Ana Sayfa Pratik Hukuk Avukatlık Hukuku Avukatlık Sözleşmesi ve Avukatlık Ücreti

Avukatlık Sözleşmesi ve Avukatlık Ücreti

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/1 maddesinde avukatlık ücreti, “avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

A- SÖZLEŞME VE ÜCRET

Kanunda doğrudan tanımı yapılmamış olan avukatlık sözleşmesi; hukuki yardım talep eden iş sahibi ile hukuki yardım verecek olan avukat arasındaki karşılıklı hak ve yükümlülükleri düzenlemek amacıyla yapılan bir anlaşmadır.

Nitekim 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/1 maddesinde avukatlık ücreti, “avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 07 Nisan 1969 tarih, 13168 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Avukatlık sözleşmesi ve avukatlık ücreti ile ilgili maddeler, kanunun onbirinci kısmında 163. ile 175. maddeleri arasında 13 madde halinde düzenlenmiştir. 170. madde (tarifenin uygulacağı diğer yerlerle ilgili olarak) 3256 sayılı Kanunla, 167. madde (Baro Hakem Kurulu ile ilgili olarak) 4667 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmıştır. 175. madde ise iş sahibinin adresi ile ilgilidir. 163. madde avukatlık sözleşmesi ile diğer 9 madde ise avukatlık ücreti, masraf ve ücret karşılığı yükümlülükler gibi hususlarla ilgilidir.

Avukatlık Kanunu’nun 163. ve 164. maddelerinde 02.05.2001 tarihinde kabul edilen ve 243987 sayılı Resmi Gazete’de 10.05.2001 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Yasayla ve yine 13.01.2004 tarihinde kabul edilen ve 25352 sayılı Resmi Gazete’de 20.01.2004 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasayla değişiklikler yapılmıştır.

4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki düzenlemeye göre: 163. madde sözleşmenin yazılı olmasını zorunlu kılıyor, tarifede öngörülen asgari ücretin altında kararlaştırılan ücretle iş ve dava kabulünü yasaklıyor, aksine hareketi disiplin cezasına tabi tutuyor; yazılı ücret sözleşmesi olmayan hallerde asgari ücret tarifesinin uygulanacağını, ücretten doğan davalarda yazılı sözleşmeden başka delil gösterilemeyeceğini hüküm altına alıyordu.

164/2. madde ise avukatlık sözleşmesinin ücret hükmünü “başarıya göre değişen” şekilde belirlenmiş (başarısızlık hali için de ücretin belirlenmiş) olmasını öngörüyor, ücret “başarıya göre değişen” şekilde belirlenmemiş ise sözleşmeyi geçersiz sayıyordu.

164. maddenin 3. fıkrasının “İkinci fıkraya göre yapılacak anlaşmalar, dava konusu olan mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağını ve böylece avukatın taraflardan biri imiş gibi dava konusuna doğrudan doğruya ortaklığını kapsayamaz. Bu gibi ücret sözleşmeleri batıldır.” hükmü gereğince 164. maddede 4667 sayılı yasa ile yapılan değişikliğe kadarki dönemde yapılan sözleşmelerde dava konusu mal, alacak veya hak gibi kavramlardan bir kısmının avukata ait olacağı şeklindeki anlaşmalar dava sonucuna katılma (hasılı davaya iştirak) yasağı kapsamında kalıyordu.

Avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücretinin avukata ait olacağı hususu hüküm altına alındı.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 13.4.2000 tarih ve 2000/2918 E. -2000/3303 K. sayılı kararında:

18.8.1998 günlü Avukatlık Ücret Sözleşmesinde alınacak alacağın %5’nin ücret olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu kararlaştırmada başarı şartı bulunmadığı için Avukatlık Kanunun 164 maddesi gereğince bu şart geçersizdir ve bu hususun mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Bu durumda, bu sözleşmeye göre davacılar 18.8.1998 günlü sözleşmeye göre ücret isteyemez….. Bu nedenle mahkemece davacıların isteyebileceği ücret Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre belirlenerek, o miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken mahkemece sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2000 tarih ve 2000/5606 E. -2000/8851
K. sayılı kararında:

…..Taraflar arasında düzenlenen tarafların ve mahkemenin kabulünde olan 16.5.1995 günlü avukatlık ücret sözleşmesinin “ücret” başlıklı kısmında aynen …….. TL tazminatın ( müddeabihin ) %25’i vekil ücreti olarak avukata ödenecektir. Davanın kaybı halinde avukata avukatlık asgari ücret tarifesine göre vekalet ücreti ödenecektir” yazılıdır. Bu şekliyle avukata ödenecek ücretin işin  başarıya ulaşması halinde müddeabihin %25’i, başarıya ulaşmaması halinde ise avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince ödenmesi gereken ücret olarak kararlaştırıldığının kabulü gerekir. Avukatlık Yasasının 164/2. maddesi hükmü uyarınca bu nitelikte bir ücret kararlaştırılması mümkündür ve buna ilişkin sözleşmede hukuken geçerlidir. Şu haliyle taraflar arasındaki vekalet ücretine ilişkin sözleşme, mahkemece geçerli kabul edilmeli, bunun sonucuna uygun olarak bir karar verilmelidir. Mahkemenin sözleşmenin geçersiz olduğu esasından hareketle yazılı şekilde karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 8.4.2010 tarih ve 2010/2891 E.–2010/4625 K. sayılı kararında:

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Yasa ile 02.05.2001 tarihinde yapılan değişiklikten sonraki 164. maddesinde, sözleşmenin geçerli sayılabilmesi için, değişiklikten önce mevcut olan “başarıya göre değişme koşulu” kaldırılmış olup, taraflar arasında düzenlenen 21.10.2006 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin geçersiz olduğundan söz edilemez. Hal böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek taraf delilleri değerlendirilip oluşacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile ücret sözleşmesi geçersiz kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra: 163. maddede sözleşmenin belli bir hukuki yardımı ve meblağı kapsaması gerektiği ve yazılı olmayan anlaşmaların genel hükümlere göre ispat edilebileceği, yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmelerin geçerli bulunduğu ve ücret tavanını aşan sözleşmelerin tavan miktarında geçerli olduğu, yokluk halleri hariç sözleşmenin bir hükmünün geçersizliğinin sözleşmenin tümünü geçersiz kılmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Yine 164. maddenin üçüncü fıkrası “İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.” şeklinde değişmiş ve bu değişikle dava konusu paranın bir kısmının avukatlık ücreti olarak kararlaştırılması hasılı davaya iştirak olmaktan çıkarılmıştır.

Dördüncü fıkrada, avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirlenebileceğine hükmedilmiş ve beşinci son fıkrada; dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir hükmü getirilmiştir.

Yine bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği, haczedilemeyeceği öngörülmüştür.

5043 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra: 163. madde önceki dönemin aynısı olup sadece maddenin kenar başlığı değişmiştir.

Genel hükümlere göre ispat: Yazılı olmayan anlaşmanın (avukatlık sözleşmesinin) genel hükümlere göre ispat edilebileceği kanunda belirtilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen ispat yolları:

İkrar madde 188, belge ve senet madde 199 ve devamı, yemin madde 225 ve devamı, tanık madde 240 ve devamında düzenlenmiştir.

