Bilginin Erkekliği: Antik Yunan’dan Orta Çağ’a Kadın, Felsefe ve Hukuki Sessizlik

Bu makale, Antik Yunan’dan Orta Çağ’a uzanan tarihsel süreçte bilginin ve hukukun neden erkek aklıyla özdeşleştirildiğini ve kadının düşünce üretiminden nasıl sistematik biçimde dışlandığını incelemektedir. Kadının sessizliği, doğal değil; hukuki ve siyasal olarak üretilmiş bir sonuçtur.

Bu çalışma, Antik Yunan’dan Orta Çağ’a uzanan tarihsel süreçte bilginin, felsefenin ve hukukun cinsiyetlendirilmiş bir iktidar alanı olarak nasıl inşa edildiğini incelemektedir. Kadının düşünce üretimi alanında görünmezliği; biyolojik, doğal ya da tesadüfi bir eksiklikten değil, siyasal, hukuki ve teolojik normlar aracılığıyla üretilmiş yapısal bir sessizliğin sonucudur. Atina demokrasisinde yurttaşlık rejimi, Orta Çağ’da ise feodal ve dini düzen, kadını bilginin öznesi olmaktan sistematik biçimde dışlamıştır. Çalışmada; “hukuki sessizlik” kavramı, kadınların felsefi ve hukuki düşünce alanlarından dışlanmasını açıklayan analitik bir araç olarak kullanılmakta; bu sessizliğin tarihsel sürekliliği ve güncel hukuk düşüncesine etkileri değerlendirilmektedir.


🧭 Giriş

Bilgi, felsefe ve hukuk tarihine hâkim olan anlatı, uzun süre boyunca bu alanları cinsiyetten bağımsız, evrensel ve tarafsız kabul etmiştir. Oysa tarihsel gerçeklik, bilginin üretim, dolaşım ve meşrulaştırma süreçlerinin derin biçimde cinsiyetlendirilmiş olduğunu göstermektedir. Antik Yunan’dan Orta Çağ’a uzanan dönemde kadınların düşünce üretimi alanında yokluğu, bireysel yetersizliklerle açıklanamayacak ölçüde sistematik ve süreklidir.

Bu makale, kadının bilgiyle kurduğu ilişkinin neden “sessizlik” üzerinden tanımlandığını ve bu sessizliğin hukuk, siyaset ve felsefe tarafından nasıl yeniden üretildiğini incelemektedir. Buradaki sessizlik, yalnızca konuşamama hâli değil; hukuki özne olarak tanınmama, siyasal alana katılamama ve düşünsel üretimin meşru failinden dışlanma durumudur. Dolayısıyla “bilginin erkekliği”, biyolojik değil, normatif ve kurumsal bir inşa olarak ele alınmalıdır.


⚖️ I. Hukuki Sessizlik Kavramı ve Toplumsal Cinsiyet

Hukuki Sessizlik Kavrami ve Toplumsal Cinsiyet

Hukuki sessizlik, bir kişinin ya da grubun hukuk düzeni içinde görünmez kılınması, söz söyleme ve norm üretme kapasitesinin tanınmaması hâlini ifade eder. Kadınlar bakımından bu sessizlik; hak sahibi olamama, siyasal özne sayılmama ve kamusal alanda temsil edilmemeyle somutlaşır.

Antik ve Orta Çağ hukuk düzenlerinde kadın, çoğu zaman doğrudan yasaklanmış bir özne değil; dolaylı biçimde etkisizleştirilmiş bir varlıktır. Kadının hukuki statüsü, babanın, kocanın ya da vasinin kişiliği içinde erir. Bu durum, kadının bilgi üretimine katılımını da baştan sınırlayan bir zemin yaratır. Çünkü hukuk, yalnızca hak dağıtan bir mekanizma değil; aynı zamanda kimin konuşabileceğini ve kimin bilgisinin değerli sayılacağını belirleyen normatif bir çerçevedir.


🏺 II. Atina Demokrasisi ve Bilginin Yurttaş Erkekle Özdeşleşmesi

Atina Demokrasisi ve Bilginin Yurttas Erkekle Ozdeslesmesi

Atina demokrasisi, siyasal katılımı özgürlük ve eşitlik idealleriyle ilişkilendirmesine rağmen, bu idealleri yalnızca erkek yurttaşlar için geçerli kılmıştır. Kadınlar, yurttaşlığın kurucu unsuru olan siyasal katılımın tamamen dışında bırakılmıştır. Oy kullanma, mecliste konuşma ya da kamusal karar süreçlerine katılma hakları bulunmayan kadınlar, hukuken “sessiz” bir konumdadır.

Bu sessizlik, felsefe alanına da doğrudan yansımıştır. Felsefi düşünce, kamusal tartışma ve okul geleneğiyle iç içe gelişmiştir. Kamusal alanın dışına itilen kadın, bu nedenle filozof değil; ancak “bilgiye ilgi duyan” bir figür olarak anılmıştır. Kadının felsefeyle ilişkisi, dolaylı ve ikincil bir nitelik kazanmıştır.

