08 Eylül 2010

Son Guncelleme:11:03:45 AM GMT

Sayfa Konumu:
Technogenics

Kitaplık

Tam İçerikli Hukuk Kitapları

  • Hukuksal Çıkarım Teorisi ve Uygulaması

    Hukuksal Çıkarım Teorisi ve Uygulaması

    Hukuksal çıkarım teorisi ve hukuksal çıkarım teorisinin uygulanması artık klasikleşmiş olan bir çatışkıyı içinde taşımaktadır. Salt teorik bir yaklaşımda uygulamanın eksik kalması,salt uygulamaya yönelik bir çalışmada ise pratik olarak kurulmuş olan teorinin eksikliği ..

    YAZAN: Dr.Ralf GRÖSCHNER

    Çeviri: Doç.Dr.Yasemin IŞIKTAÇ

  • Mukayeseli Hukukta Taraf Isticvabının Delil Değeri

    Mukayeseli Hukukta Taraf Isticvabının Delil Değeri

    Kişiler, birbirleriyle olan özel hukuk ilişkilerinde uyuşmazlığa düşebilirler. Uyuşmazlıklarının çözülmesi ve özel hakların gerçekleştirilmesi yollarını Medeni Yargılama Hukuku belirler. Medeni yargılama hukukunda tasarruf ilkesi ve dava malzemesinin taraflarca getirilmesi ilkeleri hakimdir. Bu ilkelerin hakim olduğu yargılama hukuklarında taraf davanın odak noktası halindedir. Taraf davada bilgi kaynağı durumundadır. Tarafın davada bilgi kaynağı oluşunun çeşitli görünüş şekilleri vardır. Buna göre , davada taraf beyanlarının görünüş şekli olarak;tarafların dilekçeleri, tarafların dinlenmesi, isticvap,yemin , ikrar ve senet düzenlenmesi söz konusudur .
    Araştırmamızın konusunu davada tarafların beyanlarının görünüş şekillerinden biri , eski osmanlıca bir kelime olan ve HUMK’ta tahkikat safhasında düzenlenen isvicvap kurumu oluşturulacaktır. İsticvap kurumu ile ilgili olarak ilk önce konunun iyi anlaşılması açısından ,tarafların isticvabı kavram olarak açıklanacak, daha sonra bu kurumun mukaseyeli hukuktaki düzenleniş şekli,taraf isticvabının Türk hukukunda ve mukayeseli hukukta delil olarak kabul edilip edilme-edilmesi hususu ve eğer delil olarak kabul edilecekse bunun delil değerinin ne olduğu açıklanacaktır.

    Çalışmanın yazarı maalesef bilinmemektedir. Çalışma, internet ortamında bulunmuş ve siteye aktarılmıştır. Yazının kendisine ait olduğunu söyleyerek bize müracaat eden olduğu takdirde bu sayfalarda yazar ismi belirtilecektir.

  • Genel Olarak Zamanaşımı

    GENEL OLARAK ZAMANAŞIMI

    Av. Çelik Ahmet ÇELİK

    Bu bilimsel çalışma, daha önce  Yargı Dünyası Adlı Dergide yayınlanmış ve aynı derginin E-İçtihat adlı programından alınmıştır.

  • Eski ve Yeni Ceza Kanununda Hırsızlık Suçu

    5237 SAYILI YASADA Kİ HIRSIZLIK SUÇU VE 765 SAYILI YASADA Kİ

    HIRSIZLIK SUÇU İLE KARŞILAŞTIRILMASI

    Mesudiye HAKİMİ
    Mustafa DURAN (38161)

    Bu Hukuki Çalışma Yeni Türk Adaleti Sistemi Tanıtım Sitesinden alınmıştır.

  • TCK'da Hayata,Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar

    YENİ TÜRK CEZA KANUNUNDA

    HAYATA KARŞI,

    VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINA KARŞI SUÇLAR,

    Doç. Dr. Hakan HAKERİ

    (Dicle Ün. Hukuk Fak. Öğretim Üyesi)

    Bu Hukuki Çalışma Yeni Türk Adaleti Sistemi Tanıtım Sitesinden alınmıştır.