6100 sayılı kanunun 200. maddesinin “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.” şeklindeki hükmü nedeniyle avukatlık sözleşmesinin en çok ihtilafa neden olan ücret hükmünün genel hükümlere göre ispatı mümkün olamamaktadır.

164. maddenin sadece 4. fıkrası değişmiştir. Buna göre “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” denilmiştir.

5043 sayılı Yasa ile Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21. maddede “Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” denilmiştir.

Geçici 21. madde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesi’nin 07.02.2008 tarih ve E.2005/126-K.2008/54 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Geçici 21. maddenin iptalinden sonra (ücret ihtilafına ilişkin) uyuşmazlıklarda hangi kanun hükmünün uygulanacağı konusunda ortaya çıkan boşluğu dolduran Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin istikrar kazanmış kararları gereği, Avukatlık Kanunu’nun 4667 ve 5043 sayılı Yasa ile kaldırılan 163 ve 164. madde hükümleri avukatlık ücreti ile ilgili uyuşmazlıkların bir kısmında uygulanır hale gelmiştir. Bu konu aşağıda avukatlık ücretinin hesaplanması başlığı altında detaylı açıklanacaktır.

B- AVUKATLIK ÜCRETİ İLE İLGİLİ ÖZELLİKLER

1- Avukatlık ücretinin kapsamı: 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 1. fıkrasında “Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.” denilmiştir. Kanun’daki bu tanım iş sahibinden alınacak ücretin neyin karşılığı olduğuna ilişkindir.

Hukuki yardımın karşılığı ücret hukuki yardım yapılan kişiden alınan ücretle sınırlı değildir. Avukat vasıtasıyla takip edilen dava veya icra takiplerinde; 6100 sayılı HMK’nun 323. maddesi 1.fıkrasının “ğ” bendi gereği, yargılama giderleri kapsamında (ve Avukatlık Kanunu 168/son ve 169. maddelerine göre) belirlenen avukatlık ücreti de Av. K. 164/son hükmü gereği (iş sahibi ile avukat arasındaki iç ilişkide) avukata attir. Bu nedenlerle Avukatlık Ücreti, hukuki yardım karşılığı, iş sahibinden alınan (akdi) ücret (Av.K.163 ve 164/4 gereği) ile karşı yandan alınan (yasal) vekalet ücretinin (Av. K. 164/son gereği) toplamıdır.

2- Avukatlık ücretinin sınırı: Avukatlık Kanunu 164/4’ün birinci cümlesindeki “Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz.” hükmü gereği maktu ve nisbi ücretler için taban sınır Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirtilen maktu miktardır.

Üst sınır: Nisbi ücretler için, taraflar arasında yapılan sözleşmelerde (Av. K. 164/2) %25, sözleşme olamayan hallerde Av. K. 164. maddesi gereği %20 (4667 sayılı yasa döneminde % 15)’dir. Maktu olarak belirlenen ücretler için belirlenmiş bir üst sınır yoktur. Ancak bu mutlak bir sınırsızlık değildir.

Hukukun genel ilkeleri, Avukatlık Kanunu, Avukatlık Meslek Kuralları, MK’nın 2 ve 3. maddeleri, BK’nın vekalete ilişkin hükümleri ile 28. maddesi çerçevesinde, belirlenen maktu ücretin geçerliliği tartışılabilir.

3- Hukuki yardımlar ayrı ücrete tabidir: Avukatlık Kanunu 173/1 maddesinde: “Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kararlaştırılan avukatlık ücreti yalnızca avukatın üzerine almış olduğu işin karşılığı olup, mukabil dava, bağlantı ve ilişki bulunsa bile başka dava ve icra kovuşturmaları veya her türlü hukukî yardımlar ayrı ücrete tabidir.” hükmünü taşımaktadır. Buna göre taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde yapılan hukuki yardımların her biri ayrı ücrete tabidir.

4- Avukatlık ücretinin muaccel (istenebilir) olduğu tarih: Kanun ve tarifede açık hüküm olmadığından taraflar sözleşme ile ücretin muaccel olacağı tarihi belirleyebilirler.

Sözleşme ile ücretin muaccel olacağı tarih belirlenmemiş ise, Avukatlık Kanunu’nun 171/1 maddesinin “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” hükmü ve AAÜT 2. maddesinin “Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığıdır.” şeklindeki hükmü gereği ücret,
hukuki yardımın tamamlanması (kesin hüküm) ile muaccel olacaktır. Konu ile ilgili olarak:

Yargıtay 13.HD. 25.6.2013 tarih ve 2012/26965 E.-2013/17391 sayılı kararında:

“Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 2. maddesinde düzenlenen “… avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesiyle muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz.”

Yargıtay 13.HD. 16.01.2014 tarih ve 2013/17664 E.-2014/796 sayılı kararında:

“Avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “…avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz.” denilmiştir.

Ancak yukarıda açıklanan kuralın uygulanması için, tarafların akdi ücretin ödeme gününü belirlememiş olmaları dışında, ayrıca iş sahibi ile avukat arasındaki vekalet ilişkisinin kesintisiz devam etmesi gerekir. Taraflar arasındaki vekalet ilişkisini ya da ücretin doğacağı hukuki yardımı etkileyen iradi ya da başka bir neden olmaması gerekir. Böyle bir neden varsa kural işlemez.

Akdi ücretin hak edilebilmesi için hukuki yardımın tamamlanmış olması kuralının uygulanamayacağı nedenler (kuralın istisnaları):
– Tarafların anlaşması ile
– Akdi ücretin taraflarca belirlenen ödeme gününün geçmesi ile
– Avukat haksız olarak azledilmiş veya avukat haklı olarak istifa etmiş ise
– Hukuki yardıma konu işin tarafları uyuşmazlığı sulh ile sonuçlandırmış ise
– Vekalet ilişkisi kendiliğinden son bulmuş ise (vekil ya da iş sahibinin ölümü gibi)
– Diğer haller

Avukatlık ücretine faiz istenebilmesi için alacağın muaccel olması yetmez, borçlunun 6098 sayılı TBK. 117. maddesi gereği temerüde düşürülmüş olması gerekir. 13.HD. 26.4.2016 tarih ve E. 2015/6376- K. 2016/11422. sayılı kararında: “ … Borçlar Kanunun 101/1 (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 117.) maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Muaccel hale gelmiş bir borçtan dolayı alacaklının herhangi bir ihtarı yok ise anılan yasa maddesi uyarınca faize ancak dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir. … Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilmek suretiyle; davacının talep edebileceği alacak tutarına … TL karşı yan vekalet ücreti işlemiş faizinin de dahil edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. “ denilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 8.4.2008 tarih ve 2007/14863 E.–2008/4922 K. sayılı kararında “…Temerrüt faizinin istenilebilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmüş olması gerekir. Olayda davalının icra takibinden önce temerrüde düştüğü kanıtlanamadığına göre mahkemenin ayrıca alacak miktarlarına işlemiş faiz hesabı yaptırmak suretiyle işlemiş faiz yönünden de davayı kabul etmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı
gerektirir.” denilmiştir.

