Image default
Tarih

Kimi geceler yıldızları seyrettiğiniz oluyor mu? Gökteki irili ufaklı yıldızlar insanları öylesine etkiler ki, ister istemez düş kurmaya başlar insan. Bir astronot olup uzayda dolaşmak, ya da en azından astronomiyle daha yakından ilgilenip bir teleskopun ucundan evreni seyretmek isteyebilir insan. Binlerce yıl önce yaşayan insanlar da gökyüzünden ve yıldızlardan çok etkilenmişlerdi. Onlar bugünkü gibi büyük kentlerde yaşanan ışık kirliliği olmadan, daha parlak yıldızlara bakmışlardı. Bugün gökyüzüne yansıyan kent ışıkları bizim gökyüzünü ve birçok yıldızı iyi görmemizi engellese de iki gökcismi var ki geceleri her şeye karşın görülebiliyorlar. Bunlar Ay ve Çoban Yıldızı olarak bildiğimiz göğün en parlak yıldızı (aslında bir gezegen olan Venüs)

Göğün en parlak cisimleri olan Ay ve Çoban Yıldızı astronomide olduğu kadar mitolojide ve kültürel antropo-lojide de büyük yer tutar. Her ikisi de geçmişte anaerkil toplum düzenini ve büyük Ana Tanrıça tapımını simgeli-yorlardı. Çoban yıldızı Babil’in büyük Ana Tanrıça’sı İştar’la özdeşleştirilirdi. Öyle ki bugün gökbilim için kullan-dığımız sözcüklerin çoğu da İştar adından türetilmiştir.

Ana tanrıça Sümer kaynaklarında karşımıza İnanna olarak çıkar. Bu isim Babil-Asur egemenliği döneminde İştar’a dönüşür. İştar, “yıldız” anlamına gelir. Gökyüzündeki en parlak yıldızdır İştar. “Aştoret” biçiminde Fenike diline oradan da Yunanlıların “Astarte” diye telaffuz ettikleri sözcükten “astron” ve “aster” biçimleriyle Yunanca’ya geçmiştir. Aynı sözcük “astrum” olarak Latince’ye, “sitare” olarak Farsça’ya, “astre”, “astro”, “star” biçimleriyle batı dillerine geçer. Bu sözcüklerden türetilen astronomi, astronot gibi sözcüklerin temelinde ana tanrıça İştar’ın adı vardır.

İştar, aynı zamanda toprağın bereketini, verimliliğini temsil eder. Topra-ğın ürün vermesi, hayvanların yavrula-ması, insanların doğuırması hep onun sayesindedir. Aslında bereket ve bolluğu simgeleyen ana tanrıçanın bir yıl-dızla birlikte anılması oldukça da an-lamlıdır. Babilliler hasat zamanını, ekim-dikim zamanını her zaman gök-yüzüne bakarak yaparlardı. Tarımsal çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla bir de takvim geliştirmişlerdi. Kutsal Babil takvimi gerçekte bir Ay takvimiydi ve Ay’ın çeşitli evreleri Ay Tanrıça Sin’e tapanlar için oldukça önemliydi. Ay Tanrıça Sin parlak Çoban Yıldızı’nın, başka bir deyişle İştar’ın annesi olarak görülürdü. Sin’in kutsal sayısı 30’du. Bu aynı zamanda bir aydaki gün sayısıydı.. Ay’ın evreleri de dinsel açıdan büyük önem taşırdı. Ay’ın ilk günü, yeni ışığın günü olarak kutlanırdı. Ay’ın yedinci günüyse kötü gündü. On beşinci gün dolunay bayramı olarak adlandırılırdı; yirmi sekizin-ci günse yok olu ş günüydü. İştar, Sin’in kızı ve Güneş Tanrı Şamaş’ın kardeşiydi. İştar’ın simgesi genellikle altı ya da sekiz ışınlı Venüs’tü (Çoban Yıldızı).

Ana tanrıça çeşitli halklar arasında farklı isimlerle anılırdı; ama ona atfedilen özellikler ve inançlar birdi. Büyük tanrıçaya verilen sanlar, yani Cennetin Ecesi, Yükseklerin Hanımı, Göksel Yönetici, Evrenin Hanımı, Göklerin Egemen Ecesi şeklindeydi. Bunlara genellikle kentin ya da kasabanın adı da eklenirdi. Adı ne olursa olsun büyük tanrıça anaerkil toplumların inandığı en önemli varlıktı. MS 2. yüzyılda yaşamış Romalı yazar Apuleius’un bir eserinde Ana Tanrıça kendisini şöyle anlatır:

“Ben Doğa’yım. Evrensel Ana,tüm öğelerin hanımı, zamanın başlangıcındaki çocuk; tinsel her şeyin tek egemeni, hem ölülerin hem de ölümsüzlerin ecesi, bütün tanrılarla tanrıçaların tek belirirmiyim. Bir baş eğişimle göklerin parlak yüksekliklerini, sağlık saçan deniz esintilerini,tımızdaki dünyanın yas dolu sizliğini yönetirim. Gerçi insanlar farklı görüntülerime tapar, sayısız adla tanınırım ve övüldüğüm kuttörenler birbirinden farklıdır, ama tüm dünyada ululanan hep ben olurum.”

