Yabancı Mahkeme Kararlarında Mal Rejimi Tasfiyeleri İçin Zamanaşımı Başlangıcı

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin mal rejiminin tasfiyesinde zamanaşımı süresinin BAŞLANGICINA yönelik 10.02.2016 E. 2014/21309, K. 2016/2135 günlü kararı

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin mal rejiminin tasfiyesinde zamanaşımı süresinin BAŞLANGICINA yönelik 10.02.2016 E. 2014/21309, K. 2016/2135 günlü kararı ile on yıllık zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten başlatılmasına yönelik ÖNCEKİ UYGULAMASINDAN VAZGEÇEREK, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren işletilmesi kabul edildi.

Karar Metninden…

“…… Mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146.maddesine göre, on yıl olarak kabul edilmektedir. 

Çözüme kavuşturulması gereken husus, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte mi? yoksa, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi? başlayacağıdır.

Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’nun 50). Kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine (5718 sayılı MÖHUK’nun 58/1), kesin hüküm veya kesin delil etkisi ise yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (5718 sayılı MÖHUK’nun 59).

Karşılığı Mülga 2675 sayılı Kanun’da bulunmayan 5718 sayılı MÖHUK’nun 59.maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkindir. Söz konusu yasal düzenlemeyle, özellikle ticaret, borçlar, miras ve aile hukuku yönünden belirsizliği ortadan kaldırmak adına önemli eksiklik giderilmiştir.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar yönünden, anılan Kanun maddeleri değerlendirildiğinde, tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemece boşanmanın kabulüne ilişkin verilen kararın kesinleştiği tarihte itibarıyla boşanmış sayılırlar. Bu yasal düzenlemeye göre, tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edilecektir. MÖHUK’nun 59. maddesi ile getirilen bu düzenleme sayesinde, eşlerin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten, tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri malvarlıkları, evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edilecektir. Diğer yandan, bu ara dönemde birbirlerine mirasçı olamayacaklar, duruma göre bu dönemde doğan çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.”

KARAR METNİ

8. Hukuk Dairesi         2014/21309 E.  ,  2016/2135 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mal Rejiminden Kaynaklanan Alacak

… ile … aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının reddine dair … 3. Aile Mahkemesi’nden verilen … gün ve … sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mal rejiminin tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146.maddesine göre, on yıl olarak kabul edilmektedir. Yargıtay’ın ve Dairemiz’in görüşü bu yöndedir.

Çözüme kavuşturulması gereken husus, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte mi? yoksa, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi? başlayacağıdır.

Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’nun 50). Kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine (5718 sayılı MÖHUK’nun 58/1), kesin hüküm veya kesin delil etkisi ise yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (5718 sayılı MÖHUK’nun 59).
Karşılığı Mülga 2675 sayılı Kanun’da bulunmayan 5718 sayılı MÖHUK’nun 59.maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkindir. Söz konusu yasal düzenlemeyle, özellikle ticaret, borçlar, miras ve aile hukuku yönünden belirsizliği ortadan kaldırmak adına önemli eksiklik giderilmiştir.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar yönünden, anılan Kanun maddeleri değerlendirildiğinde, tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemece boşanmanın kabulüne ilişkin verilen kararın kesinleştiği tarihte itibarıyla boşanmış sayılırlar. Bu yasal düzenlemeye göre, tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edilecektir. MÖHUK’nun 59. maddesi ile getirilen bu düzenleme sayesinde, eşlerin yabancı mahkeme
./.
ilamının kesinleştiği tarihten, tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri malvarlıkları, evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edilecektir. Diğer yandan, bu ara dönemde birbirlerine mirasçı olamayacaklar, duruma göre bu dönemde doğan çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.

Aksi düşünceyle, on yıllık zamanaşımı süresini yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatmak; tanıma tenfiz kararı verilene kadar geçen sürede eşler, Türk Kanunlarına göre halen evli sayılacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye de açılacak tazminat, nafaka, velayet ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarından yararlanma imkanı olmayacak, açılmış davaların da görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi sonucu ile karşılaşılacaktır. Başka bir anlatımla, tanıma tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davalarda ise, zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlatılmış olacağından zamanaşımının geçmiş olması olasılığı ile karşılaşılacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin verilmeden, zamanaşımını işletmeye başlatmak demektir ve hak arama yolunun kapatılması anlamına gelir. Katılmadığımız bu görüş TBK’nun 149/1 ve 153/6 maddelerine de aykırıdır.
İleri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, Dairemizce on yıllık zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten başlatılmasına yönelik önceki uygulamasından vazgeçilerek, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren işletilmesi kabul edilmiştir.

Somut olaya gelince; Eşler … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … tarihinde kesinleşen ilamı ile boşanmışlardır. Söz konusu ilam,… 2.Aile Mahkemesi’nin … tarihinde kesinleşen kararıyla tenfiz edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu dava ise 17.08.2012 tarihinde açılmıştır. Kaldı ki davalı tarafça, süresinde zamanaşımı def’inde bulunulmamıştır.

Mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde toplanan ve toplanacak olan taraf delillerine göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Siteden

Neden Hukuk Eğitimi?

Hukuk fakülteleri, meslek kazandıran fakültelerdir. Hukuk fakültesinden mezun olursanız, pek çok...

Borçlar Hukuku Özel Ara Sınavı Soru ve Cevapları – 17.04.2010 – AÜHF

Borçlar Hukuku Ara Sınavı Soru ve Cevapları - 17.04.2010 - AÜHF

Göç Yollarında … 37 Fotoğraf

Her yeni gün, milyonlarca canlı koşmak, yüzmek ve uçmak için gözlerini açıyor....

Roma Hukuku 2013-2014 Bütünleme Sınavı – AÜHF

AÜHF 2013-2014 Öğretim Yılı I-C Roma Hukuku Bütünleme Sınavı

Kıymetli Evrak Hukuku – AÜHF 2005/06 Vize Sınavı

Kıymetli Evrak Hukuku - AÜHF 2005/06 Vize Sınavı

Siteye Son Eklenenler

Mal Rejimlerinden Kaynaklı Davalar (TMK MADDE 202-281)

Mal Rejimlerinden kaynaklı davalarda araştırılması gereken hususlar ve deliller ,Uygulamada sıkça hataya...

Yargı Reformu’nun 3. paketi olan 7251 Sayılı Kanun Tanıtım Videoları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 7251 Sayılı Kanunun...

Barolar Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki adli yıl açılışına davet edilmedi; “Bu suça ortak etmemeleri sevindirici”

Yargıtay Başkanlığı tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bugün (1 Eylül) organize edilen adli yıl...

Ölüm orucundaki avukat Ebru Timtik, hayatını kaybetti

Timtik, Avukat Aytaç Ünsal ile birlikte adil yargılanma talebi için başlattığı ölüm...

Avukatın Gözaltındaki Müvekkilleri ile Görüştürülmemesi ve Konu ile İlgili Ombudsman Tavsiye Kararı

Avukatın gözaltında bulunan müvekkilleriyle görüştürülmemesi ve bu süreçte yaşananlar hakkında TBMM Kamu...

Gayrimenkul Satış Vaadine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davaları

Satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında somut durum gerektirmedikçe keşif...