Cumartesi, Ağu 24, 2019
Image default
İş Hukuku Makale

İş Davalarına Konu Olan İşçilik Alacaklarının Net Miktar Üzerinden Hesaplanması Zorunluluğu

İşçilik haklarının tahsilini amaçlayan bir davanın dilekçesinde, davacı işçi hak kazandığını düşündüğü alacak miktarını dilekçesinde belirtir.

İşçilik haklarının tahsili için görülmekte olan davalara sunulan bilirkişi raporlarında işçiye ödenmesi gereken alacakların miktarları belirlenirken iki ayrı yöntem izlenmektedir.

Bir kısım bilirkişinin benimsediği yöntemde, işçiye ödenecek olan alacakların brüt tutarları hesaplandıktan sonra bulunan rakamdan vergi kesintileri düşülmekte ve sonuçta vergi kesintisi dışında işçiye net olarak ödenecek olan miktarları gösterilmekte; diğer bir kısım bilirkişinin tercih ettiği ikinci yöntemde ise, işçiye ödenecek olan alacakların brüt miktarları hesaplanıp vergi kesintileri düşülmeksizin brüt ödeme tutarları gösterilmektedir. Bu iki yöntemden hangisinin daha tutarlı ve doğru olduğu zaman zaman tartışılmaktadır.

Söz konusu iki yöntemden hangisinin daha doğru ve tutarlı olduğunun araştırılması bakımından soruna “hukuka uygunluk” kavramı açısından bakılmalıdır. Bu nedenle de öncelikle “müddeabih” ve “mahkumunbih” sözcüklerinin anlamını anımsatmakta yarar bulunmaktadır.

Bilindiği gibi “müddeabih” davanın konusu daha doğrusu davada talep edilen şey anlamındadır; “mahkumunbih” hükmolunan şey yani davanın sonunda mahkeme kararıyla hüküm altına alınan alacak miktarı anlamındadır.

İşçilik haklarının tahsilini amaçlayan bir davanın dilekçesinde, davacı işçi hak kazandığını düşündüğü alacak miktarını dilekçesinde belirtir.

Buradaki alacak miktarı da davacı işçinin cebine girecek olan net miktardır. Başka bir anlatımla, işçilik alacağını tahsilini amaçlayan bir dava açılırken dava dilekçesine yazılan talep miktarının bir bölümünün işçiye ödenecek olan net miktar olduğu, bir bölümünün de net miktarın dışında kalan vergiler ve SGK primleri olduğu düşünülmez; bu şekilde bir dava açıldığını bugüne kadar görmedik. Hal böyle olunca, işçilik alacağının tahsilini amaçlayan davanın dosyasına sunulacak olan bilirkişi raporunda da vergi kesintileri hariç tutularak işçiye ödenecek olan net miktarların belirtilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Aksinin düşünülmesi, yani vergi kesintisinin de dahil olduğu brüt miktarın belirtildiği bir bilirkişi raporunun hazırlanması gerektiğinin kabul edilmesi halinde taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılır ve “müddeabih” aşılmış olur; zira dava dilekçesinde belirtilen talep miktarı içerisinde vergiler ve SGK primleri bulunmamaktadır.

Bu şekilde ortaya hukuka aykırı bir durum çıkar ki, giderilmesi olanaksızdır.

“Mahkumunbih” yani davada hüküm altına alınan miktar yönünden de durum farklı değildir. Gerçekten, konusu işçilik hakkının tahsili olan bir davada işçiye ödenecek olan borcun brüt miktarı esas alınarak hüküm kurulursa, olması gereken “Mahkumunbihin” dışına çıkılır. Zira, davacı işçiye ödenmeyecek olan ve işveren tarafından Maliye’ye ve SGK’ya ödenmesi gereken, başka bir deyişle davanın konusu dışında bulunan vergi tutarları ve primler de dava sonucunda hüküm altına alınan (brüt) miktara dahil edilmiş olur.

Bu şekilde de giderilmesi imkansız olan ikinci bir hukuka aykırılık ortaya çıkar.