Anadolu’da da anaerkil halklarının en eski ve en büyük ana tanrıçası olarak da karşımıza Kibele çıkar. Anadolu’dan gelip geçmiş bütün kavimlerin baş tanrıçası olan Kibele’nin tapımı birçok köşesine yayılmıştır. Çeşitli yerlerde çeşitli adlar almış, ne var ki yaratıcı ve doğurucu niteliğini her yerde korumuştur. Temel tapım yerinin Sakarya nehrinin ağzındaki Murat Dağı’nın yamaçları olduğu sanılmaktadır. Hititler ona Kubaba ya da Kupapa derlerdi. Girit’te ona Rhea, Yunanistan’da Artemis adı verilmişti.

Ortadoğu’da Hübel adıyla bilinirdi. İbranilerin tanrısı Eloah, onların Kübele adındaki bir kara taşa verdikleri addı. Kibele genellikle siyah bir taş parçası olarak betimlenirdi. Araplar da Kibele’nin bir heykel taşını götürüp tapmak için Mekke’ye dikmişler. Kâbe adının buradan türediği söylenir. Çeşitli ülkelerde, çeşitli isimler alsa da Ana Tanrıça hemen hemen aynı özelliklere sahiptir. O, doğayı bütün verimliliğiyle ve canlandırıcılığıyla temsil eder. Halikarnas Balıkçısı adıyla tanıdığımız ünlü yazarımız Cevat Şakir Kabaağaçlı, Anadolu Tanrıları adlı kitabında Kibele’nin oluşumunu şöyle anlatır:

“Bir zamanlar gökler denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek haldeymiş. Fakat birdenbire bir müzik duyulmuş. Bunun üzerine gökler ve denizler yine bir evren oluşturacak şekilde ayrılmışlar. Bu esrarengiz müzik Kibele’nin doğduğunu ilan ediyormuş. Kibele’nin sembolü Ay’mış.”

Kibele’yi simgeleyen siyah taş parçasının aslında Dünya’ya düşmüş bir göktaşı olduğu biliniyor. Bugün Murat Dağı adıyla bildiğimiz ve antik çağda Agdistis ya da Dindymos adıyla anılan dağın eteğinde bulunan Pessinus kentinde bir tapınağı vardı. Siyah göktaşı bu tapınakta saklanır; gökten gelen ana tanrıça olduğu düşünülür tanrıça kültü buradan pek çok yerine yayıldı.

Putperestlik döneminde arapla Kabe’ye siyah bir taş koydukları ve Kibele adına ibadet ettikleri biliniyor. İbadet ederken yönlerini Kibele’ye dönerler öyle ibadet ederlermiş. Sözcük olarak Kibele’ye dönmek günümüzde de kıbleye dönmek olarak anlamını koruyor.

Sözcük olarak Kibele, Roma’daki kehanet kitap -Sybilla Kitapları’na da kaynaklık etmiştir. Ana tanrıça kültünün yayılmasının ardın -MÖ 204 yılında, Pessi tapınaktan alınıp törenle Roma’ya götürülmüş, burada Palatinus Tepesi’nde bir tapınağa yerleştirilmişti. Bu tapınakta bulunan kahinler Romalılara yeni bir inanış biçiminin girmesine neden oldular. Ana tanrıça Kibele’ye , Roma’da Magna Mater (Büyük Ana) ismiyle tapınılmaya başlandı.

Günümüzde ana tanrıça tapımı ortadan kalktı; gökcisimlerine baktığımızda da onların ilahi varlıklar değil doğal cisimler olduklarını biliyoruz.

Yine de kimi geceler başımızı gökyüzüne kaldırıp yıldızları seyrederken onları başka şeylere benzetmekten kendimizi alamıyoruz.

—————–  Gökhan Tok ————————

Bilim ve Kültür Dergisi, Mart 2014

Kaynaklar

Erhat, A., Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 1999
Frazer, J.G., Altın Dal, Payel Yayınevi, Çeviren: Mehmet H. Doğan,1991
Hançerlioğlu, O., Dünya İnançları Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 2000
Stone, M., Payel Yayınevi, Çeviren: Nilgün Şarman, 2000

Kategoriden Diğer İçerikler

Bilinmeyen Lozan

Ankahukuk

AP foto muhabirlerinin objektifinden Vietnam Savaşı

Ankahukuk

Mileva Maric / Einstein’ın gölgesinde bir hayat

Ankahukuk

Kral Edward’ın Türkiye Ziyareti

Ankahukuk

Avukatlık Mesleğinin Tarihçesine Bir Bakış

Ankahukuk

Eski Yunan Yargı Sistemi: MÖ IV. Yüzyılda Atina’da Yargıçlar Ve Mahkemeler

Ankahukuk

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?

Sitemiz, kullanıcı deneyimini arttırmak için cookie (çerez) kullanmaktadır. Kabul Ediyorum >> Daha Fazlası

Gizlilik ve Çerez Politikası
Araç çubuğuna atla