İçeriğe geç

Basın ve Yayın Suçları Nasıl Değişti? 765’ten 5237’ye Ceza Hukukunun Yayın Dili

Eski gazete, gramofon plağı, film şeridi ve elektronik ekran üzerinden basın ve yayın suçlarının dönüşümünü simgeleyen kapak
Ankahukuk Sitesi Ekleyen Ankahukuk Sitesi Eklendi 29 Ağustos 2026 Görüntülenme 12 Okuma süresi 17 dk.

Tarayıcınızın Türkçe seslendirme özelliği kullanılır.

765’TEN 5237’YE YAYIN ARACININ CEZA HUKUKUNDAKİ DÖNÜŞÜMÜ

Bir ceza kanununun teknoloji karşısında nasıl değiştiğini anlamak için bazen suçların adından çok, maddelerin içinde geçen araçlara bakmak gerekir. Gazete, mecmua, matbaa, levha, ilan, gramofon plağı, film, ses kayıt bandı, televizyon… 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uzun yürürlük döneminde bu kelimelerin bir bölümü kanun metninde görünür hâle geldi; çünkü iletişim araçları değiştikçe yayınla bağlantılı suçların işleniş biçimleri de değişiyordu. Kanun koyucu bazı hükümlerinde yeni aracı doğrudan maddeye ekliyor, bazı suçlarda yayın yoluyla işlenmeye daha ağır sonuç bağlıyor, bazı alanlarda ise yalnız içeriği değil o içeriğin basılmasını, çoğaltılmasını, dağıtılmasını, satılmasını veya teşhir edilmesini de suç normunun parçası hâline getiriyordu.

Bu nedenle 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun arasındaki dönüşüm, “eskiden gazete suçtu, şimdi internet serbest” gibi basit bir karşıtlığa indirgenemez. Asıl değişiklik, ceza hukukunun yayın olayını tarif etme tekniğinde görülür. Eski Kanunun bazı hükümlerinde yayın aracının adı ve maddi dolaşım hareketleri açıkça sayılırken, yeni TCK “basın ve yayın yolu” kavramını yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçlarını kapsayan genel bir tanım altında toplamaya yöneldi. Buna rağmen yeni sistemde de üretme, satma, dağıtma, nakletme veya yayınlanmasına aracılık etme gibi somut fiiller tamamen ortadan kalkmış değildir; dolayısıyla karşımızdaki süreç, araç listesinden bir anda bütünüyle soyut ve dijital bir sisteme geçiş değil, yayın aracının suçun unsuru, işleniş biçimi veya nitelikli hâli olarak yeniden konumlandırılmasıdır.

Bu yazı, tahrik, hakaret veya müstehcenlik gibi suçların bütün maddi ve manevi unsurlarını yeniden incelemiyor. Buradaki mesele daha sınırlı ve tarihsel: 765 sayılı TCK’nın seçilmiş hükümlerinde gazete, plak, film veya dağıtım hareketleri neden bu kadar görünürken, 5237 sayılı TCK aynı alanı daha genel “basın ve yayın yolu” kavramıyla kurmaya başladı? Bu sorunun cevabı, ceza hukukunun yalnız yasakladığı içeriğin değil, o içeriği topluma ulaştıran teknolojinin de zaman içinde değiştiğini gösteriyor.

765 sayılı TCK’nın bazı hükümlerinde yayın teknolojisi, kullanılan aracın adı üzerinden görünür hâle geliyordu. 5237 sayılı TCK’nın başlıca yeniliklerinden biri ise araçları her defasında tek tek saymak yerine “basın ve yayın yolu” için daha genel, işlevsel bir tanım kurmasıdır.

Gazete ve mecmua yetmeyince kanunun dili de genişledi

765 sayılı TCK’nın yayın aracını doğrudan görünür kılan örneklerinden biri suç işlemeye alenen tahrike ilişkin 311. maddedir. 1953 tarihli 6123 sayılı Kanunla değiştirilen metinde alenî tahrik düzenlenirken, dönemin basın hukuku da gazete, mecmua, diğer basım araçları, elle yazılıp çoğaltılan yazılar ile umumi yerlere asılan levha ve ilanlar üzerinden aynı olgunun yayın boyutuna özel önem veriyordu. Bu yapı, iletişimin kâğıt, matbaa ve fiziksel teşhir ekseninde düşünüldüğü dönemin ceza tekniğini yansıtır.

