Direnme Kararının Gerekçeli Yazılma Zorunluluğu – HGK Kararı

Direnme kararlarının taşıdıkları önem nedeniyle, bir gerekçeyi içermeleri mantık gereğidir: Yasa’nın, hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli ve dahası yetkili kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetim sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının doğru olduğu iddiası, zorunlu olarak o iddianın yasal ve mantıksal gerekçelerini de içermek zorundadır.

Direnme kararlarının taşıdıkları önem nedeniyle, bir gerekçeyi içermeleri mantık gereğidir: Yasa’nın, hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli ve dahası yetkili kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetim sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının doğru olduğu iddiası, zorunlu olarak o iddianın yasal ve mantıksal gerekçelerini de içermek zorundadır. Salt, bozma ilamının yasaya uygun bulunmadığına işaret edilmek suretiyle direnme kararı verilmesi, yargılama faaliyetinin hakime yüklediği görevlerde bir savsamayı, dahası hafife almayı ortaya koyar. Somut olayda yerel mahkeme kararının belirtilen içerikteki direnme kararının yasal gerekçeyi içermediği çok açıktır. O halde, direnme kararı salt bu nedenle bozulmalıdır.

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas : 2009/4-230
Karar : 2009/269
Tarih : 17.06.2009

*DİRENME KARARININ GEREKÇELİ YAZILMA ZORUNLULUĞU

(2709 s. Anayasa m. 141) (1086 s. HUMK m. 388)

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki “Maddi ve Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 4. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 05.10.2006 gün ve 2005/78- 2006/328 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.10.2007 gün ve 2006/13918-2007/12990 sayılı ilamı ile;(…Dava, haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, üç çocuğu ve eşi ile 14 yıllık mutlu bir hayati var iken davalı banka tarafından hiç tanımadığı “Hakan Eren” isimli bir şahısla başvurusu olmadığı halde ortak hesabı ve aile puanı olduğu yazılı “Akbank Ailem ekstresi”nin adresine gönderilmesi ile kıskanç biri olan eşinin o gün sabaha kadar kendisini dövdüğünü, ölümle tehdit edip hakaretlerine maruz kaldığını, sabahleyin bankaya giden eşine böyle bir hesabın olduğunun bildirildiğini, tekrar eşi ile birlikte bankaya gittiğinde hesabın yanlışlıkla açıldığının anlaşıldığını ancak eşini davacının bu kişi ile ilgisi olmadığına inandıramadığını, hiçbir nafaka ve tazminat istemeden boşanmaya zorlandığını, davalı bankanın hukuka aykırı eylemi ile kişilik haklarının saldırıya uğradığını, namusundan endişe duyulduğunu, bedensel bütünlüğünün zarara uğratıldığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı ise olay ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, banka personelinin yanlışlıkla yaptığı bir uygulama sonucu “Ailem Kulübü” oluşturulduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının kocasından şiddet görmüş ve boşanmış olması ile davalı bankanın hatalı kayıt ile hesap açması arasında illiyet bağı bulunmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davalı bankanın da kabul ettiği gibi davacının tanımadığı “Hakan Eren” isimli bir şahısla banka personelinin yaptığı bir hata sonucu “Ailem Kulübü” oluşturulduğu, Aralık 2003 ayına ait “Ailem Kulübü” puan dökümünün davacıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Dinlenen tanık beyanlarına göre davacının kocasının bu tebligat nedeniyle davacıyı dövdüğü, hakaret ettiği ve evdeki bazı eşyaları kırdığı, yanlış hesap açıldığının belirlenmesine rağmen davacıya olan güveninin sarsıldığı ve sonraki tarihlerde tarafların boşandığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacının boşanması ile davalının hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmasa da davalının hatalı işlemi nedeni ile davacının şiddet gördüğü sabittir. Davacı davalının haksız eylemi nedeni ile cismani zarara uğradığından BK.nun 47. maddesi hükmüne göre davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulması gerekir. Mahkemece davacı yararına uygun görülecek miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece davanın reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Direnme kararında, Mahkemece verilen önceki kararın davacı vekilince temyiz edildiği belirtildikten ve bozma ilamının son fıkrası aynen yazıldıktan sonra, “Mahkememiz ara kararı ile Yargıtay bozma ilamı yasaya uygun bulunmadığından önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya içeriğine göre; Yargıtay bozma ilamı yasaya uygun bulunmamış olmakla önceki kararda direnilmesine ve sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.” İfadelerine yer verilmiş; ardından, hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

Hukuk Genel Kurulunda, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, direnme kararının yasal anlamda gerekçe ihtiva edip etmediği, bir usulü ön sorun olarak incelenip değerlendirilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, bir mahkeme kararının gerekçesi, davaya konu maddi olguların mahkemece ne şekilde nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hangi hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla ortaya koyan, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan gerekçe bölümünün bulunması, zorunludur.

Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

Öte yandan, bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de, çoğu kez o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesini gerektirir.

Yine, direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yapacağı inceleme ve değerlendirme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini direnme gerekçesi oluşturacağından, yukarıdaki tüm gerekçelerin yanında, özel olarak bu bakımdan da direnme kararının gerekçeli olarak yazılması zorunludur: Özel Daire bozma ilamına hangi nedenlerle uyulmadığı, niçin yerinde bulunmadığı ve mahkemenin bozulan önceki kararının neden hukuka uygun olduğu hususlarının direnme kararında açıklanmasında kesin bir zorunluluk bulunmaktadır.

Nihayet, direnme kararlarının taşıdıkları önem nedeniyle, değinilen nitelikte bir gerekçeyi içermeleri mantık gereğidir: Yasa’nın, hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli ve dahası yetkili kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetim sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının doğru olduğu iddiası, zorunlu olarak o iddianın yasal ve mantıksal gerekçelerini de içermek zorundadır. Salt, bozma ilamının yasaya uygun bulunmadığına işaret edilmek suretiyle direnme kararı verilmesi, yargılama faaliyetinin hakime yüklediği görevlerde bir savsamayı, dahası hafife almayı ortaya koyar.

Bu açıklamaların ışığında, somut olayda yerel mahkeme kararının yukarıda belirtilen içerikteki direnme kararının, yine yukarıda değinilen anlamda yasal gerekçeyi içermediği çok açıktır. O halde, direnme kararı salt bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.06.2009 gününde, oybirliği ile karar verildi.

Kaynak:Corpus

Daha Fazlası

İçeriğimiz ile ilgili düşüncenizi lütfen aktarınız!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir