, çağdaş hukuk eğitiminin ayırt edici özellikleri nelerdir? Bir çırpıda cevaplanamayacak bir soru olmasının yanı sıra sorunlar yumağını araştırmacıların kucağına atan bu soru, Türkiye’deki hukuk eğitimi bakımından yanıtlanmayı bekliyor.





1.Hukuk Fakültesi en çok tercih edilen Fakülteler arasında yer alıyor. Öğrencilerde aradığınız özellikler nelerdir?
1. Problemi düşünmek ve çözüm yollarını tasarlayabilmek için, her şeyden önce, uyuşmazlığa yol açan olayı ve sorulan noktaları iyice kavramak gerekir. Bunun için de, problemin metnini ve ilgili mevzuat hükümlerini, sadece bir kez okumak yeterli olmayıp, olay ve uyuşmazlık tümüyle aydınlanıncaya ve zihinde belirinceye kadar, birçok kez dikkatlice okumak zorunludur. Problemin metninde kullanılan her kelimenin (sözcüğün) bir önemi ve çözüm yoluna etkisi vardır. Bu nedenle, her sözcük teker teker üzerinde durularak okunmalı ve her birinin hukuksal anlamı ve kapsamı belirlenmelidir. Özellikle teknik terimlere dikkat edilmeli ve bunlar hukuk terminolojisine göre anlamlandırılmalıdır.
Kişinin hayatının başlangıcından sona ermesine kadar yaşam sürecinde öğrenmek ve eğitilmek ihtiyacı vardır. Çağın gereklerine göre, çağcıl yaşamak ve devam ettirmek için çağın gereği bilgi edinmek, edinilen bilgi ve birikimleri uygulamak ve yaşam biçimi haline getirmek gerekir. Aksine bir yaşam biçimi, bireylerin var olduğu toplumların dünyadaki medeniyet yarışından kopması ve rekabet edebilme faaliyetlerinden yoksun kalması sonucunu doğuracağı tartışılmazdır.



Üyelerimizin hukuktan siyasete, haberden gündelik yaşama, müzikten edebiyata, felsefeden tarihe her türlü konuda yazdıkları yüzlerce yazılara