     

  • Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar

    CİNSEL DOKUNULMAZLIĞA KARŞI SUÇLAR

    Yrd. Doç. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ
    Bu Hukuki Çalışma Yeni Türk Adaleti Sistemi Tanıtım Sitesinden alınmıştır
  • İstihkak Davaları

    İcra Hukuku, hukukun varoluş amacı olan “hukuki himaye” kavramını yoğun olarak uygulamaya geçiren bir daldır. İcra hukukunun temel amacı, borçlular karşısında alacaklıların haklarını korumaktır. Bu gayeye uygun olarak işleyen icra prosedüründe, maddi hukuk taleplerinin devlet kuvveti ile gerçekleştirilmesinde, diğer hak sahiplerinin menfaati ihlal edilebilir.

    İşte bu sakıncayı önlemek amacıyla menfaatleri tehlikede olan hak sahiplerine, haklarını korumaları için olanaklar sağlayan müesseseler düzenlenmiştir.

    İstihkak davaları da bu koruyucu müesseselerden biridir. Sadece İcra ve İflas Kanunumuzda değil Medeni Kanunumuzda da düzenlenen bu dava türü, uygulamada Eşya Hukukunda “adi istihkak davası”, Miras Hukukunda “miras nedeniyle istihkak davası” ve İcra Hukukunda da “haciz ve iflas nedeniyle istihkak davası” olarak isimlendirilerek karışıklığı önleme amacı güdülmüştür.

    Bu çalışmamızda, istihkak davaları İcra Hukuku yönünden ele alınacak, hacizden doğan istihkak davalarının üzerinde ayrıntılı olarak durulacaktır.

    Çalışmamızın başında istihkak ve istihkak iddiası kavramları açıklığa kavuşturulduktan sonra istihkak davası prosedürü çeşitli alt başlıklar ve ihtimaller dahilinde incelenecektir.
    Ve nihayet çalışmamız genel bir değerlendirmeyle sona erdirilecektir.

    BU ÇALIŞMA, İNTERNET ORTAMINDAN ALINMIŞTIR. MAALESEF ESER SAHİBİNİN İSMİ BİLİNMEMEKTEDİR. ESERİN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNU BELİRTİP, İSMİNİN BU ALANLARDA ANILMASINI VEYA ESERİNİN SİTEDEN KALDIRILMASINI İSTEYEN ESER SAHİBİNİN BU İSTEKLERİ SİTE YÖNETİMİMİZ TARAFINDAN DERHAL YERİNE GETİRİLECEKTİR.

     

  • Masumiyet Karinesi

    CEZA HUKUKUNUN GENEL İLKELERİ VE MASUMİYET KARİNESİ

    Bu çalışmada temel hak ve hürriyetlerin mahiyeti, korunması , sınırlandırılması ve ceza hukukunun anayasal temellerine genel bir bakış attıktan sonra kişiler için çok önemli bir kavram olan masumiyet karinesi üzerinde durulmuştur.

    Bu Hukuki çalışma Hakim Necati Daşdan  tarafından kaleme alınmıştır ve kendi sitesinden sitemize aktarılmıştır.

  • Boşanma Hukukunda Kusur İlkesinin Önemi

    BOŞANMA HUKUKUNDA KUSUR İLKESİNİN ÖNEMİ

    Türk boşanma hukukunda gerek uygulama gerek mevzuat anlamında “kusur ilkesi” geçerlidir. Bunu hem boşanmaya yol açan sebepleri sayan hükümler açısından, hem boşanmanın mali sonuçlarını düzenleyen hükümlere göre savunabiliriz.

    Doktrin ise her boşanma şekli ve hükmüne göre her ilkeye geçerlilik tanımaktadır. Ancak sorumlulukların açıklanmasında sorumluk sebepleri olarak kusur ilkesinin geçerli olduğu bir sorumluluk sisteminin benimsendiğini söyleyebiliriz.

