Sınav Soruları & Kur-Pratik

Siyasal Tarih Vize Sınavı – Soru ve Cevapları – FSM Üniversitesi Hukuk Fakültesi – 2018-2019 Yılı

Kaydet(0)

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2018-2019 öğretim yılı, Siyasal Tarih Vize Sınavı soru ve cevapları

FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ

HUKUK FAKÜLTESİ

2018/2019 BAHAR YARIYILI YAZ OKULU

“SİYASAL TARİH” VİZE SINAVI

Adı:                      Soyadı:                                               Numara:

05.08.2019

Açıklamalar

¨Yanınızda veya sıranızda kitap, not vs. bulundurmayınız ♦Cep telefonları Sınav Salonu Dışında Tutulmalıdır ¨Kurşun kalem kullanmayınız ¨Birbirinizden kalem vb. şeyler istemeyiniz ¨Cevap kağıdında yazılar okunaklı olmalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır; okunamayan kısımlar değerlendirme dışı bırakılacaktır ¨İstenilen sorudan başlanabilir ♦Sınav süresi 75 Dakikadır.

Başarılar Dilerim.   Dr. Aslan DELİCE

SORULAR

            1- Bilindiği gibi Anadolu Selçuklu Devleti 1243 yılında Kösedağı savaşında Moğollara yenilince zayıflamaya başlamış ve Anadolu’da Karamanlılar, Germiyanoğulları, Karesiler, Saruhanoğulları gibi çok sayıda beylik ortaya çıkmıştı. Osmanlılar nüfus ve toprak açısından diğerlerine nazaran orta büyüklükte olmalarına rağmen izledikleri siyaset sayesinde Selçukluların gerçek varisi olarak bir imparatoluk kurmayı başardılar.

            Osmanlılar’ın izledikleri siyaseti anlatıp günümüz Türkiye’sinin izlediği siyasetle mukayese ediniz.

            2- Batı’nın 19. Asrın ikici yarısında dünya üzerinde kurduğu sömürge ağı tüm insanları Batı’ya karşı yabancılaştırıp kendi kaderlerini kendilerini belirlemeleri noktasında cesaretlendirmişti. Dünya üzerindeki müslümanlar Osmanlı İmparatorluğunu Batı’ya kafa tutabilecek son islam gücü, II. Abdülhamiti de yeryüzünün halifesi olarak görüyorlardı. II. Abdülhamit Batı’yla olan mücadelesinde halifelik kurumundan ve Siyasal İslam’dan yararlandı. Bu siyasetle, Alman birliğinin sağlanıp Almanya’nın diğer Batılı devletlerle mücadeleye girmesi hemen hemen aynı zaman dilimine denk gelir. (19. Asrın son çeyreği)       Almanya’nın bu dönemde İslam dünyası ve Osmanlı İmparatorluğuyla nasıl bir ilişki kurduğunu açıklayınız.

            3- 1854 Kırım Savaşının Osmanlı Devleti üzerindeki mali sonuçlarını yazınız.

            4- 1856 Islahat fermanı Müslüman ve Hristiyan teb’a arasındaki eşitliğe kuvvetli bir vurgu yapar. Eşitliğe Osmanlı, İngiliz ve Rus bakış açısını anlatınız.

            5- Feroz Ahmad’e göre “Doğu Sorunu” nedir? Hangi olaydan sonra başlamıştır?

CAVAP ANAHTARI

            1- İmparatorluğun kurucusu Osman Bey’in toprakları Bizans’a komşuydu ve bu ona din savaşları / cihad yapma imkanı veriyordu. Bu sayede o ve halefleri Bizans’a karşı yürüttükleri cihad akınlarında gazi unvanı  taşıyabilmişti. Üstelik bu mücadelelerde Anadolu’nun her yerinden Müslümanlar Osman Bey’in saflarına katılmakta tereddüt etmiyorlardı.  Diğer beylikler birbirlerini kırıp Müslüman kardeşlerinin kanını dökerken Osmanlılar Doğu Roma İmparatorluğuna saldırarak büyük bir meşruiyet elde ettiler.