5- Avukatın hapis hakkı: 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nda avukatın hapis hakkı iki ayrı maddede düzenlenmiştir. Kanundaki ilk düzenleme Avukatın Hak ve Ödevleri kenar başlıklı altıncı kısmın, Avukatın dosya saklaması ve hapis hakkı kenar başlıkı 39/2 maddesidir ve bu maddede “Avukat, ücreti ve yapmış olduğu giderleri kendisine ödenmedikçe, elinde bulunan evrakı geri vermekle yükümlü değildir.” denilmiştir.

İkinci düzenleme ise Avukatlık Sözleşmesi başlıklı 11. kısmın, Avukatın Hapis Hakkı ve Avukatlık Ücretinin Rüçhanlı Bulunması kenar başlığı taşıyan 166/1 maddedir ve bu maddede “Avukat, müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları, parayı ve diğer her türlü kıymetleri, avukatlık ücreti ve giderin ödenmesine kadar, kendi alacağı nispetinde elinde tutabilir.” denilmektedir.

Hapis hakkının uygulanması daha çok 166. madde kapsamında görüldüğünden bu bölümde 166. madde ile ilgili açıklama yapılacaktır.

Hapis hakkının nasıl kullanılacağı, kapsamı, hapis hakkının kullanımından sonraki durum ile ilgili maddede bir açıklık yoktur. Bu nedenlerle de çoğu kez “hapis hakkı kullanımı” avukatın alacağını elde etmesi ile sonuçlanmamakta, taraflar arasında yeni sorunlara yol açmaktadır.

Uygulamada yol gösterici olan Yargıtay kararları ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Kararları, akademik görüşler hapis hakkının kullanılmasına kadar uyulması gereken kuralların oluşmasını sağlamıştır.

Yargıtay 13.HD. 5.10.2010 tarih ve 2010/2876 E.-2010/12681

…Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücret alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktar ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme  yükümlülüğünde tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.

Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir.

Yargıtay 13.HD. 25.6.2013 tarih ve 2012/26965 E.-2013/17391 K.

…Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine
bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konuyla ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir.

Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur.

Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.

Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir.

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Kararları

16.6.1990 gün 29-46 sayılı:

Avukatın ücret sözleşmesi ile kararlaştırılan miktardan daha fazlasını icra dairesinden tahsil ettiği paradan kendine alıkoyup müvekkile kalanını vermesi ve gerçekte yaptığı masrafların üzerinde bir miktarı yargılama masrafı adı altında istemesi Yasaya ve Meslek Kurallarına aykırıdır (TBB Dis. Kur. 16.6.1990, 29/46; TBBD 1990/2, s.255).

16.6.1990 gün 33-47 ve 16.6.1990 gün 28-48 sayılı:

Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin olmadığı hallerde, asgarî ücret tarifesinin uygulanması gerekir.

Avukatın icra dairesinden tahsil ettiği paradan tarifedeki miktarın üzerinde bir bedeli alıkoyması ve kalanı müvekkile vermesi disiplin suçu oluşturur

1.2.1986, 6/1, ABD 1986/2 sayılı:

“Avukat takip ettiği dava sonunda müvekkil namına tahsil ettiği bedel üzerinde, anlaşma gereği kararlaştırılan vekalet ücreti kadar hapis hakkına sahiptir. Vekalet ücreti, diğer alacaklara oranla rüçhanlı alacaktır”.

İstikrar kazanmış uygulama gereği hapis hakkının kullanımı ile ilgili kurallar:

1) Sadece muaccel ücret ve masraf alacağı için hapis hakkı kulanılabileceği,
2) Hapis hakkı kullananın derhal iş sahibine haber vermesi gerektiği,
3) Ücret ve masraftan fazlanın elde tutulmaması gerektiği,
4) Hapis hakkı kullanılarak elde tutulanın alacakla orantılı olması gerektiğidir.

Uygulamada “hapis hakkı” kullanımından doğan ihtilaflarda yol gösterci olan bu kurallar hapis hakkı kullanıldıktan sonra ne yapılacağı sorusuna cevap oluşturmamaktadır.

Hapis hakkı kullanımı alacağın (ücret ya da masraf alacağı) tahsili değildir. Her ne kadar “hapis hakkı” kullanılması tahsil etme olarak algılansa da, kanundaki düzenleme tahsil değil (ödemeye zorlamak için) elde tutmadır. 166. maddede “…avukatlık ücreti ve giderin ödenmesine kadar kendi alacağı nispetinde elinde tutabilir.” denilmiş olması, hapis hakkı kullanan avukata; ücreti ya da masraf alacağı, iş sahibi tarafından ödeninceye kadar “hapsetme yetkisi” verilmesi anlamını taşır.

1169 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun gerekçesinde de bu vurgulanmıştır. Gerekçede 166. madde ile ilgili olarak aynen: “165 ve 166 nci maddeler avukatlık ücretinin teminatını teşkil eden hükümler niteliğindedir. Nitekim anılan maddelerle ücret borçları bakımından müteselsil mesuliyet esası kabul edilmiş, avukata hapis hakkı tanınmış ve avukatlık ücreti alacağının imtiyazlı olması öngörülmüştür.” denilmiştir. Kanun gerekçesinde 166. madde için “ücretin teminatı” denilmesi kanun koyucunun “hapis hakkını” tahsil değil, güvence olarak düşündüğünün açık göstergesidir.

Konu ile ilgili olarak Dr. Özcan Günergök [Avukatlık Sözleşmesi 2. Baskı (Seçkin Ankara 2009) s: 140 vd]

“Avukata tanınan bu hapis hakkının hukuki niteliği nedir? MK 950 anlamında bir hapis hakkı mı söz konusudur yoksa Av.K. 39’daki gibi bir alıkoyma hakkı mıdır? sorusunu sormakta ve cevaben Avukatlık Kanunu’ndaki düzenlemenin MK 950 hükmüne paralel olduğunu, sebeple avukatın sahip olduğu hapis hakkı Medeni Kanun anlamındaki hapis hakkı olarak görülmeli ve bu hakkı düzenleyen hükümlere tabi olmasıdır.

Kanunda, üzerinde hapis hakkı kullanılan şeylerin, avukatlık ücreti ve giderler ödeninceye kadar alıkonulması açıkça zikredilirken, bunların paraya çevrilmesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Avukatlık Kanununda bu yönde bir hüküm bulunmaması hapse konu şeylerin parayla çevrilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Aksi halde hakkı tanımanın bir anlamı kalmayacaktır, hapis hakkı kullanan avukat, MK m. 953 gereğince, borç yerine getirilmediği ve yeterli güvence de gösterilmediği takdirde, borçluya daha önce bildirimde bulunmak kaydıyla, hapsettiği teslime bağlı rehin hükümleri uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir” demektedir.

Avukatların hapis hakkı kullanımının daha çok müvekkil adına tahsil edilen para üzerinde olduğu bilindiğinden, hapis hakkı kullanan avukatın devamında ne yapması gerektiği sorusu MK 953. maddesi (Borç yerine getirilmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı, borçluya daha önce bildirimde bulunarak, hapsettiği şeylerin teslime bağlı rehin hükümleri uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir.) ile de yanıt bulmamaktadır.