    Uygulamada ise boşanma ve boşanmadan doğan sorunlar ve sonuçlar tamamen kusur ilkesinin ölçülerine göre araştırılmakta ve çözümlenmektedir. Bu itibarla boşanma hukukumuzda kusur ilkesi hakimdir. Kusur ilkesinden soyutlanmış bir Türk Boşanma Hukuku sistemi düşünülemez.

    Bilâl KÖSEOĞLU - Antalya 2. Aile Mahkemesi Hakimi

    BU HUKUKİ ÇALIŞMA, TERAZİ AYLIK HUKUK DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR.

  • Organ Naklinde Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü

    ORGAN NAKLINDE HEKİMİN AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Doç. Dr. Veysel BAŞPINAR
    A.Ü. Hukuk Fakültesi Medeni Hukiik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
    e-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları İnternet Baskısı

  • Kanuna Karşı Hile

    KANUNA KARŞI HİLE
    HAMİDE TOPÇUOĞLU

    İZMİT, 1950

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları İnternet Baskısı

  • Orman Hukuku

    Ormancılıkta sadece bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değildir. Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da bugünden gözetmek gerekir. Bu anlayış devamlılık ilkesini doğurmuştur.[*]

    Ormanlarda süreklilik ilkesi ile güdülen amaç, orman varlığının korunması, genişletilmesi ve geliştirilmesinin sağlanmasıdır. Kuşkusuz, insanlığın yararı gözetilerek ormanlardan olanaklar ölçüsünde yararlanılmalı, ancak, bu yararlanma orman varlığına zarar verecek boyuta ulaşmamalıdır. Ormanlarda süreklilik ilkesi, insanlığın ve ulusal ekonominin yararı için ormanların kuşaktan kuşağa kutsal bir değer olarak devredilmesini gerektirmektedir. Ormanlarda süreklilik ilkesinin gerçekleşmesi devletin denetim ve gözetimi ile olanaklıdır. 1961 Anayasası'nın 37. ve 131. maddelerindeki düzenlemeler, Anayasa Koyucu'nun bu ilkeyi benimsediğinin açık göstergesidir.


    [*]http://209.85.135.104/search?q=cache:Y5ByErGWzHsJ:www.cevreorman.gov.tr/Ormancilik.html+ormanlar%C4%B1n+devaml%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1+ilkesi&hl=tr&ct=clnk&cd=2&gl=tr

    ----------------------------------------------------------------

     

    Bu Hukuki Çalışma, Sitemiz Üyelerinden Av. Erhan Kırmızı tarafından hazırlanmış ve yayınlanmak üzere sitemize gönderilmiştir.