Sonraki yıllarda kitle iletişiminin yalnız basılı malzemeyle sınırlı kalmadığı daha da belirginleşti. Radyo, sinema, ses kayıtları ve televizyon gibi araçların yaygınlaşması, ceza hukukunun “aleniyet” ve “yayın” kavramlarını yeni tekniklerle ilişkilendirmesini zorunlu kıldı. Burada önemli olan, bir iletişim aracının tek başına suçu oluşturması değildir. Aracın kullanılması, ilgili suç tipine göre aleniyetin gerçekleşme biçimi, cezayı etkileyen bir nitelikli hâl veya suçun özel işleniş şekli olabilir; bu ayrımlar birbirine karıştırılmamalıdır.

1926’nın gramofon plağı: İçerik kadar dolaşım hareketi de normun içindeydi

Yayın aracının suç normunun içine ne kadar ayrıntılı biçimde girebildiğini gösteren güçlü örneklerden biri, 765 sayılı Kanunun müstehcen yayınlara ilişkin tarihsel 426 ve devamı maddeleridir. 1926 tarihli ilk 426. madde; kitap, gazete, risale, mecmua, ilan, resim, fotoğraf ve sinema şeritlerinin yanında gramofon plaklarını da sayıyor, bunların teşhir edilmesi, dağıtılması, satılması, basılması, çoğaltılması, ithal edilmesi veya bir yerden başka bir yere nakledilmesi gibi farklı hareketleri ayrı ayrı düzenliyordu. Burada araç, içerik ve fiil aynı şey değildi: kitap veya plak taşıyıcı araç, müstehcen kabul edilen yazı ya da görüntü içerik, basma-dağıtma-satma ise suç normunda ayrıca sayılan davranışlardı.

6 Mart 1986 tarihli 3266 sayılı Kanunla 426, 427 ve 428. maddelerin değiştirilmesi, aynı alanın yeni iletişim ve gösterim teknikleri karşısında yeniden ele alındığını gösterir. Eski hükümlerin dili ile değişiklik sonrası düzenlemeler karşılaştırıldığında, ceza hukukunun fiziksel taşıyıcı ve dolaşım hareketlerine verdiği önemin uzun süre devam ettiği görülür. Bu örneğin burada kullanılmasının nedeni müstehcenlik kavramının içeriğini yeniden tartışmak değil; kanun koyucunun yayınla bağlantılı bir suç tipini kurarken nesne, araç ve dolaşım fiillerini ne kadar ayrıntılı biçimde normun içine yazabildiğini göstermektir.

“Neşir vasıtası” neden ceza hukukunda bu kadar önemliydi?

765 sayılı Kanunun hakaret hükümlerindeki tarihsel düzenlemeler de yayın aracının ceza normuyla ilişkisini gösterir. Mülga TCK m.480’de hakaretin umuma neşir veya teşhir edilmiş yazı, resim ya da sair neşir vasıtasıyla işlenmesine özel sonuç bağlanmıştı. Bu düzenleme yalnız kullanılan nesnenin adını saymıyor; hakaretin daha geniş bir çevreye ulaşması, aleniyet kazanması ve neşir vasıtasıyla yaygınlaşması arasında hukukî bağ kuruyordu. Dolayısıyla eski sistemde gazete, resim veya başka bir neşir vasıtası kimi zaman suçun konusundan çok, fiilin kamuya ulaşma biçimini belirleyen araç işlevi görüyordu.

Bu ayrım önemlidir; çünkü “gazete suçun konusudur” demek ile “gazete suçun işlenmesinde kullanılan neşir vasıtasıdır” demek aynı şey değildir. Ceza hukukunda içerik, araç, hareket ve aleniyet birbirinden ayrılır. Yazı veya görüntü suç teşkil eden içerik olabilir; gazete ya da film bu içeriği taşıyan araç olabilir; basma, çoğaltma veya dağıtma ayrı bir fiil olabilir; kamuya ulaşma ise suçun tipikliğini veya nitelikli hâlini etkileyen hukukî ölçüt olabilir.