Üçüncü olarak: dava sonunda hüküm altına alınan alacağın brüt miktar üzerinden belirlenmesi halinde davalıdan alınacak olan ilam harcı yönünden de yanlış bir uygulama yapılmış olur. Çünkü, böyle bir durumda, ilam harcı davanın ilamında belirlenen brüt miktar üzerinden hesaplanır ve bu şekilde aslında davacıya değil Maliye’ye ve SGK’ya ödenmesi gereken vergi ve prim miktarı üzerinden de ilam harcı alınmış olur. Davanın konusu ya da dava sonunda hüküm altına alman şey davacıya ödenecek olan net miktardır. Davalı taraf bu net miktarı davacıya ödemekle yükümlüdür; başka bir anlatımla dava sonunda davacının elde ettiği maddi çıkar dava sonucunda kendisine ödenecek olan net miktardır. Bu nedenle, dava sonunda davalının ödemekle yükümlü olduğu ilam harcı da, davalının davacıya vermekle yükümlü olduğu net miktar esas alınarak hesaplanmalıdır. Bu durum, harçlandırma kurallarının kaçınılmaz sonucudur; zira davanın konusunun dışına çıkılarak davacıya ödenmeyecek olan vergi veprim miktarı üzerinden harçlandırma yapılması olanaksızdır. Bu nedenle de, eğer işçinin alacağının brüt miktan üzerinden ilam harcı tahakkuk ettirilirse, harçlandırma kurallarına aykırı davranılmış ve davalıdan fazla harç alınmış olur.

Bu şekilde de, davalı işveren aleyhine giderilmesi imkansız olan açık bir adaletsizlik ortaya çıkar.

Dördüncü olarak; dava sonunda hüküm altına alman alacağın brüt miktar üzerinden belirlenmesi halinde davalının ödemekle yükümlü olacağı vekalet ücreti yönünden de yanlış ve adaletsiz bir uygulama yapılmış olur.

Çünkü, bu durumda da aynen ilam harcında olduğu gibi davanın ilamında belirlenen brüt miktar üzerinden davacıya ödenecek olan vekalet ücreti hesaplanır ve bu şekilde davacıya değil Maliye’ye ve SGK’ya ödenmesi gereken vergi ve prim miktarı miktarı üzerinden vekalet ücreti belirlenir.

Böylece, davanın konusu yani davacıya verilecek olan maddi çıkar aşılarak vekalet ücreti tespit edilmiş olur. Bu uygulamanın vekalet ücretini belirleyen ilkelere aykırı olduğu kuşkusuzdur. Zira, vekalet ücretini belirleyen değer dava sonunda davacıya sağlanan maddi çıkar olup, bu değer iş davasında işçiye ödenecek olan net miktardır. Bu nedenle, eğer işçiye ödenecek olan borcun brüt tutarı üzerinden vekalet ücreti takdir edilir ise, dava sonucunda hüküm altına alınması gereken değerin üstüne çıkılarak değerlendirme yapılır ve sonuçta davalıdan haksız olarak fazla vekalet ücreti tahsil edilir. Bu şekilde de, davalı işveren aleyhine giderilmesi imkansız olan açık bir adaletsizlik ortaya çıkar. Bir diğer deyişle işveren aleyhine bir sebepsiz zenginleşme meydana gelir.

İşçilik haklarının brüt miktar üzerinden hesaplanarak ilama yazılması yönteminde, davanın reddi halinde davalı taraf lehine takdir edilecek vekalet ücreti bakımından da tutarsız ve hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Çünkü, davanın kabulü halinde davacı taraf için brüt miktar üzerinden vekalet ücreti takdir edildiği halde, davanın reddi halinde davalı taraf için davada talep edilen net miktar üzerinden vekalet ücreti takdir edilir.

Örnek:
İşçinin işverene karşı 5.000,00 TL. ücret alacağının tahsili için açtığı davada haklı çıkarak davanın kabul edilmesi halinde, bilirkişi 5.000,00 TL. net alacağın brüt miktarını hesaplayacak ve söz gelimi brüt miktar olan 6.000,00 TL. üzerinden hüküm kurulacaktır. Bu durumda, davacı tarafa verilecek olan vekalet ücreti de ilamda yazan 6.000,00 TL. üzerinden takdir edilecektir. Buna karşın, davanın ret edilmesi halinde ise, dava dilekçesinde talep edilmiş olan 5.000,00 TL. üzerinden davalı taraf için vekalet ücreti takdir edilecektir. Görüldüğü gibi, bu durumda davalı taraf aleyhine bir uygulama yapılmaktadır. Bu adaletsizliğin giderilmesinin tek çaresi, davanın ret edilmesi halinde de talep konusu işçi alacağının brüt miktarının hesaplattırılması ve brüt miktar üzerinden davalı taraf için vekalet takdir edilmesidir ki, böyle bir uygulamanın davada ne şekilde karmaşık ve anlaşılması zor durumlar yaratacağını izaha gerek görmüyoruz.

