Çarşamba, Şubat 4, 2026

İnsanlık Tarihinin Karanlık Yüzü: İşkencenin Evrimi

Demir Kız'dan Beyaz Oda'ya: İnsan Ruhunu ve Bedenini Parçalayan Tarihi İcatlar. Antik dünyadan Orta Çağ Engizisyonu'na, Osmanlı'dan modern dünyaya işkence tarihi. En korkunç işkence aletleri, cellatların gizli yaşamı ve daha fazlası.

İnsanlık tarihi sadece büyük medeniyetlerin, sanat eserlerinin ve bilimsel keşiflerin tarihi değildir; aynı zamanda hayal edilemez bir vahşetin ve sistematik acının da tarihidir. İşkence, tarih boyunca bir bilgi alma aracı, bir cezalandırma yöntemi ve en önemlisi bir toplumsal kontrol mekanizması olarak kullanılmıştır. Bu makalede, Antik Yunan’dan Engizisyon zindanlarına, Uzak Doğu’nun gizemli yöntemlerinden modern dünyanın psikolojik işkencelerine kadar geniş bir yelpazede insanlığın en karanlık icatlarını inceleyeceğiz

⚠️ UYARI: Bu içerik tarihi gerçeklikleri olduğu gibi aktarmakta olup, yüksek derecede grafik tasvirler ve rahatsız edici unsurlar içermektedir.

1. Antik Çağ: İşkencenin Teatral Doğuşu

Antik dünyada işkence, sadece suçluyu cezalandırmak için değil, halka ibret vermek için bir “gösteri” olarak kurgulanırdı. Roma ve Yunan hukukunda işkence, özellikle kölelerin ifadesine başvurulurken yasal bir zorunluluk olarak görülüyordu.

Antik Yunan Dönemi Falaris Boğası (Bronz Boğa) ve Teatral İnfaz Sahnesi
Antik Çağ’ın en dehşet verici icatlarından biri olan Falaris Boğası; kurbanın çığlıklarını bir hayvan sesine dönüştürerek infazı halka açık bir gösteriye çeviriyordu.

Falaris Boğası (Bronz Boğa)

M.Ö. 6. yüzyılda Sicilya’da hüküm süren tiran Falaris için Perillos isimli bir dökümcü tarafından yapılan bu alet, mühendislik ve sadizmin ilk büyük birleşimidir. Boğa tamamen bronzdan yapılmıştı ve yan tarafında bir kapak bulunuyordu. Mahkûm bu kapağın içine konulur, ardından boğanın altında devasa bir ateş yakılırdı.

Aletin en korkunç yanı, boğanın burun kısmındaki boru sistemidir. Mahkûm içeride can havliyle çığlık attığında, boruların içinden geçen ses dışarıya öfkeli bir boğanın böğürtüsü gibi yansırdı. Bu, seyirciler için vahşeti bir sanat gösterisine dönüştürüyordu. Efsaneye göre, aleti yapan Perillos, bizzat icadının ilk kurbanı olmuştur.

Roma’nın Dehşeti: Çarmıh ve Damnatio ad Bestias

roma infaz yontemleri carmih ve aslanlar
Roma İmparatorluğu’nda ibretlik cezalar: Kolezyum arenalarında mahkûmların aynı anda hem çarmıha gerildiği hem de vahşi hayvanlara parçalatıldığı “Damnatio ad Bestias” infaz yönteminin temsili.

Roma İmparatorluğu’nda işkence, sınıfsal bir ayrım gözetirdi. Vatandaş olmayanlar ve isyancılar için en yaygın yöntem çarmıha germekti. Bu yöntem, kurbanı hemen öldürmez; dehidrasyon, güneş çarpması ve nefes darlığı ile günlerce süren bir can çekişme süreci yaratırdı.

Bir diğer yöntem ise Damnatio ad Bestias (Vahşi hayvanlara atılma) idi. Kolezyum gibi arenalarda binlerce kişinin gözü önünde suçlular aç aslanlara ve kaplanlara parçalatılırdı. Bu, Roma’nın “adaletinin” ne kadar mutlak olduğunu halka hatırlatma biçimiydi.