Basın Kanunu neden bu hikâyenin yanında duruyor?

Yayınla bağlantılı suçların tarihini yalnız TCK maddeleri üzerinden okumak eksik kalır. Mülga 5680 sayılı Basın Kanunu, süreli yayınlarda suçu meydana getiren yazıyı veya haberi hazırlayan kişi yanında sorumlu müdür bakımından da kanunda öngörülen şartlara bağlı özel sorumluluk düzenleri kurmuştu. Bununla birlikte yayın zincirinde bulunmak, tek başına herkesin aynı suçtan sorumlu olduğu anlamına gelmezdi; hangi kişinin hangi hüküm uyarınca, hangi koşullarda sorumlu olacağı ayrıca belirlenmek zorundaydı.

2004 tarihli 5187 sayılı Basın Kanunu ise sorumluluğun başlangıç noktasını kural olarak eser sahibine bağladı ve eser sahibinin belirlenememesi veya hakkında yargılama yapılamaması gibi hâllerde süreli ve süresiz yayınlar için farklı yedek sorumluluk düzenleri öngördü. Güncel m.11, internet haber sitelerini de kapsayacak biçimde değiştirilmiştir. Bu sistem TCK’daki genel fail ve iştirak hükümlerinin yerine geçen tek başına bir ceza rejimi değildir; Basın Kanunu’nun özel sorumluluk hükümleri ile genel ceza hukuku ilkeleri birlikte değerlendirilir.

5237 sayılı TCK: Araç listesinden “basın ve yayın yolu” kavramına

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 26 Eylül 2004’te kabul edildi, 12 Ekim 2004’te yayımlandı ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girdi; aynı tarihte 765 sayılı TCK yürürlükten kalktı. Yeni Kanunun 6. maddesinde “basın ve yayın yolu ile” deyimi, her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınları kapsayacak biçimde tanımlandı. Bu düzenleme, yayın aracının her yeni teknolojide adını tek tek suç maddesine eklemek yerine daha genel bir üst kavram kurma tercihidir.

Ancak bu tanım sınırsız değildir. Bir içeriğin elektronik ortamda bulunması, onun her durumda TCK anlamında basın ve yayın yoluyla yayımlandığı sonucunu doğurmaz. Kullanılan aracın kitle iletişim niteliği, içeriğin ulaşabildiği çevre ve ilgili suç tipinin özel yapısı ayrıca değerlendirilir. Örneğin bire bir mesajlaşma ile belirsiz sayıda kişiye açık bir yayın, yalnız “elektronik ortamda bulunuyor” diye aynı hukukî kategoride değerlendirilemez.

TCK m.218 bütün suçlar için genel bir artırma hükmü değildir

Yeni TCK’nın kamu barışına karşı suçlar bölümündeki 218. maddesi, sistematik olarak kendisinden önce yer alan belirli suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde cezanın artırılmasını düzenler. Bu nedenle m.218’i, Ceza Kanunu’ndaki bütün suçlarda basın veya internet kullanıldığında otomatik olarak uygulanacak genel bir ağırlaştırıcı neden gibi okumak doğru değildir. Maddenin ayrıca haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarına ilişkin özel bir istisna içermesi, yayın yoluyla işlenme ile ifade ve haber verme özgürlüğü arasındaki sınırın kanun metni içinde de görünür olduğunu gösterir.

Bu yapı, eski Kanunun bazı hükümlerindeki uzun araç listeleriyle karşılaştırıldığında yeni tekniği daha iyi açıklar. Yeni TCK birçok yerde önce suç tipini belirler, ardından “basın ve yayın yolu”nu ilgili suç bakımından özel bir işleniş biçimi veya nitelikli hâl olarak düzenler. Bununla birlikte bu yaklaşım mutlak değildir; yeni Kanunda da somut üretim, dağıtım ve yayın hareketlerinin ayrıca düzenlendiği suçlar vardır.