İşçilik haklarının tahsili için açılmış olan bir davada, davacı işçiye ödenecek olan alacakların brüt miktarlar üzerinden hesaplanarak, bu miktarların mahkeme ilamına yazılması halinde, ilamın icrada infazı ve alacağın icra yoluyla tahsili aşamasında da karmaşık durumlar ve yeni uyuşmazlıklar ortaya çıkacağı Yargıtay uygulamalarından anlaşılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve 12. Hukuk Dairesi’nin kararlılık kazanmış olan uygulamasında; işçilik haklarının tahsili için açılmış olan davanın sonucun da ortaya çıkan mahkeme ilamında vergi kesintisinden sonra davacıya verilmesi gereken net miktarın belirtilmemiş olması halinde, vergi yasaları yönünden vergi yükümlüsü olan davalı işverenin ilamda yazılı olan meblağın bir kısmını yasal kesinti olarak vergi dairesine ödediğini belge ile kanıtlayıp kalan miktarı icra dosyasına yatırabileceği ve bu şekilde icra dosyasında talep edilen alacağı ödemiş olacağı belirtilmektedir.1

Buna göre, işçilik haklarının tahsili için açılmış olan davanın sonucunda kurulmuş hükümde davacı işçiye ödenmesi gereken alacağın brüt miktar üzerinden gösterilmesi ve mahkeme ilamının davacı tarafından icraya verilerek tahsili cihetine gidilmesi halinde, Yargıtay’ın benimsemiş olduğu çözüme göre; icra borçlusu olan işveren işçiye ödeyeceği borcunun vergiye isabet eden miktarını tahakkuk belgesi vermek suretiyle vergi dairesine ödedikten sonra, ödeme belgesini icra müdürlüğüne ibraz ederek ödemiş olduğu vergi dışında kalan bakiye borç tutarını icra dosyasına ödeyerek borcundan kurtulabilecektir. Burada hemen belirtelim ki, yukarıda değinilen Yargıtay Kararlarından, işçilik haklarının mahkeme ilamına brüt miktarlar olarak yazılması durumunda, alacağın icrada tahsili aşamasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na kadar intikal edebilecek boyutta yeni uyuşmazlıklar doğduğu, buna göre davanın başlangıcı aşamasında taraflar arasında baş gösteren uyuşmazlığın sona ermediği ve giderek bu konuda toplumsal barışın da tekrar kurulamadığı anlaşılmaktadır.

Burada başka bir çarpıklık da ortaya çıkmaktadır. Vergi kesintileri Maliye’ye yatırılıp da, belgesini icra dosyasına ibraz ederek bakiye borç ödendiğinde, ödenen miktarın içinde SGK primleri kalmakta ve bu noktada da işveren aleyhine açık bir sebepsiz zenginleşme meydana gelmektedir. Burada SGK primlerini de gidin Sigortaya ödeyin denilebilir. Ama, her
olayda SGK derhal geçmiş dönemin beyannamelerini almamakta ve hadiseyi müfettişe sevk etmektedir. Böylece prim ödenmesi sürüncemede kalmaktadır.

İşçi alacaklarının brüt olarak belirlendiği bir ilamın icraya verilmesi ve söz konusu alacakların icra yoluyla tahsil edilmesi girişimi halinde ortaya çıkacak olan sakınca ve hukuka aykırılıkları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

a) Takip talebinde ve borçluya gönderilen icra emrinde takip konusu alacaklar vergiler de dahil olmak üzere brüt miktar üzerinden belirlendiğinden, borçlu işverenin yukarıda sözü edilen Yargıtay uygulamasını bilmemesi ve yanılgıya düşerek vergi kesintisi yapmadan brüt alacağın tamamını icra dosyasına ödemesi mümkündür.

Bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde, ilerde Maliye tarafından yapılacak olan bir denetimde sorumlu olduğu vergileri ödememiş olan işveren, icra dosyasına ödemiş olduğu vergileri tekrar Maliye’ye ödemek zorunda kalacaktır. Burada, işverenin vergi borcunu icra dosyasına ödediğini ileri sürerek Maliye’ye karşı olan sorumluluğundan kurtulamayacağı kuşkusuzdur. Bu şekilde, borçlu işveren vergi borcunu iki kere ödeme durumuyla karşı karşıya kalacaktır. Bu durumun önemli bir sakınca olduğunu ayrıca izaha gerek görmüyoruz.

SGK primleri yönünden de aynı durumun ortaya çıkacağı kuşkusuzdur.

b) İşçi alacaklarının brüt miktarları esas alınarak düzenlenmiş olan icra emrini alan borçlu işveren yukarıda sözü edilen Yargıtay uygulaması doğrultusunda, borcun vergiye isabet eden bölümünü vergi dairesine ödedikten sonra, bakiye borç tutarını icra dosyasına ödeme girişimini yaparken icra müdürünü ikna etmekte zorluklarla karşılaşabilecektir. Zira, borcun bir kısmının vergi dairesine, bir kısmının da icra dosyasına yatırılması icra müdürüne ters gelebilecek atipik bir durumdur.

Bu nedenle, borcun icra dosyasına ödenmesi aşamasında icra müdürü ile borçlu arasında anlaşmazlıklar doğabilecektir. Böyle bir olasılığın her zaman gerçekleşebileceğini yukarıda sözünü ettiğimiz Yargıtay Kararlarından anlamak mümkündür.

c) İşçi alacaklarının brüt olarak belirlendiği bir ilam icraya verilirken, takip talebine ve icra emrine yazılacak olan geçmiş günler faizi, aslında alacaklıya ödenmeyecek olan vergi borcunun da dahil olduğu brüt miktar üzerinden hesaplanacağından, borçlu işveren alacaklı işçiye ödemekle yükümlü olmadığı vergi tutarı üzerinden de faiz ödemek zorunda kalacaktır; bu şekilde borçlu işveren haksız olarak fazla faiz ödeyecektir.

İkinci olarak; icra borcunun ödenmesi sırasında takipten sonra işlemiş olan faiz, vergiler düşüldükten sonra alacaklıya ödenmesi gereken net miktar üzerinden değil, takip talebinde yazan brüt miktar üzerinden hesaplanacak ve bu durumda da borçlu haksız olarak fazla faiz ödeyecektir.

Bu durum önemli bir hukuka aykırılıktır.

Burada dikkatli bir borçlu, şikayet yoluyla İcra Hakimliği’ne başvurarak icra takibinde hesaplanan faizin düzeltilmesini isteyebilir Ancak, bu durumda da yukarıda da değinildiği gibi borcun ödenmesi aşamasında yeni uyuşmazlıklar doğacaktır.

d) İşçi alacaklarının brüt olarak belirlendiği bir ilamın icraya verilmesinden sonra, alacaklı taraf lehine takdir edilecek olan vekalet ücreti de, borçlunun alacaklı işçiye ödemekle yükümlü olmadığı vergi tutarının da dahil olduğu brüt miktar üzerinden hesaplanacak ve bu şekilde borçlu taraf alacaklıya haksız olarak fazla vekalet ücreti ödeyecektir. Bu durum da önemli bir hukuka aykırılıktır.

Burada da borçlunun şikayet yoluyla İcra Hakimliği’ne başvurabileceği düşünülebilir. Ancak, bu durumda da borcun ödenmesi aşamasında yeni uyuşmazlıklar ortaya çıkacaktır.

e) İşçi alacaklarının brüt miktarları esas alınarak düzenlenmiş olan icra takibinde, borçlunun ödeyeceği ‘Tahsil Harcı” ve alacaklının ödeyeceği “Cezaevi Harcı” tutarları da, alacaklıya ödenmesi gereken net miktar üzerinden değil, verginin dahil olduğu brüt miktar üzerinden belirleneceğinden, haksız ve yanlış olarak fazla miktarlarda ‘Tahsil Harcı” ve “Cezaevi Harcı” tahakkuk ettirilecektir. Bu durum da önemli bir hukuka aykırılıktır.

f) İşçi alacaklarının brüt mik tarları esas alınarak düzenlenmiş olan icra takibinde, takip konusu alacağın borçlu tarafından rızaen ödenmemesi halinde icra işlemlerinin yürütülmesi ve borçlunun haczedilen mallarının icra kanalıyla satılması sonucunda alacağın tahsil edilmesi halinde, tahsil edilen alacağın ne kadarının vergi, ne kadarının alacaklıya ödenecek olan net miktar olduğu nasıl tespit edilecek ya da bu tespiti kim yapacaktır?

Böyle bir ayırımın yapılamaması sebebiyle icra dosyasında tahsil edilen brüt miktarın tamamı alacaklıya ödenecek, bu durumda da yukarıdaki (a) başlıklı bentte açıklanan sakınca ortaya çıkacaktır.