  • Roma Hukuku'ndan Günümüze Muvazaa Kavramı

    Muvazaayı, Roma Hukuku kökenli modern hukuklardaki düzenlemelerden yola çıkarak kısaca, iki taraflı hukuki bir işlemde tarafların dışarıya karşı yapmış olarak gösterdikleri işlemden başka bir hukuki işlem yapmaları (nisbi muvazaa) ya da hiçbir işlem yapmamaları (mutlak muvazaa) olarak tanımlamak mümkündür. Klasik Dönemde muvazaalı işlemler konusunda kesin ve genel bir kural olmadığından her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilirdi. “Gerçekten kararlaştırılan, yalnızca görünüşe yönelik olarak yazılana göre geçerlidir.” şeklindeki temel prensibin ilk kez Diocletianus zamanında ortaya konduğu M.S. 2.yüzyıldan itibaren kaynaklarda karşımıza çıkmıştır. Iustinianus, muvazaalı hukuki işlemleri geçersiz sayarak, Diocletianus’un eğilimini devam ettirmiştir. Çağımız hukuklarında da, tarafların dışarıya karşı yapmış gibi gösterdikleri hukuki işlemin, tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından geçersiz olduğu, ancak gerçekten yapmış olmayı istedikleri hukuki işlemin kanunda o işlem için öngörülen koşulların yerine getirilmiş olması koşuluyla geçerli olduğu genel kuralı yerleşmiştir. Muvazaa kuramı Roma Hukuku’nda ortaya çıktıktan sonra, Ortaçağ hukuk bilimi, özellikle İtalyan Commentatorlar’ı tarafından geliştirilmiş, Hümanist okul uygulamasında çok fazla bir gelişme göstermemiştir. 17. ve 18. yüzyılın Doğal Hukuk Kuramı ise muvazaa kavramına güvenin korunması ilkesini katmıştır. Türk Borçlar Hukuku’nda muvazaa mutlak muvazaa ve nisbi muvazaa olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmektedir. Tarafların, gerçekte herhangi bir işlem yapmayı düşünmedikleri halde, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla bir işlem yapmış gibi gözükmek için görünüşte bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” adı verilir. Tarafların, kendi aralarında yaptıkları bir işlemi, kendi gerçek amaç ve iradelerine uymayan sırf üçüncü şahısları aldatmak için yaptıkları başka bir işlemle gizlemelerine ise “nisbi muvazaa” adı verilir. Muvazaanın unsurları, görünürdeki işlem, muvazaa anlaşması, aldatma kastı ve sadece nisbi muvazaada söz konusu olan gizli işlem unsurudur.

     

    Meryem GÜNAY

    Roma Hukukundan Günümüze Muvazaa Kavramı, Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Doç. Dr. Erkan Küçükgüngör, 120 s. 

    http://acikarsiv.ankara.edu.tr

  • İkrarda Manevi Unsur

    Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun deliller faslında (m.236-374) düzenlenmiş olan ikrar (m. 236), görülmekte olan bir davada taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve aleyhinde hukuki sonuç doğurabilecek nitelikte olan maddi vakıanın doğru olduğunu kabul etmesini ifade eder.1

    Geçerli bir ikrardan bahsedebilmek için, ikrar içeren beyanın; mahkemeye yönelik yapılması, maddi bir vakıa içermesi, bu vakıanın hasımca ileri sürülmesi ve lehine ikrarda bulunulan tarafın aleyhinde
    hüküm doğuracak nitelikte olması gerekir. Buna karşılık, beyanda bulunan kimsenin, ikrar kastı veya ikrar niyeti (animus confitendi) ile vakıayı kabul etmiş olması aranmaz. Diğer bir anlatımla, ikrar, beyanda bulunan kimsenin, iradesine uygun olmasa bile salt beyan, ikrara konu olan vakıa/vakıaların çekişmesiz hale gelmesi sonucunu doğurur. Bölümlerimizde ceza yargılama hukukunun aksine medenî yargılama hukukunda pek nadir telaffuz edilen “manevi unsur” tabirinin ikrar temelinde tesirine ilişkin bir değerlendirme yapılacaktır. Bu bağlamda, ikrarda manevi unsurun; ikrarın hukuki niteliğini belirlemede, ikrarın geri alınmasının şartlarının tespitinde, başka bir mahkeme önünde yapılan ikrarın derdest davaya etkisinde, ikrara konu olan vakıayı çekişmesiz kılmasında, sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrarın doğuracağı sonuçta, yemin edilirken yapılan bileşik ikrarın bölünmesinde ve nihayetinde bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı bir vakıanın kabulünde taşıdığı önem üzerinde durulacaktır.

     

    BU HUKUKİ ÇALIŞMA TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ DERGİSİNDE (SAYI 66) YAYINLANMIŞTIR VE YARGITAY TETKİK HAKİMİ  DR. ADNAN DEYNEKLİ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR.

  • Müsadere ve Elkoyma Alanında Klavuzunda İlkeler

    01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) mevzuatımız bakımından suç gelirlerine elkoyma ve müsadere yoluyla suç ve suçlulukla mücadele alanında etkili ve çağdaş düzenleme ve kurumlara yer vermiştir.

