in

Genel Kamu Hukuku – İnsan Hakları Pratik Çalışması – 15.5.2009 – AÜHF

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Genel Kamu Hukuku dersi, “İnsan Hakları” konulu pratik çalışması
OLAY:
Keçiören’de faaliyet gösteren “XYZ Derneği”nin genel sekreteri ve genel kurul üyesi olan “A”, Dernek tarafından Ankara’da düzenlenen “Hak ve Özgürlükler” konulu toplantıya sunucu olarak katılmıştır. Sunucu olarak söz aldığı toplantıda, özellikle insan hakları ve özgürlükleri sorununu irdelediği konuşmasında 1980 yılında yapılan askeri darbeyi eleştirmiş; Türkiye’de esaslı bir sorun olarak “milliyetçilik ve Kürt mücadelesi sorunu” gibi ulusal bir sorun bulunduğunu, bu sorunun çözülmesi için mücadele edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Bu konuşmasından dolayı Ankara DGM’de yargılanan A, Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesinde düzenlenen bölücü propaganda yapmak suçundan suçlu bulunarak para cezasına çarptırılmış ve karar kesinleşmiş; dernek hakkında ise bu toplantı dolayısıyla bölücü eylemlerin odağı olmak suretiyle yasak faaliyette bulunduğu gerekçesiyle kapatma kararı verilmiştir.
SORULAR:
1. Olayda “A” ve “XYZ Derneği” bakımından AİHS’nin hangi hüküm ya da hükümlerinin ihlal edilmiş olabileceğini tartışınız.
Öncelikle olayların tespit edilmesi gerekir.
A bakımından:
(i) Konuşmasından dolayı mahkûm edilmesi.
(ii) DGM’de yargılanarak mahkûm edilmesi.
Yaptığı konuşma dolayısıyla mahkûm edilmesi, söz konusu mahkûmiyetin AİHS’nin 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün tartışmaya açılması gerekir.
İlgili derste söylediklerimizi hatırlayacak olursak, Mahkemeye göre düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplumun başlıca temel taşlarından biridir. 2. fıkra hükmü saklı kalmak kaydıyla bu özgürlük yalnızca itibar gören ya da zararsız ya da önemsiz sayılan haberler ya da düşünceler bakımından değil, aynı zamanda devlet ya da halkın bir bölümü için aykırı, kural dışı, şaşırtıcı ya da endişe verici cinsten olanlar için de geçerlidir. Demokratik toplumun vazgeçemeyeceği çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği budur.
Bu özgürlüğe getirilecek sınırlamaların, demokratik bir toplumda zorunlu, kanunla öngörülen ve genel yarara yönelik meşru bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olmaları gerekmektedir.
Mahkeme, ifade hürriyetinin sınırlarını belirlerken, toplumda hoş görülmeyen fikirlerin de, şok edici bile olsalar, şiddete çağrı olmadıktan sonra maddenin koruması altında olacağını belirtmiştir (Handyside kararı). Bu olayda da, yapılan konuşma eleştirel sınırlar içerisinde kaldığı, var olduğu düşünülen bir sorunun dile getirilerek bu sorunun çözümü için “mücadele edilmesi” gerektiği savunulmuştur. Mücadele etmek, şiddete başvurmak ile aynı anlama gelmemekte, ya da açıkça şiddete çağrı içermemektedir. Bu nedenle söz konusu mahkûmiyetin sözleşmenin 10. maddesine uygun olmadığı söylenebilir.
DGM’de yargılanarak mahkûm edilmesi: Bu durum sözleşmenin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı ile ilgilidir. Daha önce belirttiğimiz gibi, Devlet güvenlik mahkemeleri tarafından verilen mahkûmiyet kararları üzerine yapılan başvurularda Mahkeme, askeri üye nedeniyle bu üyenin askeri üstlerinin denetimine bağlı olması ve idarenin etkisine açık olmasının bu mahkemelerin yansızlığından kuşku duyurması nedeniyle 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmaktaydı. Sonuç olarak, mahkemenin tarafsızlığı/yansızlığıkonusunda oluşan kuşkular nedeniyle, adil yargılanma hakkının da ihlal edildiği söylenebilir.