2. Orta Çağ ve Engizisyon: “Kutsal” İşkence

Hristiyanlık dünyasında 12. yüzyıldan itibaren kurumsallaşan Engizisyon, işkenceyi bir “ruh kurtarma” eylemi olarak meşrulaştırdı. İşkencenin amacı sadece suçluyu cezalandırmak değil, mahkûmun “itiraf” ederek ruhunun cehennem ateşinden kurtulmasını sağlamaktı.

Demir Kız (The Iron Maiden)

demir kiz iskence aleti nuremberg
Demir Kız”: Dışarıdan bakıldığında bir lahit gibi görünen ancak iç kapakları stratejik yerleştirilmiş sivri çivilerle dolu olan, kurbanı yavaşça ölüme sürükleyen tarihi işkence düzeneği.

Nürnberg ile özdeşleşen bu alet, insan formunda metal bir lahit gibidir. İç kapakları stratejik olarak yerleştirilmiş sivri çivilerle doludur. Mahkûm içeri konulup kapak kapatıldığında, çiviler kurbanın hayati organlarına (gözler, kalp, akciğerler) zarar vermeyecek ancak ağır kanamaya ve dayanılmaz acıya neden olacak şekilde tasarlanmıştı. Kurban, bu metal kafesin içinde ayakta durur vaziyette günlerce can çekişebilirdi.

Askı (Strappado) ve Gerilme Yatağı (The Rack)

engizisyon iskence aski gerilme yatagi
Engizisyon mahkemelerinin en sık başvurduğu yöntemlerden: Arka planda mahkumun omuzlarının çıktığı “Strappado” (Askı) düzeneği, ön planda ise uzuvları gerilerek kemiklerinin kırıldığı “The Rack” (Gerilme Yatağı) uygulaması.

Engizisyon’un en favori yöntemlerinden biri olan Strappado, mahkûmun ellerinin arkadan bağlanıp tavana asılmasını içerirdi. Ağırlık etkisiyle omuzlar yuvasından çıkar, nefes almak imkansız hale gelirdi. Daha ağır vakalarda mahkûmun ayaklarına ek ağırlıklar bağlanırdı.

The Rack (Gerilme Yatağı) ise tam bir mekanik dehşet makinesidir. Mahkûm bir masaya yatırılır, el ve ayakları silindirlere bağlanırdı. Cellat silindiri her çevirdiğinde mahkûmun vücudu birkaç santim daha gerilir; önce kaslar yırtılır, ardından eklemler büyük bir gürültüyle kopmaya başlardı.

Su İşkencesi (Toca)

Metinde de bahsedilen bu yöntem, Engizisyon’un fiziksel iz bırakmayan ancak en hızlı itiraf alan yöntemidir. Mahkûmun ağzına bir bez parçası yerleştirilir ve üzerine yavaş yavaş su dökülürdü. Bez, suyla birlikte boğaza doğru kayar, mahkûmda sürekli bir boğulma ve ciğerlerinin suyla dolduğu hissini yaratırdı. Modern “waterboarding” yönteminin atasıdır.


3. Doğu’nun Sessiz Vahşeti: Bambu ve Bin Kesik

dogu asya iskence tarihi bambu ve bin kesik
Doğu’nun sessiz ama yıkıcı yöntemleri: Kurbanın sabrını ve bedenini yavaşça tüketen bambu düzeneği ile Çin imparatorluk tarihinin en ağır cezalarından biri olan “Bin Kesik” (Lingchi) yönteminin tarihi analizi.

İşkence tarihi sadece Avrupa ile sınırlı değildir. Uzak Doğu’da işkence, doğanın gücünü ve zamanın yavaşlığını kullanarak uygulanırdı.

Bambu İşkencesi

Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi olan bambu, Asya’da korkunç bir silaha dönüştürülmüştü. Mahkûm, yeni filizlenen bambu uçlarının üzerine yatay bir şekilde bağlanırdı. Bambu günde yaklaşık 30-40 cm büyüyebildiği için, sivri uçlar birkaç gün içinde mahkûmun derisini deler ve vücudunun içinden geçerek büyümeye devam ederdi. Bu, kurbanın doğa tarafından yavaşça delinmesi demekti.

