İçeriğe geç

Kölelik Bir Zamanlar Nasıl Hukuka Uygundu? Hukukun Karanlık Mirasından İnsan Onuruna

Kölelik ve hukuk tarihini simgeleyen zincirler, adalet terazisi ve tarihî hukuk kitabı

23 Ağustos yaklaşırken, köle ticaretinin ve köleliğin kaldırılması yalnız geçmişte kalmış bir insanlık dramı olarak değil, hukukun kendi tarihiyle yüzleşmesi bakımından da yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Çünkü kölelik yalnız zorbalıkla, zincirle ve silahla ayakta kalmadı. Çok uzun dönemler boyunca hukuk da ona isim verdi, statü biçti, miras ve mülkiyet ilişkileri içine yerleştirdi, satışını ve devrini düzenledi. Bugünden bakıldığında asıl sarsıcı soru bu yüzden şudur: Bir insanın başka bir insan üzerinde mülkiyet benzeri yetkiler kullanması nasıl olup da bir zamanlar “hukuka uygun” sayılabildi?

Bu sorunun cevabı, “eski toplumların vicdanı yoktu” gibi kolay bir açıklamaya sığmaz. Hukuk tarihi bize daha rahatsız edici bir şey söyler: Bir düzenin yürürlükte olması, onun adil olduğu anlamına gelmez. Hukuk bazen haksızlığı sınırlayan kuvvet olur; bazen de haksızlığın kurumsal diline dönüşebilir. Köleliğin tarihi, bu iki ihtimalin aynı disiplin içinde nasıl yan yana bulunabildiğinin en sert örneklerinden biridir.

23 Ağustos neden anılıyor?

UNESCO, 23 Ağustos’u “Köle Ticareti ve Kaldırılmasını Anma Uluslararası Günü” olarak kabul ediyor. Tarihin seçilmesinin nedeni, 22 Ağustos’u 23 Ağustos 1791’e bağlayan gece Saint-Domingue’de —bugünkü Haiti’de— başlayan ve Atlantik kölelik düzeninin çözülmesinde belirleyici rol oynayan ayaklanmadır. UNESCO bu günü, yalnız trajediyi hatırlamak için değil; köle ticaretinin tarihsel sebeplerini, yöntemlerini ve sonuçlarını düşünmek için bir ortak hafıza günü olarak tanımlıyor.

Buradaki önemli ayrıntı şudur: Kölelik, kendiliğinden “eskimiş” bir kurum olduğu için ortadan kalkmadı. Ona maruz kalanların direnişi, siyasal mücadele, ahlaki dönüşüm, ekonomik ve toplumsal değişimler ile hukuk reformu birbirini etkiledi. Başka bir ifadeyle hukuk, uzun süre düzenlediği bir kurumu daha sonra reddetmek zorunda kaldı.

Kölelik yalnız fiilî bir güç ilişkisi değildi; hukuki bir statüydü

Bugün kölelik denildiğinde ilk akla gelen görüntü zincire vurulmuş bir insandır. Oysa köleliği tarih boyunca kalıcı kılan asıl unsur, çıplak şiddetin ötesinde, bu şiddetin hukuki statüye çevrilmesiydi. İnsanlar yalnız zorla çalıştırılmıyor; kimi hukuk düzenlerinde mirasın, satışın, aile statüsünün, borcun ve mülkiyetin konusu hâline getiriliyordu.

1926 tarihli Kölelik Sözleşmesi’nin yaptığı tanım bu gerçeği son derece berrak biçimde yakalar: kölelik, bir kişi üzerinde mülkiyet hakkına bağlı yetkilerin tamamının veya bir kısmının kullanıldığı statü ya da durumdur. Bu tanım, köleliğin yalnız “çok kötü çalışma koşulları” olmadığını gösterir. Mesele, bir insanın başka bir insan üzerinde sahiplik mantığıyla yetki kullanabilmesidir.

