İçeriğe geç
⚡ Son Tepkiler
📌 Faydalı🔎 İlgi Çekici🎶 Hurri İlahisi: İnsanlığın Bilinen En Eski Şarkısı 🧠 Bilgilendirici1926 Ankara Antlaşması ve Musul Meselesi: Nedenleri, Sonuçları ve Tam Metin 🙂 Fena Değil1. Thko Davasında Yargılanan Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde Yaptıkları Savunma 📌 Faydalı🧠 BilgilendiriciGümrükte Yolcu Beraberinde Getirilen Eşya Rehberi 2025-2026 📌 Faydalı🧠 BilgilendiriciDava Dilekçesinde Yer Almayan Hususlar Kısmen Islah ile Davaya Dahil Edilemeyecek: 2026 YİBBGK Kararı  ⚡ ŞaşırtıcıO. J. Simpson Vakası – Fotoğrafın Çökerttiği İnkâr 📌 Faydalı🔎 İlgi ÇekiciTers Kelepçe Hangi Hallerde Takılır? 📌 Faydalı🧠 Bilgilendirici7587 Sayılı Kanun Resmi Gazete’de yayınlandı.
Ankahukuk Sözlük

Zamanaşımı

Zamanaşımı, hukukun birden fazla dalında bağımsız ve kendine özgü rejimleriyle işleyen; ancak özünde tek bir ilkeye dayanan bir kurumdur: belirli bir süre hareketsiz kalan hukuki taleplerin ya da…

77 görüntülenme0 katkı
Ankahukuk Sitesi
Ankahukuk SitesiDoğrulanmış Hukukçu1040 puan?Katılım puanıKatılım puanı; yayınlanan içerikler, onaylı yorum/katkılar, oylar, tepkiler, kaydetme, takip ve paylaşım gibi gerçek topluluk hareketlerinden oluşur. Ayrıntı için Hesap Ayarları veya Katılım Puanı kartındaki açıklamaya bakın. Ankahukuk Sitesi Ankahukuk SitesiDoğrulanmış Hukukçu1040 puan?Katılım puanıKatılım puanı; yayınlanan içerikler, onaylı yorum/katkılar, oylar, tepkiler, kaydetme, takip ve paylaşım gibi gerçek topluluk hareketlerinden oluşur. Ayrıntı için Hesap Ayarları veya Katılım Puanı kartındaki açıklamaya bakın.Avukat
Doğrulanmış Hukukçu
Ankahukuk Sitesi kurucusu ve yöneticisi 1040 puan· Güvenilir Katkıcı?Katılım puanıKatılım puanı; yayınlanan içerikler, onaylı yorum/katkılar, oylar, tepkiler, kaydetme, takip ve paylaşım gibi gerçek topluluk hareketlerinden oluşur. Ayrıntı için Hesap Ayarları veya Katılım Puanı kartındaki açıklamaya bakın. Meslek/statüAvukat Yaş49 CinsiyetErkek Doğum tarihi14/01/1977 Bulunduğu şehirAntalya Tam profil için isme tıkla
Üyeyi takip et
Terimi ekleyen üye

Zamanaşımı, hukukun birden fazla dalında bağımsız ve kendine özgü rejimleriyle işleyen; ancak özünde tek bir ilkeye dayanan bir kurumdur: belirli bir süre hareketsiz kalan hukuki taleplerin ya da devletin cezalandırma yetkisinin, hukuki güvenlik ilkesi adına dondurulması ya da söndürülmesi. Türk hukuku zamanaşımını tek bir kanunda veya tek bir kavram çatısı altında bütünleşik biçimde düzenlememiştir; kurum, uygulandığı hukuk dalına göre farklı süreler, farklı başlangıç anları, farklı durma ve kesilme sebepleri ve hatta birbirinden köklü biçimde ayrışan hukuki sonuçlarla karşımıza çıkar. Dolayısıyla zamanaşımı, tekil bir kurum değil; aynı temel düşünceyi taşıyan birden fazla kurumun ortak adıdır.

