Savunmanın 150 Yılı: Dava Vekilliğinden Avukatlığa Türkiye’de Bir Mesleğin Doğuşu
Tarayıcınızın Türkçe seslendirme özelliği kullanılır.
Bir zamanlar adı dava vekilliğiydi. Sonra “muhami” denildi; iki yıl geçmeden “avukat” sözcüğü kanuna girdi. Aradan yaklaşık bir buçuk asır geçti. Mesleğin adı, örgütü ve kanunu değişti; savunmanın adalet içindeki yeri üzerine tartışma ise hiç bitmedi.
Türkiye’de avukatlığın tarihi yalnızca art arda gelen kanunların tarihi değildir. Bir mesleğin kurumsallaşması, baroların doğuşu, kadınların mesleğe girişi, bir adliye yangınında yok olan siciller ve nihayet bütün baroları bir araya getiren Türkiye Barolar Birliği aynı uzun hikâyenin parçalarıdır.
Osmanlı mahkemelerinde tarafın yerine söz söyleyen, dilekçe kaleme alan ya da bir davayı takip eden insanlar elbette 19. yüzyılın son çeyreğinde birdenbire ortaya çıkmadı. Vekâlet çok daha eskiydi. Fakat vekâlet ile, belirli niteliklere sahip mensupları, meslek kuralları, disiplin düzeni ve örgütü bulunan avukatlık aynı şey değildi. Modern anlamdaki savunma mesleğinin doğuşu, yargının kendisinin yeniden kurulduğu Tanzimat sonrasının Nizamiye mahkemeleri dünyasında gerçekleşti.
Bu dönüşümün arkasında yalnız yeni mahkemeler yoktu. Ticaretin genişlemesi, yabancılarla uyuşmazlıkların artması, yazılı usul kurallarının gelişmesi ve hukuk eğitiminin kurumsallaşması, mahkeme önündeki temsil işini giderek uzmanlık isteyen bir alana çevirdi. 1864 tarihli ticari yargılama düzenlemelerinde tarafların vekille temsil edilmesine ilişkin hükümler görülürken, 1870’lerde artık “kimlerin, hangi şartlarla ve hangi meslek düzeni içinde” dava vekilliği yapacağı sorusu doğrudan devletin düzenleme alanına girmişti.
Düstur’daki iki tarih: 1875 mi, 1876 mı?
Türkiye’de savunma mesleğinin tarihini anlatan hemen her metin, Mehâkim-i Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamnâmeye gelir. Tartışmasız olan husus, bunun mesleği kapsamlı biçimde kurallara bağlayan ilk temel düzenleme olduğudur. Tarihi konusunda ise kaynaklar aynı cümleyi kurmaz.
18 Şevval 1292
17 Kasım 1875
Birinci Tertip Düstur, cilt 3, s.198’de yer alan nizamnamenin tarihidir.
16 Zilhicce 1292
13 Ocak 1876
İstanbul Barosu ve çok sayıda baro tarihçesinde düzenlemenin tarihi olarak kullanılır.
Bu farklılık, arşiv belgesine bakmadan birbirini tekrar eden tarih anlatılarının nasıl ayrışabileceğini gösteren küçük ama öğretici bir örnektir. Birinci Tertip Düstur’un tarihî fihristi, nizamnamenin kendisini s.198’de 18 Şevval 1292’ye, yani 17 Kasım 1875’e yerleştirir; s.207’deki ruhsatnameli dava vekillerinin alacağı ücret tarifesini ise 16 Zilhicce 1292, yani 13 Ocak 1876 tarihiyle gösterir. Buna karşılık İstanbul Barosu tarihçesinde 13 Ocak 1876 tarihi doğrudan nizamnameye bağlanmıştır. Bu dosyada iki kaydı da korumak daha doğrudur: metnin Düstur’daki tarihi 17 Kasım 1875’tir; 13 Ocak 1876 ise meslek tarihçelerinde yerleşmiş ikinci tarihtir.
