Saik
Saik, Türk hukukunda genel olarak kişinin belirli bir hukuki işlemi yapmasına, sözleşmeyi kurmasına, suçu işlemesine veya belirli bir davranışta bulunmasına yol açan içsel neden, güdü, amaç ya da…
Saik, Türk hukukunda genel olarak kişinin belirli bir hukuki işlemi yapmasına, sözleşmeyi kurmasına, suçu işlemesine veya belirli bir davranışta bulunmasına yol açan içsel neden, güdü, amaç ya da itici düşünce anlamında kullanılır. Saik, çoğu durumda kişinin dış dünyaya yansıyan irade açıklamasından önce gelen psikolojik ve zihinsel sebeptir.
Hukuki açıdan saik ile kast, amaç, neden, irade, hukuki işlem iradesi ve motive edici olgu kavramları birbirinden ayrılmalıdır:
- Kast, suçun kanuni unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
- Saik, kişinin neden böyle davrandığını açıklar.
- Amaç, kişinin davranışla ulaşmak istediği geleceğe yönelik sonucu ifade eder.
- Neden, daha geniş ve günlük bir kavram olup davranışın arkasındaki maddi veya manevi gerekçeyi anlatabilir.
- Hukuki işlem iradesi, hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş iradedir; saik ise bu iradenin oluşmasına yol açan arka plandaki sebeptir.
Türk hukukunda temel yaklaşım, saikin kural olarak hukuki sonuç doğurmadığı, ancak kanunun açıkça önem atfettiği veya somut olayda iradenin oluşumunu, hukuka aykırılığı, kusuru ya da işlemin geçerliliğini etkilediği hallerde dikkate alındığı yönündedir.
Saik, kişinin bir hukuki işlem yapmasına veya bir fiili gerçekleştirmesine neden olan öznel neden, güdü ya da amaç anlamında kullanılır.
Türk hukukunda saik genel olarak şu alanlarda dikkate alınır:
Ceza hukukunda: Failin suçu hangi nedenle işlediğini ifade eder. Kural olarak suçun unsuru değildir; ancak kanunun özel önem verdiği hâllerde suçun nitelikli hâlinin, kusurun veya cezanın belirlenmesinde rol oynayabilir.
Sözleşmeler hukukunda: Tarafın sözleşme yapmasına neden olan kişisel veya ekonomik düşüncedir. Kural olarak sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; ancak hata, hile, muvazaa veya ortak temel varsayım bakımından önem kazanabilir.
Miras hukukunda: Bir işlemin mirasçılardan mal kaçırma veya belirli bir mirasçıyı kayırma amacı taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde yardımcı olgudur.
Ticaret hukukunda: Şirket yöneticilerinin veya tarafların kişisel çıkar, şirket menfaati ya da haksız rekabet amacıyla hareket edip etmediğinin incelenmesinde dikkate alınabilir.
Usul hukukunda: Dava veya takip hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesine yardımcı olabilir.
Kısaca: Saik, tek başına her zaman hukuki sonuç doğurmaz; ancak kanunun önem verdiği veya işlemin gerçek niteliğinin, kusurun ya da hukuka aykırılığın belirlenmesinin gerektiği durumlarda değerlendirilir.
“Saik” kelimesi Arapça kökenlidir. Arapça سَائِق / sāʾiq kelimesi, temel olarak “süren, sevk eden, yönlendiren, hareket ettiren” anlam alanına sahiptir.
Kelimenin kökü Arapça س و ق / s-v-k köküdür. Bu kök, başlıca: Sevk etmek, Sürmek, Öne doğru yönlendirmek, Götürmek, Bir şeyi hareket ettirmek
anlamları etrafında gelişmiştir.
Aynı kökten gelen veya aynı anlam ailesinde bulunan kelimeler arasında Arapçada “sûk” yani pazar/çarşı ve “sâik” yani süren veya yönlendiren kişiyle ilgili kullanımlar bulunur. Türkçede kelimenin mecazî ve soyut anlamı öne çıkmış; “kişiyi bir davranışa sevk eden neden” anlamında hukuk, felsefe, sosyoloji ve psikoloji terminolojisine yerleşmiştir.
Türkçedeki “saik” kullanımı, “sevk etmek” fiiliyle anlam bakımından yakından ilişkilidir. “Bir davranışa sevk eden neden” şeklindeki anlam, kelimenin kök anlamındaki “hareket ettirme ve yönlendirme” fikrinin soyutlaşmış biçimidir.
Bu terimle birlikte bakılabilecek başlıklar
İlgili ve tamamlayıcı başlıklar.

