İçeriğe geç

Adı Gitti, Fiil Yaşıyor: 765 Sayılı TCK’dan 5237 Sayılı TCK’ya Normların Devamlılığı

765 sayılı TCK’dan 5237 sayılı TCK’ya ceza normlarının devamlılığını simgeleyen Bir Zamanlar Suçtu Seri 8 görseli
Ankahukuk Sitesi Ekleyen Ankahukuk Sitesi Eklendi 29 Ağustos 2026 Görüntülenme 5 Okuma süresi 19 dk.

Tarayıcınızın Türkçe seslendirme özelliği kullanılır.

NORMLARIN DÖNÜŞÜMÜ

Bir ceza maddesinin yürürlükten kaldırılması, o maddede tarif edilen davranış alanının ceza hukukundan bütünüyle çıktığını tek başına göstermez. Bazen bağımsız suç tipi sona erer; fakat davranışın bir bölümü, korunan hukukî düşünce veya tehlike anlayışı başka bir norm içinde yaşamaya devam eder.

Bir ceza hükmünün yürürlükten kaldırıldığını söylemek kolaydır. Kanun numarası, madde numarası ve yürürlük tarihleri önümüzdeyse hukuk tarihinin kesin bir ölüm tarihi varmış gibi görünür. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005’te yürürlükten kalkmışsa, onun 308, 512, 555, 563, 565 veya 580. maddelerinin de o tarihten sonra yürürlükte olmadığını söylemekte hiçbir güçlük yoktur.

Asıl güçlük bundan sonra başlar. Çünkü bir maddenin yürürlükten kalkması, o maddede tarif edilen davranış alanının ceza hukukundan bütünüyle çıktığını tek başına göstermez. Bağımsız suç tipi sona ermiş olabilir; fakat eski hükmün yasakladığı hareketlerin bir bölümü başka bir suçun içinde varlığını sürdürebilir. Korunan hukukî düşünce başka bir sistematik altında yeniden kurulabilir. Eski suç daraltılabilir, genişletilebilir veya birkaç ayrı norma dağıtılabilir. Bazen de eski hükmün davranış modeli, adı ve sistematik yeri değişmiş olmasına rağmen şaşırtıcı ölçüde tanıdık biçimde yeni kanunda karşımıza çıkar.

Bu nedenle eski ve yeni ceza kanunları arasında yapılacak tarihsel karşılaştırmada yalnız madde numaralarını yan yana koymak yanıltıcıdır. Daha sağlıklı bir inceleme, farklı devamlılık biçimlerini birbirinden ayırmalıdır.

Bu yazıda kullanılan ayrım

Norm devamlılığı, eski suçun temel unsurlarının yeni hükümde önemli ölçüde korunmasını; kısmi norm devamlılığı, eski suç tipinin yalnız bazı hareketlerinin veya koruma alanının yeni hükümde yaşamasını; hukukî fikir devamlılığı, suç tipleri özdeş olmasa bile eski ceza politikası düşüncesinin yeni bir sistematikte sürmesini; sistematik yeniden kurma ise aynı davranış alanının yeni kanunda daha geniş veya daha dar bir suç yapısıyla yeniden düzenlenmesini ifade eder.

İhkakı hak kayboldu; fakat “alacağı zorla tahsil” meselesi kaybolmadı

765 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabında, “Adliye Aleyhinde Cürümler” başlığı altında bugün yabancılaşmış bir fasıl adı vardı: “Kendiliğinden İhkakı Hak Edenler.” Mülga m.308, kişinin hükûmete —bugünkü ifadeyle yetkili kamu makamlarına— başvurma imkânı bulunduğu hâlde ileri sürdüğü hakkı kendi kuvvetiyle elde etmeye kalkışmasını özel bir suç tipi olarak düzenliyordu. Maddenin ilk fıkrasında eşya üzerinde kuvvet kullanılması; sonraki fıkralarda kişilere yönelik tehdit veya şiddet ve bunun ağırlaşmış biçimleri ayrıca ele alınmıştı. Fail ileri sürdüğü hakkı ispat ederse cezada önemli bir indirim yapılabilmesi de eski suçun ayırt edici özelliklerindendi. [Mülga 765 sayılı TCK, m.308]

