Adli Sicil

📝 2 ileti 🗓️ 03.03.2026
🔗 bağlantı

Adlî sicil, bireyler hakkında kesinleşmiş ceza mahkûmiyetleri ve bazı güvenlik tedbirlerine dair bilgilerin devlet tarafından merkezi bir sistemde toplanıp saklandığı, gerektiğinde yetkili kişi ve kurumlara belirli kurallarla verilen resmî kayıt düzenidir. Türkiye’de adlî sicil sistemi, Adalet Bakanlığı Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü bünyesinde “merkezî adlî sicil” yapısı içinde işletilir. Kanunun amacı, yalnızca kayıt tutmak değil; bu kayıtların otomatik işleme tâbi bir sistemle toplanması, sınıflandırılması, değerlendirilmesi, muhafazası ve ihtiyaç hâlinde ilgililere hızlı ve sağlıklı biçimde bildirilmesi olarak tanımlanmıştır (5352 s. Kanun m. 1).

Günlük dilde “sabıka kaydı” denildiğinde çoğu zaman adlî sicil belgesi kastedilir. Ancak teknik olarak “adlî sicil”, tek bir belgeden ibaret değildir; bir kayıt sistemidir. Bu sistemin dışarıya yansıyan yüzü, kişinin kendisine veya yetkili kurumlara verilen adlî sicil belgesi (sabıka kaydı belgesi) ya da arşiv kaydına ilişkin belgelerdir.

Adlî sicilin işlevi ve neden önemlidir?

Adlî sicilin temel işlevi, belirli kamu hizmetlerinin yürütülmesi, adlî süreçlerin sağlıklı işletilmesi ve bazı hak-yükümlülük ilişkilerinin doğru kurulması bakımından mahkûmiyet bilgilerinin güvenilir şekilde tespit edilmesini sağlamaktır. Örneğin:

  • Ceza yargılamasında tekerrür, erteleme, seçenek yaptırım, denetimli serbestlik gibi kurumların uygulanmasında kişinin geçmiş mahkûmiyetleri önem kazanabilir.
  • Kamu görevine giriş, bazı lisans/ruhsat süreçleri, özel güvenlik gibi alanlarda “belirli suçlardan mahkûm olmama” şartı aranabilir.
  • Seçim mevzuatı ve bazı özel kanunlar belirli mahkûmiyetleri hak yoksunluğu sebebi sayabilir.
  • Soruşturma/kovuşturma kapsamında savcılık ve mahkemeler, adlî sicil ve bazı özel kayıtları talep edebilir.

Bununla birlikte adlî sicil kayıtları, kişinin geçmişine ilişkin son derece hassas bilgiler barındırdığı için, bu verilerin “herkese açık” olmaması, ancak kanunda öngörülen çerçevede paylaşılması ve belirli süre/süreçlerde silinmesi, hukuk devleti ilkesinin ve kişisel verilerin korunmasının pratik yansımalarındandır. Nitekim Adlî Sicil Kanunu, kimin neyi isteyebileceğini (m. 7-8) ve silme/arşivleme rejimini (m. 9 ve m. 12) ayrıntılı şekilde düzenlemiştir.

Adlî sicile hangi bilgiler kaydedilir?

5352 sayılı Kanun m. 4’e göre adlî sicile kaydedilecek ana kategori, Türk mahkemeleri tarafından verilen ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleridir. Yani bir kararın adlî sicile işlenmesi için kural olarak iki unsur önemlidir:

  1. Kararın mahkûmiyet niteliğinde olması,
  2. Kararın kesinleşmiş olması.

Madde 4 ayrıca, mahkûmiyetin “yalnızca hüküm” olarak değil; infaz aşamasındaki bazı gelişmeler ve tamamlanma bilgilerinin de kayda konu olacağını gösterir. Örneğin hapis cezasında koşullu salıverilme kararları, denetim süresi uzatımı veya geri alma kararları; adlî para cezasında ödemenin yapıldığı/infazın tamamlandığı bilgiler; hak yoksunluklarına ilişkin kararlar; af, zamanaşımı, etkin pişmanlık gibi mahkûmiyeti etkileyen kararlar da adlî sicile kaydedilebilen bilgiler arasındadır.