    Bilindiği üzere, uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı, yolsuzluk fiilleri dahil mali suçlar, mafya tipi örgütlü suçlar ile bilişim sistemlerinin kullanımıyla işlenen çıkar amaçlı suçlar başta olmak üzere yasadışı faaliyetlerden elde edilen haksız gelirlerin yüksekliği, bir taraftan bu suçların işlenmesini cazip kılarak yeni oluşumlar için finansman sağlamakta, öte yandan da toplumsal düzeni ve asayişi tehdit altına alarak sosyal ve ekonomik alanlarda onarılamaz yaralara neden olabilmektedir. Bu nedenle, temel işlenme amacı haksız ekonomik menfaat elde etmek olan bu suçlarla mücadelede tam başarı, ancak söz konusu suçların işlenmesinin temel saiki olan suç gelirlerinin müsaderesi ile sağlanabilecektir.

    Özellikle son dönemde, yolsuzluk gelirleri başta olmak üzere suç gelirlerinin araştırılması, aklanmasının önlenmesi, el konulması ve müsaderesine ilişkin olarak uluslararası alanda hazırlanan ve Ülkemizin taraf olduğu sözleşmeler ve iç hukukun buna uygun düzenlemeleri ile suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesi ve etkin bir mücadelenin gerçekleştirilmesi amacı güdülmüştür.

    Bu Kılavuz İlkelerle Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) Ülkemiz hakkında hazırladığı I. ve II. Aşama Ortak Değerlendirme Raporu’nda “Müsadere ve el koymaya ilişkin yeni kuralları uygulayacak olan kamu görevlilerine (kolluk, savcı ve hâkim) sıkı eğitim verilmesi ve kılavuz ilkeler belirlenmesi…” şeklindeki tavsiyesi doğrultusunda uygulayıcılara yol göstermek amaçlanmaktadır.

     

    BU HUKUKİ ÇALIŞMA, http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr ADRESİNDEN ALINMIŞTIR.

  • Yabancı Boşanma Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

    YABANCI BOŞANMA KARARLARININ TÜRKİYE'DE  TANINMASI VE TENFİZİ

    Bu eser, 1985-1986 öğretim yılında Doç. Dr. Tuğrul ARAT yönetiminde hazırlanan Yüksek Lisans tezinin geliştirilmesi ve güncelleştirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır.

    Mahkemelerimiz yurt dışında yaşayan vatandaşlanmızın sayısımn giderek artmasının sonucu olarak, onların yaşadıkları ülkelerin mahkemelerinden alman ilâmların tamnması veya tenfızi talepleriyle artık çok yoğun biçimde karşılaşmaktadırlar. Özellikle boşanma kararlan bakımından bu durum çok dikkat çekicidir. Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, son on yıl içinde değişik konularda verilmiş olan yabancı mahkeme ve hakem kararlannm tamnması ve tenfizi konusunu ele alan çok değerli eserler yayınlanmıştır. Boşanma kararlanmn tanınması ve tenfizini konu olan bu çalışmamn, yabancı mahkame kararlanmn tamnması ve tenfìzi olarak biUnen bütünün eksik kalan bir parçasım tamamlamasım temenni ediyorum.

    Tez danışmanlığımı yapan ve 10 yıla varan akademik hayatım boyunca çok büyük destek ve ilgi gördüğüm, birlikte çalışmaktan onur duyduğum, seçkin hukukçu DÖH Anabilim Dalı Başkam sayın Doç. Dr, Tuğrul ARAT'a bu vesile ile teşekkür etmekten mutluluk duyuyorum.

    Eserin yayınlanmasına büyük bir heyecanla öncülük eden ve bizzat katkıda bulunan sayın Prof. Dr. Seyfullah Edis'e şükranlanmı ifade etmeyi zevkli bir görev addediyorum.


    Ankara 1996     Dr. Bilgin TİRYAKİOĞLU

    BU KİTAP İÇERİĞİ, ANKARA ÜNİVERSİTE HUKUK FAKÜLTESİ WEB SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.