Burada korunan menfaati yalnız malvarlığı üzerinden okumak eksik kalır. Eski norm, bir yönüyle devletin yargılama ve cebrî icra tekeline ilişkin bir düşünceyi taşıyordu. Kişi haklı olduğunu iddia edebilirdi; hatta hakkının gerçekten mevcut olduğunu daha sonra ispatlayabilirdi. Buna rağmen hukuk düzeni, hakkın gerçekleştirilmesi için kişinin devletin yerine geçmesini ve cebri kendi eline almasını ayrı bir suç tipiyle karşılıyordu.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda “kendiliğinden ihkakı hak” adıyla bağımsız bir suç bulunmamaktadır. Bu bakımdan eski m.308 gerçekten ortadan kalkmıştır. Fakat buradan, m.308’in düzenlediği bütün davranış alanının 1 Haziran 2005’te ceza hukukunun dışına çıktığı sonucu doğmaz.

Özellikle TCK m.150/1, hukukî ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâline özel bir sonuç bağlamaktadır. Bu şartlar gerçekleştiğinde yağma hükümleri yerine tehdit veya kasten yaralama hükümleri uygulanır. [5237 sayılı TCK, m.150/1]

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.09.2025 tarihli, E.2023/21089, K.2025/8068 sayılı kararında da 5237 sayılı Kanunun 765 sayılı TCK m.308’e benzer bağımsız bir suç tipi kurmadığı; bunun yerine hukukî ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacına hırsızlıkta m.144, yağmada m.150/1, dolandırıcılıkta m.159 ve belgede sahtecilikte m.211 çerçevesinde özel hukukî sonuçlar bağlandığı belirtilmektedir. [Yargıtay 6. CD, 29.09.2025, E.2023/21089, K.2025/8068]

Dolayısıyla m.308 ile m.150/1 arasındaki ilişkiyi “eski ihkakı hak suçu bugün m.150/1’de devam etmektedir” diye kurmak doğru değildir. Eski m.308 daha geniş bir bağımsız suç tipiydi; m.150/1 ise yağma suçunun değerlendirilmesi sırasında, hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılmasına özel sonuç bağlayan bir hükümdür.

Burada gördüğümüz şey birebir norm devamlılığı değil, kısmi ve dağılmış bir hukukî fikir devamlılığıdır. Devletin ceza politikası şu noktada tanıdık kalmıştır: hukukî bir hak veya alacak iddiası, cebrin kişinin kendi eline alınmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Ancak yeni kanun bu sorunu eski m.308 gibi tek bir bağımsız suç altında değil, ilgili malvarlığı suçlarının kendi sistematiği içinde çözmektedir.

“Eşyayı cürmiye”: Suçtan gelen malın ikinci dolaşımı

765 sayılı TCK’nın Beşinci Faslı “Eşyayı Cürmiyeyi Satın Almak ve Saklamak” başlığını taşıyordu. M.512; failin asıl suçun işlenmesine iştirak etmeksizin bir cürümden elde edilen para veya diğer eşyayı bilerek kabul etmesini, saklamasını, satın almasını veya bunların kabulü, saklanması ve satılması hususunda aracılık etmesini cezalandırıyordu. [Mülga 765 sayılı TCK, m.512]

Bu normun arkasındaki ceza politikası kolaylıkla anlaşılır. Hırsızlık, dolandırıcılık veya başka bir malvarlığı suçu yalnız ilk failin fiiliyle ekonomik sonucuna ulaşmaz. Suçtan elde edilen malın dolaşıma sokulabileceği, saklanabileceği veya alıcı bulabileceği ikinci bir piyasa varsa asıl suçun ekonomik imkânı da genişler. Ceza hukuku bu nedenle yalnız malı ilk elde eden kişiye değil, suçtan doğan değerin sonraki dolaşımına katılan kişilere de yönelmiştir.

