Cumartesi, Şubat 7, 2026

Kongrelerden Meclis-i Mebusan’a: Misak-ı Millî Beyannamesinin Hazırlanış Süreci

Misak-ı Millî, askeri bir dehanın siyasi bir satranç oyunudur. Anadolu’nun isyancı sesi, İstanbul’un resmi kanalları kullanılarak tüm dünyanın yüzüne çarpılmıştır. Bu hazırlık, Kurtuluş Savaşı’nın sadece cephede değil, diplomasi masasında da nasıl titizlikle planlandığının en somut kanıtıdır.

Misak-ı Millî, gökten zembille inmiş bir metin değil; her bir kelimesi Anadolu’nun işgal altındaki köylerinde, soğuk kongre salonlarında ve gizli telgraf odalarında ilmek ilmek işlenmiş bir strateji belgesidir. Bu sürecin hazırlık safhası, bir milletin “gayrimeşru” sayılan bir direnişi, nasıl adım adım “meşru” bir devlet politikasına dönüştürdüğünün ders niteliğindeki öyküsüdür.

Erzurum ve Sivas: İhtilalin İlk Cümleleri

Sürecin mutfağı 1919 yazına dayanır. Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi ile “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek ihtilalin işaret fişeğini çaktığında, bu kararlılığın hukuki bir çerçeveye oturması gerektiğini biliyordu. Erzurum Kongresi bu noktada ilk büyük laboratuvardır. Burada ilk kez “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür” denilerek, Osmanlı’nın o güne kadar alışık olduğu “ümmet” esaslı toprak algısından “vatan” esaslı modern bir sınır algısına geçilmiştir.

Sivas Kongresi ise bu yerel kararları ulusallaştırmış ve bir “Temsil Heyeti” kurarak Ankara’yı fiili bir başkent haline getirmiştir. Sivas’ta alınan kararlar, Misak-ı Millî’nin kaba taslağıdır. Ancak bu taslağın hala bir eksiği vardır: Uluslararası alanda tanınan resmi bir parlamentonun onayı. İşte bu noktada Mustafa Kemal’in dehası devreye girer. Anadolu’daki “isyancı” ruhun sesini, İstanbul’daki “resmi” meclise taşıma planı başlar.

Amasya Görüşmeleri ve Diplomatik Satranç

İstanbul Hükümeti, Anadolu’daki bu devasa hareketi görmezden gelemeyeceğini anladığında, Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Amasya’ya gönderdi. 20-22 Ekim 1919’daki bu görüşmeler, bir dönüm noktasıdır. Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti’ne şunu kabul ettirdi: Milli iradenin tecelli etmesi için Mebusan Meclisi derhal toplanmalıdır.

Buradaki en büyük tartışma meclisin nerede toplanacağıydı. Mustafa Kemal, İstanbul’un işgal altında olduğunu, orada mebusların özgürce karar alamayacağını biliyordu ve Anadolu’yu adres gösteriyordu. Ancak anayasaya (Kanun-i Esasi) göre meclis ancak payitahtta toplanabilirdi. Bu hukuki engel, meclisin İstanbul’da açılmasına yol açtı. Bu durum bir risk gibi görünse de, Ankara bu riski bir fırsata çevirmek için hazırlıklara başladı.

Ankara’daki “Mebuslar Trafiği” ve Talimatlar

Meclis seçimleri yapıldıktan sonra İstanbul’a gidecek olan mebuslar gruplar halinde Ankara’ya çağrıldı. Mustafa Kemal, Ziraat Mektebi’ndeki karargahında mebusları tek tek kabul ederek onlara tarihi görevlerini fısıldadı. İstediği üç temel şey vardı:

Mecliste bir “Müdafaa-i Hukuk Grubu” kurmak.

Mustafa Kemal’i gıyabında Meclis Başkanı seçmek (Böylece meclis dağıtılırsa başkanı olarak Anadolu’da toplama yetkisine sahip olacaktı).

Önceden hazırlanan “Milli Programı” (Misak-ı Millî taslağını) meclisten geçirmek.

İstanbul’un Kasvetli Havası ve “Felâh-ı Vatan” Grubu

Mebuslar İstanbul’a vardığında ortam çok ağırdı. İngiliz zırhlıları sarayın önünde demirlemiş, hafiyeler sokaklara dağılmıştı. Korku ve baskı öyle bir noktadaydı ki, Ankara’da “aslan kesilen” bazı mebuslar, İstanbul’da Müdafaa-i Hukuk ismini telaffuz etmekten bile çekindiler. Bu çekincenin sonucunda Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine, daha yumuşak bir isim olan Felâh-ı Vatan (Vatanın Kurtuluşu) grubunu kurdular. Mustafa Kemal’i de başkan seçemediler; çünkü padişahın gazabından korkuyorlardı.

Ancak grubun başkanı Rauf Bey (Orbay) ve beraberindekiler, asıl önemli olan noktada sadık kaldılar: Ankara’da hazırlanan o meşhur taslak metin. 28 Ocak 1920 gecesi, Mebusan Meclisi gizli bir oturumda toplandı. Dışarıda İngilizlerin, içeride padişah yanlılarının baskısı varken, mebuslar tarihin gördüğü en büyük sivil direnişlerden birini sergilediler. Ankara’dan gelen o 6 maddelik metin, üzerinde küçük dil düzeltmeleri yapılarak oylandı.

28 Ocak’tan 17 Şubat’a: Sessizliğin Patlaması

Kararlar 28 Ocak’ta alındı ama hemen ilan edilmedi. Mebuslar, bu kararların yaratacağı infiali biliyorlardı. Hazırlıklar tamamlanınca, 17 Şubat 1920’de beyanname tüm dünyaya resmen duyuruldu. Bu duyuru, İtilaf Devletleri için tam bir şoktu. “Teslim olmasını beklediğimiz meclis, bize savaş ilan etti” yorumları yapılıyordu.

Hazırlanış süreci göstermektedir ki; Misak-ı Millî, askeri bir dehanın siyasi bir satranç oyunudur. Anadolu’nun isyancı sesi, İstanbul’un resmi kanalları kullanılarak tüm dünyanın yüzüne çarpılmıştır. Bu hazırlık, Kurtuluş Savaşı’nın sadece cephede değil, diplomasi masasında da nasıl titizlikle planlandığının en somut kanıtıdır.

Bunları da Okuyabilirsiniz!

Ankahukuk Sitesi
Ankahukuk Sitesihttps://www.ankahukuk.com
Ankahukuk Sitesi kurucusu ve yöneticisi

Cevap Bırak

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!