XYZ Derneği Bakımından
Kapatma kararı verilmesi, Sözleşmenin 11. maddesi ile ilgilidir. Ancak burada kapatma kararı bir ifadenin beyan edilmesi nedeniyle gerçekleştiğinden, Sözleşmenin 10. maddesinin de ihlal edilip edilmediğinin tartışılması gerekecektir. Mahkeme’nin de pek çok kararında belirttiği gibi, bu maddeyi, 10. maddeden ayrı düşünmek olanaksızdır. Bir davada Mahkeme bunu şöyle ifade etmiştir: “Sözleşme’nin 11. maddesi bağımsız olarak yorumlanmakla birlikte, 10. madde ile birlikte de ele alınmalıdır. Kanılara dokunulmaması ve düşünce açıklama özgürlüğü 11. madde ile düzenlenen toplanma ve dernek özgürlüğünün temel amaçlarıdır.”
Az önceki gerekçelerle, derneğin kapatılması da Sözleşmeye aykırı olacaktır. 10. ve 11. madde birlikte ihlal edilmiş olacaktır.
(Soru: Derneğin kapatılmasına karşı iç hukukta etkili bir başvuru yolu öngörülmemişse ne olacaktır?) 6. ve 13. maddeleri tartışmak gerekir. Bilindiği gibi, adil yargılanma hakkı, öncelikle yargılanabilmeyi de kapsar.
13. maddeye göre de, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal resmi görevliler tarafından bu görevin ifası sırasında da yapılmış olsa, milli bir makama etkili bir başvuru yapma hakkına sahiptir. İç hukukta etkili bir yolun öngörülmemiş olması, 13. maddenin de ihlali sonucunu doğurabilir.
2. Dernek adına kimler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilir?
Dernek adına, ancak yetkili organları başvuruda bulunabilecektir. Örneğin derneğin yetkili olmayan üyeleri, başvuruda bulunamaz.
3. A adına derneğin başvuruda bulunması mümkün müdür?
Tüzel kişiler, ancak kendi tüzel kişiliklerini ilgilendiren konularda başvuruda bulunabileceklerinden, derneğin A’nın uğradığı mağduriyet için A adına başvurmaya yetkisi yoktur.
OLAY 2:
A, B ve C sendikaları, 1 Mayıs 2008 tarihinde, İşçi Bayramı kutlama etkinliklerini İstanbul’da Taksim Meydanı’nda gerçekleştirmek istediklerini kamuoyuna açıklamışlar ve ilgili makamlara başvuruda bulunmuşlardır. Ancak başvuru, İstanbul Valiliği tarafından, Taksim Meydanı’nda herhangi bir toplantı yapılmasının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Kutlamayı yine de Taksim Meydanı’nda gerçekleştirmekte kararlı olan bazı gruplar 1 Mayıs 2008 sabahı çeşitli yönlerden Taksim Meydanı’na girmeye çalışmış, ancak önceden güvenlik önlemleri almış olan polis güçleri tarafından gruplara müdahalede bulunularak Taksim’e girmeleri engellenmiştir. Bu müdahaleler sırasında bazı göstericiler yaralanmış; kaçarken yere düşen Bayan “D” ise yerde doğrulmaya çalışırken iki polis tarafından tekmelenmiş ve hafif biçimde yaralanmıştır.
“A” sendikası, olaylara müdahale eden polisin sendikaya ait binaya girerek bina içindeki sendika üyelerine karşı aşırı güç kullandığını, eşyaları kırıp döktüğünü ileri sürmüş; İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise sendika binasından güvenlik güçlerine taş atılması üzerine söz konusu müdahalenin gerçekleştirildiğini, müdahale sırasında orantılı güç kullanıldığını ve sendika binası içerisindeki hasarın da içerideki arbededen kaynaklandığını ileri sürmüştür.
SORULAR:
1) Göstericilerin Taksim Meydanı’na girmelerine izin verilmemesini AİHS bakımından değerlendiriniz.
Öncelikle, Sözleşmenin 11. maddesine bakmak gerekecektir.