Türk medeni hukukunda ve borçlar hukukunda saik
1. Sözleşmelerde saik
Borçlar hukukunda tarafların sözleşme yapmasına neden olan özel düşünceler genellikle saik olarak adlandırılır.
Örneğin:
sözleşmenin yapılmasına ilişkin saik örnekleridir.
Genel kural olarak tarafların kişisel saikleri, sözleşmenin geçerliliğini kendiliğinden etkilemez. Çünkü hukuk, öncelikle dış dünyaya açıklanan irade ile sözleşmenin objektif içeriğine önem verir.
Bununla birlikte saik bazı şartlarda hukuken önem kazanabilir:
2. Saik hatası ve esaslı hata
Kişinin sözleşme yaparken sahip olduğu bir düşüncenin veya beklentinin gerçeğe aykırı çıkması her zaman hukuki işlemde hata sonucunu doğurmaz.
Örneğin bir kişinin satın aldığı taşınmazın gelecekte değer kazanacağını düşünmesi, çoğu durumda kişisel saiktir. Taşınmazın beklenen değeri kazanmaması, kendiliğinden sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmaz.
Ancak yanlış değerlendirme, sözleşmenin temel niteliğine veya sözleşme konusu şeyin esaslı özelliklerine ilişkinse durum değişebilir. Bu nedenle aşağıdaki ayrım önemlidir:
3. Hile ve saik
Hilede karşı taraf, diğer tarafın iradesini etkilemek amacıyla gerçeğe aykırı davranışta bulunur veya açıklanması gereken bir hususu gizler. Hilenin amacı, kişinin yanlış bir saikle hukuki işlem yapmasını sağlamaktır.
Örneğin satıcının, taşınmazın kullanılamaz durumda olduğunu bilmesine rağmen bunu gizleyip taşınmazı “yatırım için uygun” göstermesi hâlinde, alıcının sözleşme yapma saiki hileli biçimde oluşturulmuş olabilir.
Burada hukuki değerlendirme için şu sorular önemlidir:
4. Bağışlama ve saik
Bağışlama işlemlerinde bağışlayanın saiki, özellikle işlemin gerçek niteliğinin belirlenmesinde önem kazanabilir. Bir işlem görünüşte satış, gerçekte bağış olabilir. Bu durumda tarafların gerçek iradesi, bedel ödenip ödenmediği, ekonomik hareketler ve olayın tüm koşulları değerlendirilir.
Özellikle miras ilişkilerinde:
saik ve gerçek irade değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Burada saik, tek başına işlemin niteliğini belirlemez; ancak tarafların görünürdeki işlem arkasındaki gerçek amacının ortaya çıkarılmasına yardımcı olan güçlü bir olgu olabilir.
Ticaret hukukunda saik
Ticaret hukukunda saik özellikle şirket işlemleri, yönetim kurulu kararları, pay devirleri, rekabet ilişkileri ve ticari sözleşmeler bakımından gündeme gelebilir.
Bir ticari işlemin arkasındaki saik şu konularda önem taşıyabilir:
Örneğin bir yönetici, görünüşte şirket yararına bir sözleşme imzalamış olsa da gerçekte kendi yakınına veya bağlantılı bir şirkete ekonomik menfaat sağlama saikiyle hareket etmiş olabilir. Bu durumda saik; işlemin dürüstlük kuralına, özen ve sadakat yükümlülüklerine, şirket menfaatine veya yöneticinin sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerde rol oynayabilir.
Bununla birlikte ticari işlemlerde de yalnızca “kötü niyetli saik” iddiası yeterli değildir. İddia, somut zarar, işlem ile saik arasındaki bağlantı ve ilgili hukuki yükümlülüğün ihlaliyle birlikte ortaya konulmalıdır.
Usul hukuku bakımından saikin ispatı
Saik, genellikle doğrudan ispatlanabilen bir olgu değildir. Kişinin zihninden geçen düşünceye ilişkin olduğundan, çoğu olayda dolaylı deliller ve belirti delilleri kullanılır.
Saikin ispatında değerlendirilebilecek başlıca unsurlar şunlardır:
Mahkeme saiki değerlendirirken tek bir delile dayanmak yerine, delillerin bütününü ve aralarındaki mantıksal bağlantıyı dikkate almalıdır. Saik iddiası, olayların olağan akışıyla uyumlu olmalı ve karşı tarafın savunmasını makul biçimde çürütmelidir.
Ceza yargılamasında ise özel saikin sanık aleyhine kabulü, varsayıma değil, dosya kapsamındaki delillerin yeterli açıklıkta oluşturduğu kanaate dayanmalıdır. Özel saik konusunda makul şüphe devam ediyorsa, bu şüphe ilgili nitelikli hâlin uygulanması bakımından önem taşır.