Sokrat Davası: Tarihsel Bir Hukuk Sınavı


📜 III. Filozof Kadınlar ve Dolaylı Düşünce Üretimi

Filozof Kadinlar ve Dolayli Dusunce Uretimi

Antik dünyada Aspasia, Diotima ve Hypatia gibi isimler, kadınların düşünce üretiminden tamamen yoksun olmadığını açıkça göstermektedir. Ancak bu kadınların ortak özelliği, düşüncelerinin çoğu zaman kendi adlarıyla değil; erkek filozoflar aracılığıyla aktarılmış olmasıdır. Kadının bilgisi, ya bir erkeğe ilham veren söz olarak ya da dolaylı bir anlatı unsuru şeklinde varlık kazanabilmiştir.

Bu durum, hukuki sessizliğin epistemik boyutunu ortaya koyar. Kadın, düşünür olabilir; ancak düşüncesinin meşruiyeti, erkek aklının onayına bağlıdır. Kendi adına konuşabilen kadın figürü, istisnai ve çoğu zaman tehditkâr olarak algılanmıştır.


🔥 IV. Hypatia Örneği: Bilginin Şiddetle Tasfiyesi

Hypatia Ornegi Bilginin Siddetle Tasfiyesi

Hypatia’nın öldürülmesi, yalnızca bireysel bir cinayet değil; bilginin, aklın ve eleştirel düşüncenin kadın bedeni üzerinden tasfiye edilmesidir. Hıristiyanlığın kurumsallaşma sürecinde, pagan bilgiye ve felsefi akla duyulan öfke, Hypatia’nın şahsında somutlaşmıştır.

Bu olay, hukuki sessizliğin en uç biçimini temsil eder: Kadının yalnızca konuşması değil, varlığı da tehdit olarak algılanmıştır. Hypatia’nın ölümüyle birlikte, Antik dünyanın düşünsel mirası büyük ölçüde bastırılmış; bilginin meşruiyeti teolojik otoriteye devredilmiştir.


🏰 V. Orta Çağ’da Kadın ve Bilginin Aşağı Konumlandırılması

Orta Cagda Kadin ve Bilginin Asagi Konumlandirilmasi

Orta Çağ’da kadın, Antik döneme kıyasla tamamen görünmez değildir; ancak bilgi alanındaki konumu sistematik biçimde aşağıya çekilmiştir. Kadın; beden, günah, şefkat ve itaatle özdeşleştirilmiş; akıl ve soyut düşünce erkekliğin doğal uzantısı sayılmıştır.

Manastır yaşamında kadınların okuma yazma öğrenmesi ve metinleri koruması, bu çelişkili durumu açıkça ortaya koyar. Kadın, bilginin taşıyıcısıdır; fakat yaratıcısı değildir. Bu durum, hukukun ve teolojinin ortaklaşa ürettiği bir sınırlandırmanın sonucudur.

Hukuk Devleti Olgusunun Eski Çağlardaki Kökenleri


✍️ VI. Christine de Pizan ve Sessizliğin Kırılması

Christine de Pizan ve Sessizligin Kirilmasi

Christine de Pizan, Orta Çağ’da hukuki sessizliği bilinçli biçimde sorgulayan nadir kadınlardan biridir. “Kadınlar Kenti” adlı eserinde, kadının akıl ve erdem bakımından eksik olduğu yönündeki yerleşik kabulleri doğrudan hedef almıştır. Bu yönüyle Pizan, yalnızca edebi değil; aynı zamanda normatif bir müdahalede bulunmuştur.

Pizan’ın önemi, kadının ilk kez kadın kimliğiyle ve kendi adına konuşmasında yatmaktadır. Ancak bu çıkış, kural değil; tarihsel bir istisna olarak kalmıştır.


🔍 Sonuç

Antik Yunan’dan Orta Çağ’a uzanan süreçte kadının bilgiyle kurduğu ilişki, sistematik bir hukuki sessizlik tarafından belirlenmiştir. Bu sessizlik, yalnızca kadınların düşünce üretmemesi değil; ürettikleri düşüncenin tanınmaması ve aktarılmaması anlamına gelmektedir. Hukuk ve felsefe, bu sessizliği doğal bir durum gibi sunarak yeniden üretmiştir.

Bugün feminist hukuk metodolojisinin temel katkısı, bu tarihsel sessizliği görünür kılmak ve bilginin cinsiyetlendirilmiş doğasını sorgulamaktır. Bilgi, evrensel ve tarafsız değildir; tarihsel olarak erkekleştirilmiş bir iktidar alanıdır. Bu gerçeği kabul etmek, hem hukuk hem de felsefe açısından dönüştürücü bir başlangıçtır.

Bunları da Okuyabilirsiniz!

Ankahukuk Sitesi
Ankahukuk Sitesihttps://www.ankahukuk.com
Ankahukuk Sitesi kurucusu ve yöneticisi

Cevap Bırak

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!

İlginizi Çekebilir

Bugün İlgi Görenler

Hukuk ve Yaşam

Exit mobile version