Bu kapsamın pratik sonucu şudur: Adlî sicil kaydı yalnızca “şu suçtan şu ceza” satırından oluşmayabilir; mahkûmiyetin infaz serüveni içinde doğan bazı tali kararları da içerebilir.

Adlî sicile kaydedilmeyen hâller: İdarî para cezası örneği

Adlî Sicil Kanunu m. 5’te, adlî sicile kaydedilmeyecek karar türleri sayılır ve özellikle idarî para cezası kararlarının adlî sicile kaydedilmeyeceği açıkça belirtilir (m. 5/c).

Bu ayrım, uygulamada kritik bir yanlış anlamayı giderir: Trafik cezası, Kabahatler Kanunu kapsamında kesilen bir ceza veya idarenin uyguladığı bazı para cezaları “para cezası” olsa bile adlî sicile girmez. Adlî sicile giren, ceza mahkemesinin hükmettiği adlî para cezası veya diğer mahkûmiyet hükümleridir.

Adlî sicil – arşiv kaydı ayrımı

Adlî sicil sisteminde iki kavram birlikte düşünülmelidir:

  • Adlî sicil kaydı: Kural olarak güncel/aktif kayıtların tutulduğu bölüm.
  • Arşiv kaydı: Belirli şartlar gerçekleştiğinde adlî sicilden silinen kayıtların, tamamen yok edilmeksizin arşivde tutulduğu bölüm.

5352 sayılı Kanun m. 9, belirli hâllerde adlî sicildeki bilgilerin silinerek arşive alınacağını söyler. Bu hâllerin başında cezanın infazının tamamlanması gelir. Bunun dışında etkin pişmanlık/şikâyetten vazgeçme gibi mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldıran hâller, ceza zamanaşımı veya genel af gibi durumlar da arşive alma sonucunu doğurur.

Arşive alınan kayıtların “tamamen silinmesi” ise m. 12’de ayrı bir süre rejimine bağlanmıştır. Burada temel model şudur:

  • Bazı hak yoksunluğu doğuran mahkûmiyetlerde daha uzun süreler (15 yıl / 30 yıl) öngörülebilir,
  • Diğer mahkûmiyetlerde, arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 5 yıl geçmesiyle tamamen silinme gündeme gelebilir.

Bu iki aşamalı yapı, bir yandan kamusal ihtiyaçlar için belirli bir süre kayıtların muhafazasını, diğer yandan kişinin “süresiz damgalanma” riskinin azaltılmasını hedefleyen dengeleyici bir mekanizma olarak görülebilir.

HAGB ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi: “özel kayıt” mantığı

Adlî Sicil Kanunu m. 6, klasik adlî sicilden farklı bir kayıt kategorisi daha öngörür. Buna göre:

  • Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve
  • Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)

kararları, “herkese verilen” bir adlî sicil belgesinde otomatik olarak görünmek üzere değil; ancak bir soruşturma veya kovuşturma ile bağlantılı olarak mahkeme/hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı isterse verilecek şekilde kaydedilir.

Bu, uygulamada sık sorulan bir soruyu da açıklar: “HAGB sabıka kaydına işler mi?” Teknik cevap, mahkûmiyet hükmü gibi adlî sicil belgesine doğrudan yansıyacak şekilde işlemeyebileceği, ancak kanunda öngörülen özel sistemde belirli amaçlarla erişilebilen bir kayıt olarak tutulduğudur. Burada amaç, masumiyet karinesi/lekelenmeme hakkı tartışmalarıyla da bağlantılı şekilde, HAGB’nin kendine özgü niteliğini adlî sicil rejiminde farklılaştırmaktır.

Adlî sicil bilgileri kimlere verilir, kim verir?

Adlî Sicil Kanunu m. 7-8’e göre adlî sicil bilgileri:

  • İlgili kişiye veya açık yetki içeren vekâletnameyle vekile,
  • Kamu kurum ve kuruluşlarına ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına,

kullanılış amacı belirtilmek suretiyle verilebilir. Yurt dışı taleplerde ise mütekabiliyet ilkesi gündeme gelebilir.