Bu belirsizlik nedeniyle uygulamada; avukatın, hapis hakkını kullandığını bildirmesinden sonra iş sahibinin kabulü (veya cevap vermeyerek zımni kabulü) ile hapis hakkı kullanımı tahsile dönüşerek sorun giderilmiş olmakta, iş sahibinin kabul etmemesi sonucunda çıkan ihtilaf, daha çok iş sahibinin avukatını azlederek açtığı alacak davasının sonucuna göre belirlenmektedir.

Bu nedenlerle soruna Av. K. md. 34 ve Avukatlık Meslek Kuralları ışığında çözüm üretmek gerekir. Öncelikle “hapis hakkı” nın istisna bir hak olarak görülmesi ve ücret veya masraf alacağın (öncelikle elde etmek için değil) tahsili gerçekten riskli görüldüğü hallerde bu hakkın kullanılması gerekir.

Çünkü hapis hakkının kullanılması (avukat-müvekkil ilişkisinde olmaz ise olmaz derecede önemli olan) güven duygusunu olumsuz etkilemektedir.

Hapis hakkı kullanılırken yukarıda açıklanan kurallar gereği; hapis hakkı kullanmak zorunda kalan avukatın; tahsil edilen paranın kaynak ve miktarını, hapis hakkını kullandığı muaccel alacağının kaynağını (incelemeye elverişli) müvekkile bildirmesi ve mutabakat sağlamak amacıyla görüşmeye davet etmesi amaca uygun olacaktır. Tarafların bir araya gelmesi halinde ise görüşme tutanağı ile uzlaşma sağlanıp, sağlanamadığı tutanak altına alınmalıdır. Uzlaşma sağlanamayıp ihtilafın devam edeceğinin ortaya çıkması halinde ise elde tutulan paranın tevdi mahalli tayini yoluyla nemalandırılması sağlanmalı ve derhal hapis hakkının mesneti olan (vekalet ücreti veya masraf alacağı) alacaklar için tespit davası açılması, kanımızca daha doğru olacaktır.

C- AVUKATLIK ÜCRETİNİN BELİRLENMESİ

1- Akdi ücretin belirlenmesi

a-) Akdi ücretin taraflarca belirlenmesi: 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 163. maddesinin (ilk hali ve 4667 iye 5043 sayılı Yasa ile değişik hallerinde var olan) “Avukatlık ücreti, avukatla iş sahibi arasında serbestçe kararlaştırılır. “ hükmü gereği, ücreti ödeyecek iş sahibi (lehine hukuki yardım yapılan vekil eden) ile hukuki yardım yapacak avukat arasında (kanunda gösterilen sınırlar içinde) serbestçe belirlenir.

Akdi ücretin nisbi belirlenmesi: Kamulaştırma davaları hariç (2942 Sayılı Kanun 31/e, 33) para ile ölçülebilen dosyalarda yapılan hukuki yardımlar için ücret belirleme yöntemidir. Hükmedilenin %15’i gibi.

Akdi ücretin maktu olarak belirlemesi: Para ile ölçülebilen (tazminat davası) ve para ile ölçülemeyen (ceza davaları) dosyaları için yapılan hukuki yardımlarda ücret belirleme yöntemidir. Diğer bir deyişle, ücretin miktar olarak belirtilmesidir.

Akdi ücretin, maktu + nisbi olarak belirlenmesi: Aynı hukuki yardım için hem maktu hem nisbi ücret belirlenmesi de mümkündür. (2.000,00 TL. + kazanılacak bölümün %10’u gibi)

b-) Taraflarca kararlaştırılmamış ücretin re’sen belirlenmesi: Avukatlık Kanunu 164. maddesinde sayılan hallerin (1. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olması 2. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması 3. Ücret sözleşmesinin belirgin olmaması veya tartışmalı olması 4. Sözleşmenin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayılması ) durumlarından doğan ücret uyuşmazlıklarında ücret mahkemece re’sen belirlenir.

Akdi ücretin re’sen belirlenebilmesi için öncelikle uygulanacak Yasa hükmünün belirlenmesi gerekir. Çünkü 5043 sayılı yasa ile Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21. maddenin iptalinden sonra, Avukatlık Ücreti uyuşmazlıkları ile ilgili temyiz mercii olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin istikrar kazanmış kararları gereği sözleşme tarihinde (sözleşme yok ise hukuki yardımın başladığı
tarihin sözleşme tarihi olduğunun kabulü ile) yürürlükte olan hükümlere göre
çözümlenmektedir. Konu ile ilgili kararlar:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 30.03.2011 tarih ve E. 2011/2960 – K. 2011/4853 sayılı kararında özetle:

“… 5043 Sayılı yasanın Madde 7’si ile geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır.

21. madde Anayasa Mahkemesi’nin 7.2.2008 tarihli kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 Sayılı Yasa’nın 164. maddesinde yapılan değişikliklerinde uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı, tarihteki yürürlükte bulunan Avukatlık Yasası’nın ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise dava açıldığı, ya da tespit yapıldığı tarih, müvekkilin aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 06.06.2013 tarih ve E. 2013/10509 – K. 2013/15307 sayılı kararında:

…Somut olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, mahkemece davalı avukatların yaptığı hukuki yardımın 2002 yılında başladığı hususu da dikkate alınarak davalıların hak ettiği vekalet ücreti 2002 yılında yürürlükte bulunan Avukatlık Kanununun 164. maddesine göre belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeyle sözleşmeye geçerlilik tanınarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 01.06.2016 tarih ve E. 2015/19494- K. 2016/14044 sayılı kararında:

…Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 Sayılı Kanun ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 164/4. madde ve fıkrasına göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete dair hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 Sayılı Kanun’un 7. maddesiyle geçici 21. madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’ na 5043 Sayılı Kanunla eklenen geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesi’ nin 07.02.2008 tarihli kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21.maddenin, dolayısıyla 5043 Sayılı Kanun’un 164. maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’ nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise, davanın açıldığı, ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi, ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır.

Sözleşme tarihi nasıl belirlenecektir? Taraflar arasında yazılı sözleşme varsa sözleşme tarihi, sözlü anlaşma var ve tarihi ispat edilmiş ise sözlü anlaşma tarihi, aksi halde hukuki yardımın başladığı (dava avukat tarafından açılmış ise dava tarihi, açılmış bir davaya sonradan vekalet konulmuş ise vekaletin konulduğu tarih, davalı vekili olarak cevap verilen tarih ) tarihin sözleşme tarihi olduğunun kabulü ile o tarihte yürürlükte olan kanun hükmüne göre akdi ücret hesabı yapılacaktır. Yani sözleşme tarihi:

– 10.05.2001 tarihinden önce ise (4667 sayılı Yasa yürürlük tarihi) kanun değişikliklerinden önceki 163/son maddesinin “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” hükmü gereği akdi ücret, o tarihte yürürlükte olan, asgari ücret tarifesine göre hesaplanacaktır.
– 10.05.2001 tarihinden sonra fakat 20.01.2004 tarihinden önce ise (5043 sayılı Yasa yürürlük tarihi) akdi ücret 164. maddenin 4667 sayılı yasa ile gelen (5043 sayılı yasa ile değişen) haline göre ve değeri para ile ölçülemeyen dava ve işler için avukatlık asgari ücret tarifesine göre, değeri para ile ölçülebilen dava ve işler için ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla dava değerinin %5 ile – %15 arasında bir oranla belirlenecektir.
– 20.01.2004 tarihinden sonra ise akdi ücret 164. maddenin 5043 sayılı Yasa ile gelen (halen yürürlükteki) hükmüne göre ve değeri para ile ölçülemeyen dava ve işler için avukatlık asgari ücret tarifesine göre, değeri para ile ölçülebilen dava ve işler için ise davanın kazanılan bölümü için asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla %10 – %20 arasında bir oranla belirlenecektir.