Kurumun özünde birbirini tamamlayan iki gerekçe yatar. Birincisi, üzerinden uzun süre geçmiş olayların artık güvenilir delillerle ispatlanamayacağına duyulan haklı şüphe; ikincisi, hukuki ilişkilerde istikrar ve öngörülebilirlik zorunluluğu. Yargıtay bu iki gerekçeyi defalarca şu formülle özetlemiştir: “Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır.”

I. Özel hukukta zamanaşımı (Borçlar hukuku)

Hukuki niteliği ve temel ilkeler

Özel hukukta zamanaşımı, alacak hakkının varlığını ortadan kaldırmaz; yalnızca o hakkın dava yoluyla zorla icra ettirilmesini engeller. Borçluya tanınan bu savunma, def’i niteliğindedir: borçlu zamanaşımı def’ini süresi içinde —kural olarak cevap dilekçesinde— ileri sürmezse hâkim bu meseleyi resen gözetemez ve şartları oluşmuş olsa bile alacağa hükmedebilir.

Zamanaşımına uğramış bir alacak hukuken var olmaya devam eder. Bu gerçekliğin iki pratik sonucu vardır: Borçlu, zamanaşımı def’ini ileri sürmeden gönüllü ödeme yaparsa bu ödeme geçerlidir ve iadeyi talep edemez. Bunun yanı sıra haksız fiil nedeniyle zarar görenin aynı zamanda bir borcu da doğmuşsa, tazminat talebi zamanaşımına uğramış olsa bile zarar gören o borcu ifadan kaçınabilir (6098 sayılı TBK m. 72, son fıkra).

Süreler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu zamanaşımını iki düzlemde düzenler.

Genel zamanaşımı (TBK m. 146): Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Beş yıllık kısa zamanaşımı (TBK m. 147): Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler; otel, pansiyon ve lokanta bedelleri; küçük sanat ve perakende satış alacakları; ortaklık ilişkisinden doğan alacaklar; vekâlet, komisyon ve acentalık ile kural olarak simsarlık alacakları; eser sözleşmesinden doğan alacaklar (ağır kusur hâli hariç) beş yıllık süreye tabidir.

Haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde üç katmanlı özel yapı (TBK m. 72):

Nispi (sübjektif) zamanaşımı: Zarar gören, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde dava açmak zorundadır. Bu sürenin başlaması için hem zararın hem failin öğrenilmesi gerekir; ikisi eş zamanlı öğrenilmemişse süre, daha geç öğrenilen bilginin edinildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Yargıtay, “öğrenme” ölçütünü dava açmaya elverişli biçimde öğrenme olarak yorumlar; tüm ayrıntıların bilinmesi aranmaz.

Mutlak (objektif) zamanaşımı: Öğrenme gerçekleşmemiş olsa bile haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl içinde dava açılmalıdır. Bu sürenin başlangıç anı tamamen dışsal ve objektiftir; zarar sonradan ortaya çıkmış olsa bile süreyi geriye ertelemez.

Uzamış ceza zamanaşımı: Haksız fiil aynı zamanda ceza kanununda suç olarak düzenlenmişse ve ceza davası zamanaşımı daha uzunsa, tazminat davası için de bu uzun süre geçerli olur. Faile ceza davası açılmış ya da mahkûmiyet verilmiş olması şart değildir; tazminat hâkimi fiilin suç niteliği taşıyıp taşımadığını ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde bağımsız olarak değerlendirir. Ceza zamanaşımı yalnızca süreyi ve başlangıç noktasını belirler; durma ve kesilme sebepleri ise TBK hükümlerine göre saptanır.

Sürenin başlangıcı

Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar (TBK m. 149). Muacceliyetin bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. Sürelerin hesaplanmasında zamanaşımının başladığı gün sayılmaz; zamanaşımı ancak sürenin son günü de kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur (TBK m. 151).

