İçeriğe geç

McCarthycilik: Şüphe Suça Dönüşürse Hukuk Ne Kaybeder?

Joseph McCarthy dönemini çağrıştıran Senato soruşturması, mikrofonlar ve siyasi baskı atmosferini gösteren yazısız tarihî editoryal sahne

Bir toplumda şüphe, delilden daha değerli hâle gelirse hukuk ne kaybeder? McCarthycilik, bu sorunun 20. yüzyıldaki en çarpıcı örneklerinden biridir.

1950’lerin Amerika Birleşik Devletleri’nde komünizm korkusu yalnız dış politika meselesi değildi. Devlet kurumları, üniversiteler, sendikalar, basın ve özellikle Hollywood “sadakat” ve “güvenlik” testlerinin alanına dönüştü. Bir kişinin yalnız düşüncesi, geçmişte katıldığı toplantı, arkadaşlığı, imzası, üyeliği veya başkasının hakkında söylediği söz meslek hayatını bitirebilecek sonuçlar doğurabiliyordu.

Bu döneme bugün “McCarthycilik” deniyor. Fakat kavramı doğru anlamak için önemli bir tarihsel ayrım yapmak gerekir: Joseph McCarthy, House Un-American Activities Committee’nin — HUAC — başkanı değildi. McCarthy bir senatördü ve 1953–1954 döneminde Senato Permanent Subcommittee on Investigations’ın başkanlığını yürüttü. Hollywood’daki büyük kara liste süreci ise HUAC’ın 1947 soruşturmalarıyla, McCarthy’nin ulusal şöhretinden önce başlamıştı.

McCarthycilik bu nedenle yalnız bir kişinin hikâyesi değildir. Korku, siyasi rekabet, devlet soruşturmaları ve toplumsal dışlamanın birleştiği daha geniş bir hukuk ve toplum problemidir.

Soğuk Savaş korkusu neden bu kadar güçlüydü?

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki gerilim hızla arttı. Sovyet nükleer kapasitesi, Çin’de komünist devrim, Kore Savaşı ve casusluk davaları Amerikan kamuoyunda gerçek güvenlik kaygıları yarattı.

Bu kaygı bütünüyle hayali değildi. Devletin casusluk ve yabancı devlet etkisini araştırması meşru bir güvenlik faaliyeti olabilir.

Sorun, güvenlik soruşturmasının mantığı değiştiğinde başlar.

Bir kişinin somut bir suç veya casusluk fiiline karışıp karışmadığını araştırmak başka şeydir; siyasi düşünce, örgütsel bağ veya sosyal çevre üzerinden “potansiyel tehlike” üretmek başka.

McCarthycilik döneminin hukuk açısından en önemli sorusu tam burada doğdu: Devlet ne zaman gerçek tehdidi araştırmaktan çıkıp düşünceyi ve bağlantıyı cezalandırmaya başlar?

McCarthycilik ile HUAC aynı şey değildir

Tarihsel anlatıda sık yapılan hata, Hollywood kara listelerini doğrudan Joseph McCarthy’ye bağlamaktır.

Oysa House Un-American Activities Committee 1945’te daimi bir Temsilciler Meclisi komitesi hâline gelmişti. 1947’de Hollywood’daki komünist etki iddialarına ilişkin büyük oturumlar düzenledi.

National Archives ve U.S. House of Representatives arşivleri, HUAC’ın oyuncular, senaristler ve sektör temsilcileri hakkında bilgi topladığını açıkça gösteriyor. Ronald Reagan gibi isimler de komitenin kayıtlarında yer aldı.

Joseph McCarthy ise 1950’de kamuoyuna yaptığı komünist sızma iddialarıyla yükseldi ve 1953’te Senato’daki soruşturma alt komitesinin başkanı olarak çok geniş görünürlük kazandı.

Yani iki kurum ve iki süreç farklıydı; fakat aynı dönemin siyasal korku atmosferinde birbirini besledi.

Hollywood Ten ve kara listenin hukuku

1947’de HUAC, Hollywood’daki komünist etki iddiaları kapsamında sinema sektöründen çok sayıda kişiyi ifadeye çağırdı. On kişi — daha sonra “Hollywood Ten” olarak bilinecek senarist ve yönetmenler — siyasi görüşleri ve örgütsel bağlantıları hakkında soruları cevaplamayı reddetti.

