1. Kavramsal Çerçeve: Yoksulluk Nafakası Nedir?
Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin, diğer eşten mali gücü oranında geçimini sağlayacak bir destek istemesini sağlayan kanundan doğan bir alacak hakkıdır.
Nafaka, “cezalandırma” fonksiyonu taşımaz; temel mantığı, evlilik birliğinin sona ermesiyle ortaya çıkan ekonomik dengesizliğin, boşanma sonrası dayanışma ilkesi çerçevesinde asgari ölçüde telafi edilmesidir.
Akademik yaklaşımda da yoksulluk nafakasının, ailenin korunması hedefi ile eski eşlerin ekonomik korunması arasında kurulan bir “denge tedbiri” olduğu vurgulanır.
Uygulamada yoksulluk nafakasının fonksiyonu iki boyutludur:
(i) boşanma nedeniyle bir tarafın temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesini önlemek,
(ii) nafaka yükümlüsünün mali gücünü aşmamak kaydıyla, nafaka alacaklısına yeni hayatına uyum sürecinde ekonomik “tampon” sağlamaktır.
Bu çerçevede, yoksulluk nafakasının bir “sosyal koruma” aracı olarak tasarlandığı görülür. Boşanma ile birlikte tarafların ayrı bir yaşam kurması esastır; ancak bu geçişin bir taraf bakımından yoksullaştırıcı sonuç doğurması halinde, hukuk düzeni sınırlı bir mali dayanışmayı öngörür.
2. “Yoksulluk” Ölçütü Nasıl Belirlenir?
Kanun metni “yoksulluk” kavramını tanımlamaz. Bu nedenle ölçüt, doktrin ve özellikle Yargıtay içtihatlarıyla somutlaştırılır. Yerleşik yaklaşımda yoksulluk; kişinin barınma, beslenme, giyinme, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi zorunlu giderlerini karşılayabilecek düzeyde düzenli gelirinin veya bu giderleri karşılayacak nitelikte malvarlığı gelirinin bulunmaması olarak ele alınır.
Burada iki kritik ayrım vardır:
- Mutlak yoksulluk aranmaz. Nafaka isteyen eşin “tamamen muhtaç” durumda olması gerekmez.
- Önemli olan, boşanma sonrası hayatını makul bir standartta sürdüremeyecek ölçüde gelir yetersizliğidir.
- Nedensellik bağı gerekir. Yoksulluk hali, “boşanma yüzünden” oluşmalı veya boşanma ile doğrudan bağlantılı olmalıdır. Boşanma dışı sebeplerle (örneğin bilinçli iş bırakma, öngörülebilir riskleri göze alarak malvarlığını eritme) ortaya çıkan yoksullaşma, her olayda nafakaya otomatik hak doğurmaz.
Yoksulluk değerlendirmesi yapılırken, yalnızca “mevcut gelir” değil; kişinin çalışabilirliği, mesleği, yaşı, sağlık durumu, evlilik süresince edindiği tecrübe ve işgücü piyasasındaki imkanları gibi faktörler de göz önünde bulundurulur.
Bu değerlendirme, somut olaya göre şekillenen bir hakkaniyet denetimidir.
3. Yoksulluk Nafakasının Şartları (TMK m.175)
TMK m.175’in sistematiği, uygulamada beş temel şart üzerinden okunur:
(i) kesinleşmiş boşanma hükmü, (ii) talep, (iii) boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme,
(iv) talep edenin daha ağır kusurlu olmaması, (v) nafakanın mali güçle orantılı olması.
Çalışmada da bu şartların hakim tarafından birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanır.
3.1. Kesinleşmiş Boşanma Hükmü
Yoksulluk nafakası, kural olarak boşanma kararının kesinleşmesiyle doğan bir sonuçtur. Boşanma davası devam ederken geçici nitelikte tedbir nafakası gündeme gelebilir; yoksulluk nafakası ise boşanmanın kesinleşmesiyle hüküm ve sonuç doğurur.
Ayrıca resmi nikâh bulunmayan birlikteliklerde (örneğin yalnız dini nikâh/fiili birliktelik), “boşanma” hukuki sonuç doğurmayacağı için yoksulluk nafakası da gündeme gelmez.
3.2. Talep Şartı (Hakim Re’sen Hükmedemez)
Kanun metnindeki “isteyebilir” ifadesi, yoksulluk nafakasının talebe bağlı olduğunu gösterir.
Bu nedenle talep yoksa, hakim kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez.
Talep iki şekilde ileri sürülebilir:
- Boşanma davası içinde (dava veya cevap dilekçesiyle, usulüne uygun şekilde),
- Boşanma hükmü kesinleştikten sonra ayrı bir dava ile.
Süre bakımından en kritik düzenleme TMK m.178’dir: Boşanmanın kesinleşmesinden doğan talepler, kural olarak 1 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yoksulluk nafakası talebinin de bu çerçevede, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği kabul edilir.