Zamanaşımının durması

Zamanaşımının durması, sürenin geçici olarak askıya alınmasıdır. Durma sona erdiğinde süre kaldığı yerden işlemeye devam eder; kesilmenin aksine geride kalan süre sıfırlanmaz.

6098 sayılı TBK m. 153 uyarınca şu durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz ya da durur: velayet süresince çocukların ana-babasından olan alacakları; vesayet süresince vesayet altındakilerin vasiden veya devletten olan alacakları; evlilik devam ettiği sürece eşler arasındaki alacaklar; hizmet ilişkisi süresince ev hizmetlilerinin işverenlerinden olan alacakları; borçlunun alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu süre; alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürülme imkânının bulunmadığı süre; alacaklı ve borçlu sıfatının ileride geçmişe etkili biçimde çözülecek şekilde aynı kişide birleştiği süre.

Zamanaşımının kesilmesi

Kesilme, o ana kadar işlemiş süreyi tamamen siler ve süre sıfırdan yeniden başlar. Kesilme sonrasında yeni sürenin başlangıcı farklı hâllere göre şekillenir.

TBK m. 154 uyarınca iki grup kesilme sebebi vardır:

Borçludan kaynaklanan sebepler: Borçlunun borcu ikrar etmesi (kısmen ödeme, faiz ödemesi, rehin veya kefil gösterme dahil).

Alacaklıdan kaynaklanan sebepler: Dava veya def’i yoluyla mahkemeye ya da hakeme başvurulması; icra takibine başvurulması; iflas masasına başvurulması. Yargıtay, davanın niteliği ne olursa olsun dava açılmasının zamanaşımını kesmek için yeterli olduğunu, dava açıldıktan sonra hâkimin duruşmadaki ve dosyadaki her işleminin ile tarafların her eyleminin de süreyi yeniden kestiğini yerleşik biçimde kabul etmektedir.

Borç senetle ikrar edilmiş veya mahkeme ya da hakem kararına bağlanmışsa, kesilmeden sonra başlayan yeni süre her zaman on yıldır (TBK m. 156). Müteselsil borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımı diğerlerine karşı da kesilir; asıl borçluya karşı kesilen zamanaşımı kefile karşı da kesilir; ancak kefile karşı kesilmesi asıl borçluya karşı kesinti sonucu doğurmaz (TBK m. 155).

Asıl alacağa bağlı alacaklar

Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur (TBK m. 152). Bu kural, bağımlı nitelikteki alacakların asıl alacaktan bağımsız biçimde uzamasına izin vermez.

Zamanaşımı def’inin kötüye kullanılması

Zamanaşımı bir def’i hakkı olduğundan, bu hakkın dürüstlük kuralına (4721 sayılı TMK m. 2) aykırı biçimde kullanılması hukuk düzeninin korumasından yararlanamaz. Yargıtay bu sınırı net olarak çizmektedir: borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez; ancak borçlunun kendi davranışıyla alacaklıyı dava açmaktan alıkoymuş ya da hakkını zamanında kullanmasını güçleştiren bir güven ilişkisi kurmuş olması hâlinde def’in reddedilmesi gerekir.

Davanın reddinde ek süre

TBK m. 158 uyarınca, dava veya def’i; mahkemenin yetkisizliği, görevsizliği, düzeltilebilir bir yanlışlık ya da vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş ve o arada zamanaşımı ya da hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.

Sürelerin kesinliği

TBK m. 148 uyarınca, özel hukukta belirlenen zamanaşımı süreleri sözleşmeyle değiştirilemez; kısaltılamaz ve uzatılamaz. Bu kural, zamanaşımının kamu düzenine yakın bir işlev gördüğünü yansıtır.

Zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki fark

Uygulamada en sık karıştırılan ayrımdır. İkisi arasındaki fark nitelendirmede değil; hukuki sonuçların tamamında kendini gösterir.

