Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi
Fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi, hukuka uygun bir faaliyet veya müdahale nedeniyle toplumun ya da başkalarının yararı için olağan sınırı aşan özel ve ağır bir külfete katlanan kişinin zararının uygun…
Fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi, hukuka uygun bir faaliyet veya müdahale nedeniyle toplumun ya da başkalarının yararı için olağan sınırı aşan özel ve ağır bir külfete katlanan kişinin zararının uygun bir bedelle karşılanmasını ifade eder. Sorumluluk, davranışın hukuka aykırılığına veya kusura değil, menfaatler arasındaki bozulan dengenin yeniden kurulmasına dayanır.
İlke özel hukukta komşuluk ilişkileri ve zorunluluk hâlleriyle; idare hukukunda ise kamu külfetleri karşısında eşitlik ve kusursuz sorumluluk esaslarıyla bağlantılıdır. Aynı ad altında tek bir genel kanun maddesinde düzenlenmemiş, çeşitli normlar ve yargı kararları aracılığıyla gelişmiştir.
Kapsamı ve Uygulamadaki Ayrımlar
Türk Medeni Kanunu’nun 730. maddesinin ikinci fıkrası, taşınmaz malikinin yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklarından doğan zararların hâkim tarafından uygun bir bedelle denkleştirilebilmesini öngörür. Faaliyet hukuka uygun ve kaçınılmaz olsa bile komşunun olağan sınırı aşan zarara tek başına katlanması adil görülmez.
İdare hukukunda benzer düşünce, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi içinde uygulanır. Kamu hizmetinin hukuka uygun yürütülmesi sırasında belirli kişi veya dar bir grup, toplumun geri kalanından farklı ve olağanüstü bir zarara uğrarsa kusur bulunmasa dahi tazminat sorumluluğu doğabilir. Zararın özel ve olağandışı olması, faaliyetle uygun nedensellik bağı taşıması ve kişinin katlanması gereken genel toplumsal külfet sınırını aşması aranır.
Fedakârlığın denkleştirilmesi, kusursuz sorumluluğun bütün hâllerini kapsayan üst kavram değildir. Tehlike sorumluluğu veya sosyal risk ilkesi farklı gerekçelere dayanabilir. Ayrıca her hukuka uygun müdahale tazminat doğurmaz; zarar, hukuk düzeninin kişiden karşılıksız olarak katlanmasını bekleyebileceği olağan yükün üzerinde olmalıdır.
Tazminatın kapsamı, zararın tamamen karşılanması ile menfaatlerin hakkaniyete uygun paylaşılması arasında ilgili düzenlemenin amacına göre belirlenir. Türk Medeni Kanunu’nun 730/2. maddesindeki “uygun bedel” ifadesi, hâkime olayın bütün koşullarını gözeten denkleştirme yetkisi verir.
(bknz: Kusursuz Sorumluluk, Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik, Taşkın Kullanım, Hakkaniyet Sorumluluğu, Uygun Nedensellik Bağı)
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 730/2.
- Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları.
- M. Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi.
- Metin Günday, İdare Hukuku, İmaj Yayınevi.
Türk Medeni Kanunu’nun 730. maddesinin ikinci fıkrası, taşınmaz malikinin yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklarından doğan zararların hâkim tarafından uygun bir bedelle denkleştirilebilmesini öngörür. Faaliyet hukuka uygun ve kaçınılmaz olsa bile komşunun olağan sınırı aşan zarara tek başına katlanması adil görülmez. İdare hukukunda benzer düşünce, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi içinde uygulanır. Kamu hizmetinin hukuka uygun yürütülmesi sırasında belirli kişi veya dar bir grup, toplumun geri kalanından farklı ve olağanüstü bir zarara uğrarsa kusur bulunmasa dahi tazminat sorumluluğu doğabilir.
Fedakâr , Farsça yapılı bir birleşik sözcük olup kendisini veya çıkarını bir amaç uğruna geri plana atan kişiyi ifade eder. Denkleştirme , Türkçe “denk” kökünden türemiş ve bozulan eşitliği yeniden kurma anlamını kazanmıştır. Terim, Alman hukukundaki Aufopferung ve denkleştirici sorumluluk düşüncesiyle de ilişkilidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 730/2.; Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler , Yetkin Yayınları.
Bu terimle birlikte bakılabilecek başlıklar
İlgili ve tamamlayıcı başlıklar.
