arama

Ticaret Mahkemesinin Kısa Tarihi, Yeni Yapısı, İş Dağılımı ve Islahı

Ticaret mahkemeleri mevcut ihtisas mahkemeleri arasında aslında en eski mahkemeler arasındadır. Zira, Tanzimat dönemi sonrası sadece askeri alanda değil hukuk alanında da yeniliklerin yapılması gündeme gelmiştir.
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • ankahukuk ankahukuk

Büyüyen ve sürdürülebilir ülke ekonomisi açısından genel olarak yargı sisteminin, özel olarak ticaret mahkemesinin yapısının ve çalışma tarzının en önemli unsurlardan olduğu tartışmasızdır. 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 45 inci maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile aynı Kanuna eklenen geçici 5 inci maddesi gereğince ticaret mahkemelerinin yapısı ve çalışma tarzı değiştirilmiştir.

Büyüyen ve sürdürülebilir ülke ekonomisi açısından genel olarak yargı sisteminin, özel olarak ticaret mahkemesinin yapısının ve çalışma tarzının en önemli unsurlardan olduğu tartışmasızdır. 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 45 inci maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile aynı Kanuna eklenen geçici 5 inci maddesi gereğince ticaret mahkemelerinin yapısı ve çalışma tarzı değiştirilmiştir. Faaliyette bulunacak asliye ticaret mahkemelerinin sayısı ve faaliyete geçirilecekleri tarih Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesince görüşülmesi sonrası yapısı değiştirilen asliye ticaret mahkemeleri 15/09/2014 tarihi itibari ile faaliyete geçmiştir.

Mustafa AKIN
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimi
İSTANBUL BAROSU DERGİSİ Cilt: 89 • Sayı: 4 • Yıl: 2015

1- TİCARET MAHKEMELERİ YAPISININ KISA TARİHİ

Ticaret mahkemeleri mevcut ihtisas mahkemeleri arasında aslında en eski mahkemeler arasındadır. Zira, Tanzimat dönemi sonrası sadece askeri alanda değil hukuk alanında da yeniliklerin yapılması gündeme gelmiştir. O dönemden itibaren Avrupalı ülkelerle artan ve artması istenen ticari ilişkiler 25 Şevval 1255 tarihinde ticaret mahkemesinin kurulması ile sonuçlanmıştır. O dönemde ticaret mahkemelerin nasıl ve hangi usule göre çalışacağı henüz belirlenmediği için geçici bazı kurallara koyarak mesele halledilmeye çalışılmıştı.2 Ancak kurulan ticaret mahkemesinin hangi usule göre çalışması gerektiğinin Avrupa’da mevcut kanun tekniğine göre düzenlenmesi kaçınılmazdı.

Yargısal değişim ve gelişim sonucunda ise Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi 10 Rebiülahir 1278 ( Miladi 1861 ) tarihinde kabul edilmiştir. Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi Osmanlı Devlet’inde iktibas yoluyla kabul edilen ilk usul kanunudur. Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, 1 bab altındaki 10 fasılda yer alan 140 maddeden oluşmaktadır…. Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesinin, 1297 (Miladi 1880) yılından sonra da ticaret mahkemelerinde uygulamaya devam ettiğini gösteren mahkeme kararları bulunmaktadır…… Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesi, anlaşıldığı kadarıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun kabul edilip yürürlüğe girmesine kadar uygulanmaya devam etmiştir…. Bu kanunla şeriye mahkemelerinde tek hakimle yargılama yapılırken, yeni sisteme göre yargılama birden fazla mahkeme üyesi tarafından gerçekleştirilmekteydi.3

Mevcut açıklamalara göre günümüzde ticaret mahkemelerinin toplu halde çalışma ve karar vermesinin kanuni alt yapısının günümüzdeki ticaret mahkemesi teşkilatı anlamında 1861 yılında düzenlendiği ve 1086 sayılı HMUK.’un yürürlüğe girmesine kadar devam ettiğini söylemek mümkündür.

Anlaşıldığı kadarıyla 10 Rebiülahir 1278 (1861) tarihli Usul-ü Muhakeme-i Ticarete Nizamnamesi ile ilk defa ticaret mahkemelerinde uygulanacak usul belirlenmiştir. İlk usul kanunu ile ticaret mahkemelerinin çalışma tarz ve yapısının düzenlenmiş olması, ticaret mahkemelerinin diğer hukuk mahkemeleri ile kıyaslandığında fark ve önemini ortaya koymaktadır. Zira adı geçen nizamneme’nin içeriği incelendiğinde, ticaret mahkemesinin birden fazla üyeden kurulu olduğu, mahkeme başkanının bulunduğu, mahkeme başkanının mahkeme üyeleri ile dava hakkında “müzakere odasında” görüşme yapabilecekleri, akabinde karar verecekleri, müzakere sonucunda hüküm verilemediği takdirde yargılamanın ileri tarihe bırakılacağı, “ oy çokluğuyla ” karar alınabileceği hususlarının açıkca düzenlenmiş olması ( m. 47- m. 66 arası ), bugün uygulanan haliyle alıştığımız ve heyet halinde çalışan mahkemelerin temelini teşkil etmektedir.

Toplu hakim sistemi iyi yürümemiş; İkinci Meşrutiyet’ten sonra istinaf mahkemesi aza sayısının beşten üçe indirilmesi, diğer mahkemelerin ise tek hakimle vazife yapması yönünde bir meyil doğmuştur. Böylece muhakeme süratlenecek, hem de eleman tasarrufu sağlanacaktı. Ayrıca tek hakimli mahkemelerin kararlarının adaletin tecellisine daha elverişli bulunduğu; çünkü tek hakim karar verirken vicdanı ile baş başa kaldığı için daha temkinli davranacağı; heyetten müteşekkil mahkemelerde ise mesuliyetin çoğu zaman birbiri ile paylaşıldığı için hakimlerin daha az özenli davranma ihtimalinin bahis mevzu olduğu düşünülmekteydi. Heyet halinde karar veren mahkemelerde bütün işleri tek bir hakim yapmakta diğerleri ise yalnızca kararların altını imza etmekle yetinmekteydi.

Nihayet 1331/1913 yılında çıkarılan Edirne vilayetinde teşkil olunacak Mehakim Hakkında Kanun gereği ilk defa Edirne’de meriyete girmek üzere tek hakim sistemine dönülmeye başlanmış; bidayet mahkemesi azalarının sayısı bire, istinaf mahkemesi azalarının sayısı ikiye (reis hariç) indirilmiştir. Bu usulü uygun görülecek diğer vilayetlere yaymak üzere Adliye Nazırı’na aynı yıl selahiyet verilmiştir.İkinci Meşrutiyet ve Anadolu Hükümeti döneminde tek hakim usulü pek çok yere yayılmıştır.

Cumhuriyet döneminde 865 sayılı ve 1926 tarihli Ticaret Kanunu yürürlüğe girmiş olup esasen Cumhuriyet dönemindeki ilk kanunlardandır. Bu kanun yürürlükte olduğu dönemde de yukarıda anlatılan şekilde ticaret mahkemelerinin de diğer hukuk mahkemeleri gibi tek hakimli görev yaptığı anlaşılmaktadır.

Nihayet, Prof. Dr. Ernest Hirş başkanlığında çalışan heyetin hazırlamış olduğu 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1957 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu tarihe kadar ticaret mahkemeleri bilindiği üzere ile tek hakimli olarak görev yapmış, kanunun yürürlüğe girdiği 1957 yılından sonra ise toplu olarak görev yapmıştır. 1960 yılındaki askeri yönetim sonrası kısa bir dönem tek hakim ile ticaret mahkemeleri görev yapmış ise de mevcut yapı benimsenmediğinden, ticaret mahkemeleri yeniden toplu olarak görev yapmaya devam etmiştir.

09.02.2011 Tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ticaret mahkemeleri yeniden tek hakimli hale getirilmiş, 2011 yılı temmuz ayı itibariyle ticaret mahkemeleri tek hakimli olarak faaliyete geçmiştir. Uygulamaya geçilmesinden itibaren yaklaşık iki yıl sonra Adalet Bakanlığı nezdinde yeniden ticaret mahkemelerinin heyet halinde çalışması için değişiklik gündeme gelmiştir.

Hukukla meşgul olan bilginler isteyerek veya istemeyerek insanoğlunun içinde yaşadığı insan toplulukları ile bunların bünyesi ve nizamını göz önünde tutmak zorunda kalmışlardır. Çünkü fizikötesi (metafizik) görüşlerinden mülhem olarak değer kuramı zaviyesinden hukukun fenomen ve müesseseleri hakkında hüküm vermek isteyen kimse, olanı kavramadıkça olması lazım geleni de sağlam temeller üzerine kuramaz. Fikir tarihinin bize gösterdiği gibi bilginler çok defa hayattan uzak kalarak yeşil masa başında hayranlığımızı çeken hukuk sistemlerini tasarlamışlarsa gökte değil, yeryüzünde sayısız güçlükler ve ıstıraplar altında birlikte yaşamak zorunda bulunan insan oğullarına müessir bir yardımda bulunamamışlardır. O halde yüce bilginlerin hukuk mevzu etrafında beyan ettikleri yüksek fikir ve idealler hakkında hüküm verebilmek için toplumsal (içtimai) hayatın temel taşlarını, hususiyle Aristo’nun meşhur sözüne göre fıtri olarak toplumsal bir mahluk olan insan oğlunun bu bakımdan önemli olan özünlü (zati) ve dışınlı ( gayri zati ) yaşama şartlarını incelemek gerekmektedir.

Mevcut yapının sağlam temeller üzerine kurulamadığından olsa gerek ki ticaret mahkemelerinin yapısı ve çalışma tarzı yukarıda açıklandığı üzere 6545 sayılı Kanunun 45. maddesi ile değişik 5235 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 5 ince madde gereği yeniden değişmiş ve bu defa meydana gelen değişiklik ticaret mahkemelerinin yapısı ve çalışma tarzı konusunda ülkemizde ilk defa görülen bir şekilde oluşmuştur.

Bir başka deyişle ticaret mahkemelerinde hem tek hakimli hem heyetli çalışma tarzına geçilmiş, bu suretle karma bir çalışma tarzı benimsenmiştir.

2- TİCARET MAHKEMELERİNİN YENİ YAPISI

Yapılan değişiklikle ticaret mahkemesinin yeniden heyet olarak düşü- nüldüğü ve görevi noktasında iki ayrım yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre ticaret mahkemesinin heyet sıfatıyla bakacağı dava ve iş türleri sınırlı sayı prensibi çerçevesinde tek tek sayılmış, bu istisna türler dışında kalan tüm dava ve işlerin mahkemedeki hakimlerin biri tarafından görüleceği ve karara bağlanacağı düzenlenmiştir. Böylece adli yargıda bir mahkemede hem tek hakim hem heyetli olarak yargılama yapılması sistemine geçilmiştir. Ticaret Mahkemelerinin bu yapısının karma bir nitelik arz ettiği açıktır.