Bu kişiler Kongreye itaatsizlikten mahkûm edildi ve daha sonra Hollywood’da kara listeye alındı.

National Archives, senarist Ring Lardner Jr.’ın komite önünde siyasi bağlantıları hakkında soruları yanıtlamayı reddettiğini; Hollywood Ten üyelerinin mahkûm edildiklerini ve sektör dışına itildiklerini belgeliyor.

Burada hukuk ile özel piyasa yaptırımı birbirine karıştı.

Kongre önünde ifade vermeme nedeniyle ceza sorumluluğu ayrıydı. Stüdyoların kişileri işe almaması ise özel sektör kararıydı. Fakat sonuç kişi açısından aynı anda hem hukuki hem ekonomik hem de sosyal cezaya dönüştü.

Mahkeme kararı olmadan işsiz kalmak, adın listelere girmesi ve mesleğin fiilen bitmesi; McCarthycilik denildiğinde yalnız ceza hukukunu değil, resmî olmayan cezalandırmayı da düşünmemiz gerektiğini gösterir.

Şüphe nasıl cezaya dönüşür?

Ceza hukukunda suçluluk delille ve belirli usul kuralları içinde ortaya konur.

Kara liste mantığı ise farklı çalışır.

Bir kişinin suç işlediğinin ispatı gerekmeyebilir. “Şu örgütle ilişkiliydi”, “şu toplantıya katılmıştı”, “şu kişinin arkadaşıydı” veya “komiteye cevap vermedi” gibi göstergeler yeterli görülebilir.

Böylece guilt by association — bağlantıdan suçluluk düşüncesi doğar.

Hukuk devletinin temel mantığı bunun tersidir: Kişi başkasının düşüncesi, arkadaşlığı veya aidiyeti nedeniyle değil; kendi somut fiili ve hukuken kurulmuş sorumluluğu nedeniyle sonuçla karşılaşmalıdır.

Beşinci Değişiklik neden merkezdeydi?

HUAC soruşturmalarında birçok tanık ABD Anayasası’nın Beşinci Değişikliği kapsamındaki kendini suçlamaya zorlanmama hakkına dayandı.

Hukuken anayasal bir hakkı kullanmak, kişinin suçlu olduğunun kabulü değildir.

Ancak dönemin kamuoyunda “cevap vermediğine göre saklayacak bir şeyi var” düşüncesi kolayca yerleşebiliyordu.

Bu durum bir hukuk devletinin hassas noktasını gösterir: Bir hak kullanıldığında, o hakkın kullanılması fiilen cezaya dönüşüyorsa hak kâğıt üzerinde kalabilir.

Bir kişi susma hakkını kullanabilir; fakat bunun karşılığında işini, itibarını ve sosyal çevresini kaybediyorsa hukuki hak ile toplumsal gerçeklik arasında büyük mesafe oluşur.

McCarthy’nin yükselişi: Soruşturma mı, siyasi gösteri mi?

Joseph McCarthy 1953’te Senato Permanent Subcommittee on Investigations’ın başkanı olduğunda federal kurumlarda komünist etki bulunduğu iddiaları üzerine çok sayıda soruşturma yürüttü.

U.S. Senate Historical Office kayıtları, McCarthy dönemindeki soruşturmaların basında ve federal kurumlarda komünist etki iddialarına yoğunlaştığını; yüzlerce tanığın açık ve kapalı oturumlarda sorgulandığını gösteriyor.

Sorun yalnız soruşturmanın konusu değildi. Tanıkların nasıl sorgulandığı, suçlamaların ne kadar sağlam delile dayandığı, kişilerin kamuoyu önünde nasıl teşhir edildiği ve komite yetkisinin siyasi amaçla kullanılıp kullanılmadığı giderek daha fazla tartışıldı.

Senato tarihçiliği, McCarthy’nin bazı oturumlarda tanıkları ağır biçimde sıkıştırdığını ve komite usullerini zorladığını özellikle kaydediyor.

Army–McCarthy hearings neden kırılma noktası oldu?

1954’te McCarthy’nin ABD Ordusu ile çatışması, siyasi kariyerinin kırılma noktası hâline geldi.

Army–McCarthy hearings ulusal televizyonlardan yayımlandı. Böylece kamuoyu yalnız McCarthy’nin suçlamalarını değil, soruşturma yöntemini de doğrudan görmeye başladı.