İkinci olarak, bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde, icradaki satıştan dolayı tahsil edilecek olan “Tellaliye” bedeli de aynen vekalet ücreti ve harçlarda olduğu gibi brüt miktar üzerinden fazla olarak belirleneceğinden ortaya yeni bir hukuka aykırılık çıkacaktır.

Buraya kadar yapılan açıklamalardan, işçilik haklarının tahsili için görülmekte olan davaların dosyalarına sunulan bilirkişi raporlarında işçi alacaklarının vergi kesintisi düşüldükten sonra net miktarlar üzerinden hesaplanmasında zorunluluk bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu şekilde hukuka aykırı durumların oluşması önleneceği gibi, basitlik ve
anlaşılabilirlik de sağlanacağından özellikle alacağın tahsili aşamasında doğacak olan yeni uyuşmazlıklara da zemin hazırlanmayacaktır.

İşçilik haklarının net miktarlar üzerinden hesaplanmasmdaki sakınca, icra aşamasında borcunu net miktar üzerinden ödeyen işverenlerin,ödedikleri net miktarları üzerinden tahakkuk yaparak Maliye’ye olan vergi borçlarını ödememeleri ve bu nedenle Devletin vergi kaybına uğramasıdır. Ancak bu durum bir “sakınca” olup Maliye tarafından yapılacak olan denetimlerle giderilmesi her zaman mümkündür. Kaldı ki, bu günün koşullarında özellikle Maliye’nin elinde bulunan olanaklar ve elektronik ortamda gerçekleştirilen denetleme sistemiyle icra dosyalarına ödenen işçilik alacaklarına ilişkin vergilerin yatırılıp yatırılmadığının kolaylıkla tespiti mümkündür.

İşçilik alacaklarının brüt miktarlar üzerinden hesaplanmasından doğan hukuka aykırılıkların ve sakıncaların giderilmesi ise asla mümkün değildir.

Bir davanın sonunda verilen kararla, davanın tarafları arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın sona erdirildiği ve bu anlamda davanın başında bozulmuş olan toplumsal barışın tekrar kurulduğu düşünülecektir. Bunun içindir ki, dava sonunda mahkemece verilen karara “kesin hüküm” adını veriyoruz.

Ancak, işçilik haklarının brüt olarak hesaplattırılıp mahkemece verilen karara da brüt miktarların yazılması halinde; mahkemece verilen kararla uyuşmazlığın sona ermediği, yargıda açıklık ve netlik ilkesinin gerçekleşmediği, alacağın tahsili safhasında doğacak yeni uyuşmazlıklara ortam sağlandığı, dava içinden yeni davalar doğduğu ve giderek davanın başlangıcındaki uyuşmazlıkla bozulmuş olan kamu düzeninin ve sosyal barışın tekrar oluşturulamayacağı yukarıdaki açıklamalardan açık şekilde anlaşılmaktadır.2

Böyle bir durumda ortada gerçek bir “kesin hükmün” varlığından da söz edilemeyecektir.

SON BİR OLAY:

Şu anda Ticaret Mahkemesinde dava konusu olan ve davası devam eden bir olayı da okuyucunun bilgisine sunuyorum.3 
Bir İş Mahkemesinde 14 tane işçinin alacakları için dava açılmış ve yapılan yargılama sonucunda 14 işçinin “kıdem ve ihbar tazminatı, izin ücreti, ücret” gibi alacaklarının işverenden tahsiline karar verilmiş ve mahkemece verilen kararlarda işçilik alacaklarının brüt miktarlar üzerinden işverenden tahsili hüküm altına alınmıştı.

Bu kararların verilmesinden sonra işveren şirket iflas etti ve bu nedenle İflas İdaresi oluşturuldu.