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
Dersimizde açıkladığımız gibi, birinci fıkrada yer alan, toplantıların asayişi bozmaması koşulundan hareketle, toplantıların bildirime bağlanması, yerine göre izne bağlanması ve yer koşulu gibi bazı koşullara tabi tutulması maddenin ihlal edildiği anlamına gelmez. Somut olayda, Taksim Meydanı’nda güvenlik gerekçesiyle toplantı yapılmasına izin verilmemesine dayanak olarak maddenin ikinci fıkrasında yer alan nedenlerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Meydana giren kişilere müdahale edilmesi hususuna gelince, göstericilerin tutumunun asayişi bozup bozmadığı hususunun incelenmesi gerekir. Dersimizde açıkladığımız gibi, asayişi bozan bir toplantıya müdahale edilmesi için ikinci fıkraya başvurmaya gerek yoktur, birinci fıkra uygulama alanı bulur. Çünkü toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı, “asayişi bozmayan” nitelikte olmak zorundadır. Somut olayda bu durumun varlığı halinde ihlal söz konusu olmayabilir. Aksi durum ise ihlalin var olduğu anlamına gelir.
2) Bayan “D”nin maruz kaldığı muameleyi AİHS bağlamında değerlendiriniz.
Bayan D’nin uğradığı muamele 3. madde kapsamında değerlendirilebilir. Bayan D yere düşmüş, olayla ilgisi kalmamış, polise karşı da herhangi bir saldırı ya da mukavemet göstermiyor. Buna karşın uğradiği kötü muamele 3. Maddenin açık ihlalidir.
Madde 5 ve Madde 11 açısından da olay incelenebilir:
Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı
1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
Ayrıca 11. madde. Yasadışı toplantıya müdahale. 1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir.
Bu maddedeki durum da olmadığına göre, kişiye uygulanan muamele 3. maddede yer alan işkence, insanlık dışı ya da kötü muamele yasağına girebilir. Bu maddenin hiçbir istisnası ya da sınırlaması da yoktur.
Gerçekten de, Bayan D için ne madde 5’in 1.c hükmü, ne de madde 11’in 2. fıkrasında sayılan istisnalar uygulanabilir görünmektedir. Madde 5/1.c uygulanabilir değildir çünkü Bayan D Polis tarafından tutulmamıştır.
3) “A” Sendikası binasına yapılan müdahaleyi, sendikanın ve polisin ileri sürdükleri görüşlerin doğru olduğu varsayımları üzerine ayrı ayrı değerlendiriniz.
Sendikanın Görüşleri Doğru İse:
İçeri girilmesi: 8. maddenin ihlali. Mahkemenin içtihatlarına göre, tüzel kişiler de maddenin koruması altındadırlar. Buna şüphe yoktur.
Kısıtlamanın kanunda öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca, kısıtlamanın, demokratik toplumda zorunlu olan ölçüde ve maddede sayılan gerekçelerle yapılması gerekmektedir. Bu kanunun bireyler tarafından ulaşılabilir ve anlaşılabilir olması gerekmektedir. Ayrıca alınan önlemin, gerekli olması koşulu aranmaktadır. Müdahalenin gerekliliği konusunda devletler bir takdir marjına sahiplerdir.
Eşyaların kırılıp dökülmesi: Mülkiyet Hakkının ihlali: Ek 1. Protokol, Madde 1. 
Mahkemeye göre, herkese mallarının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkını tanımakla, özü itibariyle mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Kişinin mülkiyetinden yararlanma hakkı, mülkiyet hakkının geleneksel temel unsurlarından birini oluşturur.
Madde üç ayrı kuralı içermektedir. İlk kural, mülkiyete saygı ilkesidir (1/1). İkinci kural, mülkiyetten mahrumiyet ile bunun koşullarını gösterir. Maddeye göre mülkiyet hakkı mutlak olmayıp genel yarar amacına yönelik bazı kısıtlamalara konu olabilecektir. Madde, mülkiyet hakkına açıkça müdahale izni verdiği durumların dışında kalan her türlü müdahaleyi yasaklamaktadır. Bir başka anlatımla müdahalenin maddede sayılan meşru amaçlardan birine yönelmesi, oranlılık kuralına uyulması, kanun tarafından öngörülmüş olma, gerektiğinde tazminat ödenmesi gibi koşulların gerçekleşmesi gereklidir.
Üçüncü kural ise ikinci fıkrada olup, taraf devletlere, özellikle sahip olunan mallardan yararlanma hakkını genel yarara uygun şekilde düzenleme yetkisi vermektedir. Ancak bu üç kural birbirlerinden bağımsız değillerdir ve birlikte değerlendirilmeleri gerekmektedir.
Olayda, keyfi olarak eşyalara zarar verme varsa bunun maddedeki istisnalara girmesi mümkün değildir.
Sendika içinde toplanan kişilere müdahale edilmesi, 11. maddeyle de ilgili görülebilir.