Hukuk tam da burada belirleyici olur. Bir insanı kişi olmaktan çıkarıp eşya hâline getirmesi şart değildir; onun hukuki ehliyetini daraltması, aile ilişkilerini başkasının iradesine bağlaması, emeği ve hareket özgürlüğü üzerinde başkasına üstün yetkiler tanıması da aynı sahiplik mantığının parçaları olabilir.

Roma hukukunun rahatsız edici aynası

Roma hukuku, modern özel hukukun kavram dünyasını anlamak için vazgeçilmez bir tarihsel kaynaktır. Ancak aynı hukuk, özgür kişi ile köle arasındaki temel statü ayrımını da hukuk tekniği içinde sistemleştirmişti. Kölelik, Roma toplumunda yalnız sosyolojik bir gerçeklik değil, hukuki sınıflandırmanın parçasıydı.

Bu nedenle Roma hukukuna yalnız “modern hukukun beşiği” şeklinde romantik bir gözle bakmak eksik kalır. Bir hukuk sistemi aynı anda hem son derece gelişmiş borç, eşya ve usul kavramları üretebilir hem de bugün insan onuruyla bağdaşmaz gördüğümüz bir statüyü meşru kabul edebilir. Hukuk tarihinin öğretici tarafı tam da budur: teknik incelik, ahlaki doğruluğun garantisi değildir.

Ankahukuk’ta yayımlanan Roma Hukuku Ders Notları, Roma hukukundaki kişiler ve statüler düzenini daha geniş çerçevede incelemek isteyenler için ayrıca okunabilir.

Atlantik dünyasında hukuk köleliğin altyapısına nasıl dönüştü?

Atlantik köle ticareti yalnız gemiler, plantasyonlar ve silahlı zor üzerinden işlemedi. Onu sürdürülebilir kılan şeylerden biri, insan bedenini ekonomik dolaşımın konusu hâline getiren hukuk düzenleriydi. Mülkiyet, sözleşme, miras, sigorta, ticaret ve ceza kuralları kölelik ekonomisinin farklı parçalarıyla temas etti.

Kolonyal hukuk metinlerinin bir kısmı, köleleştirilmiş insanların durumunu sınırlamaya veya belirli davranışları düzenlemeye çalışırken köleliğin kendisini ortadan kaldırmıyordu. Böylece hukuk bazen kötülüğü yasaklayan değil, kötülüğün hangi usulle yapılacağını belirleyen araç hâline gelebiliyordu. Bu nokta özellikle önemlidir; çünkü bir kurumun “kanunla düzenlenmiş” olması onun adil olduğu yönünde güçlü ama yanıltıcı bir meşruiyet görüntüsü yaratabilir.

Ankahukuk arşivindeki Burgos Yasaları ve Avrupa Düşüncesinin Tali Unsurları: Kölelik ve Sömürgecilik başlıklı içerikler, sömürgecilik ile hukuk arasındaki bu gerilimi farklı açılardan takip etmek için yararlı iki iç bağlantıdır.

“Kanuna uygun” olmak neden yetmez?

Köleliğin hukuk tarihindeki varlığı, hukuk felsefesinin en eski ve en zor sorularından birini somutlaştırır: Hukuk ile adalet aynı şey midir?

Pozitif hukuk bize yürürlükte olan kuralı söyler. Fakat tarih, yürürlükteki kuralların kimi zaman ırk ayrımcılığını, kadınların hukuki ehliyetsizliğini, sömürgeciliği, işkenceyi veya köleliği meşru gösterebildiğini de gösterir. Bu nedenle hukukun meşruiyeti yalnız “hangi makam tarafından çıkarıldığı” sorusuyla tüketilemez. İnsan onuru, eşitlik, özgürlük ve temel haklar gibi ölçütler, modern hukuk devletinde kuralın içeriğini de değerlendirmeyi zorunlu kılar.

Buradan bugün için çıkarılacak ders basittir ama ağırdır: Haksızlık, kanun metnine girdiğinde adalete dönüşmez. Yalnız daha düzenli, daha öngörülebilir ve kimi zaman daha görünmez hâle gelir.