3.3. Boşanma Nedeniyle Yoksulluğa Düşme
“Boşanma yüzünden” ibaresi, yoksulluk hali ile boşanma arasında nedensellik bağı aranacağını ifade eder.
Bu nedenle, nafaka isteyen tarafın yalnızca yoksul olması değil; yoksulluğa “boşanma sebebiyle” düşmesi önemlidir.
Evlilik sürecinde çalışmayan kişinin boşanma sonrasında asgari ücretle çalışmaya başlaması her zaman yoksulluğu ortadan kaldırmayabilir.
Yargıtay uygulamasında asgari ücretin somut olayda yoksulluğu gidermeye yetmemesi ihtimali özellikle vurgulanmaktadır.
Öte yandan, kişinin kendi iradesiyle işten ayrılması, gelirini azaltacak şekilde davranması veya yoksullaşmaya kendi kusurlu davranışlarıyla neden olması durumunda (somut olayın özelliklerine göre) nafaka talebinin reddi gündeme gelebilir.
3.4. Kusur Şartı: “Daha Ağır Kusurlu Olmamak”
TMK m.175, nafaka alacaklısı bakımından “kusuru daha ağır olmamak” şartını getirir. Bu, nafaka isteyen eşin: kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu olabileceği; ancak ağır kusurlu olamayacağı anlamına gelir. Çalışmada da kusur şartının, önceki kanundaki “kusursuz eş” koşuluna göre daha esnek hale getirildiği ve uygulamada hakkaniyet sorunlarını azaltma amacı taşıdığı belirtilir.
Önemli bir ayrım: Maddi/manevi tazminatta kusur ölçütleri farklılaşabilir. Yoksulluk nafakası, ekonomik dayanışma fonksiyonu nedeniyle “eşit kusur” halinde dahi gündeme gelebilir.
3.5. Nafakanın Mali Güç ile Orantılı Olması
Nafaka miktarı belirlenirken, nafaka yükümlüsünün mali gücü ile nafaka alacaklısının ihtiyaçları arasında denge kurulmalıdır.
Kanun açıkça “mali gücü oranında” demek suretiyle orantılılık şartını getirir. Bu, hem aşırı yüksek hem de işlevsiz derecede düşük nafaka miktarlarının hakkaniyete aykırı olacağı anlamına gelir.
4. Nafaka Miktarının Belirlenmesi: Hakkaniyet ve Orantı
Yoksulluk nafakasının miktarı, matematiksel bir formülle değil; somut olayın tüm şartları dikkate alınarak belirlenir.
Uygulamada mahkemeler çoğunlukla:
- Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması (SED),
- SGK kayıtları, maaş bordroları, vergi kayıtları, banka hareketleri,
- Taşınmaz/araç kayıtları ve kira gelirleri,
- Yaşam standardına ilişkin olgular (konut, çocukların giderleri, sağlık masrafları)
gibi deliller üzerinden nafaka miktarını şekillendirir.
Buradaki ana ilke, nafakanın destek niteliği taşımasıdır:
Nafaka, nafaka alacaklısını “refaha” ulaştırmak için değil; yoksulluğa düşmeyi önlemek için öngörülmüştür.
Buna karşılık, nafaka miktarı nafaka alacaklısının temel ihtiyaçlarını karşılamaya elverişli değilse, kurumun amacı gerçekleşmez.
Nafaka yükümlüsünün mali gücünün bulunmadığı hallerde kural olarak nafakaya hükmedilemez; ancak sırf nafaka ödememek amacıyla çalışmamak veya gelirini gizlemek gibi iddialar varsa, mahkeme bu hususu araştırır ve (delillerle sabitse) hakkın kötüye kullanılmasını engelleyecek çözümlere yönelebilir.
5. Süre Sorunu: “Süresiz Nafaka” Tartışması
Yoksulluk nafakası bakımından en canlı tartışma, kanun metnindeki “süresiz” ifadesidir. Çalışmada da bu başlığın güncel tartışma alanı olduğu, doktrindeki eleştirilerin kayda değer ölçüde arttığı ve somut olaya göre süre belirlenmesi gerektiği yönünde görüşlere yer verildiği görülür.
Uygulamada iki yaklaşım öne çıkar:
- Geleneksel yaklaşım: Kanun lafzı gereği nafaka süresizdir; ancak şartlar değişirse azaltma/kaldırma davası ile nafaka sona erdirilebilir.
- Olay bazlı yaklaşım: Nafakanın amacı, alacaklının makul sürede ekonomik bağımsızlığa erişebilmesine destek olmaktır. Bu nedenle, özellikle çalışma kapasitesi yüksek, kısa evliliklerde veya nafaka alacaklısının mesleğe dönüş imkanı güçlü ise belirli süreli nafaka düşüncesi savunulur.
Pratikte hangi yaklaşımın benimsenirse benimsensin, avukatlık stratejisi bakımından temel öneri şudur:
“Süre” tartışmasını soyut bir slogan gibi değil, somut verilerle (yaş, meslek, iş gücü piyasası, sağlık, çocuk bakımı, evlilik süresi, edinilmiş tecrübeler) destekleyerek mahkemenin önüne koymak gerekir.