Dava vekilliğini meslek haline getiren şey yalnız ruhsat ya da sınav şartı değildi. Ücret uyuşmazlıklarının ele alınması, meslek mensupları arasındaki ihtilafların çözülmesi, disiplin ve adli yardım gibi işlerin bir cemiyet bünyesinde toplanması savunmanın tek tek vekillerden oluşan dağınık bir faaliyet olmaktan çıkıp kurumsal bir kimlik kazanmasına işaret ediyordu.
1878: İstanbul’da meslek örgütü ete kemiğe bürünüyor
Nizamnamenin öngördüğü örgütlenme kısa süre sonra somutlaştı. İstanbul Barosu’nun kendi tarihçesine göre İstanbul’daki dava vekilleri 5 Nisan 1878’de ilk genel kurul toplantısını yaptı. Toplantıyı en yaşlı dava vekili Kostaki Sardeneski açtı; başkanlığa Alexandre Meriem Kouli seçildi. Katılan dava vekillerinin toplam sayısı konusunda kurumsal tarihçelerde 62 ve 63 şeklinde iki farklı kayıt vardır. Bu küçük sayı farkı, 19. yüzyıl meslek tarihinin ne kadar parçalı belgeler üzerinden kurulduğunu da hatırlatır.
1878 toplantısının asıl önemi rakamdan çok başka yerdeydi. Savunma, mahkeme salonunda yalnızca bir kişinin başka bir kişi adına konuşması olmaktan çıkıyor; kendi yöneticilerini seçen, meslek düzenini tartışan ve üyelerini bir levhada toplamaya doğru ilerleyen bir topluluğa dönüşüyordu. 1908’den sonra İstanbul dava vekillerinin üyelerini bir deftere kaydederek baro levhası oluşturması bu kurumsallaşmanın sonraki halkalarından biri oldu.
Cumhuriyet mesleğe yeni bir hukuk ve yeni bir ad verdi
1923 sonrasında hukuk düzeninin hemen her temel alanı yeniden kurulurken savunma mesleğinin eski mevzuatla devam etmesi düşünülemezdi. Cumhuriyet döneminin ilk büyük düzenlemesi 3 Nisan 1924 tarihli ve 460 sayılı Muhâmât Kanunu oldu. Kanunun daha ilk maddesi “muhami”yi, bütün hukuki işlerde başvurana sözlü veya yazılı yardım eden ve mahkemeler önünde onun hak ve menfaatlerini koruyan kişi olarak tanımlıyordu.
Meslek artık yalnız fiilî bir uğraş değil, kanunla tanımlanan ve baro levhasına bağlı bir hukuk mesleğiydi.
TBMM Kanunlar Dergisi, Cilt 2 — Kanun No. 460
460 sayılı Kanun, baro teşkilatını Cumhuriyet hukukunun içine yerleştirdi. Mesleğe giriş, staj, disiplin ve baroya kayıt gibi konular yeni rejimin hukuk anlayışı içinde yeniden düzenlendi. İstanbul’da Cumhuriyet döneminin ilk baro genel kurulu 28 Ağustos 1924’te toplandı; Lütfi Fikri Bey yeniden başkan seçildi.
1926: “Muhami” gitti, “avukat” geldi
Kanun dili bazen kurumların zihnimizdeki yerini de değiştirir. Cumhuriyetin ilk meslek kanunu “muhamat” ve “muhami” kelimelerini kullanmıştı. Bu dil yalnız iki yıl sürdü. 6 Ocak 1926’da kabul edilen 708 sayılı Kanunun ilk maddesi son derece açık bir müdahale yaptı: 460 sayılı Kanundaki “muhamat” kelimeleri “avukatlık”, “muhami” kelimeleri ise “avukat” olarak değiştirildi. Kanun 16 Ocak 1926 tarihli ve 272 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.
“Muhamat” kelimeleri “avukatlık”, “muhami” kelimeleri “avukat” olarak değiştirildi.