OYA ATAMAN KARARI: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 5 Aralık 2006 tarihli, Türkiye’yi mahkûm ettiği Oya Ataman davası kararı. Bu karar, polisin kanunsuz da olsa göstericilere orantısız kuvvet uygulayamayacağını, biber gazının yasal bile olsa tehlikeli olabileceğini, hükümetin çeşitli bahanelerle kamu alanlarındaki gösterileri engelleyemeyeceğini söylüyor.
Sonuç olarak AİHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığına kanaat getirmektedir.
Biber gazı kullanılması: AİHM, “biber gazı spreyinin” kullanılması sorununa da bir kararında eğilmiştir. Mahkeme’ye göre;
AİHM, Avrupa Konseyi ülkelerinin, taşkınlık durumunda göstericileri kontrol etmek, hatta dağıtmak için kullanılan bu gazın, Kimyasal Silah Sözleşmesi’nin (CAC) ekinde belirtilen toksik gazlar arasında yer almadığını gözlemlemektedir. Ancak AİHM, biber gazının kullanıldığında, solunum, mide bulantısı kusma, solunum yollarının tahriş olması, gözlerde tahriş, kaşınma, göğüs ağrıları, dermatit ya da alerji sorunları gibi sıkıntılara neden olabileceğini not etmektedir. Bunlar sağlık raporuyla ispatlanabilirse, 3. madde kapsamında da değerlendirilebilir.
AİHM KARARLARININ YERİNE GETİRİLMESİ SÜRECİ
A. Kararların Niteliği:
1. Mahkeme kararları kesindir.
 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları, sözleşmenin 44. maddesinde belirtilen biçimde kesinleşir.
 Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına karşı herhangi bir kanun yolu mevcut değildir.
 Kararların bağlayıcılığı sadece dava konusu ve dava tarafları ile sınırlıdır. Erga Omnes (herkes için geçerli) etkisi yoktur.
 Başvuru ile aynı nitelikte olan ve iç hukukta görülmekte olan davalar başvurudan etkilenmez. Ancak, Mahkeme ihlalin kaynağı olarak bir iç hukuk kuralını göstermiş ise hem davalı devletin, hem de benzer hükümlere iç hukukunda yer veren devletlerin sorumluluğu sözkonusudur denilebilir. AİHM, Avrupa özgürlükler kamu düzeni kavramı çerçevesine gelişmektedir, dolayısıyla taraf devletler mevzuatlarını sözleşme ve Mahkeme içtihadıyla uyumlaştırmak durumundadır. Aksi durum sözleşmenin amacıyla bağdaşmaz, sözleşme ve mahkemenin insan hakları konusunda bir standart yaratma amacında olduğu unutulmamalıdır.
2. Mahkeme kararları bağlayıcıdır.
 Sözleşmenin 46. maddesi gereği taraf devletler Mahkemenin vermiş olduğu kararlara uymakla yükümlüdür. Bu kararlara uyulmasını denetleyecek olan organ ise aynı maddeye göre Bakanlar Komitesidir.
3. Mahkeme kararları icrai nitelik taşımaz.
 Mahkeme kararları bildirici, tespit edici, açıklayıcı nitelik taşır. (Mahkeme bu hususa çeşitli kararlarında atıf yapmıştır). Dolayısıyla Mahkeme, taraf devletin idari, yargısal organlarınca verilen kararları iptal etmek, yasama tasarruflarını değiştirmek, geçersiz kılmak ya da bozmak şeklinde bir yetkiye sahip değildir.
 Karar kendiliğinden iç hukuku etkilemez, işlem veya eylemin sözleşmeye aykırı olduğunu, sözleşmeyi çiğnediğini beyanla yetinir.
 Kararların doğrudan infaz kabiliyeti olmadığı için, kararların yerine getirilmesi yönünde gereken önlemleri almak davalı devlete düşer. Her ne kadar devletin, kararın nasıl yerine getirileceği konusunda takdir yetkisi var ise de, bazı durumlarda devletin bu tür bir yetkisinden bahsedilemez, ya da takdir yetkisi olmakla birlikte bu yetkinin sınırı çizilmiştir. Örneğin, AİHM tazminata hükmetmişse, gecikme faizi de dahil olmak üzere, miktar bellidir. Ya da, ihlal bir iç hukuk hükmünden kaynaklanıyorsa, AİHM bir anlamda ihlalin nasıl giderileceğini belirtmiş demektir. İhlal, sözkonusu hükmün AİHS’e uyumlu hale getirilmesi ile giderilecektir.