Davacı işçiler İflas İdaresi’ne müracaat ederek işlemiş faizleriyle birlikte alacak kaydı talebinde bulundular. İflas İdaresi, alacakların dayanağı olan ilamları inceledikten sonra; iflasın kesin olarak tasfiye edileceği aşamada, mahkeme ilamlarındaki brüt miktarların içinde bulunan Vergi ve SGK primlerini ait olan kurumlara yatıracağını gördüğü için, brüt miktarlardan Vergi ve SGK primlerini düştükten sonra kalan net alacak miktarlarını esas alarak faiz hesaplaması yaptı ve alacakları bu şekilde masaya kaydedeceğini alacaklılara bildirdi. Alacaklılar İflas İdaresi’nin bu şekildeki değerlendirmesini kabul etmediler, faizlerin brüt alacak miktarlarına göre hesaplanması gerektiğini ileri sürdüler ve Ticaret Mahkemesinde kayıt kabul davası açtılar. Şu anda, Ticaret Mahkemesi 14 kişinin kayıt kabul işiyle uğraşıyor. Bakın değerli okuyucular, işçilik alacaklarının brüt miktarlar üzerinden tahsil edilmesine karar verilmesi halinde iş nerelere kadar gidiyor.

Burada üzülerek de olsa iğneyi kendimize batırıyoruz. Bazı avukat arkadaşlar, işçilik haklarının brüt miktarlar üzerinden hüküm altına alınması halinde gerek mahkemece verilen kararda ve gerekse icra dosyasında takdir edilecek olan vekalet ücreti miktarlarının daha fazla olacağını hesaplamakta ve vekalet ücretini daha fazla almak amacıyla işçilik haklarının brüt miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerektiği iddiasını ileri sürmektedirler.

Ancak bu iddialarının gerçek sebebini gizleyerek, “işçilik alacakları brüt miktarlar üzerinden hüküm altına alınmadığı takdirde Devlet’in vergi kaybının olacağını” söylemekte ve bu şekilde yargıçları yanıltmaktadırlar. İşçilik haklarının net miktarlar üzerinden hüküm altına alınması halinde Devletin vergi kaybının olmayacağını ve Maliye’nin bu konuda
denetlemesini rahatlıkla yapabileceğini yukarıda açıkladık.

İşçilik haklarının brüt miktarlar üzerinden hüküm altına alınmasını iddia eden bir avukat eğer bu iddiasında samimi ise, vekalet ücretinin net alacak miktarı üzerinden hesaplanmasının gerektiğini de söylemelidir. Zira, müvekkilinin cebine girecek olan miktar net miktardır. Bu bağlamda, avukatın da müvekkiline sağladığı menfaat o net miktardır; v e k a l e t ücretinin ölçütü ise, avukatın müvekkiline sağladığı menfaatin değeridir.

İşçilik haklarının brüt mü ya da net mi hüküm altına alınması konusunda ortaya çıkan tartışmaların altında avukatların daha fazla vekalet ücreti alma istekleri yatmaktadır.

Bütün gürültü vekalet ücretinin miktarından kopuyor

BU HUKUKİ ÇALIŞMA, Av. Yörük KABALAK TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR VE İSTANBUL BAROSU DERGİSİNİN 2010/5. SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

dipnotlar

(1) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu”nun 2.5.1984 tarihli kararı.İcra Hukukunda İlamlı Takipler Talih UYAR 1991 Manisa Sh.388-389,Yargıtay 12.Hukuk Dairesi”nin 31.10.1989 T.1989/3459-13039 Sayılı,8.4.1988 T.1987/7071-1988/4597 Sayılı ve 21.3.1988 T.1987/5762-1988/3401 Sayılı Kararları.İcra Hukukunda İlamlı Takipler Talih UYAR 1991 Manisa Sh.347 Yargıtay 12.Hukuk Dairesi”nin 1.4.2005 T. 2005/3411-7029 Sayılı Kararı. 2005 Yılına Ait Emsal İçtihatlar Nazif KAÇAK 2006 Ankara Sh.367

(2) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2007/14-778 E. 2007/611 K. Sayılı ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.04.2008 T. 2007/38353 E.- 2008/7142 K Sayılı ve 29.6.2010

(3) Bu olaya ilişkin dava şu anda devam etmekte olduğundan dosya numarasını açıklamıyorum ve dava hakkında herhangi bir görüş de belirtmiyorum

Kategoriden Diğer İçerikler

Yargıtay Kararı Işığında Geçersiz veya Feshedilmis Kat Karşılığı İnşaat Sözlesmesi İlişkisinde Haksız Yapı Hükümlerinin Uygulanabilirliği

ankahukuk

İşe İade Davalarında Hak Edilen Ücret Alacaklarının İcrası

ankahukuk

Yeni Konkordato Hukukumuzun Temel İlkeleri

ankahukuk

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Delillerin Gösterilmesi ve İbrazı

ankahukuk

Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk

ankahukuk

Yargıtay Kararları Işığında Usûlsüz Tebligat ve Sonuçları

ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?