3. Tertip Düstur, Cilt 7, s.333; TBMM ve Türkiye Barolar Birliği tarihî mevzuat derlemeleri.
Bu yalnız bir tercüme tercihi değildi. Bugün hukuk dilinin en yerleşik kelimelerinden biri olan “avukat”, Cumhuriyet mevzuatında böylece kalıcı adını aldı. Aynı değişiklik, baro kurulması için gerekli avukat sayısını da yeniden düzenledi; yedi avukatın bulunduğu yerde baro kurulması zorunlu hale geldi.
1933: Bir gecede yalnız bina değil, hukuk hafızası da yandı
3 Aralık 1933 gecesi İstanbul Adliye Sarayı alevler içindeydi. Ertesi sabah Cumhuriyet gazetesi “Adliye Sarayı dün gece tamamen yandı” manşetiyle çıktı. Haberin dili felaketin hukuk dünyasındaki büyüklüğünü saklamıyordu: binlerce dava dosyası ve zabıt birkaç saat içinde yok olmuştu.
Yangın İstanbul Barosu’nun kendi hafızasını da vurdu. Baro tarihçesi, yaklaşık 45 yıllık geçmişten geriye 896 sicil dosyası ile iki sicil defteri kaldığını kaydeder. 9 Aralık’ta 604 avukat olağanüstü toplantıda bir araya geldi; 25 kişilik “Müzaharet Heyeti” kuruldu. Mahkemelerin yanan dava dosyaları, avukatların kendi bürolarında sakladıkları nüsha ve evraklardan yararlanılarak yeniden oluşturulmaya çalışıldı.
Bir hukuk sisteminin hafızası bazen kanun kitaplarında değil, avukatın dolabındaki dosyada yaşar. 1933 yangını bunun olağanüstü somut bir örneğidir. 4 Aralık 1933 tarihli Cumhuriyet nüshası bugün o gecenin doğrudan tanıklarından biri olarak okunabilir.

1938: Mesleğin kamu hizmeti niteliği belirginleşiyor
1924 rejiminin eksikleri kısa sürede tartışılmaya başlandı ve 27 Haziran 1938’de 3499 sayılı Avukatlık Kanunu kabul edildi. Kanun 14 Temmuz 1938 tarihli 3959 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. TBMM kayıtları yalnız kanun metnini değil, 297 numaralı komisyon raporunu ve Genel Kurul görüşmelerini de saklıyor. Böylece 1938 düzenlemesini yalnız maddeleri üzerinden değil, dönemin meslek anlayışını yansıtan Meclis tartışmalarıyla birlikte okumak mümkün.
3499 sayılı Kanun, avukatlığın kamu hizmeti niteliğini daha görünür bir hukukî kavram haline getirdi. Bu yaklaşım, sonraki kanunda da yaşayacak ve “serbest meslek” niteliğiyle yan yana var olacaktır. Avukatlık böylece iki karakterli bir meslek olarak tarif edilmeye başladı: avukat bağımsız çalışan bir meslek mensubuydu, fakat yürüttüğü faaliyet yalnız özel bir hizmet değildi; adalet düzeninin işleyişiyle doğrudan bağlantılıydı.
Kadınların açtığı kapı: Süreyya Ağaoğlu ve yeni meslek kuşağı
Cumhuriyetin hukuk hayatındaki en belirgin kırılmalardan biri kadınların hukuk eğitimi ve mesleklere girişidir. Süreyya Ağaoğlu, Türkiye’nin ilk kadın avukatı olarak anılan ve bu dönüşümün simgesine dönüşen isimdir. Onun hayatı hakkında tek bir kurumun kısa biyografisine mahkûm değiliz: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nda 8 metreyi aşan raf uzunluğuna sahip özel arşivinde fotoğraflar, aile yazışmaları, eğitim ve meslek belgeleri, dava dosyaları ve kişisel evrak bulunur.