2.1.Mahkemenin Tek Hakim Veya Heyetli Çalışmasındaki Ayırım
a) Ticaret Mahkemesinin Heyet Olarak Göreceği Dava ve İşler:

Konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda dava değeri üç yüz bin Türk lirasının üzerinde olan dava ve işler,
Dava değeri ne olursa olsun,
– İflas, iflasın ertelenmesi, iflasın kaldırılması ,iflasın kapatılması, konkordato ve yeniden yapılandırmadan kaynaklanan davalar,
– 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda hakimin kesin olarak karara bağlayacağı işler ile davalar,
-Şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin davalar, yönetim organları ve denetim organları aleyhine açılacak sorumluluk davalarına, organların azline ve geçici organ atanmasına ilişkin davalar, fesih, infisah ve tasfiyeye yönelik davalar,
-12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa ve 21/6/2001 tarihli ve 468/6 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa göre yapılan tahkim yargılamasında; tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptal davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararların tanıma ve tenfizine yönelik davalar,
– Heyet Halinde bakılacak davalarla ilgili olmak üzere, dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra talep edilen ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirler,
Ticaret mahkemesinin heyet olarak görevi kapsamında kalmaktadır. Adı geçen düzenlemeye göre ticaret mahkemesinin heyet olarak göreceği dava ve işler yukarıda sayılanlardan ibarettir.

b) Ticaret Mahkemesinin Tek Hakimli Olarak Göreceği Dava ve İşler:

(a) bendinde sayılan dava ve türleri dışında kalan diğer tüm ticari davaların ise tek hakim tarafından görüleceği anlaşılmaktadır ki bu konuda dava türlerini saymaya gerek bulunmadığı açıktır. Zira ticaret mahkemesinin heyet olarak görmeyeceği tüm dava ve işler tek hakim tarafından görülecektir.

Bu noktada ifade etmek gerekir ki kanun koyucu ticaret mahkemesinin heyet halinde görmesi gereken dava türlerinin sınırlı olarak saymıştır. Bu durumda hangi davanın heyet tarafından hangi davanın tek hakim tarafından görülmesi gerektiği noktasında yorum tekniği açısından dar yorum yapılması gerekir. Kaldı ki kanun koyucunun istisnai olarak saydığı dava türlerinin varlığı karşısında dava türlerinin genişletilmesi yorum yoluyla mümkün değildir. Ancak uygulamada az dahi olsa hangi dava ve işlere tek hakim, hangi dava ve işlere heyetin bakacağı noktasında tereddütler olabilmektedir. Nitekim miktarı 300.000 TL den fazla olan çeklerle ilgili zayi nedenine dayalı iptal davalarına, yine hisse devirlerinin tespiti davalarına ve hatta yönetim kurulu kararının iptali davalarına az da olsa heyet tarafından bakıldığı görülmektedir. Esasen bu durum ileride Yargıtay tarafından verilecek bozma ve onama kararları ile ancak giderilebilecektir. Açıklanan sakıncanın giderilebilmesi açısından dava dilekçelerinin yazımında dilekçelerin “tek hakimli ticaret mahkemesine” veya “heyetli ticaret mahkemesine” hitaben yazılması bu açıdan faydalı ve dikkat çekici olabilecektir.

Yapılan düzenleme gözetildiğinde artık ticaret mahkemesinin “heyet sıfatıyla” bakacağı ve “tek hakim sıfatıyla” bakacağı davalar şeklinde bir ayrım yapıldığı söylenebilir. Hatta bu açıdan ticaret mahkemelerinin baktıkları davalarda, “tek hakimli mahkeme sıfatıyla” veya “heyetli mahkeme sıfatıyla” davalara baktığının tensip tutanağı ve gerekçeli karar başlığında belirtilmesi de mümkündür.

Yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki kanun metninden açıkca anlaşıldığı üzere ticaret mahkemelerindeki yargılamalarda artık asıl olan tek hakimli, istisna olan ise heyetli yargılamalardır. Zira kanun koyucu heyetin bakacağı davaları sınırlı olarak saymış ve istisnai olarak düzenlemiştir. O halde ticaret mahkemesi heyetinde görev yapan başkan hakim ve üye hakimler öncelikle ticaret mahkemesi hakimidir.

Cumhuriyet tarihinde ve adli yargıda ilk defa görülen bu yapının HSYK’nın müstemir yetki kararnamesine doğru yansıtılamadığı kanaatindeyiz. Zira müstemir yetki kararnamesinde heyette aynı zamanda üye olarak görev yapan hakimlerin müstemir yetkisi “Ticaret Mahkemesi Üye” yerine “Ticaret Mahkemesi Hakimi” olarak belirtilmelidir. Kıyaslamak gerekirse Adalet Bakanlığı müsteşarı olarak atanan hakim, bu görevi nedeniyle HSYK’nın doğal üyesi olmaktadır. Bir başka deyişle HSYK’nın doğal üyesi olduğu için müsteşar olmamaktadır. O halde kıyaslamak gerekirse asli görev olan müsteşarlık görevi ise ticaret mahkemesi heyetindeki üye hakimin asli müstemir yetkisi ticaret mahkemesi hakimliğidir. Yeni oluşan yapıda bu nitelendirme teorik bir nitelendirme olmayıp ticaret mahkemelerinin yapısı ve çalışma tarzının doğru kavranılması, kalem personelinin görevlendirilmesi, hakim terfisi, dış ilişkide mahkemeden hizmet alanlar ile hakim arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, hakim ile kalem personeli arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, özellikle komisyon başkanlığınca yapılan çalışmalar açısından önem arzetmektedir.