9 Haziran 1954’te Ordu’nun avukatı Joseph Welch’in McCarthy’nin bir genç avukat hakkındaki suçlamalarına tepki göstermesi, dönemin sembol anlarından biri oldu.

U.S. Senate tarihine göre televizyon yayını McCarthy’nin tanıklara yaklaşımı ve delilleri kullanma biçimi hakkındaki toplumsal kaygıyı büyüttü.

Beş ay sonra, 2 Aralık 1954’te Senato McCarthy’nin davranışını 67’ye karşı 22 oyla kınadı.

Senato McCarthy’yi “komünist avcılığı yaptığı için” mi kınadı?

Burada da tarihsel doğruluk önemlidir.

Senato’nun 1954 censure süreci, McCarthy’nin bütün antikomünist siyasetini soyut olarak mahkûm eden bir karar değildi.

U.S. Senate’ın resmî tarih kaydına göre kınama özellikle Senato alt komiteleriyle iş birliği yapmaması ve kınama soruşturmasını yürüten komiteye yönelik kötüye kullanma davranışlarına dayanıyordu.

Bu nedenle “Senato McCarthycilik suçtur dedi” biçimindeki anlatım doğru olmaz.

Fakat siyasi sonuç yine de büyüktü: McCarthy’nin Senato içindeki gücü ve kamusal itibarı dramatik biçimde geriledi.

Watkins v. United States: Kongre soruşturmasının da sınırı var

McCarthy döneminden sonraki önemli hukuk kararlarından biri 1957 tarihli Watkins v. United States kararıdır.

John Watkins HUAC önünde bazı sorulara cevap vermeyi reddettiği için Kongreye itaatsizlikten mahkûm edilmişti. ABD Yüksek Mahkemesi mahkûmiyeti bozdu.

Kararın önemi, Kongre’nin soruşturma yetkisinin sınırsız olmadığını vurgulamasıdır. Tanığın hangi konunun soruşturma bakımından ilgili — “pertinent” — olduğunu yeterince anlayabilmesi gerekir.

GovInfo’daki resmî United States Reports kaydı, kararın ifade özgürlüğü, örgütlenme, mahremiyet ve yasama soruşturmalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor.

Bu karar HUAC’ın bütün faaliyetlerini hukuka aykırı ilan etmedi; ancak yasama soruşturmasının da usul ve anayasal haklarla sınırlandığını güçlü biçimde hatırlattı.

Barenblatt kararı neden tabloyu karmaşıklaştırıyor?

İki yıl sonra, 1959’da Yüksek Mahkeme Barenblatt v. United States kararında HUAC önünde komünist bağlantılar hakkında cevap vermeyi reddeden bir üniversite öğretim görevlisinin contempt mahkûmiyetini onadı.

Bu karar, dönemin anayasa hukukunun tek çizgili olmadığını gösterir.

Mahkeme bir yandan ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kabul ediyor, diğer yandan Kongre’nin ulusal güvenlik alanındaki soruşturma menfaatine de ağırlık veriyordu.

McCarthycilik tarihinden çıkarılacak ders bu nedenle “mahkemeler hemen özgürlüğü korudu” gibi basit değildir. Hukuk sistemi de güvenlik korkusu ile özgürlük arasında uzun süre mücadele etti.

McCarthycilik neden bugün hâlâ kullanılan bir kavram?

Bugün “McCarthycilik” sözcüğü belirli tarihsel dönemin ötesinde, yeterli delil olmadan kişileri siyasi aidiyet, sosyal bağ veya şüphe üzerinden kamusal olarak suçlama pratiğini anlatmak için kullanılıyor.

Kavramın gücü, suçluluk ile şüphenin yer değiştirmesini göstermesidir.

Bir kişi hakkında soruşturma yapılabilir. Devlet güvenlik tehdidini araştırabilir. Toplum da kamusal kişileri eleştirebilir.

Ancak iddia, delilin yerine; liste, mahkeme kararının yerine; sosyal dışlama, yargılamanın yerine geçtiğinde hukuk devleti zayıflar.

Ankahukuk’taki Demokrasi Sadece Sandık mıdır? yazısı, çoğunluk iradesinin neden temel haklar ve hukuk devletiyle sınırlandırılması gerektiğini başka bir çerçevede ele alıyor.