Zamanaşımı: hakkın varlığını değil talep edilebilirliğini ortadan kaldırır; borçlunun def’i yoluyla ileri sürmesine bağlıdır; hâkim resen gözetemez; kesilme ve durma kuralları uygulanır; tarafların anlaşmasıyla kesilebilir ve durdurulabilir; süre dolunca gönüllü ödeme geçerlidir.

Hak düşürücü süre: hakkın varlığını sona erdirir; süre dolunca hak kendiliğinden yok olur; hâkim resen dikkate almak zorundadır; kesilmesi ve durdurulması mümkün değildir; gönüllü ödeme bile iade edilebilir.

II. Ceza hukukunda zamanaşımı

Ceza hukukunda zamanaşımı, özel hukuktan kökten farklı bir nitelik ve işleyiş taşır. Burada söz konusu olan devletin cezalandırma yetkisinin belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kalkmasıdır; bir def’i hakkı değil, kovuşturulabilirliğin ya da ceza infaz yetkisinin kendiliğinden sona ermesidir. Hâkim bu sonucu resen ve her aşamada saptamak zorundadır. Ceza hukukunda zamanaşımı iki ayrı kurumu kapsar.

Dava zamanaşımı (TCK m. 66–67)

Dava zamanaşımı, suçun işlenmesinden itibaren belirli süre içinde kamu davası açılmamış ya da sonuçlandırılmamışsa kamu davasını düşürür. Suç için öngörülen ceza türü ve üst sınırına göre süreler şu şekilde belirlenir: ağırlaştırılmış müebbet için otuz yıl; müebbet için yirmi beş yıl; yirmi yıl ve üzeri için yirmi yıl; beş ila yirmi yıl arası için on beş yıl; beş yıl ve altı hapis ya da adli para cezası için sekiz yıl. Seçimlik cezalarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır; nitelikli haller de süre belirlenirken gözetilir.

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş on beş yaşını doldurmamış olanlar hakkında bu süreler yarıya; on beş yaşını doldurmuş on sekiz yaşını doldurmamış olanlar hakkında üçte ikiye indirilir (TCK m. 66/2).

Sürenin başlangıcı: Tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği gün; teşebbüste son hareketin yapıldığı gün; kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği gün; zincirleme suçlarda son suçun işlendiği gün; çocuklara karşı üstsoy veya hüküm ve nüfuz sahibi kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği gün esas alınır (TCK m. 66/6).

Uygulanmama hâli: TCK’nın İkinci Kitabı’nın Dördüncü Kısmındaki ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya on yılı aşan hapis cezası gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı hiç uygulanmaz (TCK m. 66/7).

Durma: Soruşturma veya kovuşturma yapılmasının izin ya da karar alınmasına ya da başka bir mercide çözüme bağlı olduğu hâllerde; hakkında kaçak kararı verilen sanık bakımından bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur (TCK m. 67/1).

Kesilme: Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorgulanması; hakkında tutuklama kararı verilmesi; suçla ilgili iddianame düzenlenmesi; sanıklardan bir kısmı hakkında dahi mahkûmiyet kararı verilmesi hâllerinde dava zamanaşımı kesilir (TCK m. 67/2). Kesilmeyle birlikte süre yeniden işlemeye başlar. Birden fazla kesilme nedeni bulunuyorsa süre, son kesilme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden başlar. Kesilme hâlinde zamanaşımı süresi asıl sürenin en fazla yarısına kadar uzayabilir (TCK m. 67/4); bu “olağanüstü zamanaşımı” sınırı Yargıtay içtihadında belirleyici bir işlev üstlenir.

Kesilme ve durma nedenlerinin kanunilik ilkesi kapsamında sınırlı sayıda (numerus clausus) olduğu; yorum ya da kıyas yoluyla genişletilemeyeceği Yargıtay’ın yerleşik tutumudur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, incelediği bir davada olağanüstü dava zamanaşımının tamamlandığını gözetmeksizin mahkûmiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu saptayarak kamu davasını düşürmüştür.