1. Örnek Avukatın Asliye Hukuk Mahkemesinde, davacı vekili sıfatıyla açtığı ve kesinleşinceye kadar takip ettiği davada 9.000,00 TL alacağa hükmedilmiştir. Vekalet ücreti ödenmediği için avukat tarafından alacak davası açılmıştır.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 163 ve 164. maddelerinde yapılan değişikliklere göre ücret hesabı (bir başka deyişle hukuki yardıma konu davanın 4667 sayılı yasa değişikliğinden önceki dönemde açılmış olması, 4667 sayılı yasa ile gelen değişikliğin yürürlükte olduğu dönemde açılmış olması ve 5043 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonra açılmış olması halinde ücret hesabı):

Dosya 2000/ …… E. ise akdi ücret: 1999 yılı AAÜT [15.5.1999 gün ve 23696 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve 4 Aralık 2001 tarihine kadar yürürlükte kalan.] 3. kısmına göre:
İlk 400,00 TL. için % 10 olduğundan 400,00 TL. X % 10 = 40,00 TL.
Sonra gelen 200.00 TL. için % 8 olduğundan 200,00 TL. X % 8 = 16,00 TL.
Sonra gelen 200.00 TL. için % 6 olduğundan 200,00 TL. X % 6 = 12,00 TL.
Sonra gelen 100,00 TL. için % 4 olduğundan 100,00 TL. X % 4 = 4,00 TL.
Sonra gelen 50,00 TL. için % 2 olduğundan 50,00 TL.X % 2 = 1,00 TL.
Sonra gelen 50,00 TL. için % 1 olduğundan 50,00 TL.X % 1 = 0,50 TL.
1.000,00 TL. den yukarısı %0 1 olduğundan 8.000,00 TL.X %0 1 = 80,00 TL. Toplam : 153,50 TL.

Dosya, 2002/ …… E. ise akdi ücret: 164. maddenin 4667 sayılı yasa ile gelen hali gereği ücretin % 5- %15 arası hesaplanması gerekir.

% 5’e göre 9.000,00 X % 5 = 450,00 TL * 4667 sayılı yasanın 164. maddesindeki “asgari ücret tarifelerinin % 5’e göre 9.000,00 X % 10 =900,00 TL altında olmamak koşulu gereği, hesaplanan ücret 2000 yılı AAÜT % 5’e göre 9.000,00 X % 15 =1.350,00 TL m.7.deki 175,00 TL.den küçük
olsaydı akdi ücret 175,00 TL olacaktı.

Dosya, 2005/ …… E. ise akdi ücret: 164. maddenin 4667 sayılı yasa ile gelen hali gereği ücretin % 5- %15 arası hesaplanması gerekir.

% 10’a göre 9.000,00 X % 5 = 900,00 TL * 5043 sayılı yasanın 164. maddesindeki “asgari ücret tarifelerinin
% 15’e göre 9.000,00 X % 10 =1.350,00 TL altında olmamak koşulu gereği, hesaplanan ücret 2005 yılı AAÜT % 20’ye göre 9.000,00 X % 15 =1.800,00 TL m.7.deki 35,00 TLden küçük olsaydı akdi ücret 350,00 TL olacaktı.

2. Örnek Avukat tarafından açılan dava “değeri para ile ölçülebilir” dava olmasaydı (örnek: boşanma davası olsaydı) akdi ücret nasıl belirlenecektir.

a-) Avukatlık Kanunu’ndaki değişikliklerden önceki 163/son maddesinde “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” denildiğinden ve

b-) 4667 ve 5043 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerden sonrada 164/4 son cümlesinde “Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” denildiğinden, hukuki yardımın ne zaman başladığına bakılmaksızın akdi ücret AAÜT 2. kısım 2. bölümüne göre maktu olarak belirlenecektir.

3. Örnek Avukat tarafından açılan (1. örnekte verilen) davada, davanın reddine karar verilseydi, yani dava “değeri para ile ölçülebilir” dava olmasına rağmen “kazanılan bölüm” olmasaydı akdi ücret resen nasıl belirlenecektir.

a-) Avukatlık Kanunu’ndaki değişikliklerden önceki 163/son maddesinde “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” denildiğinden akdi ücret AAÜT 2. kısım 2. bölümüne göre maktu olarak belirlenecektir.

b-) Avukatlık Kanunu’nda 4667 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 164/4 maddeye göre “değeri para ile ölçülebilen davalarda ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değeri üzerinden “ % 5 ile % 15” arasında ücret hesaplanması gerekiyordu.

c-) Avukatlık Kanunu’nda 5043 sayılı yasa ile yapılan değişikten sonraki 164/4 maddesine; “% 10 ile % 20” arasında nisbi ücretin “davanın kazanılan bölümü” için hesaplanacağı düzenlenmiştr.

Bu dönemde (2004 sonrasında) davanın kazanılan bölümü olmaması hali için düzenleme olmadığından ve 164/4 maddenin “ değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla..” denildiğinden, değeri para ile ölçülmesine rağmen kazanılan bölüm olmayan davalarda davacı vekili için akdi ücret AAÜT 2. kısım 2. bölümüne göre maktu olarak belirlenecektir.

2- Karşı yan ücretinin belirlenmesi

Bu ücret, 6100 Sayılı HMK 323. maddesinin 1. fıkrasının “ğ” bendi gereği ve Av. K. 169. maddesinde gösterilen şekilde yargılama giderleri kapsamında merci tarafından resen belirlenir. Bu merci davalar için Mahkeme, icra dosyaları için İcra Müdürlükleridir. Karşı yan ücreti davalarında davacı yararına kazanılan miktar, davalı yararına ise reddedilen miktar üzerinden, icra takiplerinde ise takip miktarı üzerinden hesaplanır.

Karşı yan ücreti uyuşmazlıkta haklı çıkan lehine, haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilen ücrettir.

Bu nedenle yasal ücret takdir edilebilmesi için ilk koşul kazanılan bölüm olması gerekir. Uyuşmazlıkta kazanılan bölüm yok ise karşı yan ücreti takdir edilmez.

Ücret hesabı Av. K.168/son hükmüne göre “hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan” Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanır. Karşı yan ücreti Av. K. 169. maddesi gereği avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.

Karşı yan ücreti davalar için hüküm, icra dosyaları için hitam tarihinde yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesine göre ve para ile ölçülebilen dava ve işlerde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmındaki oranlara göre, para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2. kısım 2. bölümdeki merciiye göre belirlenmiş maktu miktarlar esas alınır.

Kanuni vekalet ücreti olarak adlandırılan bu ücret yargılama giderleri kapsamında olduğundan dış ilişkide (davacı-davalı arasındaki veya alacaklı-borçlu arasındaki) iş sahibi olan müvekkile aittir. Bundan dolayıdır ki borçlusundan talep edilirken müvekkil adına talep edilir. İç ilişki de ise (müvekkil ile vekil arasındaki ilişkide) Av. K. md. 164/5 gereği avukata aittir. Taraflarca aksi, yani karşı yan ücretinin vekil edene ait olacağını kararlaştırabilir.