5237 sayılı TCK m.165 bu davranış alanını terk etmedi. Kanunun 2004’te kabul edilen ilk metninde suçun adı “Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” idi ve bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı satın alan veya kabul eden kişi cezalandırılıyordu. [5237 sayılı TCK’nın ilk m.165 metni]

26 Haziran 2009 tarihli 5918 sayılı Kanunun 3. maddesi ise m.165’i esaslı biçimde değiştirdi. Suçun konusu “eşya veya diğer malvarlığı değeri” şeklinde genişletildi; seçimlik hareketler de “satan, devreden, satın alan veya kabul eden” biçiminde dört hareket olarak düzenlendi. Aynı değişiklikle adlî para cezasının üst sınırı bin günden on bin güne çıkarıldı. [5918 sayılı Kanun, m.3]

Dolayısıyla eski m.512 ile güncel m.165 arasında güçlü bir normatif akrabalık vardır; fakat yine özdeşlik yoktur. Eski hükümdeki suç konusu, hareketler ve aracılık biçimleri ile güncel m.165’in “eşya veya diğer malvarlığı değeri” ve dört seçimlik hareket üzerine kurulu yapısı aynı değildir.

2009 değişikliğinin bir başka önemi, m.165’in tek başına değiştirilmemiş olmasıdır. Aynı 5918 sayılı Kanun m.282’deki suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu da yeniden düzenlemiştir. M.165 doğrudan suçtan elde edilen eşya veya diğer malvarlığı değerinin satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesini düzenlerken; m.282’nin ilk fıkrasında gayrimeşru kaynağı gizleme veya meşru bir yolla elde edilmiş olduğu konusunda kanaat uyandırma amacıyla yapılan işlemler ayrı bir suç alanı oluşturur. [5918 sayılı Kanun, m.5]

Bu nedenle m.512’nin “m.165 olarak yeniden numaralandırıldığı” biçimindeki açıklama yetersizdir. Daha isabetli olan, suçtan kaynaklanan eşya ve malvarlığı değerlerinin sonraki dolaşımını cezalandırma politikasının güçlü biçimde devam ettiği; fakat suçun konusu, seçimlik hareketleri ve komşu suçlarla sınırının yeni kanunda yeniden kurulduğu sonucudur.

Bir malı hukuka uygun biçimde elde edip suç kaynağını sonradan öğrenmek

765 sayılı TCK m.580 başka bir ihtimale bakıyordu. Kişi parayı veya eşyayı elde ederken onun gayrimeşru menşeini bilmiyordu; bu bilgi daha sonra ortaya çıkıyordu. Eski hüküm, kişinin bir parayı aldıktan veya eşyayı satın aldıktan yahut başka şekilde ele geçirdikten sonra menşeinin gayrimeşru olduğunu öğrenmesine rağmen durumu yetkili makama bildirmemesini cezalandırıyordu. [Mülga 765 sayılı TCK, m.580]

5237 sayılı TCK m.166’nın başlığı bugün “Bilgi vermeme”dir. Hükme göre kişi, hukukî bir ilişkiye dayalı olarak elde ettiği eşyanın aslında suç işlemek suretiyle veya suç dolayısıyla elde edildiğini sonradan öğrenir ve suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmazsa cezalandırılır. [5237 sayılı TCK, m.166]

İki hükmün davranış örgüsü arasında belirgin bir benzerlik vardır: eşyanın elde edilmesi sırasında suç kaynağı bilinmemekte, bu bilgi daha sonra edinilmekte ve bundan sonra yetkili makama bildirim yükümlülüğü doğmaktadır. Ancak m.580’in m.166 olarak kesintisiz biçimde yaşamaya devam ettiğini söylemek gereğinden fazla iddialı olur. Yeni hüküm açıkça eşyanın hukukî bir ilişkiye dayalı olarak elde edilmiş olması şartını taşımaktadır; bildirim yükümlülüğünün yapısı, sistematik yer ve yaptırım da farklıdır.

