Yargıcın Tarafsızlığı

Image default
Makale

Yargıcın tarafsızlığı; yargıca duyulması gereken güvenin olmazsa olmaz koşuludur. Yargıcın tarafsızlığı ilkesi; yargılama sanatı icra edilirken içinde bulunulan psikolojik durumlar ya da herhangi bir davada yargıcın taraflara ve vakalara yaklaşım tarzına bakılarak değerlendirilir. Çoğul ve demokratik ülkelerde tarafsızlık subjektif ve objektif tarafsızlık olarak kendini göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında da istikrarlı bir şekilde yargıcın tarafsızlığı subjektif ve objektif tarafsızlık olarak ayırıma tabi tutularak değerlendirilmektedir.

Bireyin hak ve özgürlüklerine, yaşamına doğrudan etki eden bir çalışma alanında yargılama sanatını icra eden yargıç birey veya bireylerle etik bir ilişki kurmaktadır. 

Yargıcın tarafsızlığı; yargıca duyulması gereken güvenin olmazsa olmaz koşuludur. Yargıcın tarafsızlığı ilkesi; yargılama sanatı icra edilirken içinde bulunulan psikolojik durumlar ya da herhangi bir davada yargıcın taraflara ve vakalara yaklaşım tarzına bakılarak değerlendirilir. Çoğul ve demokratik ülkelerde tarafsızlık subjektif ve objektif tarafsızlık olarak kendini göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında da istikrarlı bir şekilde yargıcın tarafsızlığı subjektif ve objektif tarafsızlık olarak ayırıma tabi tutularak değerlendirilmektedir.

Yargıcın öznel (kişisel) tarafsızlığı olarak da adlandırılan subjektif tarafsızlık; yargıcın yargılama sanatını bireyin ya da bireylerin yararına, çıkarına ya da zararına, aleyhine olarak önyargılı yapmaması, son derece duyarlı bir çalışma alanı olan yargılama alanındaki birey ya da bireylere sempati ya da antipatiyle yaklaşmamasıdır.

Yargıcın objektif (nesnel) tarafsızlığı yargılama sanatının asıl sujesi olan yargıcın topluma, bireye ya da bireylere söylem ve eylemleriyle verdiği, görünümdür. Yani yargıcın tarafsız olmadığına dair her türlü kuşkuyu ortadan kaldıran garantiler sunmasıdır.

Ülkemizde yargıçlar ve savcıların kariyerlerinin ilk aşamalarından itibaren eşit muameleye tabi kılınması, aynı sınava tabi tutulmaları, aynı fakültelerde okumaları, aynı akademide meslek öncesi veya meslek içi eğitime tabi tutulmaları, gerek Anayasada ve gerekse Hakimler ve Savcılar Kanununda mesleki görev ve sorumluluklar açısından hiçbir ayrımın getirilmemiş olması, idari yönlerden her iki meslek mensubunun yürütmenin bir organı olan Adalet Bakanlığına bağlı olması, atanma, disiplin, terfi işlemlerinin aynı organ olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılması yani yargıçlar ve savcılar arasında anayasal bir bağlantının bulunması objektif (nesnel) tarafsızlık ilkelerini tümüyle ortadan kaldırmaktadır.

“Önemli bir başka husus da mahkemelerde savcıların değişik günlerde değişik mahkemeler önünde devleti temsil etmemeleridir. Aksine atandıkları süre içerisinde belirli bir yargıç ya da mahkeme nezdinde görev yapmaktadırlar. Bu durum kaçınılmaz olarak yargıç ile savcı arasında organik bir ilişkinin kurulmasına yol açmaktadır. Bu ilişki mahkemede uygulanan usulü işlemler sonucu güçlenmektedir. Yargıç ve savcı aynı anda ve kürsünün arkasındaki kapıdan mahkemeye girip çıkmaktadır. Ayrıca savcı, yargıç ya da yargıçlar kuruluyla birlikte yükseltilmiş bir platformda yan yana oturmaktadırlar. 