Lingchi: Bin Kesik ile Ölüm

Çin’de 20. yüzyılın başlarına kadar kullanılan bu yöntem, vatana ihanet gibi ağır suçlar için saklanırdı. Cellat, kurbanın vücudundan küçük parçalar keserdi. Buradaki “ustalık”, kurbanı mümkün olduğunca uzun süre hayatta tutarak binlerce küçük kesiğe maruz bırakmaktı. Genellikle kurbanın bilincini açık tutmak için afyon verilirdi.


4. Osmanlı ve İslam Dünyasında İnfaz ve İşkence Kültürü

Osmanlı Devleti’nde işkence, Batı’daki Engizisyon’un aksine sistematik bir “bilgi alma” aracı olmaktan ziyade, devlet otoritesini sarsanlara (özellikle isyancılara ve devlete ihanet edenlere) verilen ağır cezalar şeklinde tezahür etmiştir. “Siyaseten Katl” yetkisi, padişahın devletin bekası için verdiği infaz kararlarını kapsardı.

Şeyhülislam Feyzullah Efendi Örneği

II. Mustafa döneminin en güçlü figürlerinden biri olan Feyzullah Efendi’nin 1703 Edirne Vakası sırasındaki sonu, tarihin en dramatik infaz süreçlerinden biridir. Metinde belirtildiği gibi, sadece öldürülmekle kalınmamış; burnu, kulakları ve dudakları kesilerek halk arasında gezdirilmiştir. Bu, kurbanın sadece canını almayı değil, aynı zamanda toplumsal statüsünü ve insanlık onurunu tamamen yok etmeyi amaçlayan bir “itibarsızlaştırma işkencesi” örneğidir.

Çengel İşkencesi

Özellikle deniz haydutları ve ağır suçlular için kullanılan bu yöntemde, Eminönü gibi meydanlarda yüksek bir kuleye devasa çengeller asılırdı. Mahkûm, bu çengellerin üzerine atılır ve vücudunun herhangi bir yerine saplanan çengelle günlerce asılı kalırdı. Bu süreçte mahkûmun ölmemesi için bazen su verildiği de rivayet edilir; zira amaç ani bir ölüm değil, halkın gözü önünde sergilenen uzun süreli bir ibret levhasıdır.


5. Cellatların Gizli Dünyası: Toplumun Dışındaki Gölgeler

İşkencenin tarihi anlatılırken genellikle kurbanlara odaklanılır; ancak bu aletleri kullanan cellatların psikolojisi ve sosyal statüsü de bir o kadar sarsıcıdır. Cellatlar, yaptıkları iş nedeniyle toplumdan tamamen izole edilmiş, “lanetli” kabul edilen kişilerdi.

Cellat Franz Schmidt ve Anatomi Mirası

Nürnbergli cellat Franz Schmidt’in günlükleri, bu karanlık mesleğin profesyonel tarafını aydınlatır. Schmidt, sadece bir cellat değil, aynı zamanda cerrahi düzeyde anatomi bilgisine sahip bir teknisyendi. Kemikleri kaçıncı darbede kıracağını, mahkûmun ne zaman bayılacağını hesaplayan bu adamlar, ironik bir şekilde tıp bilimine istemeden de olsa katkıda bulunmuşlardır. Bugün bildiğimiz birçok kemik ve sinir yapısı bilgisi, bu odalardaki “deney ve gözlem” süreçlerinden süzülerek gelmiştir.

Cellatlar öldüklerinde bile halkla karışamazlardı. İstanbul’daki Eyyüb Sultan Cellat Mezarlığı, bunun en somut örneğidir. Mezar taşlarında isim, tarih veya herhangi bir işaret bulunmazdı; bunun sebebi, celladın geride kalan ailesine kan davası güdülmesini engellemek ve “isimsiz bir gölge” olarak tarihe gömülmesini sağlamaktı.


6. Kadınlara Yönelik Özel İşkenceler: Cadı Avları

Orta Çağ ve Erken Modern Dönem’de kadınlar, genellikle “büyücülük” ve “iffetsizlik” suçlamalarıyla en yaratıcı ve sadistçe aletlerin hedefi oldular.

Örümcek (The Spider) ve Memeli Koparma

Metalden yapılmış, pençeye benzeyen bu alet, ateşte kızdırıldıktan sonra kadınların göğüslerine uygulanırdı. Amacı sadece acı vermek değil, kurbanın kadınlık kimliğini ve fiziksel bütünlüğünü sonsuza dek yok etmekti. Genellikle “gayrimeşru çocuk” sahibi olduğu iddia edilen kadınlara uygulanırdı.