Müstehcenlik örneğinde eski teknik tamamen kaybolmadı

5237 sayılı TCK m.226 bunun belirgin örneğidir. Madde bir taraftan belirli ürünlerin üretilmesi, ülkeye sokulması, satışa arz edilmesi, satılması, nakledilmesi, depolanması veya başkalarının kullanımına sunulması gibi somut hareketleri düzenlerken; diğer taraftan müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanmasını veya yayınlanmasına aracılık edilmesini ayrıca suç normunun içine alır. Maddenin farklı fıkraları farklı fiilleri ve koruma alanlarını düzenlediğinden, bütün hükmü tek bir “yayın suçu” etiketi altında eritmek doğru değildir.

Bu örnek, 5237 sayılı Kanunun eski fiziksel dolaşım mantığını bütünüyle terk etmediğini gösterir. Değişen, kanunun bütün yayın alanında artık yalnız tek tek taşıyıcıların adlarıyla ilerlememesi ve bunların yanında daha genel “basın ve yayın yolu” kavramını kullanmasıdır. Başka bir ifadeyle yeni sistem hem somut fiilleri hem de teknolojiye daha dayanıklı üst kavramları yan yana kullanmaktadır.

Yayın yalnız suçun taşıyıcısı değil, korunabilen bir faaliyet de olabilir

5237 sayılı TCK’nın 124. maddesi bu dönüşümün başka bir yüzünü gösterir. Maddenin üçüncü fıkrası, her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı biçimde engellenmesine cezaî sonuç bağlar. Bu hüküm, yayının yalnız suç oluşturan içeriğin taşıyıcısı olarak görülmediğini; hukuka aykırı müdahaleye karşı korunabilecek bir iletişim faaliyeti olarak da ceza kanununda yer bulduğunu gösterir. Elbette bu hüküm genel ve sınırsız bir “basın özgürlüğü maddesi” değildir; koruma, kanunda tanımlanan hukuka aykırı engelleme fiilinin unsurları çerçevesindedir.

Ayrıca TCK m.124’teki yayının hukuka aykırı biçimde engellenmesi ile 5651 sayılı Kanundaki içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi mekanizmaları aynı hukukî kurum değildir. Birincisi belirli bir engelleme fiilini ceza normu olarak düzenlerken, ikincisi internet ortamında kanunda belirtilen sebep, karar mercii ve usullere bağlı farklı müdahale rejimlerini içerir.

İnternet yayın aracını değil, sorumluluk haritasını da değiştirdi

İnternet öncesinde de yazar, yayıncı, matbaacı, dağıtım şirketi, radyo veya televizyon işletmecisi gibi farklı aktörler bulunuyordu. İnternetin getirdiği asıl fark, içerik üretimi, barındırma, erişim ve sosyal paylaşım işlevlerini daha da ayrıştırmasıdır. 5651 sayılı Kanun 2007’de içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı ve erişim sağlayıcı gibi teknik aktörleri ayrı ayrı tanımladı; daha sonraki değişikliklerle sosyal ağ sağlayıcı gibi yeni kavramlar sisteme eklendi.

Bu kişilerin eski basımcı veya dağıtıcının bire bir dijital karşılığı olduğu söylenemez. İçerik sağlayıcı içeriği üretir veya sağlar, yer sağlayıcı hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlar veya işletir, erişim sağlayıcı ise kullanıcıların internet ortamına erişimini sağlar. Bunların yalnız teknik sıfatları, başka bir kişinin içeriğinden doğan suç bakımından otomatik fail sorumluluğu yaratmaz; özel kanun hükümleri, somut katkı, kusur ve varsa kanunî yükümlülükler ayrıca incelenir.

2022: İnternet haber sitesi yeniden basın hukukuyla buluştu

7418 sayılı Kanunla 2022’de 5187 sayılı Basın Kanunu’nun bazı tanım ve sorumluluk hükümleri internet haber sitelerini de kapsayacak biçimde değiştirildi. Böylece belirli şartları taşıyan internet haber siteleri, eser sahibi ve sorumlu müdür gibi klasik basın hukuku kavramlarıyla yeniden ilişkilendirildi. Ancak bu düzenleme bütün internet sitelerini, blogları, sosyal medya hesaplarını veya her internet paylaşımını Basın Kanunu kapsamına almadı; kanunun tanımına giren internet haber siteleri bakımından özel bir bağlantı kurdu.