B. Kararların Yerine Getirilmesi:

  • Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi devletin, sözleşme ile yüklenilen sorumluluğunun doğal sonucudur. Sözleşme ile kurulan denetim mekanizmasının etkinliğini sağlayacak olan da budur.
  • Kararların yerine getirilmesi meselesinde hiçbir taraf devlet, başka bir devletin kararları yerine getirmeme eylemini emsal göstererek bu yükümlülüğünden kaçınamaz. Karşılıklılık sözkonusu değildir.
  • Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi; ihlale son vermek, ihlal nedeniyle ortaya çıkan geçmişteki durumları silmek, benzer nitelikteki ihlalleri önlemek biçiminde olabilir. Şayet Mahkeme tarafından bir tazminata hükmedilmişse, başvurucuya tazminatı ödemek yükümlülüğü sözkonusudur. İhlale son vermek, uğranılan zararı tazmin borcunu ortadan kaldırmaz. Örneğin, Sözleşmeye aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılan kişinin Mahkeme kararı neticesinde özgürlüğüne kavuşturulması ihlale son vermek anlamına gelir; ancak haksız yere özgürlüğünden mahrum kalma nedeniyle uğranılan zararın tazmini ayrı bir meseledir. İhlal nedeniyle ortaya çıkmış durumların silinmesinden kasıt ise, sözleşmeye aykırılığın doğurduğu kişisel sonuçların geriye dönük olarak ortadan kaldırılmasıdır. Aynen yerine getirmenin maddi ya da hukuksal imkansızlıklar nedeniyle mümkün olmaması ya da kısmen mümkün olması durumlarında adil bir tatmin yoluna gidilerek ihlalin izleri tazminat yoluyla silinmeye çalışılacaktır.
  • Yerine getirme, ya doğrudan ilgili devlet organlarının kendiliğinden harekete geçmesi ya da kişinin, mahkeme kararına dayanarak iç hukukun yetkili organlarına başvurması suretiyle olacaktır. İdari birimlerin AİHM kararlarını yerine getirmekten kaçınmaları halinde idari yargı yerleri, kişilerin başvurusu üzerine, Mahkeme kararının yerine getirilmemesine ilişkin idari tasarrufun iptali yoluna gidecektir.
  • Sözleşmeye aykırılık bir yargı kararından kaynaklanmış ise yeniden yargılama yoluna gitmek gerekecektir. Belirtilmesi gerekir ki, yargılamanın yenilenmesi tüm alanlarda geçerli bir kurum olarak kabul edilmez. Özellikle, üçüncü kişilerin haklarını zedeleyebilecek özel hukuk meselelerinde yargılamanın yenilenmesi kurumu, üçüncü kişilerin etkilenmelerini engelleyecek biçimde dar tutulmalıdır. Bazı taraf devletlerde yeniden yargılama kurumunun olmaması önemli sorunlar yaşanmasına neden olduğu içindir ki, Bakanlar Komitesi, iç hukuk düzenlerinde yeniden yargılamaya imkan tanıyan usul hükümlerinin kabul edilmesi konusunda tavsiye kararı almıştır. Türkiye’de yargılamanın yenilenmesi yolu açıktır. HUMK, CMK ve İYUK’un yargılamanın yenilenmesi kurumunu düzenleyen maddelerine AİHM kararı neticesinde de bu yola gidilebileceği hususu eklenmiştir.
  • Kararların yerine getirilmesinin bir boyutu da, taraf devletin aynı ya da benzer ihlallerin ortaya çıkışını engellemek yükümlülüğüdür. Bu amaçla devlet, ihlal kararı ile ilgili olarak kamuoyunu, kamusal birimleri bilgilendirmek, başta güvenlik güçleri olmak üzere tüm kurumlara mahkeme kararları konusunda hizmet içi eğitim vermek gibi yollara gitmektedir. Yine, ihlalin kaynağını bir mevzuat hükmü oluşturuyorsa içtihat değişikliği, ilgili hükmün uygulamasında ihmal ya da idari düzenlemeler yoluyla çeşitli önlemler almak gerekmektedir. Türkiye’de, 2004 Anayasa değişikliği öncesinde, yargı yerleri uluslararası hukuk kurallarını uygularken kimi zaman isteksiz davranmış, iç hukuka ağırlık vermiş olsa da, 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesine eklenen “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” şeklindeki düzenleme neticesinde Türkiye, mevzuatını AİHS ile uyumlu hale getirmek ve AİHM kararları çerçevesinde değişikliklere gitmek yolunu benimsemiştir.