Dedikodu Maskeleri (Scold’s Bridle)

Toplum içinde çok konuşan, kocasına karşı gelen veya dedikodu yapan kadınları “terbiye etmek” için kullanılan metal bir maskedir. Maskenin iç kısmında, ağzın içine giren ve dilin üzerine basan sivri bir metal parça bulunurdu. Kadın konuştuğu anda dili parçalanırdı. Bu kadınlar, maskeleriyle sokaklarda gezdirilerek halka teşhir edilirdi.


7. Modern Dünya: Görünmez Acı ve Psikolojik İşkence

20. yüzyıl ile birlikte fiziksel işkence aletleri müzelere kaldırılmış gibi görünse de, işkence evrim geçirerek “temiz” bir hal almıştır. Modern işkence, vücutta iz bırakmayan ancak insan ruhunu parçalayan yöntemlere odaklanır.

Beyaz Oda İşkencesi (White Room Torture)

Kurbanın tutulduğu oda, yerler, tavan, giysiler ve verilen yemek dahil her şey tamamen beyazdır. Hiçbir ses gelmez, hiçbir renk görülmez. Duyusal yoksunluk (sensory deprivation) adı verilen bu durum, birkaç gün içinde mahkûmun halüsinasyonlar görmesine, zaman algısını yitirmesine ve kimliğini tamamen unutmasına neden olur. Fiziksel hiçbir temas olmadan insanın aklını yitirmesi hedeflenir.

Uykusuz Bırakma ve Gürültü

Mahkûmun günlerce uyumasına izin verilmez. Zihin uykusuzluktan dolayı bulanıklaştığında, itiraf almak veya iradeyi kırmak çok daha kolay hale gelir. Bu yöntem, vücutta darp izi bırakmadığı için modern sorgulama teknikleri arasında en çok eleştirilen ancak hala gizli servisler tarafından kullanıldığı iddia edilen yöntemdir.


Sonuç: Tarihten Alınan Dersler

İşkence aletleri ve yöntemleri üzerine yapılan bu yolculuk, insan doğasının ne kadar karanlık noktalara ulaşabileceğini kanıtlamaktadır. Ancak bu karanlık tarih, aynı zamanda 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi belgelerin neden hayati olduğunu da anlamamızı sağlar. Bugün işkence bir insanlık suçu olarak kabul edilse de, tarihin bu tozlu sayfalarını bilmek, özgürlüğün ve insan onurunun ne kadar zor kazanıldığını bizlere hatırlatmaktadır.


Sıkça Sorulan Sorular: İşkence Tarihi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

1. Tarihteki en korkunç işkence aleti hangisidir?

Kişisel algıya göre değişse de, hem psikolojik hem de fiziksel yıkım açısından Falaris Boğası ve Demir Kız, insanlık tarihinin en sadistçe tasarlanmış düzenekleri kabul edilir.

2. Engizisyon işkenceleri neden yapılıyordu?

Engizisyon mahkemelerinin temel amacı sadece cezalandırmak değil, kurbanın “günahlarını itiraf etmesini” sağlayarak ruhunu (kendi inançlarına göre) cehennem azabından kurtarmaktı. Bu süreçte işkence, “gerçeğe ulaşma yolu” olarak görülüyordu.

3. Osmanlı’da cellatlar neden dilsiz seçilirdi?

Halk arasındaki yaygın inanışın aksine, tüm cellatlar dilsiz değildi. Ancak bazı dönemlerde kurbanın son yalvarışlarından etkilenmemeleri ve devlet sırlarını ifşa etmemeleri için dilsiz ve sağır cellatların tercih edildiği bilinmektedir.

4. İşkence ne zaman resmen yasaklandı?

Aydınlanma Çağı ile birlikte sorgulanmaya başlanan işkence, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile dünya çapında bir insanlık suçu olarak kabul edilmiş ve yasaklanmıştır.

Bunları da Okuyabilirsiniz!

Ankahukuk Sitesi
Ankahukuk Sitesihttps://www.ankahukuk.com
Ankahukuk Sitesi kurucusu ve yöneticisi

Cevap Bırak

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!

İlginizi Çekebilir

Bugün İlgi Görenler

Hukuk ve Yaşam