Bugünkü tablo bu nedenle tek çizgili değildir. TCK, basın ve yayın yolunu genel bir ceza hukuku kavramı olarak tanımlar; Basın Kanunu süreli ve süresiz yayınlar ile internet haber siteleri için özel yayın ve sorumluluk kuralları getirir; 5651 sayılı Kanun ise internet ortamındaki teknik aktörlerin görev ve yükümlülüklerini ayrı bir sistem içinde düzenler. Bu katmanları birbirine karıştırmadan okumak, dijital çağdaki sorumluluğun sınırlarını doğru kurmanın temel şartıdır.

765’ten 5237’ye asıl değişen neydi?

765 sayılı Kanunun seçilmiş hükümlerinde yeni iletişim araçları çoğu kez maddelerin içine adlarıyla giriyor; kitap, gazete, plak, film veya başka bir taşıyıcı, suçun işleniş biçimini ya da dolaşım hareketlerini açıklayan görünür unsurlar hâline geliyordu. 5237 sayılı Kanun ise birçok alanda bu tekniği daha genel bir “basın ve yayın yolu” tanımıyla tamamladı. Bu değişim, yayınla bağlantılı suçların ortadan kalktığı anlamına gelmediği gibi, her elektronik faaliyetin otomatik olarak ceza normunun içine girdiği anlamına da gelmez.

Dönüşümün özü, ceza hukukunun yayın aracına bakışındadır. Eski sistemin bazı hükümleri “hangi araçla, hangi nüshayla, hangi dağıtım hareketiyle?” sorusuna daha ayrıntılı cevap verirken, yeni sistem daha sık biçimde “hangi içerik veya davranış, hangi kitle iletişim yolu kullanılarak gerçekleştirildi?” sorusunu sorar. Buna Basın Kanunu’nun özel sorumluluk düzeni ve internet hukukunun teknik aktörleri eklendiğinde, sorumluluk tek bir matbaa zincirinden çok daha farklılaşmış bir hukuk haritasına dönüşür.

Ceza hukukunun teknolojiyle meselesi bitmedi

1926 tarihli Kanunun gramofon plağını açıkça sayması bugün tarihsel bir ayrıntı gibi görünebilir; fakat aynı problem yeni biçimlerle yaşamaya devam ediyor. Sosyal ağlar, kullanıcı tarafından üretilen içerikler, canlı yayınlar, dijital platformlar ve yeni iletişim modelleri “yayın”, “kitle iletişimi”, “içerik sağlayıcı” ve “teknik aracı” kavramlarının sınırlarını hâlâ zorluyor. Genel tanımlar kanunun her yeni cihazın adını ayrı ayrı yazmasını gereksiz kılabilir, fakat ceza hukukunda kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri nedeniyle bu kavramların somut olaya sınırsız biçimde genişletilmesi mümkün değildir.

Serinin bu aşamasında görülen dönüşüm bu nedenle “matbaanın yerini internet aldı” cümlesinden daha derindir. Bir zamanlar kanun, yayın teknolojisini çoğu kez maddi taşıyıcının adı ve dolaşım hareketleriyle tarif ediyordu; bugün ise içerik, kitle iletişim işlevi, özel yayın sorumluluğu ve teknik aracılık birbirinden ayrılarak değerlendiriliyor. Ceza hukuku yayın alanından çekilmedi; yayın teknolojisinin değişmesiyle birlikte, hangi fiilin suçun unsuru olduğunu ve sorumluluğun hangi kişiye hangi hukukî dayanakla bağlanacağını daha farklı kavramlarla kurmaya başladı.

Bu içeriğe tepkin ne? En fazla 4 tepki seçebilirsin.

Topluluk

Yorumlar ve Katkılar0 katkı

Yorum / katkı ekle

Katkı ekle

E-posta adresiniz yayınlanmaz.

Katkı türü

İlk katkıyı sen bırak. Düşünce, katkı, düzeltme veya ek kaynak ekleyebilirsin.
Menü