2.2 TİCARET MAHKEMELERİNİN HEYET HALİNDE VEYA TEK HAKİM OLARAK BAKMASI GEREKEN DAVA TÜRLERİNİN BELİRLENMESİNE DAİR DÜZENLEMENİN ELEŞTİRİSİ

Heyetin bakacağı dava türlerinden çoğunu teşkil eden iflas, iflasın kaldırılması, iflasın kapatılması, konkordato, yeniden yapılandırma, tahkim şartına dair itirazlar ile bu çerçevedeki iptal davaları, hakemlerin seçimi ve reddi davaları ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davaların, yine Ticaret Kanunu uyarınca hakimin kesin olarak karar bağlanacağı işler ve davaların toplamının İstanbul ilindeki ortalama yıllık bin davanın geldiği bir mahkemede ortalama olarak yirmi veya kırk adet dava dosyasını ancak bulabileceği, bir başka deyişle % 2 – % 4 oranına tekabül edebileceği ticaret hakimlerince bilinen bir bilgidir. Bu dava türlerinin teknik açıdan müzakereyi en az gerektiren ve teknik açıdan basit nitelik arz eden dava türlerinden olduğu halde heyet halinde görülmesi, ticaret mahkemelerindeki diğer dava türleri gözetildiğinde anlaşılması fevkalede zordur.

Türk Ticaret Kanun gereği hakimin kesin olarak karara bağlayacağı işler ile davaların heyet tarafından görülmesi düzenlenmiştir. Oysaki, 6100 sayılı HMK. m.382 hükmünde olduğu üzere kesin olan dava ve işlerin örnekler verilerek açıklanması, tereddütlerin giderilmesi açısından faydalı olabilirdi. Elbette kanun metni incelenmek suretiyle de bu durum tespit edilebilecektir. Ne var ki, yapılan bu düzenlemeye karşılık 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği hakimin kesin olarak karara bağlayacağı işler ile davaların heyet tarafından neden görülmediği usuli açıdan anlaşılması zor bir durumdur.

Yine şirketler ve kooperatif hukukundan kaynaklanan genel kurul kararının iptali ve butlana ilişkin davalara heyet tarafından bakılacak iken 6102 sayılı T.T.K da genel kurul kararlarının geniş anlamda hükümsüzlüğü kapsamı içinde yer alan yokluk hallerinin, (kanun yokluğu saymamıştır) istisnai de olsa yönetim kurulu karar iptallerinin, yine kurucular ile tasfiye kurulu aleyhine açılacak sorumluluk davalarının neden tek hakimli ticaret mahkemesi tarafından görülmesi gerektiği anlaşılamamaktadır.

Kanun koyucunun şirketler hukukundan ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan tüm davaların heyet tarafından yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tercih etme imkanı olduğu halde neden böyle bir tercih yapıldığı da dava türleri gözetildiğinde izaha muhtaçtır. Esasen bu durumun gerek yargısal gerek disiplinel anlamda problemlere yol açabileceği düşünülmektedir.

3- TİCARET MAHKEMELESİNE GELEN DAVA VE İŞLERİN DAĞILIMINA İLİŞKİN DÜZENLEMENİN ELEŞTİRİSİ

Ticaret mahkemelerinin yapısının ve çalışma tarzının Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönemde görülmemiş şekilde değiştiği açıktır. Zira bu değişiklik sonucunda 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. m. 185 uyarınca toplu hukuk mahkemelerinde tahkikatı yapmakla görevlendirilen hakimin tahkikatın tamamlandığı kanaatine varması durumunda müteakip işlemlerin toplu mahkemeyi oluşturan hakimler tarafından yapılacağına dair düzenleme zımnen uygulanamaz hale gelmiştir. Zira mevcut değişiklik karşısında toplu olan tek hukuk mahkemesi ticaret mahkemelerindeki heyettir. Ancak heyet kanun değişikliği gereği bakmakla yükümlü olduğu davaların tüm yargılama aşamalarını heyet olarak gerçekleştirmek zorundadır.

Ticaret mahkemesinin yapısı ve çalışma tarzına dair bu değişiklik ticaret mahkemesine gelen dava ve işlerin dağılımı konusunda kanunda açıklık bulunmaması nedeni ile HSYK. Birinci Dairesinin 17/09/2014 tarih ve 2100 sayılı kararına konu olmuştur.

Adı geçen karara göre:

“1-6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 45. Maddesi ile değişik 2233 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin) Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Konunun 5 inci maddesine göre heyet halinde görülmesi gereken dosyalara ait iş ve işlemlerin mahkeme başkanı tarafından yürütülmesine,
2-Daha önce asliye ticaret mahkemesi hâkimi iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesinin 08/09/2014 tarih ve 1945 sayılı kararı ile asliye ticaret mahkemesi başkanlığı veya üyeliğinde yetkilendirilenlerin daha önce bakmakta oldukları asliye ticaret mahkemesine ait dava dosyalarına (heyet halinde bakılması gereken dosyalara başkan tarafından bakılacaktır) bakmaya devam etmelerine,
Ticaret mahkemesi üyeleri tarafından bakılmakta iken, heyet olarak bakılması gereken dosya olması nedeniyle heyete devredilen dosyalan ait iş ve işlemler mahkeme başkanı tarafından yürütüleceğinden, üyelerin heyete devrettikleri dosya sayısı kadar dosyanın öncelikle üyelere tevziine.
Daha önce asliye ticaret mahkemesi dışında bir mahkemede yetkili iken ticaret mahkemesi başkanlığına veya üyeliğine atananlar ile ticaret mahkemesinde yetkili iken dosya devralmaksızın ticaret mahkemelerinde yetkilendirilen başkan ve üyeler, uhdelerinde dosya getirmediklerinden, yetkilendirildikleri mahkemenin derdest dosya sayısının kendisi dışında o mahkemede yetkili hakim sayısına bölünmesi suretiyle bulunan derdest dosya ortalamasının 2/3’ü kadar dosyanın öncelikle bu hakim ve başkana tevziine,
3-İkinci bent uyarınca dosya denkleştirilmesi yapıldıktan sonra yeni gelen işlerin başkan ve üyeler arasında tevziine, ancak heyet halinde bakılması gereken dosyaların her birinin diğer dosyaların iki adedine eşit olarak kabul edilmesine,
4-Mahkemelere yeni üye yetkilendirilmesi yapıldığı takdirde bu üyelerin genel tevziiden alacakları dosya sayısına ilişkin kriterlerin müstemir yetki kararnamesinde ayrıca belirlenmesine karar verilmiştir.”