Ağaoğlu’nun mezuniyet ve baroya kayıt tarihleri konusunda kurumların yayımladığı kronolojiler birebir örtüşmez. İstanbul Barosu tarihçesi ile farklı baro ve biyografi kaynaklarında 1924, 1925, 1927, 1928 ve İstanbul Barosu’na sonraki kayıt bakımından değişen tarihler görülür. Bu nedenle mesleğe giriş hikâyesini tek bir internet biyografisinin cümlesiyle kesinleştirmek yerine, kişisel arşiv, ruhsat ve baro sicil kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Hukukun Hafızası’nın ilerleyen dosyalarından biri bu kronolojiyi ayrıca belgeleyecektir.

1969: Barolar ilk kez tek bir Birlik çatısında
1938 Kanunu uzun yıllar yürürlükte kaldı. 1950’lerden itibaren baroların ülke çapında ortak bir meslek örgütünde birleşmesi düşüncesi giderek güçlendi. Türkiye Barolar Birliği’nin tarihçesine göre 1957’de Ankara’da ve 1958’de İzmir’de toplanan baro temsilcileri, bir birlik kurulması konusunda ortak iradeye ulaştı; hazırlıklar 1960’lı yıllar boyunca sürdü.
19 Mart 1969’da kabul edilen 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 7 Nisan 1969 tarihli ve 13168 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Kanun 7 Temmuz 1969’da yürürlüğe girerken Türkiye Barolar Birliği de yasal temelini kazandı. İlk Genel Kurul 9–10 Ağustos 1969’da Ankara Yeni Sahne’de yapıldı. Başlangıçta 52 baronun temsil edildiği Birliğin ilk başkanlığına ceza hukukçusu Prof. Dr. Faruk Erem seçildi.
Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir.
Kanun No. 1136, m.1 — kabul 19 Mart 1969; RG 7 Nisan 1969, sayı 13168.
Bugün Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde bu cümlenin hemen ardından “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” hükmü gelir. Ancak hukuk hafızası açısından önemli bir ayrıntı vardır: bu ikinci fıkra 1969’daki özgün metnin parçası değildir. Hüküm, 2 Mayıs 2001 tarihli 4667 sayılı Kanunla maddeye eklenmiştir. Bugün avukatlık kimliğinin merkezinde duran “bağımsız savunma” vurgusu, 1136 sayılı Kanunun tarih içindeki gelişiminin ürünüdür.
Bir buçuk asırlık çizgide değişmeyen mesele
1870’lerin dava vekiliyle bugünün avukatı aynı dünyada yaşamıyor. O günün yargı teşkilatı, hukuk eğitimi, meslek dili, kadınların kamusal hayattaki yeri, iletişim araçları ve dava dosyasının maddi biçimi kökten değişti. Buna rağmen savunma mesleğinin merkezindeki soru şaşırtıcı biçimde kalıcıdır: Avukat, müvekkilinin hakkını etkili biçimde savunabilmek için ne ölçüde bağımsız olmalıdır ve bu bağımsızlık hangi kurumsal güvencelerle korunacaktır?
Nizamnamenin cemiyet fikrinden baro levhasına, 460 sayılı Kanunun meslek tanımından 708 sayılı Kanunun dil devrimine, 1938’deki kamu hizmeti anlayışından 1969’da Türkiye Barolar Birliği’nin kuruluşuna uzanan çizginin altında bu soru vardır. Baroların bağımsızlığı, avukatın meslek güvencesi, disiplinin kim tarafından ve nasıl uygulanacağı, savunmanın yargı içindeki konumu her dönemde başka kelimelerle yeniden tartışılmıştır.
Belge Masası
ÖZGÜN METİNLER · AÇIK ERİŞİM
Birincil kaynak
Düstur, Birinci Tertip, Cilt 3
Mehâkim-i Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamname s.198’den itibaren. TBMM Kütüphanesi taraması; Wikimedia Commons’ta kamu malı olarak erişilebilir.
Kanun metni
460 sayılı Muhâmât Kanunu
3 Nisan 1924 tarihli kanunun TBMM arşivindeki özgün metni.
Tarihî mevzuat
708 sayılı Kanun
“Muhami” ve “muhamat” kelimelerini “avukat” ve “avukatlık” olarak değiştiren 6 Ocak 1926 tarihli metin.