  • AİHM kararlarının yerine getirilmesinin takibini Avrupa Konseyi Statüsü uyarınca kurulmuş bir siyasal organ olan Bakanlar Komitesi gerçekleştirmektedir. Konseye üye her devletin Bakanlar Komitesinde temsilcisi bulunmaktadır. Üye devletler genellikle dışişleri bakanları ile temsil olunur, bu nedenle de kurumun mutlak bağımsızlığından söz etmek zordur. Ancak, Komite bakanlar düzeyinde yılda iki kez, daha çok siyasal konularda toplanır. Komitenin toplantı halinde bulunmadığı zamanlardaki görevlerini, ki bunlara AİHS tarafından Bakanlar Komitesine verilen görevler de dahildir, üye devletlerin Konseyde bulunan daimi temsilcilerinden meydana gelen Delegeler Komitesi yerine getirir. Delegeler Komitesi, Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi hususunda şöyle bir yol izler: Bir karar Bakanlar Komitesine iletildiğinde derhal gündeme alınır ve ilgili devlet, kararın yerine getirilmesiyle ilgili olarak ne tür önlemlere başvurduğu konusunda Komiteyi bilgilendirmeye davet edilir. Bakanlar Komitesi, ilgili devlet tarafından alınan önlemlerin kararın içerine uygun olduğuna karar verirse, Sözleşmenin 46/2 maddesinin yerine getirildiğine ilişkin bir tespit kararı kabul eder. Tersi bir durumda, yani taraf devletin ihlal kararının gereğini yerine getirmediğinin tespiti halinde Komite, baskı araçlarını kullanacaktır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kararların yerine getirilmesi, iç hukuk düzenlerindeki gibi maddi bir yaptırımla güvence altına alınmamış olduğundan bağlayıcılık kararı nispi bir nitelik taşır. Kararların yerine getirilmesi, Bakanlar Komitesi’nin gözetimi altında, her üye devletin kendi inisiyatifine bırakılmıştır denilebilir.
  • Komitenin kullanabileceği baskı araçları: Sözleşmeye bağlılık gibi manevi bir yaptırım dışında, çeşitli diplomatik ya da maddi zorlama araçları mevcuttur. Örneğin, Bakanlar Komitesi, bakanlar ya da taraf devlet temsilcilerini toplantılarda dinlemeye alabilmekte, insan hakları konusundaki duyarsızlık ya da isteksizliklerini ifade edebilmektedir. Yine, taraf devlete resmi mektup yoluyla görüşlerini iletebilmekte, aralıklarla tavsiye ve teklifler sunarak sorunu kamuya duyurabilmektedir. Ayrıca, Bakanlar Komitesi, Avrupa Birliği üyeliği için aday statüsünde olan devletler bakımından olumsuz bir imaj oluşturmak gibi baskı araçları kullanabilmekte, Avrupa Birliği Komisyonu ile Avrupa Parlamentosunun hazırladıkları raporlarda bu durum yer alabilmektedir. Maddi zorlama araçlarının başında ise, Avrupa Konseyi Statüsünde yer alan hükümler gelmektedir. Statünün 3. maddesinde “her Konsey üyesi devletin hukukun üstünlüğü ilkesiyle, yargı yetkisi içindeki herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerinden yararlanması ilkesini kabul ettiği….” ilkesine yer verilmiş, 8. maddede ise, 3. madde hükümlerini ciddi biçimde ihlal eden herhangi bir Konsey üyesinin temsil haklarının askıya alınabileceği ve Bakanlar Komitesi tarafından Konsey üyeliğinden çekilmesinin istenebileceği belirtilmiştir. Kısacası, ihlal kararının gereğini yerine getirmeyen devlet, Konseydeki temsil hakkının askıya alınması veya üyelikten çıkarılma yaptırımı ile karşılaşabilecektir.

İçeriğimize Oyunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Borçlar Hukuku Genel – Giriş

İdare Hukuku Bütünleme Sınavı – 20.06.2014 – İstanbul Üni. Hukuk Fak.