Yargıçlar bir karara varmak için odalarına çekildiğinde; savcılarda devamlı olarak onlarla birlikte olmaktadır.” (1)

“Türkiye’de yargıçların tarafsızlığı ile ilgili haklı bir kuşku oluşturan bir husus da; savcıların mahkemelerin çalışmalarına destek olunması ve günlük idari işlerin gözetimi ile ilgili tüm sorumluluğa sahip olmasıdır. Yargıya gerekli tüm hizmetlerin sağlanması ve mahkemeden yararlananlar için de adalet sisteminin etkili işlemesinin temin edilmesi onların görevidir. Aydınlatma, elektrik ve gerekli büro malzemesinin bulunması hususlarından da sorumludurlar. Hakim ve savcıların yaşadıkları binanın idaresi ile de görevlilidirler. Bu idari rol kaçınılmaz olarak yargıyı savcılara bağlı kılmakta ve bu şekilde tarafsız yargı görüntüsüne zarar vermektedir.” (2)

Uygulamada her ay yargıçların maaşlarının savcılar tarafından hesaplanması ve sonrasında maaş bordrosunun hazırlanması, sağlık nedeniyle doktor raporu alan bir yargıcın raporunu evde geçirip geçirmediğinin bizzat Adalet Bakanlığı yazılı talimatı gereği savcı tarafından yargıcın konutunda bizatihi tespit edilerek belgelendirilmesi nesnel objektif tarafsızlığı zedelemekte, hatta toplum nazarında yargıcın sahte rapor aldığı kuşkusunu uyandırmakta dolayısıyla yargıcın güvenilirliliğini tartışılır hale getirmektedir.

Uygulamada ilk derece mahkemesi yargıçlarının kararlarına gerekçe olarak Yargıtay içtihadı aldıkları ve Yargıtay onama şeklindeki kararlarının gerekçesiz oldukları sıkça rastlanan bir durumdur. Kararın gerekçesi yargıcın etik bir yükümlülüğüdür. Çünkü karardan özellikle etkilenen tarafların kararın doğruluğundan emin olmaları ancak gerekçesi ile mümkün olabilmekte ve kararı içlerine sindirebilmeleri, yargıcın tarafsızlığından şüphe duymamaları ancak gerekçe ile mümkün olabilmektedir. Kararın gerekçeli olması yargıcın tarafsızlığını kanıtlama imkanını sunmakta, “tarafsızlık” etik ilkesini koruyucu bir işlevi yerine getirmektedir. Uygulamada sıkça rastlanılan alt derece mahkeme yargıçlarının kararlarına gerekçe olarak Yargıtay içtihatlarını tekrarlamaları ve Yargıtay onama şeklindeki kararlarının gerekçesiz olması tarafsızlık etik ilkesini tartışılır hale getirmektedir. 

Usul yasalarından çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda yargıcın bir delil olarak bilirkişiye başvurabileceği; hukuki konularda bilirkişiye başvuramayacağı belirtilmesine rağmen; uygulamada birçok konuda hatta hukuki konularda yargıçların bilirkişiye başvurdukları ve bilirkişilerin de yargıç özentisi altında davada uyuşmazlığın çözümünde egemen rol oynadıkları herkesçe bilinmektedir. Örneğin; bir sözleşmenin yorumu avukata yani hukukçu bilirkişiye veya zimmet suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığı konusunda bilirkişiye başvurulmaktadır. Bu örnekler Türk yargıcının objektif tarafsızlık etik değerinin henüz hak ettiği yeri alamadığını göstermektedir.

Yargıcın inancı sadece adalet ve onun türevleri olduğunda ancak tarafsızlık etik değerinin yargıçca içselleştirilmesi gerçekleşebilir. Aksine yargıcın kendisini devletin memuru olarak görmesi, devletin resmi görüş ve eğilimlerine üstünlük tanıması, “devletin alî menfaatlerini” koruma misyonunu üstlenmesi tarafsızlık etik değerinin zedelenmesine yol açan asıl önemli sorundur. Çünkü memurlaştırılmış bir yargıcın, erdemli yargıç kimliğinin olmazsa olmaz koşulu olan tarafsızlık etik değerini içselleştirilmesi mümkün olmadığı gibi, yargılama sanatının misyonuna yaraşır ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi de imkânsızdır. 

DİPNOT:

1- Bjornberg, KJELL – Richmond, PAUL – Türkiye Cumhuriyetinin Yargı Sisteminin İşleyişi İstişari Ziyaret Raporu 2003.

2- Bjornberg, KJELL – Richmond, PAUL – Türkiye Cumhuriyetinin Yargı Sisteminin İşleyişi İstişari Ziyaret Raporu – 2003.

Kemal ŞAHİN

Yargıç

BU HUKUKİ ÇALIŞMA, ESKİŞEHİR BAROSUNUN 2006/11 SAYISINDAN ALINMIŞTIR.

İlgili İçerikler

Bu içeriğimiz ile ilgili düşünceniz?