HSYK almış olduğu bu karar ile 15/09/2014 tarihi itibari ile kural olarak tek hakimli, istisnai olarak heyetli çalışmaya başlayan ticaret mahkemelerinin işleyiş şeklini kanımızca bir anlamda düzenlemiş olmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki ticaret mahkemelerinin heyetli olarak bakacağı davalarda tüm yargılama aşamasının heyet tarafından yürütüleceği ön görüldüğü halde HSYK kararı ile bu tip dava dosyalarına ait iş ve işlemlerin mahkeme başkanı tarafından yürütüleceğine dair alınan karar heyetin baktığı dava dosyalarına ait iş ve işlemlerin yürütülmesinde kavram kargaşasına yol açabilecek nitelikte olup bu husus aşağıda ayrıca incelenecektir. Ancak bu noktada ifade etmek gerekir ki HSYK kararının içeriği, ticaret mahkemesinin işleyiş şeklinin kurul kararı ile düzenlenmemesine yönelik eleştirilere ve giderek mahkemenin işleyişinin kanunla düzenlenmesini ön gören Anasayasanın m.142 hükmünde aykırılık taşıdığına yönelik eleştirilere yol açabilecek niteliktedir. O halde ticaret mahkemelerinin işleyiş konusunda kanuni düzenleme yapılması bu eleştirilerin önüne geçilmesi açısından faydalı olabilecektir.

Mahkemeye gelen dava ve işlerin dağılımına ilişkin esasların, “işlerde denge sağlanacak biçimde mahkeme başkanı tarafından önceden tespit edileceğine” dair düzenleme yargılama hızı ve isabeti noktasında aynı terfi kurallarına tabi olan hakimler arasında gerek denkleştirici adalet gerek dağıtıcı adalet gerek hakkaniyet kurallarının sağlanmasını imkansız hale getirmektedir. Zira Uyap ortamında hakime baktığı dava türünden dolayı kaç puan verileceğine dair yapılacak düzenlemenin daha objektif olduğu açıktır. Ancak bundan da önemlisi hakimlerin terfi etmesine doğrudan etkisi olan bu hususların birbiriyle aynı kurallara tabi olan, aralarında alt-üst ilişkisi olmayan hakimler açısından çalışma barışını ve motivasyonu bozucu etkisi göz önünde tutulmalıdır.

Getirilen düzenlemenin sakıncaları HSYK. Birinci Dairesinin 17/09/2014 tarihli kararı ile ve henüz kanunun yürürlüğe girmesinin üzerinden bir hafta dahi geçmeden ortaya çıkmıştır. Zira kanun metninin yazılışındaki açık hata ticaret mahkemelerinde görülen dava türlerinin ve niteliklerine ilişkin ve en önemlisi ticaret mahkemelerinin çalışma tarzı- nın gözden kaçırılması sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu durumun kanunun yürürlüğe girmesinden bir hafta geçmeden doğal olarak kaosa yol açtığı ortaya çıkması karşısında, HSYK almış olduğu bu karar ile kanun koyucunun mahkeme başkanına vermiş olduğu görev ve yetkiyi mahkeme başkanına fiilen zorunluluklar karşısında kullandırmamış, bu suretle ortaya çıkan kaosu HSYK belirlemiş olduğu esaslar çerçevesinde ortadan kaldırmaya çalışmıştır. HSYK vermiş olduğu karar ile bir ölçüde aksaklığı gidermiş ise de gelen işlerin dağılımında denkleştirici adaletin, dağıtıcı adaletin ve hakkaniyetin sağlanamayacağı açıktır. Aslında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 17/09/2014 tarihli kararı ile ortaya çıkan kaos kısmen giderilmiş olmakla beraber dağılıma dair esasların tereddüt uyandırdığı anlaşılmaktadır. Zira bu durum uzun vade de ticaret mahkemesi hakimlerini terfi açısından tutturması gereken iş yüzdesi ve bozma oranları gözetildiğinde ve özellik ticaret mahkemesi heyetindeki üye hakimler aleyhine durum oluşturacak, bu durum müstemir yetki değişikliği taleplerini meydana getirebilecektir. Belirtilen kurul kararının ikinci maddesi karşısında, kanun değişikliği öncesi asliye ticaret mahkemesi hakiminin daha önce baktığı dava dosyalarından heyet halinde bakılması gereken dosya var ise heyete devredilen dosya sayısı kadar dosyanın öncelikle üye hakimlere tevzi olunması öngörülmüştür. Örneğin; üye hakim heyete bir iflas dosyası devretmiş ise bir adet dosyayı bir dosyayı tevziden alacak, di- ğer hakim beş dosya devretmiş ise beş dosyayı tevziden şahsen alacaktır. Buna mukabil tevzi müdürlüğünden yeni gelen ve heyet halinde bakılması gereken dosyaların her biri ise heyet halinde bakılması gerekmeyen diğer dosyaların iki adedine eşit olarak kabu edilecektir.

Örneğin; başkanın almış olduğu bir iflas dosyası tek hakimin baktığı iki dosyaya eşit kabul edilecektir. Yukarıdaki durum kıyaslandığında kararın kendi içinde çelişkili olduğu, özellikle tüm hakimlerin dosyalardan eşit olarak sorumlu olduğu ise gözden kaçmayacaktır.