TBMM kaydı
3499 sayılı Avukatlık Kanunu
27 Haziran 1938 kabul; 14 Temmuz 1938 tarihli 3959 sayılı Resmî Gazete. Komisyon raporu ve görüşme kayıtlarına geçiş.
TBMM kaydı
1136 sayılı Avukatlık Kanunu
19 Mart 1969 kabul; 7 Nisan 1969 tarihli 13168 sayılı Resmî Gazete ve yasama kayıtları.
Kurumsal arşiv
Türkiye Barolar Birliği’nin kuruluşu
İlk Genel Kurul, ilk yönetim, Faruk Erem dönemi ve Birliğin kuruluş kronolojisi.
Ankahukuk arşivinde devamı
Bu dosya, Ankahukuk’ta daha önce yayımlanan avukatlık tarihi çalışmalarının yerine geçmiyor; onları belge katmanı daha güçlü yeni bir çerçeve içinde birbirine bağlıyor.
Kaynaklar
- Birinci Tertip Düstur, Cilt 3; TBMM Kütüphanesi taraması ve Wikimedia Commons kamu malı nüshası.
- İstanbul Barosu, “Tarihçe”; Dava Vekilleri Nizamnamesi, 1878 genel kurulu, 1924 genel kurulu ve 1933 yangınına ilişkin kurumsal kayıt.
- TBMM, Kanunlar Dergisi kayıtları: 460 sayılı Muhâmât Kanunu; 708 sayılı değişiklik Kanunu; 3499 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunları.
- Türkiye Barolar Birliği, tarihî mevzuat derlemeleri ve “Türkiye Barolar Birliği Hakkında” kuruluş tarihçesi.
- Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreyya Ağaoğlu Özel Arşivi ve Avukat Süreyya Ağaoğlu “Bir Ömür Böyle Geçti” Arşiv Kataloğu 1898–1992.
- Cumhuriyet, 4 Aralık 1933, “Adliye Sarayı dün gece tamamen yandı”; İstanbul Üniversitesi gazete arşivi.
- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun güncel ve tarihî metinleri; 4667 sayılı Kanunla 2001 yılında yapılan değişiklik.
Sık Sorulan Sorular
Türkiye’de avukatlık mesleğini düzenleyen ilk kapsamlı metin hangisidir?
Mehâkim-i Nizamiye Dava Vekilleri Hakkında Nizamname, modern savunma mesleğini giriş şartları, disiplin ve meslek örgütü bakımından kapsamlı biçimde düzenleyen ilk temel metin olarak kabul edilir. Düstur fihristi metni 17 Kasım 1875’e tarihlerken, birçok kurumsal tarihçede 13 Ocak 1876 tarihi kullanılır.
“Avukat” kelimesi Türk mevzuatına ne zaman girdi?
6 Ocak 1926 tarihli 708 sayılı Kanun, 460 sayılı Muhâmât Kanunundaki “muhami” kelimelerini “avukat”, “muhamat” kelimelerini ise “avukatlık” olarak değiştirdi. Kanun 16 Ocak 1926 tarihli 272 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.
Türkiye Barolar Birliği ne zaman kuruldu?
1136 sayılı Avukatlık Kanunu 1969’da Türkiye Barolar Birliği’nin yasal temelini oluşturdu. Birliğin ilk Genel Kurulu 9–10 Ağustos 1969’da Ankara’da yapıldı ve ilk başkanlığa Prof. Dr. Faruk Erem seçildi.
“Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eder” hükmü 1969’dan beri Kanunda mı?
Hayır. 1136 sayılı Kanunun 1. maddesindeki “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir” hükmü 1969 metnindedir. Bağımsız savunmayı yargının kurucu unsuru olarak tanımlayan ikinci fıkra 2 Mayıs 2001 tarihli 4667 sayılı Kanunla eklenmiştir.
💬Yorumlar ve Katkılar0 katkı
✎ Yorum / katkı ekle