HAGB ile ilişkisi: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının kesinleşmesiyle birlikte dava zamanaşımının askıya alınacağı; denetim süresi içinde yeni suç işlenmesiyle birlikte ilk suç bakımından zamanaşımının yeniden işlemeye başlayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından kabul edilmekle birlikte, bu yoruma katılmayan azınlık görüşü de karar metninde yer almaktadır.

Ceza zamanaşımı (TCK m. 68–69)

Ceza zamanaşımı, mahkûmiyet kararı kesinleştikten sonra devreye girer; kesinleşmiş ceza belirli süre içinde infaz edilmemişse devletin infaz yetkisi sona erer. Süreler şu şekilde belirlenmiştir: ağırlaştırılmış müebbet için kırk yıl; müebbet için otuz yıl; yirmi yıl ve daha fazlası için yirmi dört yıl; beş yıldan fazla için yirmi yıl; beş yıla kadar hapis ve adli para cezası için on yıl. Türleri farklı cezaları kapsayan hükümler, en ağır ceza için belirlenen sürenin geçmesiyle infaz edilemez hâle gelir (TCK m. 68/4).

Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği ya da infazın herhangi bir biçimde kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır (TCK m. 68/5). Mahkûmun firar etmesi süreyi durdurur.

Cezaya bağlı hak yoksunluklarının süresi, ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder (TCK m. 69).

III. İdare hukukunda zamanaşımı ve dava açma süresi

İdare hukukunda kullanılan terim kural olarak “zamanaşımı” değil “dava açma süresi”dir ve bu süre nitelik bakımından özel hukuktaki zamanaşımından çok hak düşürücü süreye yakındır: hâkim tarafından resen dikkate alınır; tarafların iradesiyle kesilip durdurulamaz; süre dolduğunda dava esastan incelenemez.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca genel dava açma süresi, Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün; vergi mahkemelerinde otuz gündür. Bu süre kural olarak idari işlemin yazılı bildirimi tarihinden, bazı hâllerde ise öğrenildiğinin ispat edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Özel hukuktaki yapıyla kıyaslandığında köklü bir fark göze çarpar: özel hukukta zamanaşımı def’i ileri sürülmezse hâkim resen dikkate alamaz; idari yargıda dava açma süresi kaçırılmışsa hâkim bunu taraf ileri sürmese bile saptamak ve davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmek zorundadır.

IV. Vergi hukukunda zamanaşımı

Vergi hukuku, kendine özgü bir zamanaşımı sistemi barındırır. İki ayrı rejim iç içe işler.

Tarh zamanaşımı (VUK m. 113–114): 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 113. maddesi zamanaşımını doğrudan tanımlar: “Zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkmasıdır. Zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder.” Vergi alacağının doğduğu takvim yılını izleyen yılın başından itibaren beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilemeyen vergiler zamanaşımına uğrar (VUK m. 114). Vergi dairesinin matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurması zamanaşımını durdurur; duran zamanaşımı komisyon kararının vergi dairesine teslimini izleyen günden itibaren kaldığı yerden devam eder; ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yılı aşamaz.

Burada özel hukuktan ayrışan kritik bir özellik dikkat çeker: tarh zamanaşımı, mükellefin başvurusundan bağımsız olarak re’sen işler; idare bunu savunma olarak değil, bağlayıcı bir sınır olarak gözetmek zorundadır. Bu yönüyle vergi zamanaşımı, özel hukuktaki def’i niteliğinden değil, hak düşürücü niteliğine daha yakın bir yapıdan beslendiği söylenebilir.

Tahsil zamanaşımı: Tarh edilmiş ve kesinleşmiş vergi alacağının tahsil yetkisinin sınırını 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun belirler. Bu süre beş yıldır; ödeme emrinin tebliği, haciz gibi takip işlemleri süreyi keser.