D- TALEP EDİLEBİLECEK AVUKATLIK ÜCRETİ İLE İLGİLİ

1- Hukuki yardım tamamlanmış olması halinde ücret

Taraflar arasındaki sözleşmede aksine hüküm olmadığı takdirde, hukuki yardımın tamamlanması ile avukatlık vekalet ücreti muaccel hale gelecektir. Muaccel hale gelen ücret iş sahibi ile avukat arasında kararlaştırılan (kararlaştırılmadığı takdirde genel hükümlere göre hesaplanacak olan) akdi ücret ile hukuki yardımdan doğan karşı yan ücretidir. Hukuki yardımdan doğan karşı yan ücreti olmadığı takdirde, talep edilebilecek ücret sadece akdi ücrettir.

Kural olarak akdi ücret iş sahibinden (müvekkil), karşı yan ücreti ise aleyhine ücrete hükmedilen müvekkilin hasmından talep edilir.

2- Hukuki yardım tamamlanmadan vekalet ilişkisinin son bulması halinde ücret

a) Tarafların iradesi dışında bir nedenle vekalet ilişkisinin son bulması

Taraflardan birinin ölümü (veya tarafların iradesi dışında bir başka nedenle) vekalet ilişkisinin kendiliğinden son bulduğu tarihte hukuki yardım tamamlanmış ise, avukatın tam ücret (akdi+karşı yan ücreti) talep edebileceği tartışmasızdır. Ancak vekalet ilişkisinin kendilğinden son bulduğu tarihte hukuki yardım tamamlanmamış ve iş sahibinin ölmesinden sonra, mirasçıları, murisin vekiline işi takip için vekalet vermemesi mümkündür. Çünkü mirasçıların, önceki avukata (murisin avukatına) vekalet verme zorunlulukları yoktur, işi kendilerinin bizzat takip etmesi veya bir başka avukata vekalet verme hakları vardır. Bu ve benzeri durumlarda avukatın mirasçılardan talep edebileceği vekalet ücreti nasıl hesaplanacaktır.

Vekalet ilişkisinin kendiliğinden son bulduğu hallerde talep edilebilecek vekalet ücreti hakkında Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2008 tarih ve E. 2008/7337 – K. 2008/14326 sayılı kararında “…(vekalet ilişkisinin son bulduğu tarihten önce ) açılıp da takip ettiği dava ve işlerden dolayı 23.07.2004 tarihine kadar sarfettiği emek ve mesaisi dikkate alınarak, Avukatlık Kanununun
164. maddesindeki oranlar nazara alınmaksızın takdir ve tayin edilecek hakkaniyete uygun bir ücretin belirlenmesi” demektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin de benzer nitelikte kararları vardır.

b) Tarafların iradesiyle vekalet ilişkisinin son bulması

b1) Avukatın istifası veya azledilmesi

Avukatın hukuki yardım yaparken, hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalması vekil edenine karşı Avukatlık Kanunu, Avukatlık Meslek Kuralları ve 6098 Sayılı TBK 505 ve devamı maddelerinde somutlaştırılan yükümlülüklerini Avukatlık Kanunu 34. maddesine uygun (ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü içerisinde) olarak yerine getirmesi gerekir.

Hukuki yardım devam ederken avukatın istifa etmesi veya iş sahibi tarafından azledilmesi haline ilişkin yasal düzenleme 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 174. maddesidir. Maddede:

“Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır.

Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir.

Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır.” denilmiştir.

174. madde kapsamında vekalet ücretine ilişkin değerlendirme yapabilmek için öncelikle istifa veya azlin haklı olup olmadığının tespiti gerekir.

İş sahibi ile avukat arasındaki “vekil- müvekkil” ilişkisinde en önemli (olmaz ise olmaz) unsur “GÜVEN”dir. Avukatın ağırlaştırılmış özen borcu gereği, GÜVEN duygusunun ayakta kalmasını sağlamak öncelikle avukatın ödevidir.

Güven duygusunu zedeleyen/yok eden davranış avukata ait ise, bir başka deyişle avukat (birinci fıkrada açıklanan) özen yükümlülüğünü ihlal etmiş ise, azil haklı, istifa haksız olacaktır. Aksi durumda, yani güven ilişkisini zedeleyen/yok eden davranış iş sahibine ait ise azil haksız, istifa haklı olacaktır.

Avukatın özen borcuna ilişkin olarak Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 24.04.2006 tarih ve E. 2005/16998 – K. 2006/6398 sayılı kararında “… avukatın, vekil olarak borçları BK’nın 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, öncelikle vekil BK’nın 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekle yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorundadır.

Şayet vekili görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, vekil edenin vekilini azli haklıdır.” denilmiştir.

Vekalet ilişkisinin istifa veya azil ile son bulduğu hallerde talep edilebilecek vekalet ücreti, istifa veya azlin haklı ya da haksız oluşuna göre belirlenir.

İstifa haklı veya azil haksız ise avukat hukuki yardımları nedeniyle tam ücrete hak kazanır. Hak kazanılan tam ücret; istifa veya azil olmasaydı, avukatın (edimi olan) hukuki yardımı tamamladıktan sonra elde edeceği toplam ücrettir. Bu nedenle ücret hesabı; hukuki yardıma konu dava ve işlerin istifa ya da azil tarihi itibariyle lehe sonuçlandığı (kesin hüküm) varsayımıyla (sözleşme yoksa 164. maddeye göre hesaplanan) hesaplanan akdi + karşı yan ücretlerinin toplamıdır.

Bu ücret avukatın hukuki yardıma devam ederek ücretine kavuşmasını engelleyen iş sahibi olan önceki müvekkilden talep edilecektir.

Azil ile ilgili Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 14.11.2017 tarih ve E. 2015/32045 –K. 2017/11096 sayılı kararı:

Dava, haksız azil nedenine dayalı takip edilen icra takiplerindeki icra vekalet ücreti alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı avukatın azlinin haksız olduğu mahkemenin de kabulündedir. Avukatlık Kanunu’nun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. …

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 28.09.2017 tarih ve E. 2015/17057 – K. 2017/8752 sayılı kararında:

Dava, haksız azilden kaynaklanan karşıyan vekalet ücretine ilişkindir. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil Avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Başka bir deyişle güncel içtihatlarımız gereği haksız Başka bir deyişle güncel içtihatlarımız gereği haksız azil halinde karşı yan ücretine hükmedilmesi için tahsil edilebilirlik koşulları aranmaz.” denilmiş olup, benzer birçok karar vardır.