Yukarıda açıklanan duruma ilişkin HSYK. Genel Sekreterliği 5.12.2014 Tarih ve 61434595-1187/52866 sayılı ve tevziye ilişkin görüşünde;

“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesinin 17/09/2014 tarihli ve 2100 sayılı kararı uygulanırken; mahkemeye gelen ve heyet halinde görülmesi gereken bir dosyanın başkana tevzii ile buna karşılık olarak üyelere 2’şer dosya tevziinden sonra geriye kalan dosyaların başkan ve üyeler arasında eşit şekilde tevziine,

Bakırköy ( ) Ticaret Mahkemesinin 24 adet dosya açılmış olup bunlardan 3 tanesi heyet halinde, 21 tanesi ise tek hâkim tarafından bakılması gereken dosya olduğu varsayımında, bu dosyalar tevzi edilirken heyet halinde görülmesi gereken 3 dosyanın, mahkeme başkanına, buna karşılık olarak 6’sar dosyanın üyelere tevzi edildikten sonra geriye kalan 9 dosyanın başkan ve üyeler arasında eşit şekilde tevziine, sonuç olarak başkana 6 ve üyelere 9’ar dosya tevzi edilecek şekilde uygulama yapılmasına “
dair açıklama yapmıştır.

HSYK aldığı karar ile 15/09/2014 tarihi öncesi tek hakimle görü- len iflas, iflas erteleme gibi yeni kanuna göre heyetli ticaret mahkemesinin bakması gereken dava türlerini adı geçen karar tarihinden itibaren heyete aktarılmasını öngörmüş olup hali hazır da bu çerçevede uygulama gerçekleşmiştir. Ne var ki Yargıtay H.G.K. 19/04/2006 tarih ve 2006/11-58 E, 2006/228 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere mahkemelerin kuruluşuna dair kanunda mahkemelerin zaman bakımından faaliyete geçmesi yönünde özel bir düzenleme olmadığı sürece davanın açıldığı tarihte ki görev kurallarının dikkate alınması doğal hakim ilkesine de uygunluk arz eder. Ticaret mahkemelerinin yapısını ve çalışma tarzını belirleyen kanunda bu konuda özel düzenleme olmaması eksikliktir. Nitekim bu eksiklik belirtilen HSYK kararı ile giderilmeye ve bu konuda ki tereddüt giderilmeye çalışılmış ise de açıklanan nedenle eleştiriye açıktır. O halde ticaret mahkemelerinin yeni yapısını ve çalışma tarzını belirleyen kanunda bu konuda da özel bir düzenleme yapılması yerinde olacaktır.

Nihayet kanun değişikliği ile heyet halinde bakılması gereken dava türlerinde ve işlerde heyet tarafından inceleme yapılması ve karar bağlanması, tüm yargılama safhalarının heyetçe yürütülmesi ve sonuçlandırılması açıkça ön görüldüğü halde HSYK nın 17/09/2014 tarihli kararı ile heyet halinde görülmesi gereken dosyalara ait iş ve işlemlerin mahkeme başkanı tarafından yürütülmesine dair düzenlemesi “işlem” kavramının teknik anlamı gözetildiğinde tereddüt uyandırmıştır. Zira heyet halinde bakılması gereken bir dava dosyasının kaleme intikal ettiği andan itibaren tensip tutanağının düzenlenmesi ilk yapılacak işlemdir. Bu işlemin yapılması heyeti oluşturan tüm hakimler tarafından yürütülen ve yürütülmesi gereken bir aşamadır. Yine bu çerçevede dilekçelerin verilmesi, duruşmasız veya duruşmalı ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm duruşma aşamaları heyet tarafından gerçekleştirilecektir. Bir başka deyişle ticaret mahkemesinin heyetli çalıştığı dönemde tensip aşamasından tahkikatın bitimi aşamasına kadar HMUK gereği atanan naip hakim ile iş ve işlemlerin yürütülmesi mümkün değildir.
Mevcut düzenlemeye göre heyet halinde bakılması gereken dava türlerinde yapılması gereken ve bir yargılama işlemi olan keşfin heyet tarafından birlikte mi yapılması yoksa HSYK kararı gereği başkan tarafından mı veya naip hakim tarafından mı yapılacağı konusunda oluşan tereddüt konusunda HSYK görüş açıklamıştır. HSYK. Genel Sekreterliği 61434595- 10072/51482 sayılı görüş yazısında “ Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesinin 17/09/2014 tarih ve 2100 sayılı kararında geçen “…heyet halinde görülmesi gereken dosyalara ait iş ve İşlemlerin mahkeme başkam tarafından yürütülmesine,. ” cümlenin söz konusu dosyaların yargısal nitelikte olmayan ara kararların yazımının takibi, tebligatların yapılması, temyiz işlemlerinin takibi gibi kalem işlemlerinin yürütülmesini ifade ettiği, bunun dışında kalan ve dilekçeye konu olan keşif işlemlerinin yapılması gibi yargısal konuları kapsamadığı, bu konuya ilişkin kararların yargı yetkisi kapsamında mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.” ifadesi ile heyet halinde görülmesi gereken dosyalardaki işlemlerin başkan tarafından yürütülmesine dair kararın yargısal işlemleri kapsamadığını belirtmiş olup bu ifadenin sadece kalem işlerini kapsadığı ifade edilmiştir. Buna karşılık keşif işleminin bizzat başkan tarafından yapılması gereken bir işlem olup olmadığı hususu keşif işleminin yargısal konu olması nedeniyle bu konuda görüş açıklanmamıştır ki HSYK ‘nun bu kararı anlaşılabilirdir. Zira idari yapıların yargı yetkesinin kullanım şekline ilişkin görüş açıklamaması Anayasa Hukuk açısından da uygundur. Ancak yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki heyette ticaret mahkemelerinde gerçekleştirilecek keşif işlemlerini gerek usul hukuku açısından gerekse HSYK kararının açıklandığı üzere mahkemenin yargı yetkesine dair bir usulü işlemdir. Kanun metninde ticaret mahkemesi heyeti tarafından görülen davalarda tüm yargılama aşamalarının heyet tarafından yapılması gerektiği açıkça ön görülmüştür ve yargısal uygulamada duruşmanın devamı niteliğinde görülen keşfin tahkikat aşamasında yapılan tanık dinleme , belgelerin incelenmesi, isticvap, bilirkişi incelemesi gibi bir işlem olması karşısında kanun metninde değişiklik yapılıncaya kadar ticaret mahkemesi heyetinde ki tüm hakimlerin katılımıyla icra olunması gerekir. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere 6100 sayılı H.M.K m.185 hükmünde öngörüldü üzere hukuk mahkemelerinde tahkikatın naip hakim vasıtasıyla tamamlanması ticaret mahkemesinin yapısını ve çalışma tarzını belirleyen kanun metni içeriği dikkate alındığında mümkün olamayacaktır. Zira düzenleme ticaret mahkemesi heyetinin bakmakla yükümlü olduğu davalarda tüm yargılama aşamalarının heyet tarafından görülmesi gerektiği düzenlemiştir. Kanun metninde değişiklik olmadığı sürece bu şekilde uygulama yapılması kanun koyucunun amacına da uygun olacaktır. Aksi durum yargıtay tarafından bozma kararlarına konu olma riski taşımaktadır.
HSYK kararı ticaret mahkemelerin yeni yapısı ve çalışma tarzının belirlendiği kanunun lafzı gözetildiğinde aykırılık taşıdığı konusunda tereddüt uyandırıcı niteliktedir.