Saint-Domingue: Hukuk değişmeden önce hayat değişti

1791 Saint-Domingue ayaklanmasının sembolik gücü tam da buradadır. Köleleştirilmiş insanlar kendileri adına konuşmadan, direnmeden ve mevcut düzenin sürdürülemezliğini fiilen göstermeden hukuk tarihinin yönü değişmedi. Bu nedenle 23 Ağustos yalnız “kaldırılma”yı değil, hak öznesi sayılmayan insanların kendi özgürlük mücadelelerini de hatırlatır.

Modern insan hakları anlatısında bazen haklar, devletlerin yukarıdan bahşettiği kazanımlar gibi sunulur. Oysa köleliğin kaldırılması tarihi, hakların çoğu zaman aşağıdan gelen mücadelelerle görünür hâle geldiğini gösterir. Hukuk daha sonra bu dönüşümü tanır, kurumsallaştırır ve kalıcılaştırır.

1926’dan 1948’e: İnsan “mülkiyet” mantığından çıkarılıyor

20. yüzyıl uluslararası hukukunda kölelikle mücadele giderek daha açık bir normatif çerçeveye kavuştu. 1926 tarihli Kölelik Sözleşmesi, köleliği ve köle ticaretini uluslararası düzeyde tanımlayan temel metinlerden biri oldu. Türkiye de Sözleşmenin daha sonra 1953 Protokolüyle değiştirilen rejimine taraf devletler arasındadır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında insan hakları hukukunun dili daha da radikal bir dönüşüm geçirdi. 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, insanın doğuştan özgür ve onur bakımından eşit olduğunu ilan ederken 4. maddesinde hiç kimsenin kölelik veya kulluk altında tutulamayacağını ve kölelik ile köle ticaretinin bütün biçimlerinin yasak olduğunu kabul etti.

Bu, hukukun yüzyıllar boyunca kullandığı statü dilinin tersine çevrilmesidir. Eski düzen “hangi insan hangi statüdedir?” diye sorarken modern insan hakları hukuku daha temel bir öncülle başlar: İnsan, insan olduğu için hak sahibidir.

Ankahukuk’ta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi metnine de ulaşılabilir.

1956: Kölelik benzeri uygulamaların da hukuk gündemine girmesi

1956 tarihli Köleliğin, Köle Ticaretinin ve Köleliğe Benzer Kurum ve Uygulamaların Kaldırılmasına Dair Ek Sözleşme, klasik anlamdaki kölelikle yetinmeyip borç esareti, serflik ve belirli zorla evlendirme/kişinin devri benzeri uygulamaları da hedef alan daha geniş bir çerçeve geliştirdi.

Bu genişleme önemliydi. Çünkü bir düzen, kişiye resmen “köle” demeden de onun özgürlüğünü sistematik biçimde ortadan kaldırabilir. Modern hukuk bu nedenle yalnız kullanılan etikete değil, fiilî ilişkinin yapısına bakmak zorundadır.

Kölelik gerçekten bitti mi?

Klasik hukuki kölelik büyük ölçüde yasaklanmış olsa da zorla çalıştırma, borç esareti, zorla evlendirme, insan ticareti ve kölelik benzeri uygulamalar bugün de devam ediyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Uluslararası Göç Örgütü ve Walk Free tarafından hazırlanan 2022 Küresel Modern Kölelik Tahminleri, 2021 yılında yaklaşık 50 milyon insanın modern kölelik olarak tanımlanan koşullarda yaşadığını; bunların yaklaşık 28 milyonunun zorla çalıştırmada, 22 milyonunun ise zorla evlilikte bulunduğunu tahmin ediyor.

Bu rakamlar önemli bir uyarı içeriyor: Bir kurumun hukuk metinlerinden çıkarılması, onu üreten ekonomik ve toplumsal ilişkilerin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hukuk yasak koyabilir; fakat yasağın etkili olabilmesi için denetim, ceza adaleti, çalışma yaşamı, göç politikası, sosyal koruma ve mağdur destek mekanizmalarının birlikte işlemesi gerekir.

Hukukun kendi geçmişiyle yüzleşmesi neden önemli?

Kölelik tarihi hukukçular açısından yalnız “geçmişte yapılmış büyük bir yanlış” değildir. Bugünkü hukuk anlayışımızın sınırlarını test eden bir laboratuvardır.