Vergi suçları boyutunda ise ceza hukuku zamanaşımı ile vergi zamanaşımı iç içe geçebilir: sahte belge düzenleme gibi fiillerde ceza davası zamanaşımı ayrıca hesaplanır ve tazminat hukukundaki uzamış ceza zamanaşımının paraleli biçimde işler.

Düzeltme zamanaşımı (VUK m. 126): Tarh zamanaşımı süresi dolduktan sonra meydana çıkarılan vergi hataları düzeltilemez. Ancak düzeltme zamanaşımı süresinin alt sınırları ayrıca belirlenmiştir; zamanaşımının son yılı içinde tarh ve tebliğ edilen vergilerde hatanın yapıldığı tarihten itibaren en az bir yıllık düzeltme süresi korunur.

V. İş hukuku ve sosyal güvenlik hukukunda zamanaşımı

İş hukuku kendine özgü süreler barındırır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesi açıkça düzenlemektedir: “Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.” Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacakları da beş yıllık süreye tabidir; bu sürenin iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten işlemeye başlayacağı Yargıtay içtihadında kabul görmüştür.

İş ilişkisi devam ederken bazı alacaklar bakımından zamanaşımının fiilen işleyip işlemediği tartışmalıdır. Yargıtay, iş sözleşmesi sürerken işçinin haklarını talep etmesinin pratikte güç olduğunu göz önünde bulundurarak belirli alacaklar yönünden zamanaşımının başlangıç anını iş sözleşmesinin sona erişi olarak belirlemiştir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 97. maddesi ayrı bir yapı ortaya koyar: iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hâllerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar. Kısa vadeli sigorta kollarından kazanılan diğer haklar ise hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse doğrudan düşer; burada zamanaşımı değil hak düşürücü süre işler.

VI. Uluslararası hukuk ve anayasal boyut

Bazı suç türleri için zamanaşımının kaldırılması ya da son derece uzun tutulması, özellikle savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım bakımından uluslararası hukukta yerleşik bir ilkedir. 1968 tarihli BM Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü bu suçları zamanaşımı dışında tutmaktadır. Türkiye bu BM Sözleşmesi’ne taraf değildir; ancak 5237 sayılı TCK’nın 66/7 ve 68/3. maddeleri, yurt dışında işlenen en ağır suçlar bakımından hem dava hem de ceza zamanaşımını kaldırmıştır.

AİHM içtihadında ise aşırı katı ve öngörülemez zamanaşımı yorumlarının Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmektedir; bu içtihat Türk mahkemelerinin yorumunu zaman zaman şekillendirmektedir.

VII. Hukuk dalları arasında karşılaştırmalı tablo

Zamanaşımı rejimleri şu beş eksen üzerinde birbirinden ayrışır:

Hukuki sonuç bakımından: Özel hukukta talep edilebilirlik sona erer, hak yaşar; ceza hukukunda kovuşturulabilirlik veya infaz yetkisi tamamen ortadan kalkar; idari yargıda ve vergi hukukunda süre hak düşürücü nitelik taşır.

Resen dikkate alınması bakımından: Özel hukukta hâkim def’i olmaksızın dikkate alamaz; ceza hukukunda, idari yargıda ve vergi hukukunda hâkim resen saptamak zorundadır.

Kesilme ve durma bakımından: Özel hukukta taraf iradesiyle kesilebilir ve durabilir; ceza hukukunda kesilme ve durma nedenleri kanunda sayılanlarla sınırlıdır, kıyas yasaktır.

Sürenin başlangıcı bakımından: Özel hukukta muacceliyet anı ya da zararın ve failin öğrenilmesi; ceza hukukunda suçun işlendiği ya da son hareketin yapıldığı an; idari yargıda işlemin tebliği; vergi hukukunda vergi alacağının doğduğu yılı izleyen takvim yılının başı esastır.

Gönüllü ödemenin geri alınması bakımından: Özel hukukta zamanaşımına rağmen yapılan gönüllü ödeme geri istenemez; ceza ve idare hukukunda bu sorun kural olarak gündem bulmaz.