            Günümüzde de benzer bir siyaset güden Türkiye, Ege’de Yunanistan, Doğu’da Ermenistan ve Güneyde Batı ve İsrail’in hizmetinde olan G. Kıbrıs ile mücadele etmektedir. Diğer İslam ülkeleri olan İran- Irak -S. Arabistan-Kuveyt ve Mısır gibi ülkelere baktığımızda birbirleriyle mücadele ederek zayıf düştükleri, insan ve diğer kaynaklarını tükettikleri görülür. Bu durumun ABD-AB ve İsrail gibi sömürgeci devletlerin çıkarlarına hizmet ettiğine hiç kuşku yoktur.  

            2- 1871 yılında Almanya birliğini kurduktan sonra emperyalist rakipleri İngiltere, Fransa ve Rusya ile tek başına mücadeleye başladı. Hiç Müslüman sömürgesi olmadığı için bu ülkelere karşı Osmanlı devletiyle dostluk kurmanın ve yapılacak işbirliğinin Almanya için kazançlı olacağı açıktı.  Kayzer II. Wilhelm 1898’de başkent İstanbul’u ziyaret eden tek Batılı büyük devlet lideri oldu.  Daha sonra Kudüs’ü ziyaret edip haçlıları perişan eden S. Eyyubi’nin mezarını ziyaret etti. I. Dünya savaşından önce Alman-Osmanlı İttifakının temellerini atarak kendini Müslüman halkların dostu ilan etti. Bu sayede İngiltere’nin  Hindistan’a Rusların Akdeniz’e  ulaşmasını engelleyebilecekti.  

            3- Osmanlı Devleti 1854 yılına kadar mali açıdan borçlarını ödeme gücüne sahipti. Kırım Savaşı sırasında Avrupa’dan borç almak zorunda kalan Devlet, bu paraları modern bir devletin alt yapısını oluşturmak için harcamadı. Karayolları, demiryolları yapılmak yerine modern saraylar inşa edildi. Ordu için silahlar satın alındı büyük bir donanma inşa edildi. Borç alınan paranın devasa miktarı hanedan düğünleri için harcandı. 1880’de bir prenses öldüğünde ardında Galata bankerlerinden alınmış 16.000 Altın liralık yüklü bir borç bırakmıştı. Bu zincirleme hatalar devletin 1875 yılında mali açıdan iflasına yol açacak kadar ağır mali sonuçlar doğurdu.

            4-1856 tarihli Islahat Fermanı Tanzimat Fermanı hükümlerini yineleyerek Müslüman ve Hristiyanlar arasındaki eşitliği daha kesin bir şekilde ifade etmiştir. Ancak Avrupalı güçler eşitlik sorununu tamamen farklı görüyordu. Osmanlılar için eşitlik tüm Osmanlı tebaasının yasalar önünde eşit olması, cemaatlere yönelik ayrıcalıkların din konularına, millet kavramının da cemaate indirgenmesiydi.

            Ruslar için eşitlik, dini cemaatlere tanınan hakların bağımsızlık mümkün olmaz ise özerklik olarak genişletilmesiydi. İngilizler için eşitlik, Bab-ı Âlinin önerdiği gibi Müslüman ve Hristiyan tebaaları için Osmanlı yurttaşları olarak değil kurumsal topluluklar olarak milletler arasında eşitlikti.

            5- Batılı güçlerin Hristiyan toplulukları öne sürerek Osmanlı İmparatorluğu’nun çok dinli karakterini sömürmesi bir başka deyişle azınlıkları bahane ederek Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmesinin genel adı “Doğu Sorunudur.” Osmanlı-Rus savaşından sonra 1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca antlaşması, İstanbul’daki Ortodoks Kilisesini himaye etme dolayısıyla Osmanlı devletinin içişlerine karışma hakkını Rus devletine tanımıştı. Bu tarihten sonra Batılı güçler, Ermeniler, Rumlar, Bulgarlar gibi Hristiyan azınlıkları öne sürerek Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmeye başlamışlardır. Bunun karşılığında ise Sultan I. Abdülhamit, önce Rusya daha sonra diğer Avrupa güçleri tarafından “Tüm Müslümanların Halifesi” olarak tanındı.

Yorum ekle

Yorum yazmak için tıklayınız!

Araç çubuğuna atla