İstifa ile ilgili Yargıtay 13. Hukuk Dairesi “19.9.2013 tarih ve E. 2013/15398- K. 2013/22021 sayılı kararında:

“Davacı, davalıların vekili olarak takip ettiği dosyalara ilişkin vekalet ücretinin, bir kısım masrafların ve yol giderlerinin ödenmediği gerekçesiyle vekillik görevinden istifa ettiğini ileri sürerek, vekalet ücretine konu alacağın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, haksız istifa tarihi itibariyle davacı tarafından takip edilerek sonuçlandırılan (kesin hüküm elde edilen) dava ve icra takipleri yönünden davacının hak ettiği akdi ve karşı yan vekalet ücreti ile davalılar tarafından itiraz edilmemesi nedeni ile tüm dosyalarda yapılan masrafların hesaplanması için bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve davacının davalılardan aldığını kabul ettiği miktarın mahsubundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm elde edilmediği halde sadece karara çıkmış dosyalar yönünden de hesaplama yapılan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” denilmiştir.

İstifa haksız veya azil haklı ise avukat hukuki yardımları nedeniyle sadece istifa veya azil tarihi itibariyle neticelenmiş (kesin hüküm haline gelmiş) dava ve işler için ücret talep edebilir. İstifa veya azil tarihinde derdest olan işler için ücret talep edemez ve derdest işler için alınmış peşin ücret varsa iade etmesi gerekir.

Önceki dönemlerde, Yargıtay kararları ile getirilen kural gereği; haklı azil halinde ikili ayrıma gidilerek; avukatın azle neden olan davranışı iş sahibine zarar vermemiş ise derdest dava ve işlerdeki emek ve mesaisi karşılığı takdir edilecek bir ücreti talep etmek hakkı olduğu kabul ediliyordu. Bu görüşü yansıtan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E. 2005/16998 – K. 2006/6398 sayı ve 24.4.2006 tarihli kararında “Avukatlık kanununun 174. maddesine göre, avukatın haksız olarak azli halinde ücretin tamamı azil edilen vekile verilir ancak, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise, yani azil haklı ise avukatlık ücretinin ödenmesi gerekmez. HGK.’nın 23.9.1987 gün 87/3-188 esas 87/657 karar sayılı ilamında da açıklandığı gibi, haklı olarak azledildiği halde, azle yol açan davranışının davalı aleyhine herhangi bir sonuç doğurmayan ve azle neden olan davranışı iş sahibine zarar vermeyen avukatın, azil tarihine kadar sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık adalete uygun bir avukatlık ücretinin ödenmesi hakkaniyet gereği olarak kabul edilmelidir.” denilmiştir. Ancak Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bu görüşünden dönmüştür.

b2) İş sahibi ile karşı tarafın sulh olması (veya her nu suretle olursa olsun anlaşma ile sonuçlanan veya takipsiz bırakılan işler) halinde ücret:

Konuya ilişkin düzenleme Avukatlık Kanunu 165. maddesidir. 165. maddede, müvekkil ile sulh olan hasmı müteselsilen sorumlu tutulmaktadır. Maddede bu sorumluluğun kapsamı (akdi ücret + karşı yan ücreti mi yoksa sadece karşı yan ücretimi olduğu) açıkça belirtilmemiştir. Müteselsil sorumluluğun kapsamı konusunda Yargıtay’ın bazı Hukuk Daireleri arasında görüş ayrılığı vardır.

Bu görüş ayrılığına Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 08.02.2010 tarih ve E. 2009/4326 – K. 2010/979 sayılı ilamının Karşı Oy yazısında işaret edilmiştir.

Karşı oy yazısında : “…Yargıtay (3) ve (13)’ncü Hukuk Daireleri ile üyesi olduğum 4. Hukuk Dairesi, her iki vekalet ücretinden dolayı da gerek davacı (alacaklı) ve gerekse davalı (borçlu)’nın Avukatlık Kanunu’nun 165’nci maddesi gereğince müştereken ve müteselsilen sorumluluğunu kabul etmekle birlikte (3) ve (13)’ncü Hukuk daireleri iş sahibi olan davacı (alacaklı) ile kendi avukatı arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesinin tarihi ve sözleşmenin yazılı olup olmamasına göre davalı (borçlu)’nun sorumlu olacağı miktar yönünden değerlendirme yaparken, 4. Hukuk Dairemizin sayın çoğunluğu ise, iş sahibi olan davacı (alacaklı) ile avukatı arasındaki avukatlık ücret sözleşmesindeki miktarla bağlı kalmaksızın davalı (borçlu)’yı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki miktar ile sorumlu tutmaktadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyesi olarak ben ise, davalı (borçlu)’nın her iki vekalet ücretinden de sorumlu olmadığı, kendisinde davalı olma sıfatı bulunmadığından dolayı dava açılamayacağı, dava açılması halinde pasif husumet yokluğu nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyim.” denilmiştir.

Bugüne kadarki uygulamada; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (29.03.2017 tarih ve 2017/13-772 E. 2017/564 K., 07.11.2012 tarih ve 2012/13-218 E.-2012/759 K. sayılı ve diğer kararları vd.) ile 13. Hukuk Dairesi’nin benzer görüşteki bir çok kararı (13.03.2018 tarih ve E. 2016/19556 – K. 2018/3023, 14.02.2018 tarih ve E. 2017/10010 – K. 2018/1733 vd.) gereği müteselsil sorumluluğun akdi ücret + karşı yan ücreti olmak üzere toplam ücreti kapsadığı kabul ediliyordu. Uygulamaya yön veren bu kararlar gereği 165. madde kapsamında akdi ve karşı yan ücret hesabı tarafların sulh olduğu miktar üzerinden (sulh olunan miktar tespit edilemiyor ise harçlandırılmış dava değeri üzerinden) yapılıyordu.

ANCAK Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 05.10.2018 tarihli kararında “Avukatlık Kanunun 165. maddesine düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hallerinden olan sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde, karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin de girmediği” yönünde karar verildiği açıklanmıştır. [Yargıtay 1. Başkanlığı 08.10.2018 tarih ve 60482426/7169/12387 sayılı Dağıtım Yerlerine hitaben yazılmış Bilgilendirme Notu.]

İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun kararı gereği bundan sonra 165. madde kapsamında müvekkilin hasmından akdi ücret talep edilemeyecektir.

b3) İş sahibinin avukatından yazılı muvafakat almaksızın bir başka avukatı da (aynı iş için) vekil tayin etmesi

Konuya ilişkin yasal düzenleme 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 172. maddesidir.

Madde gereği aynı iş için ikinci bir avukattan hukuki yardım almak isteyen iş sahibi: ilk avukatına en az bir haftalık süre vererek yazılı muvafakat talep etmesi gerekmektedir. Kendisinden muvafakat talep edilen avukatın (iş sahibinin bildirdiği süre içinde, süre bildirilmemiş ise bir hafta içinde) muvafakatı olup olmadığını bildirmesi gerekir. Avukat cevap vermemiş ise muvaffakat etmiş sayılır.

İlk avukatın muvafakat etmediğini bildirmesi halinde vekalet akdi kendiliğinden sona erer ve 172/2 hükmü gereği avukat ücretinin tamamını iş sahibinden talep edebilir.

Aynı dava/iş için, maddede belirtilen şekilde ilk avukattan muvafakat istenmesi veya devam eden dava/iş için kendisine vekalet verilmek istenen ikinci avukatın; Avukatlık Meslek Kuralları [26 Ocak 1971 tarihli ve 5 sayılı TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.] 39. maddesinin “İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir.” hükmü gereği ilk avukata yazılı bilgi verildiği yaygın bir uygulama olmadığı görülmektedir.