Bu nedenle m.580–m.166 ilişkisi için en doğru tanımlama, güçlü davranış modeli devamlılığıdır. Eski suçun bütün hukukî kimliği bugüne taşınmamıştır; fakat kanun koyucunun cezalandırdığı temel davranış oldukça tanıdıktır.

Eski bir “kabahat” nasıl yeni TCK’da suç olarak kalabildi?

M.555 başka türden bir dönüşümün örneğidir. 765 sayılı TCK; herkesin gelip geçtiği yerlerde yürütülen işler veya bırakılan eşyalardan kaynaklanan tehlikeyi önlemek amacıyla konulması gereken işaret ve engelleri koymayanları, ayrıca mevcut işaretlerin yerini değiştirenleri cezalandırıyordu. [Mülga 765 sayılı TCK, m.555]

Buradaki “kabahat” kelimesini bugünkü Kabahatler Kanunundaki idarî kabahat kavramıyla karıştırmamak gerekir. 765 sayılı TCK’nın cürüm-kabahat ayrımında m.555, ceza kanunu içinde ve ceza mahkemesince yaptırıma bağlanan daha hafif ceza hukuku haksızlıklarından biriydi.

5237 sayılı TCK m.178’e geçtiğimizde davranış alanı hemen tanınır. Yeni hüküm; herkesin gelip geçtiği yerlerde yürütülen işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engelleri koymayan, konulmuş işaret veya engelleri kaldıran yahut yerini değiştiren kişiyi hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırmaktadır. Hüküm, yeni TCK’nın “Genel Tehlike Yaratan Suçlar” bölümünde yer alır. [5237 sayılı TCK, m.178]

Burada eski m.555 ile yeni m.178 arasındaki yakınlık kuvvetlidir. Bununla birlikte asıl dikkat çekici nokta, 2005 reformunda “eski TCK kabahati” olan her davranışın Kabahatler Kanununa gönderilmemiş olmasıdır. M.555’teki tehlike önleme düşüncesi yeni ceza kanunundan çıkarılmamış; yeni TCK’nın genel tehlike suçları içinde adlî suç olarak yeniden düzenlenmiştir.

Bu çizgide güçlü bir davranış devamlılığı ile birlikte sistematik yeniden kurma vardır.

Tehlikeli hayvan: Eski normun yalnız bir parçası yaşadığında

765 sayılı TCK m.563 daha geniş bir davranış alanını aynı hükümde topluyordu. Hüküm; gerekli tedbirleri almadan mülkiyeti veya muhafazası altındaki vahşi veya diğer tehlikeli hayvanları başıboş bırakmayı, muhafazada ihmal göstermeyi ve ayrıca kuduz hastalığından şüphe edilen hayvanı ilgili makama derhal bildirmemeyi cezalandırıyordu. [Mülga 765 sayılı TCK, m.563]

5237 sayılı TCK m.177 ise “Hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması” başlığını taşır. Gözetim altında bulunan hayvanın başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakılması yahut hayvanın kontrol altında tutulmasında ihmal gösterilmesi suç olarak düzenlenmiştir. [5237 sayılı TCK, m.177]

Benzerlik güçlüdür; fakat fark daha da öğreticidir. Eski m.563’te yer alan kuduz şüphesi bulunan hayvanı yetkili makama bildirmeme davranışı m.177’nin içinde değildir. Yeni hüküm ayrıca eski kanunun “vahşi ve sair tehlikeli hayvan” terminolojisini kullanmaz; failin gözetimi altındaki hayvanın başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından yaratabileceği tehlike üzerine kuruludur.