4- TİCARET MAHKEMELERİNİN ÇALIŞMA TARZININ ISLAHI İÇİN ÖNERİLER

2011 Temmuz ayı öncesi olduğu üzere tüm dosyaların ticaret mahkemesi heyeti tarafından görülmesi veya son değişiklik öncesi gibi tüm dosyaların tek hakimli olarak görülmesi yönünde bütüncül bir kanun değişikliği düşünülmediği takdirde sistemin ıslahı açısından;

a- Kooperatif ve şirketler hukukundan doğan tüm davaların heyet halinde görülmesinde fayda bulunmaktadır. Mevcut düzenleme yetersiz ve kendi içinde çelişkilidir. Örneğin; şirket veya kooperatif yönetim kurulu kararlarının iptali davalarına tek hakim baktığı halde, genel kurul kararlarının iptali davalarına heyet bakmaktadır. Yine yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk davalarına heyet baktığı halde, kurucu üyelerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğuna ise tek hakim bakmaktadır. Nitekim bu örnekler arttırılabilir.

b- Ticaret Mahkemesinin tek hakim tarafından görülen davaları tensip tutanağının düzenlenmesinden kararın kesinleşmesine kadar bizzat tek hakimin yetki ve sorumluluğu altındadır. Yargı çevresine göre deği- şiklik göstermekle birlikte mahkemedeki dosyaların halihazırda yaklaşık %85-90 ı tek hakimlidir. Buna rağmen tek hakimin amiri olduğu müdür, katip ve mübaşir yoktur. Hakimin mevcut sorumluluğuna karşı disiplin anlamında yetkisinin olmaması, disiplin hukukuna tamamen terstir. Bu nedenle HMK. Yönetmeliğinde ticaret mahkemesindeki hakimler ile diğer kalem personeli arasındaki ilişkinin disiplinel anlamda düzenlenmesi kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinde ve adli yargıda ilk defa görülen çalışma tarzı bu anlamda değişiklik yapılmasını da gerektirmektedir.

c- Kanun gereği, mahkemeye gelen ve tek hakim tarafından görülmesi gereken dosyaların dağılımına dair esaslar mahkeme başkanı tarafından tespit edilir. Hükmün uygulanmasındaki fiili imkansızlık karşısında zorunlu olarak HSYK. dengenin ne şekilde sağlanacağı hususunda bizzat karar almıştır. Bu yetkinin kurulda olmadığı kanun metninden anlaşıldığından öncelikle bu konuda HSYK. ya kanun ile yetki verilmelidir. Böylece mahkemedeki hakimlerin terfisini doğrudan etkileyen bu konuda HSYK. bizzat ve tek söz sahibi olmalıdır.

ç- Mevcut HSYK. kararı gereği alınan karar, oran itibari ile heyette görev alan üye hakimin iş yükünü arttıracaktır. Bu konu ayrıca ele alınması ve tartışılması gereken bir durumdur. Zira üye hakim hem artan tekli dosyalarından hem de heyet dosyalarından sorumlu olacaktır. Ancak bundan da önemlisi ticaret mahkemesinde görülen davaların sayısı ve teknik olarak zorlukları hiçbir mahkeme ile kıyaslanamayacak derecede çok fazla ve değişiktir. Mevcut durumda hiçbir kimse tarafından gelen dosyaların ne dağıtıcı adalet ne hakkaniyet kuralları ve hatta denkleştirici adalet kuralları çerçevesinde tam olarak dağıtılması ve takibi imkansızdır. Bu noktada UYAP ortamında puan verilerek dağıtım esasına geçilmesi yönünde acilen kanunda değişiklik yapılmalıdır. Değişiklik çalışma barışının ve hakimlerin motivasyonunun arttırılması, ticaret mahkemesi müktesebatı olan hakimlerin görevlerinde kalmasının teşvik edilmesi ve dava ile diğer işlerin taraflarında istifham oluşmaması açısından zorunludur.