Bu bilgileri verebilecek merciler de m. 8’de gösterilmiştir: Mahallî adlî sicil birimlerinde Cumhuriyet başsavcılıkları, bazı durumlarda kaymakamlıklar, yurt dışında elçilik ve konsolosluklar, merkezî düzeyde ise Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü.

Arşiv bilgileri yönünden de Yönetmelik m. 12, “kullanılış amacı belirtilmek suretiyle” arşiv bilgisinin kimlerce istenebileceğini ayrıca sınırlar; özellikle soruşturma/kovuşturma, seçim kurulları ve özel kanunla yetkili kılınmış kurumlar gibi kategoriler öne çıkar.

Silme, arşive alma ve “tamamen silinme” mantığının pratik sonucu

Sistem, üç farklı “durum” üzerinden anlaşılabilir:

  1. Adlî sicilde kayıt var (aktif kayıt): Mahkûmiyet kesinleşmiş, infaz şartları henüz arşive alma aşamasına gelmemiş olabilir.
  2. Adlî sicilden silinmiş, arşivde kayıt var: m. 9’daki koşullar gerçekleşmiş; artık adlî sicilden silinerek arşive alınmıştır.
  3. Arşivden de tamamen silinmiş: m. 12’deki süreler dolmuş (ve gerekiyorsa yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınmış) ya da suç olmaktan çıkarma/beraat gibi nedenlerle talep aranmaksızın silinmiştir.

Bu ayrım, özellikle “sabıka kaydım temiz mi?” sorusuna verilecek cevapta kritiktir. Çünkü kişinin aldığı belge “adlî sicil” belgesi olabilir; ancak bazı kurumlar “arşiv kaydı” yönünden de bilgi talep edebilir (yetki varsa). Dolayısıyla “belgede görünmüyor” her zaman “devlet sisteminde hiç yok” anlamına gelmez; arşivde duruyor olabilir.

Yasaklanmış hakların geri verilmesi ile ilişki

5352 sayılı Kanun m. 13/A, “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kurumunu düzenler. Bu kurum özellikle, TCK dışındaki kanunların mahkûmiyete bağladığı bazı hak yoksunluklarının giderilmesi bakımından işlev görür. Ayrıca m. 12’de arşiv kayıtlarının tamamen silinmesinde, bazı mahkûmiyet türleri bakımından “yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı” ile bağlantılı daha kısa bir silinme süresi öngörüldüğü görülür (15 yıl/30 yıl ayrımı). Bu nedenle pratikte, kişinin hukuki statüsünü normalleştirmesi (ör. meslek icrası, seçilme/görev alma gibi alanlarda) ile adlî sicil-arşiv rejimi arasında doğrudan bağ bulunabilir.

Kaynak: Apilex.ai

🔗 bağlantı
  • Adlî sicil; kesinleşmiş mahkûmiyet ve bazı güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtların merkezî, kurallı ve sınırlı erişimli şekilde tutulduğu resmî kayıt sistemidir (5352 m. 1, m. 4).
  • İdarî para cezaları adlî sicile kaydedilmez; bu ayrım sık karıştırılır (5352 m. 5/c).
  • İnfazın tamamlanması gibi hâllerde kayıt adlî sicilden silinip arşive alınır (5352 m. 9); arşiv kayıtları ise belirli süreler sonunda tamamen silinebilir (5352 m. 12).
  • HAGB ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararları, klasik adlî sicil belgesi mantığından farklı olarak ancak soruşturma/kovuşturma bağlantısıyla istenirse verilecek şekilde kaydedilir (5352 m. 6).
  • Adlî sicil ve arşiv bilgileri, herkese değil; kanunun çizdiği çerçevede ilgili kişi/vekil ve yetkili kurumlar gibi sınırlı muhataplara verilebilir (5352 m. 7-8; Yönetmelik m. 12).
  • En kritik pratik nokta: “Adlî sicilden silinme” ile “arşivden tamamen silinme” aynı şey değildir.

İleti ekle

İleti gönderimi şu an kapalı.