Bu nedenle burada “m.563 bugün m.177’dir” demek yerine kısmi norm devamlılığından söz etmek gerekir. Eski suçun bütün unsurları taşınmamış, fakat serbest bırakma ve kontrol yükümlülüğündeki ihmal etrafındaki davranış alanının önemli bir bölümü korunmuştur.

At arabası, otomobil ve modern trafik güvenliği

765 sayılı TCK m.565’in metni, hukuk tarihinin toplumsal tarih ile ne kadar iç içe olduğunu birkaç kelimeyle gösterir. Hüküm, caddelerde ve umumun gelip geçtiği veya umuma açık yerlerde hayvanları, arabaları ve otomobilleri şahısların ve eşyanın güvenliğini tehlikeye düşürecek biçimde sevk ve idare etmeyi cezalandırıyordu. [Mülga 765 sayılı TCK, m.565]

At arabasıyla otomobilin aynı ceza maddesinde yan yana durması, 1926’nın ulaşım dünyasının küçük fakat güçlü bir fotoğrafıdır.

5237 sayılı TCK m.179 ise çok daha geniş bir teknik çevrede “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” suçunu düzenler. Birinci fıkrada ulaşım güvenliğinin akışını sağlamak için konulmuş işaretlere ve ulaşım sisteminin işleyişine müdahale edilerek tehlikeye neden olunması; ikinci fıkrada kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek biçimde sevk ve idaresi; üçüncü fıkrada ise güvenli şekilde araç kullanamayacak durumda araç kullanma düzenlenmektedir. [5237 sayılı TCK’nın ilk m.179 metni]

Bu hüküm 2005’ten beri sabit de kalmamıştır. 4 Haziran 2025 tarihli 7550 sayılı Kanunun 12. maddesi, m.179’un ikinci fıkrasındaki alt sınırı üç aydan dört aya çıkarmış; üçüncü fıkrayı ise “yukarıdaki fıkra hükmüne göre” atfı yerine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörecek biçimde değiştirmiştir. [7550 sayılı Kanun, m.12]

Eski m.565 ile m.179 arasındaki ilişki, bu yazıdaki en açık hukukî fikir devamlılığı örneklerinden biridir. M.179, eski m.565’in yeni numarası değildir; yeni suç çok daha geniştir. Bununla birlikte 1926 tarihli normun arkasındaki temel düşünce tanıdıktır: henüz bir zarar doğmamış olsa bile, ulaşım aracının başkalarının güvenliğini tehlikeye sokacak biçimde kullanılması ceza hukukunun müdahalesini gerektirebilir.

Burada devam eden madde değil, zarar gerçekleşmeden önce belirli bir tehlikeli davranışı cezalandırma tercihidir.

Aynı kanun değişikliğinde bile devamlılığın derecesi aynı değildir

Eski düzenleme Yeni hukukla bağlantı İlişkinin hukukî niteliği
765 TCK m.308 – kendiliğinden ihkakı hak Başta TCK m.150/1; ayrıca m.144, 159 ve 211’de alacağın tahsili amacı Eski bağımsız suç ortadan kalkmıştır. Eski normdaki düşüncenin bazı parçaları farklı malvarlığı suçlarında özel sonuçlar doğurur. Kısmi hukukî fikir devamlılığı.
765 TCK m.512 – eşyayı cürmiyeyi satın alma ve saklama TCK m.165; 5918/2009 değişikliği Suçtan elde edilen değerlerin sonraki dolaşımını cezalandırma politikası korunmuş, konu ve seçimlik hareketler yeniden kurulmuştur. Güçlü normatif devamlılık / sistematik yeniden düzenleme.
765 TCK m.580 – sonradan suç kaynağını öğrenip bildirmeme TCK m.166 Sonradan öğrenilen suç kaynağını bildirmeme davranışı güçlü biçimde korunmuştur; şartlar ve yaptırım farklıdır. Güçlü davranış modeli devamlılığı.
765 TCK m.555 – işaret ve engel yükümlülüğü TCK m.178 Eski ceza kanunu kabahatindeki tehlike önleme davranışı yeni TCK’da adlî suç olarak yeniden kurulmuştur. Sistematik yeniden kurma.
765 TCK m.563 – tehlikeli hayvan ve kuduz bildirimi TCK m.177 Serbest bırakma ve kontrol ihmali korunmuştur; kuduz bildirimi yeni hükme taşınmamıştır. Kısmi norm devamlılığı.
765 TCK m.565 – tehlikeli sevk ve idare TCK m.179 Yeni hüküm eski normdan çok daha geniştir; ulaşım güvenliğini zarar doğmadan koruma düşüncesi sürmektedir. Hukukî fikir devamlılığı.