d- Kanun değişikliği sonrası büyük şehirlerdeki ticaret mahkemelerinde tek hakim tarafından görülen davaların mevcut sayısı, bugün için bir asliye hukuk mahkemesinin dosya sayısından ortalama olarak kısmen az olsa da nitelik ve kalem işi olarak fazladır. Zira mevcut değişiklik sonrası ticaret mahkemesinde başkan olarak görev yapan hakimin tek hakimli olarak bakacağı dosyası azalmış, ancak diğer hakimler üzerindeki tek hakimli dosyalar yönünden iş yükü artmıştır. 2011 yılı Ağustos ile 2014 Yılı Eylül ayları arasındaki derdest dosya sayıları gözetildiğinde bu durum açıkça anlaşılmaktadır.Bu nedenle çok büyükşehirlerdeki ticaret mahkemelerinin sağlıklı çalışabilmesi açısından acilen hakim sayısının dört hakime çıkarılması, mutlaka her hakime en az bir katip, aynı zamanda bir müdür yardımcısı ve mahkemelere en az iki duruşma salonu ile iki mübaşir tahsis olunması gerekmektedir. Aksi halde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra daha önce haftada iki gün duruşma yapan hakimin , haftada tek gün duruşma yapmasına ve duruşma hızının azalmasına yol açacağı açıktır. Daha da önemlisi süreli işlerin yerine getirilmesinde gecikmeler ve aksamalar olabilecektir.

Örneğin: Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi heyetinde aynı zamanda üye olan bir hakimin 2015 yılı 1 Ocak ile 2015 yılı 31 Aralık tarihleri arasında ortalama olarak gerek devren gelen ve gerek gelecek olan toplam 750-900 adet dava dosyasına bakacağı tahmin edilmektedir. Bu sayı 2011 yılı Temmuz ayı öncesi Anadolu’daki pek çok asliye ticaret mahkemesi heyetinin yıllık olarak baktığı dosya sayısına yakındır. Heyet halinde bakılan dosyalar ve değişik işler bu sayıya dahil değildir. İstanbul gibi iş yükü ağır olan mahkemelerde mevcut yapı bir başkan, üç üye hakim olarak oluşturulmadığı sürece sistemi olumsuz etkileyecektir.

e- Tek hakimli çalışılan dönemde bozma oranı %50’nin üzerinde olan hakimler ( seri davalar hariç ) müktesebatlarına ve taleplerine uygun mahkemelerde yetkilendirilmeli, bu suretle isabet oranları yüksek hakimlerin görev yapması sağlanmalıdır. İş yüzdeleri ise zaten HSYK tarafından değerlendirildiğinden bu konuda ayrıca bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmaktadır.

f- Kanun değişikliği sonrası ticaret mahkemesinde görev yapan hakimlerin çok büyük kısmı kanun değişikliği öncesinde ticaret mahkemesinde tek hakim olarak görev yapmıştır. Kanun değişikliği sonrası ticaret mahkemesinin oluşan yeni yapısı içinde görev almak istemeyen hakim var ise iş ve kadro durumu, hakimin müktesebatı ve talebi doğrultusunda müstemir yetkisi değiştirilmeli, mevcut yapı çerçevesinde müktesebatı olan ve görev almak isteyen hakim yetkilendirilmelidir.

5-SONUÇ

Ticaret Mahkemesinin yapısının ve çalışma tarzının ne olması gerektiği konusundaki kanaatimize gelince, 2008 yılından itibaren başlayıp 2011 yılı Temmuz ayına kadar olan süreçte tam olarak toplu çalışan ticaret mahkemesi ile 2011 yılı Temmuz ayından başlayıp 2014 yılı Eylül ayına kadar olan süreçte tek hakimli olarak çalışan ticaret mahkemesi ve yine 15 Eylül 2014 tarihinden itibaren genel olarak tek, istisnai olarak heyet halinde çalışan ticaret mahkemesindeki yargılamanın hızları, isabet oranları, çalışma tarzlarının vatandaş ve kalem üzerindeki etkisi, hakimler hakkında bu dönemde başlatılan disiplinel inceleme ve soruşturma nedenleri, sonuçları kıyaslanmalı, yine tüm paydaşların görüşlerinin alınması, bu çerçevede elde edilecek verilere göre bir sonuca varılması bilimsel ve akla uygun çözüm olacaktır.

İfade etmek gerekir ki heyetli ticaret mahkemeleri taraflar nezdinde bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin sağlanması açısından adil bir görüntü verdiği açık ise de gerek hız ve gerekse isabet oranları açısından yukarıda açıklamaya çalıştığımız tedbirler alınmadığı sürece 1861,1913,1957,2011,2014 yıllarında ticaret mahkemesinin yapısının ve çalışma tarzının değişmesine yol açan nedenlerin oluşması kaçınılmazdır.

dipnotlar

2 Kenan oğlu, M. Macit, Osmanlı Ticaret Hukuk, Ankara, 2005, Sayfa 25)

3 Yrd. Doç. Dr. Abdullah Demir, İlk Usul Kanunun: Usul-ü Muhakeme-i Ticaret Nizamnamesinin Transkripsiyonu, Ankara, 2008, Sayı 21, Mayıs 2008, Sayfa 163-167-168-169

4- Bekir Behlül, Islahat-ı Adliyye, Mizanü’l-Hukuk, C:II, Y:1326, no:1,- sayfa:8-16 )

5- Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Mahkemeleri ( Tanzimat ve sonrası), İstanbul, 2010, Sayfa:120 )