Mevzuatta ve içtihatta kullanım biçimi

Mevzuatta zamanaşımı birden fazla kanunda sistematik biçimde düzenlenmiştir: 6098 sayılı TBK m. 72, 146–161 (özel hukuk); 5237 sayılı TCK m. 66–69 (ceza hukuku); 2577 sayılı İYUK m. 7 (idari yargıda dava açma süresi); 213 sayılı VUK m. 113–114, 126 (vergi hukuku); 4857 sayılı İş K. m. 32 (iş hukuku); 5510 sayılı SGK m. 97 (sosyal güvenlik hukuku).

İçtihatta disiplinlere göre keskin ayrışmalar dikkat çekmektedir. Özel hukukta: def’i ilkesi, resen dikkate alınmazlık, dürüstlük kuralıyla bağdaşmayan def’inin reddi ve davanın niteliğinden bağımsız olarak dava açmanın kesilme için yeterli sayılması. Ceza hukukunda: kanunilik ilkesi, kıyas yasağı, olağanüstü zamanaşımının titizlikle hesaplanması ve HAGB ile zamanaşımı ilişkisindeki içtihat tartışması. Vergi hukukunda: zamanaşımının re’sen hüküm ifade etmesi, takdir komisyonuna başvurunun durdurucu etkisi ve düzeltme zamanaşımının alt sınırları.

Köken / Etimoloji

Zaman sözcüğü Arapça زمان kökünden gelir; süre, dönem ve vakit anlamlarını taşır.

Aşımı sözcüğü Türkçe “aşmak” fiilinden türer; belirlenmiş bir sınırı ya da eşiği geçmek, bir noktanın ötesine geçmek anlamını ifade eder.

İki sözcüğün birleşimi olan zamanaşımı, tam anlamıyla “sürenin geçmesi” ya da “zaman sınırının aşılması”dır. Osmanlı hukuk dilindeki karşılığı müruru zaman (مرور زمان, zamanın akıp geçmesi) idi; Yargıtay’ın erken dönem içtihadında ve eski hukuk metinlerinde bu biçim kullanılmıştır. Cumhuriyet dönemi hukuk modernizasyonuyla birlikte “zamanaşımı” terimi yerleşmiş; ancak “müruru zaman” bazı akademik çalışmalarda anımsatıcı atıf olarak yaşamaya devam etmektedir.

Batı hukuklarındaki karşılıklar da aynı anlam alanını farklı imgelerle yansıtır: Fransızca prescription (önceden yazılmış sınır), Almanca Verjährung (yıllar içinde eskime ve yıpranma), İngilizce statute of limitations (sınırlamayı düzenleyen yasa), Latince praescriptio (önceden konulmuş kural). Bu terimlerin tamamı kurumun özündeki ortak fikri —geçen zamanın hukuki talep üzerindeki söndürücü ya da engelleyici etkisini— farklı imgelerle dile getirir. Türkçedeki “aşım” imgesi bu söndürme fikrini en doğrusal biçimde aktaranıdır: süre geçilmiş, sınır aşılmıştır; hukukun koruma mekanizması artık bu noktada devreye girmeyecektir.

Terim keşfi

Bu terimle birlikte bakılabilecek başlıklar

İlgili ve tamamlayıcı başlıklar.

Kaynak ekle
Katılımcı sözlük

Terime Katkılar

Bu bölümde terime ilişkin tanım ve açıklamalar, mevzuat ve içtihat katkıları, ek kaynaklar, düşünce/notlar ve düzeltmeler yer alır.

Terime katkı sunBilginizi, kaynağınızı veya düşüncenizi paylaşın

Bu terime henüz katkı eklenmemiş. İlk tanım/açıklamayı, mevzuat veya içtihat katkısını, ek kaynağı, düşünce/notu ya da düzeltmeyi siz ekleyebilirsiniz.

Menü