Bu sınıflandırma önemlidir; çünkü “karşılığı m.177’dir” veya “bugün m.150’de düzenlenmektedir” gibi cümleler, iki norm arasında özdeşlik varmış izlenimi yaratabilir. Oysa bazen yalnız bir hareket taşınmış, bazen korunan düşünce yaşamış, bazen davranış büyük ölçüde korunmuş fakat suçun konusu genişlemiş, bazen de eski suç tamamen kaldırılırken onun belirli saik ve davranış parçaları başka suçların içinde hukukî sonuç doğurmaya devam etmiştir.

2005 bir bitiş tarihi değil, yeni normların başlangıç tarihidir

Ceza hukuku tarihi bazen 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanunun iki fotoğrafını yan yana koyarak anlatılır: eski hüküm buydu, yeni hüküm bu. Oysa yeni norm da yaşar ve yaşayan norm değişir.

M.165 bunun açık örneğidir. 5237 sayılı Kanunun ilk metninde yalnız suçtan elde edilen eşyayı satın alma veya kabul etme cezalandırılmışken, 5918 sayılı Kanun 2009’da suçun konusunu “eşya veya diğer malvarlığı değeri” şeklinde genişletmiş; satma ve devretmeyi de seçimlik hareketlere eklemiş ve yaptırımı yeniden düzenlemiştir. Aynı kanun m.282’de de değişiklik yaparak suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin dolaşımına ilişkin ceza hukuku mimarisini yeniden şekillendirmiştir. [5918 sayılı Kanun]

M.179 da benzer biçimde 2004’te kabul edildiği metinle donmuş değildir; 2025 tarihli 7550 sayılı Kanunla ikinci ve üçüncü fıkralardaki yaptırım yapısı yeniden değiştirilmiştir. [7550 sayılı Kanun]

Dolayısıyla bir normun tarihini “1926’daki eski madde → 2005’teki yeni madde” şeklinde iki noktadan ibaret görmek doğru değildir. Bir suç yeni kanuna girdikten sonra da genişleyebilir, daralabilir, komşu suçlarla sınırı yeniden kurulabilir veya yaptırımı değişebilir. Ceza normlarının gerçek biyografisi, doğum ve ölüm tarihlerinin arasındaki bu hareketli alandadır.

5252 sayılı Kanunun “karşılık” dili bile neden temkin gerektirir?

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 3. maddesi, mevzuatta yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılmış yollamaların, 5237 sayılı TCK’da “bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere” yapılmış sayılacağını düzenler. [5252 sayılı Kanun, m.3]

Bu hüküm normatif bir geçiş zorunluluğunu çözer; fakat eski ve yeni her suç tipi arasında unsurlar bakımından tam özdeşlik bulunduğunu söylemez. Diğer mevzuattaki atıfların eski kanunun yürürlükten kalkmasıyla boşlukta kalmasını önleyen teknik bir köprüdür. Bu nedenle “kanun koyucu karşılık dedi, öyleyse eski suç aynen devam ediyor” sonucu çıkarılamaz; normların unsurları ayrıca karşılaştırılmalıdır.

Bir suçun adı kaybolduğunda araştırma nasıl yapılmalı?