Sosyal Medya Jürisi yazısı ise bugünün dijital ortamında mahkeme kararı öncesi toplu hüküm üretme problemine bakıyor. McCarthycilik ile sosyal medya linci aynı olgu değildir; fakat ikisinde de ortak tehlike, şüphenin yargılama yerine geçebilmesidir.

Sacco–Vanzetti’den McCarthy dönemine: siyasi korku ile ceza adaleti

Ankahukuk’taki Sacco ve Vanzetti Vakası da Amerikan hukuk tarihinde siyasal korku, göçmenlik ve önyargının adalet algısını nasıl etkileyebileceğini gösteriyor.

1920’lerin “Red Scare” atmosferi ile 1950’lerin McCarthy dönemi aynı tarihsel olay değildir. Fakat benzer bir toplumsal mekanizma görülür: güvenlik korkusu büyüdüğünde, kişinin kimliği veya siyasi çevresi somut fiilin önüne geçebilir.

McCarthycilikten bugüne kalan yedi hukuk dersi

  • Gerçek güvenlik tehdidi, sınırsız soruşturma yetkisi anlamına gelmez.
  • Siyasi düşünce ile suç fiili birbirine karıştırılmamalıdır.
  • Bağlantı veya arkadaşlık tek başına ceza sorumluluğu değildir.
  • Anayasal bir hakkın kullanılması suçluluk itirafı sayılmamalıdır.
  • Yasama soruşturmaları da usul ve temel haklarla bağlıdır.
  • Resmî olmayan yaptırımlar bazen mahkeme cezasından daha ağır sosyal sonuç doğurabilir.
  • Korku dönemlerinde hukuk devletinin değeri azalmaz; tam tersine artar.

Sonuç: Hukuk şüpheyi araştırır, şüpheyi hükme dönüştürmez

McCarthycilik tarihinin en önemli dersi, devletin hiçbir zaman güvenlik soruşturması yapmaması değildir.

Demokratik devlet gerçek casusluk, şiddet ve yabancı devlet müdahalesi riskini araştırmak zorundadır.

Fakat hukuk devleti bunu yaparken kişiyi yalnız bir siyasi etikete, sosyal çevreye veya şüpheye indirgeyemez.

Hukukun işi şüpheyi yok saymak değildir.

Şüpheyi delille sınamak, iddiayı usule bağlamak ve suçluluk ortaya çıkmadan cezayı başlatmamaktır.

Çünkü şüphe hükmün yerine geçtiğinde, mahkeme salonu boşalsa bile toplumun kendisi bir mahkemeye dönüşür.

Sık Sorulan Sorular

McCarthycilik nedir?

McCarthycilik, özellikle 1950’ler ABD’sinde komünizm şüphesi üzerinden yürütülen siyasi soruşturma, itham ve dışlama ortamını anlatan kavramdır. Günümüzde delilsiz siyasi suçlama ve bağlantı üzerinden damgalama pratikleri için de kullanılır.

Joseph McCarthy HUAC’ın başkanı mıydı?

Hayır. McCarthy ABD Senatörüydü ve Senato Permanent Subcommittee on Investigations’ı yönetti. HUAC ise Temsilciler Meclisine bağlı ayrı bir komiteydi ve Hollywood soruşturmaları McCarthy’nin ulusal yükselişinden önce başlamıştı.

Hollywood Ten neden hapse girdi?

HUAC önündeki sorulara cevap vermeyi reddeden on sinema çalışanı Kongreye itaatsizlik suçundan mahkûm edildi. Daha sonra Hollywood’da kara listeye alınarak mesleklerinden de dışlandılar.

ABD Senatosu Joseph McCarthy’yi ne zaman kınadı?

Senato 2 Aralık 1954’te 67’ye karşı 22 oyla McCarthy’nin davranışını kınadı. Karar özellikle Senato soruşturmalarıyla iş birliği yapmaması ve komitelere yönelik davranışlarına dayanıyordu.

Kaynaklar ve ileri okuma

Bu içeriğe tepkin ne? En fazla 4 tepki seçebilirsin.

Topluluk

Yorumlar ve Katkılar0 katkı

Yorum / katkı ekle

Katkı ekle

E-posta adresiniz yayınlanmaz.

Katkı türü

İlk katkıyı sen bırak. Düşünce, katkı, düzeltme veya ek kaynak ekleyebilirsin.
Menü