Uygulamada önceki avukat ikinci avukatın atandığını daha çok ya dosyada işlem yaparken konulan vekaletten ya da azledilmesi ile haberdar olabilmektedir.

Dosyadan ikinci avukat atandığını öğrenen avukatın bu durumu kabullenerek hukuki yanrdıma devam etmesi halinde hukuki yardım tamamlandıktan sonra tam ücrete hak kazanacaktır.

İkinci avukatın atandığını dosyadan öğrenen avukat makul sürede (en geç bir hafta içerisinde) bu gerekçe ile istifa ederek ve haklı istifa iddiası ile tam ücret talep etme hakkı olacaktır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 08.06.2011 tarih ve E. 2011/12283 – K. 2011/18982 sayılı kararı:

….Davacı dava dilekçesinde, bilgisi ve rızası dışında başka bir avukatın görevlendirildiği gerekçesiyle ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davacı avukatın başka bir avukata vekalet verildiğini öğrendikten sonra makul bir sürede Avukatlık Kanununun 172. maddesi uyarınca çekilip çekilmediği hususu araştırılmalı, makul sürede çekilmediği tespit edildiği takdirde ücret isteyemeyeceği göz önünde bulundurularak karar verilmelidir.

Mahkemece az yukarıda değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

Hukuk Genel Kurulu 30.01.2013 tarih ve E. 2012/13-691 – K. 2013/173 sayılı ilamı kararı

…Davalı, Avukatlık Kanunu’nun 172.maddesi gereğince davacının yazılı muvafakatini almadan, davacının takip ettiği davaya bakma görevini başka bir avukata vermiş, davacının iddiasına göre de 02.11.2004 tarihli duruşma öncesinde kendisini durumdan telefon ile haberdar etmiştir. Bu durum davacının işi bırakması için haklı bir neden oluşturmaktadır.

Dosya kapsamından davacının 02.11.2004 tarihli duruşmaya hiç katılmadığı, görevlendirilen yeni avukatın davalıyı temsil ettiği de duruşma zabıtlarından açıkça anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacı vekillik görevini gereği gibi yerine getirdiğinden; davalı da haklı bir neden olmaksızın ve anılan kanunun 172. maddesinde belirtilen usule uymaksızın yeni bir avukat görevlendirildiğinden, eldeki davayı açmakta haklıdır.

Direnme bu nedenle yerindedir. Ne var ki, Özel Daire’ce hüküm diğer yönlere ilişkin incelenmemiştir. Bu nedenle dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesi gerekmektedir.

E- HUKUKİ YARDIMA KONU DAVA VE İŞİN MASRAFLARI İLE İLGİLİ

Avukatlık Kanunu 173/2 maddedesinde “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harc ve giderler iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekte avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için, yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.

Avukatın iş için yapacağı yolculuk masrafları ve bulunduğu yerden ayrılma tazminatı, anlaşma gereğince iş sahibi tarafından ayrıca ödenir. Bu giderler peşin olarak ödenmedikçe avukat yolculuğa zorlanamaz. Bu hükmün aksine sözleşme yapılabilir.” denilmiştir.

Madde hükmü gereği kural olarak hukuki yardım yapılacak dava ve işlerin tüm giderleri müvekkile (iş sahibine) aittir. Ancak taraflar bunun aksini yani masrafın avukat tarafından karşılanacağını ve hukuki yardımın sonunda masrafların avukata ödeneceğini (veya tahsilattan alınacağını) kararlaştırabilirler.

Madde hükmünden doğan masrafların iş sahibine olduğuna dair karine nedeniyle Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararlarında; taraflar arasındaki sözleşmede masrafların avukat tarafından yapılacağına dair hüküm olmaması veya iş sahibi masrafların avukat tarafından yapıldığını kabul etmemesi halinde, masrafların kendisi tarafından yapıldığını avukatın ispat etmesi gerektiği belirtilmektedir.

Doktrinde ihtilaf halinde masrafı verdiğinin müvekkil tarafından ispatı gerekir diyen görüş sahipleri “olumsuzun ispatının istendiği gerekçesiyle” Yargıtay kararlarındaki görüşü eleştirmektedir.

Uygulama da Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararları doğrultusundadır

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 19.02.2015 tarih ve E. 2014/13331–K. 2015/4858 sayılı kararında

“…Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekte avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için, yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerektir. Avukatın iş için yapacağı yolculuk masrafları ve bulunduğu yerden ayrılma tazminatı, anlaşma gereğince iş sahibi tarafından ayrıca ödenir. Bu giderler peşin olarak ödenmedikçe avukat yolculuğa zorlanamaz. Bu hükmün aksine sözleşme yapılabilir.

Davacı avukatın davalı müvekkili için yaptığı dosya masraflarının davalı müvekkilinden aldığı avans ile yaptığı hususu karine teşkil etmekte olup bu karinenin aksi davacı avukatça ispatlanamamıştır. Ödeme belgelerinin elinde bulunması bu giderlerin avukat tarafından karşılandığını ispata yeterli değildir. Davacının dosya masraflarına ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 03.05.2016 tarih ve E. 2016/2647- K. 2016/12131 sayılı kararında

“..1136 sayılı Avukatlık Kanununun 173/2. maddesinde, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” Hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların iş sahibi tarafından işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmeli, bunun aksini ileri süren, başka bir ifade ile müvekkilinden masraflar için avans almadığını iddia eden avukatın da, bu iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir. Dava konusu olayda davacı avukat, “masrafların işin başında alınmadığı” konusundaki bu ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, davalara dair masrafların işin başında avukata verildiğinin kabul edilmesi gerekirken, mahkemece, takibe konu mahkeme ilamında yer alan 1.461,90 TL yargılama giderinin de davacı avukatın alacağına dahil edilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” denilmiştir. Benzer çok sayıda karar vardır.

AVUKAT SALİH AKGÜN

BU MAKALE, ANKARA BAROSU DERGİSİ’NİN 2018/4 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi yazınız!

Son Eklenen İçerikler

Gayrimenkul Satış Vaadine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davaları

Satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında somut durum gerektirmedikçe keşif yapılması zorunlu değildir. Bazen gerekmediği halde mahkemelerce keşif yapılmaması...

Konkordato Mühletinin İşçi Alacaklarına Etkisi

Ekonomik açıdan zor durumda olan kişileri ve işletmeleri korumak yanında alacaklıları ve kamunun menfaatlerini de korumayı amaçlayan konkordato kurumu 7101 sayılı...

Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini

“Şirket yönetimi için kayyım tayini” tedbiri Yasa’da sayılan belli suçlar için başvurulabilen özel bir koruma tedbirdir. Bu tedbire Yasa’da arama ve...

Türk Ceza Yargılamasında Koruma Tedbirleri Bakımından Esas Alınan Şüphe Kavramı

Suç soruşturmasında şüphe kavramı özellikle temel hak ve hürriyetleri çok yakından ilgilendiren koruma tedbirlerine başvurmada en çok kullanılan ama aynı zamanda...

Tutuklu ve Hükümlülerin Yararlanabileceği Yayınlar

Ceza  infaz  kurumunda bulunan tutuklu  ve   hükümlülerin yayınlardan yararlanmasına ilişkin esaslar 5275 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri de gözetilerek Anayasa Mahkemesi tarafından...