Bu örneklerden, ceza hukuku tarihi bakımından genel bir yöntem çıkar. Eski bir suç maddesi yürürlükten kalktığında ilk soru “yeni TCK’da aynı madde var mı?” olmamalıdır. Önce eski norm parçalanmalıdır: hangi hareket cezalandırılıyordu, fail kimdi, suçun konusu neydi, hangi hukukî değerin korunması amaçlanıyordu, hangi netice veya tehlike aranıyordu ve özel bir takip şartı var mıydı?

Sonra yeni hukuk düzeninde bu unsurların her birinin nereye gittiğine bakılmalıdır. Bu yöntem uygulandığında eski suçun gerçekten tamamen ortadan kalktığı, yalnız bazı hareketlerinin yeni suçta yaşadığı, davranış modelinin büyük ölçüde korunup yeni unsurlarla yeniden kurulduğu veya eski normun kendisi ölmüş olsa bile ceza politikası düşüncesinin daha geniş bir suç sisteminin içinde yaşamaya devam ettiği görülebilir.

YÖNTEMSEL SONUÇ
“Karşılığı hangi madde?” sorusu tek başına yeterli değildir.

Referans niteliğindeki tarihsel karşılaştırma, eski ve yeni normların hareket, fail, suç konusu, korunan hukukî değer, tehlike/netice ve yaptırım yapısını ayrı ayrı karşılaştırmalıdır. Ancak bundan sonra “norm devamlılığı”, “kısmi devamlılık” veya yalnız “hukukî fikir devamlılığı” gibi bir nitelendirme yapılabilir.

Madde numaralarının ömrü, hukukî fikirlerin ömründen kısa olabilir

765 sayılı Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005’te yürürlükten kalktığında m.308, 512, 555, 563, 565 ve 580 de artık yürürlükte değildi. Bu kesin bir hukukî olgudur. Fakat bu hükümlerin düzenledikleri davranış alanlarının tümünün aynı biçimde ceza hukukundan silindiği söylenemez.

İhkakı hak bağımsız suç olmaktan çıktı; ancak hukukî ilişkiye dayanan bir alacağın cebir veya tehditle tahsili yeni kanunda çeşitli malvarlığı suçlarında özel hukukî sonuç doğurmaya devam etti. Suçtan elde edilen eşyanın dolaşımı m.165’te yeniden düzenlendi ve 2009’da suçun konusu ile seçimlik hareketleri genişletildi. Eşyanın suçtan kaynaklandığını sonradan öğrenip bildirmeme davranışı m.166’da farklı sistematik ve şartlarla varlığını sürdürdü. İşaret ve engel koymama davranışı eski TCK’nın kabahatler dünyasından yeni TCK’nın genel tehlike suçları arasına geçti. Tehlikeli hayvanın serbest bırakılması ve kontrolündeki ihmal eski m.563’ün yalnız bir parçası olarak m.177’de kaldı; kuduz şüphesini bildirmeme yeni hükme taşınmadı. Tehlikeli sevk ve idare düşüncesi ise 1926’nın at arabası ve otomobil dünyasından modern ulaşım güvenliğinin çok daha geniş ceza normuna dönüştü.

Ceza hukukunun hafızası madde numaralarından daha uzundur. Bir suç tipinin yürürlükten kalktığını tespit etmek için ilga tarihini bulmak yeterlidir; fakat o suçun düzenlediği davranışın hukukî kaderini belirlemek için maddenin ardından fiilin izini sürmek gerekir.

Başlıca mevzuat ve içtihat kaynakları

Bu içeriğe tepkin ne? En fazla 4 tepki seçebilirsin.

Topluluk

Yorumlar ve Katkılar0 katkı

Yorum / katkı ekle

Katkı ekle

E-posta adresiniz yayınlanmaz.

Katkı türü

İlk katkıyı sen bırak. Düşünce, katkı, düzeltme veya ek kaynak ekleyebilirsin.
Menü