6. Nafakanın Sona Ermesi ve Değiştirilmesi
Yoksulluk nafakası sürekli bir “statü” değildir; şartlara bağlıdır ve şartlar değiştiğinde değiştirilebilir.
Genel çerçevede:
- Kendiliğinden sona erme (örneğin yeniden evlenme gibi haller),
- Mahkeme kararıyla kaldırma (yoksulluğun ortadan kalkması, gelir artışı),
- Azaltma/artırma (mali güç veya ihtiyaçların değişmesi)
gündeme gelebilir. Uygulamada en sık karşılaşılan dava türleri: “nafakanın kaldırılması”, “nafakanın azaltılması” ve “nafakanın artırılması” davalarıdır. Bu davalarda ispat yükü ve delil stratejisi belirleyicidir; SED raporları, SGK kayıtları, banka hareketleri ve yaşam standardı göstergeleri çoğu dosyada ana ekseni oluşturur.
7. Usul Rehberi: Talep, Süreler, İspat ve Strateji
7.1. Nafaka Ne Zaman Talep Edilir?
Yoksulluk nafakası, boşanma davası içinde talep edilebildiği gibi, boşanma kesinleştikten sonra da ayrı davayla istenebilir.
Ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde talep edilmesi gerekliliği,
uygulamada hayati bir eşiktir.
7.2. Hangi Deliller Önemlidir?
- Gelir delilleri: Maaş bordrosu, SGK dökümü, vergi levhası, şirket kayıtları.
- Malvarlığı delilleri: Tapu kayıtları, araç kayıtları, kira sözleşmeleri, banka hesapları.
- Gider delilleri: Kira, fatura, sağlık giderleri, çocuk giderleri (varsa).
- Çalışabilirlik: Eğitim, meslek, yaş, sağlık; iş arama/iş bulma imkanları.
- Yaşam standardı: Evlilik süresince sürülen hayat standardı ve boşanma sonrası düşüş.
“Yoksulluk” değerlendirmesi soyut değil, dosya bazlıdır. Bu nedenle iddia edilen yoksulluğun somutlaştırılması gerekir:
“Gelirim az” demek yerine, düzenli gelir/meslek/çalışma kapasitesi/temel giderler arasındaki makas delillendirilmelidir.
7.3. Kusur Stratejisi
Nafaka alacaklısı bakımından “daha ağır kusurlu olmamak” şartı kritik olduğundan, kusur tespiti boşanma davasındaki vakıa ve delillerle yakından bağlantılıdır. Bu nedenle boşanma davasındaki kusur tartışması ile nafaka talebinin aynı dosyada uyumlu kurgulanması (vakıa çelişkisinden kaçınmak) önem taşır.
7.4. “Çalışıyor Olmak” Nafakayı Otomatik Engeller mi?
Hayır. Çalışıyor olmak, her zaman “yoksulluk yoktur” sonucunu doğurmaz. Özellikle asgari ücret düzeyi, güvencesiz iş, süreklilik garanti edilemeyen gelir gibi durumlarda mahkeme; gelirin yoksulluğu giderip gidermediğini olay bazında değerlendirir.
7.5. Anlaşmalı Boşanmada Dikkat
Anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka konusunda düzenleme yapılmışsa, çoğu durumda sonradan “hiç talep edilmemiş” bir nafaka kalemi ileri sürmek pratikte ciddi güçlükler doğurur. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken nafaka başlığının açık, net ve ileride ihtilaf doğurmayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.
8. Sık Sorulan Sorular
8.1. Yoksulluk nafakası almak için işsiz olmak şart mı?
Hayır. Önemli olan “boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme”dir. Çalışıyor olmak, gelirin yoksulluğu gidermeye yeterli olduğu anlamına gelmeyebilir.
Gelirin düzenli/sürekli olup olmadığı ve yoksulluk ölçütünü karşılayıp karşılamadığı somut olayda değerlendirilir.
8.2. Eşit kusurlu olan taraf nafaka alabilir mi?
Evet, yoksulluk nafakasında ölçüt “daha ağır kusurlu olmamak”tır. Eşit kusur halinde nafaka mümkündür.
8.3. Nafaka neye göre hesaplanır?
Nafaka hesaplaması; tarafların gelirleri, giderleri, malvarlığı, yaşam standardı ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Kanun, nafakanın “mali güç oranında” olmasını şart koşar.
8.4. Nafaka sonsuza kadar sürer mi?
Kanun lafzında “süresiz” ibaresi yer alsa da, uygulamada şartlar değişirse nafaka kaldırılabilir, azaltılabilir veya artırılabilir. Ayrıca doktrinde somut olaya göre belirli süreli nafaka yaklaşımı tartışılmaktadır.
9. Sonuç ve Uygulama Notları
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; somut olayın özelliklerine göre profesyonel hukuki destek alınması önerilir.