  • Birincisi: Kanunilik ile adalet aynı şey değildir.
  • İkincisi: Bir insan grubunu hak öznesi olmaktan uzaklaştıran her hukuki sınıflandırma dikkatle sorgulanmalıdır.
  • Üçüncüsü: Mülkiyet, sözleşme ve ekonomik özgürlük gibi özel hukuk kurumları insan onurunun önüne geçirildiğinde hukuk baskının aracına dönüşebilir.
  • Dördüncüsü: Temel haklar, yalnız devletin ihlal etmemesi gereken soyut değerler değil; hukukun bütün alanlarına yön veren sınırlar olmalıdır.
  • Beşincisi: Hukuk düzeninin kendi yanlışını düzeltme kapasitesi, hukuk devletinin en değerli özelliklerinden biridir.

Sonuç: Hukukun en zor sorusu geçmişte değil, bugün de önümüzde

Köleliğin kaldırılması insanlık tarihinin en büyük hukuki ve ahlaki dönüşümlerinden biridir. Fakat bu dönüşümün gerçek anlamını kavramak için yalnız “kölelik kaldırıldı” demek yetmez. Daha zor olanı kabul etmek gerekir: Kölelik bir dönem yalnız hukuka rağmen değil, hukuk sayesinde de sürdü.

Bu gerçek hukukçuyu karamsarlığa değil, sorumluluğa çağırmalıdır. Çünkü hukuk kendi başına adalet üretmez. Onu adalete yaklaştıran şey; insan onurunu merkeze alan anayasal sınırlar, temel haklar, bağımsız yargı, eleştirel hukuk düşüncesi ve toplumun haksızlığa karşı geliştirdiği dirençtir.

23 Ağustos’un bugüne bıraktığı en güçlü ders belki de budur: Zincirlerin kırılması yalnız demirin parçalanması değildir. İnsanı eşya gibi görebilen hukuki zihniyetin de kırılması gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Kölelik gerçekten bir zamanlar hukuka uygun muydu?

Evet. Tarihin farklı dönemlerinde çok sayıda hukuk düzeni köleliği hukuki bir statü olarak tanıdı ve köleleştirilmiş kişilerin satışı, devri, emeği, aile ilişkileri veya miras içindeki konumu hakkında kurallar oluşturdu. Bu durum, yürürlükteki hukukun her zaman adaletle örtüşmediğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

23 Ağustos neden köle ticaretinin kaldırılmasıyla ilişkilendiriliyor?

UNESCO, 22-23 Ağustos 1791 gecesi Saint-Domingue’de başlayan ayaklanmanın transatlantik köle ticaretinin kaldırılması sürecindeki tarihsel rolü nedeniyle 23 Ağustos’u anma günü olarak kabul ediyor.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kölelik hakkında ne söylüyor?

Bildirgenin 4. maddesi kölelik ve kulluğu yasaklar; kölelik ile köle ticaretinin bütün biçimlerinin yasaklanması gerektiğini kabul eder. Bu hüküm, modern insan hakları hukukunun insanı doğuştan hak sahibi olarak gören yaklaşımının temel ifadelerinden biridir.

Modern kölelik ne anlama geliyor?

Modern kölelik hukuken tek bir kurum adı değildir; zorla çalıştırma, borç esareti, zorla evlendirme ve kölelik benzeri ağır sömürü ilişkilerini açıklamak için kullanılan şemsiye bir kavramdır. ILO’nun 2022 küresel tahminleri, bu tür koşulların milyonlarca insanı hâlâ etkilediğini gösteriyor.

Kaynaklar ve ileri okuma

Bu içeriğe tepkin ne? En fazla 4 tepki seçebilirsin.

Topluluk

Yorumlar ve Katkılar0 katkı

Yorum / katkı ekle

Katkı ekle

E-posta adresiniz yayınlanmaz.

Katkı türü

İlk katkıyı sen bırak. Düşünce, katkı, düzeltme veya ek kaynak ekleyebilirsin.
Menü